Blog

Yegane rock festivalimiz Rock Off’tan zihnimize takılanlar…

Bayram trafiği çilesi ve pazartesi sendromunun bir karışlık suyuna kafalama atlayış yapma durumlarına rağmen grupça Rock Off’un yolunu tuttuk. Festival, uzundur dolu dolu bir metal coşkusuna kesintisiz maruz kalmadığımızdan ötürü hem oldukça coşkulu hem de az sonra değineceğim bir dizi husus ile oldukça öğretici geçti.

Biz alana girdiğimizde sahnede You May Kiss The Bride (YMKTB) vardı. Festivalin ilk öğretici yanı en başta böyle bir grubun varlığını afişlerdeki logosundan sonra kanlı canlı görerek başladı. Tarzları itibariyle bize hitap etmedikleri için alanın yan tarafındaki gölgelik çimlere serilerek grubun sahneden icra ettiklerine bakmayı tercih ettik. Kendilerinden öğrendiğim kadarıyla tek Türkçe şarkıları Model’in vokaliyle yaptıkları düet imiş. Sonra cover olarak Çilekeş’ten Y.O.K çaldılar. Cover seçimi olarak doğru fakat icrası pek doyurucu olmadı kanımca. YMKTB’ın bende bıraktığı ilk intiba, biraz buruktu. Ki bu durumu yalnızca “Türkçe” şarkı ve “Türkçe” cover ile izah edebilirim, zira diğer şarkılarının şarkı-lar oluşunu fark etmek çok zordu. Belki arada 3 şarkı potpori yaptılar, ama ben anlayamadım yani. Neyse, son tahlilde YMKTB nevi şahsına münhasır bir grup tadı vermedi bize, coverdan yola çıkarak Çilekeş gibi enstrüman varyasyonlarına, düetten yola çıkarak da Model gibi kentli gençliğin duygusal acılarını gün yüzüne çıkarma potansiyeline sahip olmadığını söyleyebilirim. Bahtları Çilekeş gibi değil Model gibi açık olur inşallah.

Sahneye çıkacakların en sert abilerinden, medarı iftiharımız (İzmirliye kıyak bitmez!) Pitch Black Process; sıkı, sert, tavizsiz bir setlist ile kafalarımızı yardı. İlk şarkılar, biraz ses sisteminin azizliğine maruz kaldıysa da akışı engellemedi ve vokal Emrah’ın sahnedeki 3 mikrofonu kullanacak kadar grubun sahnede hareketli oluşu, sopa yutmuş gibi yerine çakılı kalıp memur misali kafasını kaldırmadan işini yapıp giden yerli grup profiline de iyi bir darbe vurdu.

Rock Off’un en kalabalık ekibi Dragonforce, kıpır kıpır bir ekip. Sahnede o kadar çok şey yaptılar ki ben tam olarak ne yaptılar anlayamadım… İyi gitaristleri ile nam salmış bu arkadaşların içinden sivrilen bence vokal Marc Hudson oldu. Hudson’dan efendime söyleyeyim bir Kiske, bir Luppi olur mu ya da bu isimleri de aşan bir efsane olur mu bilinmez, ama bu kadarını bile söyletiyor, anımsatıyorsa ışık var demektir. Festival kitlesince bilinen tek şarkıları Through the Fire and Flames ile final yapan grup, sahneye gayet yakıştı ve ecnebiliğin adeta karinesi uzun, sarı saçlı frontmani ile kadın katılımcıları bizden daha çok sevindirdi.

Ve nihayet gözümün nuru, gönlümün efendisi Sabaton’a geldi sıra. Benim şahsi heavy metal sevgimin ötesinde festivallere her daim marş söyleten grupların ayrı bir tat verdiğini söyleyebilirim. Ömrüm, bizim cenahın kamuflaj giydiği için militarist sayılamayacağını cenah dışına anlatmakla geçiyor. En büyük destekçim de sağolsunlar bu Swedish Paganlar. Savaş meselesini adeta bir akademik disipline çalışır gibi yoğun biçimde işleyen güzide bir grup Sabaton. Savaşı işleyişteki içeriksel durum ise gayet makul ve tarafsız olmakla birlikte, özellikle en sevilen şarkıların faşizme karşı direnişi işliyor oluşu ayrı bir güzel efendim. Sabaton, bence gerçekten ayrı bir yazıya konu edilerek tartışılmayı hak ediyor. Bu yüzden de derine inip Rock Off performansını unutmamak için burada es verelim.

Herifler gerçekten gırgır. Sahnede çalarken kovalamaca oynamak mı dersiniz, bizim buralarda havanın bunaltıcı sıcaklığını tanımlamada kullanılan tu kaka deyişleri söylemeleri mi, yoksa Broden’in gerçek six packlerimi gösteriyorum deyip zırhının içinden six pack şekilli tişört çıkması mı, neler neler… Ses de gayet temizdi ve bir süredir tutturdukları setlