• Homepage
  • >
  • Genel
  • >
  • Rock Off’un semalarında küçük bulut ve baba kucağındaki küçük çocuk

Rock Off’un semalarında küçük bulut ve baba kucağındaki küçük çocuk

  • by Onursal Yazman
  • 2 Months ago
  • 0

Daha önce sadece bir kez konser yazısı kaleme almıştım. “Doksanların Çocuğu Olarak Anımsamak (Faith No More Konseri Öncesi Bunları Düşünüyorum)” başlığıyla* 70’lerin progresif rock devlerinin albümlerinden çıkmış uzun bir şarkı adı gibi duruyordu. Unutuyorum tam olarak ne yazmış olduğumu, okumaya başlayınca bu kez gerçekten anımsıyorum ki Faith No More ile ilgili bahsettiğim tek bir satır yok!

2009 yazında FNM ilk kez geliyor diye, anılarım, o gün (ve bugün hâlâ) ilk ve son kez bu topraklarda izlemiş olduğumuz Pearl Jam’in efsanevi 1996 konserini tetiklemiş. İkisi de doksanlar kontenjanından nasıl olsa. İyi de olmuş, birilerinin PJ gününü ve o atmosferi kayıt altına alması gerekiyordu. FNM konserinden tam onüç yıl geriye gitmek gerekse de o kalemle memnuniyetle bir şeyler çıkarmaya çalışmıştım.

Bu kez bir festival yazısı yazmayı deneyeceğim, onüç yıl beklemeden. Eve döner dönmez, güneş doğmadan. Taptaze anılarla. Yılın ilkyarısında Salon İKSV’de düzenlenen konserlerde hasbelkader titreği az ve yatay görüntü alınmış amatör videolar çekmiştim. Etkinlik sayfasına yükler yüklemez gruplar iletişime geçti, videolar resmen kapışıldı! Bu kez makineminkine değil de kendi belleğime kaydettiğim izlenimlerime ve tabi sözcüklerime güveniyorum. Olasılıkla kapışılmayacaktır ancak tarihe not düşme görevi görsün, bu da hepimize yeter.

Programdaki gruplara bakınca, yılın bu çaptaki tek büyük açık hava organizasyonu olduğunu gördük Rock Off’un. İki gün önce İstanbul’a yağan ceviz büyüklüğündeki dolu fırtınası ve Mordor’a dönüşen simsiyah İstanbul semaları Rock Off 2017’yi tehdit etmedi değil. Neyse ki Amon Amarth’ın başını çektiği metal tanrılarıyla birlikte, meteorolojinin “süper hücre” diye açıklama getirdiği bizimse daha anlaşılabilir bir dille “küresel ısınmanın ekstrem sonuçlarıyla aşırı betonlaşmanın uçurumdaki sonuçları” dediğimiz bu iklim değişikliğinin tam ortasında bir “extreme metal” festivali daha geride kaldı.

İtiraf ediyorum, Sülfür Ensemble’da tanıdıklarım var, onları kaçırmamak için tedbirli davrandım da erken yola çıktım. Bu sayede ilk grup Milk Hunter sahneye çıkmadan iki şarkı önce alana varmış oldum. O sırada Motörhead çalıyordu, Lemmy de sahnenin solunda yerini almıştı zaten. Ardından Testament geldi, hem de son albümünden. Dışarıya çıktığımda ne zaman grupların yeni albümlerinden bir şeyler duysam mutlu oluyorum; bu sayede o melodiler kulaklığımdan kurtulup hava almış oluyor.

Sahne akışı açıklandığı üzere tam dakikasında ilk notayı Milk Hunter vurdu. Saat 13:45. Gökyüzüne baktım, küçük bir buluttan başka bir şey yok! Güneş tam tepemizde. Bulabildiğim bir tentenin gölgesinden faydalanarak festivali izlemeye koyuldum. İlk kez dinliyorum Milk Hunter’ı, karşılaştırabileceğim ne bir kayıtları ne de canlı performansları var deneyimlerimde. Temiz çaldıklarını anlayabiliyorum yine de. Mekân henüz dolmuş değilse de belli bir kıpırdanma sağladılar. Yalnız, “süt avcısı” anlamına gelen Milk Hunter için veganlar ne düşünüyorlardır, merak edilmeyecek gibi değil hani. İnsanlığın avcılıkla geçindiği çağlardan mı acaba bu isim? Ya da sütü gelmeyen/kesilen bir annenin bebeğinin babasıyla birlikte çıktığı bir süt avından mı esinlenilmiş?

Festivale dönelim… Milk Hunter, daha önce Sülfür Ensemble dinlememiş olanlar için bir anons yaparak “Sırada çok acayip ve iyi bir grup var, sahneyi onlara bırakıyoruz” diyerek devretti mikrofonu. Mikrofon standını grubun EP’sinden bildiğimiz o morun bir açık tonuna boyanmış olarak bulduk sahnenin ortasında. Vokalistleri Erdem Çapar kararlılıkla kaldırdı omuzlarının ve başının üzerine, bedeni bir Yunan tanrısı heykeli gibi teatral anlatımda, vücut dilinden emin, yatay duruma getirdi elindeki mikrofon standını. Ardından sırtını seyirciye döndü ve Sülfür morunun gerçek tonu çıktı karşımıza, deri ceketinin arkasında. Ensemble, bu tür sahne ayrıntılarına önem veren bir grup. Onları ilk kez Salon İKSV’de İstanbul Street Trash’in lansmanında izlemiştim. O gece kullanmış oldukları, sahneye çıkacakları zamanı geriye doğru ilerleyerek gösteren sayaç yoktu burada belki ama, güneş tam tepemizdeyken sergiledikleri performansla karartmasını bildi Maslak semalarını kısa süre içinde doom’un yerli neferi Sülfür Ensemble.

Doom metal yerini Balk Tooth’un groove’una bıraktı. Yedi yıl önce izlediğime göre çok daha hakimler şimdi sahneye. Deyim yerindeyse çayırı kısa sürede ele geçirdiler southern sludge fırtınasıyla. Sadece alanı mı, bir ara sahneye davet ettikleri beş altı izleyiciyle birlikte eğlene eğlene hem içtiler hem söylediler. Panteravari sound’ları hatta Pantera cover’larıyla sıcağın altında olduğumuzu unuttuk resmen. Black Tooth da önceki iki gruba teşekkür edip indi sahneden.

Yerli gruplar yerlerini yabancıların programına devretmeye hazırlanırken verilen aradan yararlanıp daha soğuk ve daha ucuz biraya doğru bir yönelme oldu seyircide. Rotalar yanıbaşımızdaki markete çevrildi, biz de o kalabalığın içinde alanı terk etmeye hazırlanıyorduk ki Radical Noise’dan Kerem Onan ile rastlaştık güvenlik noktasında. Tam o sırada Türkçe sözlü heavy müziğin bayrak şarkılarından “Salla Merkezi” duyulmaya başlandı. Seyda Babaoğlu’nun da Kerem’e doğru “ne oluyoruz” bakışı atmasıyla efsanevi bir merhabalaşma oldu.

Finlandiyalı folk metal grubu Korpiklaani için döndüğümde alanın iyice dolmuş olduğunu fark ettim. Sahneye çıkar çıkmaz, kemanlı-akordeonlu grup izleyicide sürekli bir kıpırdaşma halini yaratmakta gecikmedi. Rock’n Coke 2006’daki Gogol Bordello’dan bu yana festivali düğün ortamına çevirebilen başka bir grup gelmemişti sanırım Türkiye’ye (ya da öyle her düğüne gitmeyen biriyim ben). Gogol daha çok gypsy punk yapıyordu, vivid ve gösterişli takılar üzerlerinde özellikle de pembe elbiseler içinde dans edenleri getiriyordu akıllara. Korpiklaani ise daha çok Western filmlerindeki salon müziklerine yakın, hem de en kadifesinden mavi elbiseli kadınların mavi gömlekli kovboylarla dans ettiği votkalı biralı hatta bourbonlu bir ortam.

“Düğün” sona erdikten sonra “cenaze” başladı. Napalm Death, neredeyse her bir şarkı arasına sıkıştırdığı “basic human being” olamayışımızdan kaynaklanan evrensel sorunları dile getirdiği kısa konuşmalarla günümüz insanoğlunun cenazesini kaldırdı resmen. Öte yandan, Napalm’in ekipmanlarının ve bagajlarının İstanbul’a ulaşmaması nedeniyle (uçuştaki öteki yolcularınkiyle birlikte kalkış noktasında unutulmuş) grubun ne yapıp edip festivalde yerini almış olması hiç alışıldık bir durum değil takdir edersiniz. Bu koşullar altında, festival yöneticilerinin tedarik ettiği enstrümanlarla sahne alıp günün en sıkı performanslarından birine imza atmasını bildiler. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kayışının sürekli yerinden çıkması/kopması gibi sorunlarla boğuşan turne gitaristi John “Bilbo” Cooke’un şarkıları çalmaya ayakta başlayıp çömelerek bitirebildiğine şahit olduk. (Orijinal gitarist Mitch Harris albüm kayıtlarına giriyor ancak sağlık sorunları nedeniyle birkaç yıldır grupla turlayamıyor.) Her şeye rağmen, Rock Off 2017’de bizi yalnız bırakmamış olmaları ve sahnede de süren aksaklıklara karşın gösterdikleri çaba izleyiciden ekstra takdir alırken solist Mark “Barney” Greenway her seferinde tam üç kez “Thank you! Thank you! Thank you!” diye kısa ve net yanıtladı bu ilgiyi. Koyu Birmingham aksanıyla ve büyük aktör Jim Carrey’yi andıran vücut dili ve mimikleriyle sıradışı bir karakter Greenway. Sonunda bir şarkıda yere de kapaklandı, aşağı yukarı her konserinde The Flintstones’dan aldığı Barney lakabına uygun şekilde!

Bloodbath için verilen arada öğrendik ki Anathema’nın Cavanagh kardeşlerinden basçıları Jamie teknisyen olarak turnedeymiş İsveçli death metal grubuyla. Aralık ayında bir İstanbul müjdesi vermiş Anathema severlere kuliste. Soundcheck’te sahnede de gördük bir ara kendisini. Bloodbath’in ekipmanları sahnede hazır, Napalm Death’in yaşadığı şansızlıktan sonra güzel bir banyo yapma zamanı. Paradise Lost’tan Nick Holmes vokalde, Katatonia’dan Jonas Renkse basta ve Anders Nystörm de gitar ve geri vokallerde, Ghost’tan Per Eriksson öteki gitarda, Opeth’ten Martin Axenrot’un da bateride olduğu süper bir kadro. Amaç, yan yollara sapmadan oldschool death metal yapmak. Festivalin bu yılki edisyonunda toplam kariyeri en büyük grubun frontman’i ise Britanyalı bir süper yıldız yalnız. Holmes’un Halifax aksanı ise çok temiz: “We are Bloodbath from Sweden” deyişi bile şairane geliyor kulağa. Amaçlarına ulaştılar mı derseniz, o biçim: “This is oldschool death metal. Made in Sweden!”

Festivalin tişört ligi şampiyonu Amon Amarth için sahnede hazırlıklar sürerken ne yapıp edip en öne kadar ilerlemeyi başardım. Davul setinin iyice yüksek bir platforma kurulması dışında şova yönelik başka hazırlıklar da olduğunu gözlemledim. Amon Amarth tam zamanında çıktığında sahneye Rock Off 2017’nin her biri “uniq-ue” bireylerden oluşan kalabalığı tek vücut oldu desem yeridir. Hızlı girişten birkaç parça sonra, vokalist Johan Hegg’in “İyi akşamlar Türkiye, iyi akşamlar İstanbul!” selamı sözlü alışverişi bol bir konserin ilk sinyalleriydi. Daha sonra bu alışveriş, hayranların sahneye gönderdiği hediyelerle yeni bir boyut kazandı. Büyükçe bir paket geldi en önden sahneye. Hegg onu alıp kulise teslim etti, yüzünde tatlı bir şaşkınlık eşliğinde. Paketle beraber bir de tahtadan yapılmış Viking gemisi maketi hediye edildi. Onu ise davul setinin tam iki bası arasına en öne yerleştirdi özenle, çok yakıştı. Şunu fark ettim, Papa Het’ten sonra seyirciyle bu kadar kolay ve doğal iletişime geçebilen bir frontman izlememiştim. Amon Amarth fanları da Johan Hegg’e James Hetfield’e gösterilen saygı ve sevgiyle aynı kalibrede karşılık verdi dün gece. Amon Amarth, mevcut turnelerindeki setlist’e sadık kalıp en sevilen şarkılarıyla son albümden örnekler dengesini tutturarak 1,5 saat boyunca melodik Viking metalinin krallığını ilan edip indi sahneden.

Bu festivallerin en güzel yanı dostlarını bir arada görme ve sohbet etme şansı bulman. Hatta sahneden inip aramıza katılanlar dahi şöyle diyor, “Bir çok metalciyle birlikteyken kendimi evimde hissediyorum. Aynı şeye bağlıyız ulan!” Babaların annelerin ellerinden tutarak getirdikleri küçücük çocukları görüp umutlanıyorsun sonra. Hele biri vardı ki baba kucağında; yaşadığımız tüm politik olumsuzluklara karşın, “amormetal nesil yetiştiriyoruz” diye antidepresan etkisi yaptı bünyede. Maçka Parkı’nda kıyafet skandalı yaşandığı gün Maslak’ta özgürce giyinip eğlenebilen şanslı birkaç bin metalciydik. Amon Amarth için önlere ulaştığımda İranlı bir çiftle tanıştım: Nasıl bir ülkeydi lan İran, nasıl bir ülke oluyor ulan Türkiye? Rock off!

Bu nedenle tişört liginin şu demokratik yapısını önemsiyorum… Aklımda tutabileceğimi sandım ama baktım olmuyor telefonuma not aldım ve sadece görebildiklerimi yazdım. Buyurun, resmi olmayan Rock Off 2017 tişört ligi listesi! Kazanan rock and roll ve özgürlük olduğuna göre alfabetik veriyorum:

AC/DC, Alter Bridge, Amon Amarth, Anthrax, Arch Enemy, Avenged Sevenfold, Bad Religion, Bathory, Behemoth, Black Label Society, Black Sabbath, Black Tooth, Blind Guardian, Bloodbath, Cannibal Corpse, Danzig, Dark Tranquillity, Death, Decaying Purity, Demifrag, Dr. Skull, Ensiferum, Evanescence, Gojira, Gökböri, Guns N’ Roses, Iron Maiden, Kara Cephe (Black Front), Katatonia, King Diamond, Kiss, Korn, Korpiklaani, Kreator, Lamb of God, Led Zeppelin, Manowar, Mastodon, Megadeth, Metallica, Meshuggah, Milk Hunter, Moonspell, Motörhead, Mötley Crüe, Napalm Death, Neurosis, Nirvana, Obituary, One More Page, Opeth, Pantera, Pentagram (TUR), Pentagram (USA), Pink Floyd, Radical Noise, Rammstein, Septicflesh (Rock Off 2017’nin açık ara en güzel tişörtü), Scorpions, Sepultura, Slayer, Slipknot, Sodom, Suicidal Tendencies, Tankard, Testament, Tool, Voivod. (Bonus olarak kızlarda David Bowie “Aladdin Sane”, erkeklerde de bilumum King Diamond türevi göz altı/çevresi makyajı.)

Lemmy’nin karşı tarafından, sahnenin sağından haykıran Dio’nun dediği gibi: “The world is full of kings and queens / Who blind your eyes and steal your dreams / It’s heaven and hell, oh well”

Ah! Resim sormayın lütfen… İyi bir izlenim ve konser yazısının görsellere gereksinimi yoktur. Evet bakalım, bu kez olmuş mu?

http://(*) https://goo.gl/17Ymhd, Delikasap.com, 14.08.2009

1,837 total views, 2 views today

  • facebook
  • googleplus
  • twitter
  • linkedin
  • linkedin
Previous «
Next »

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*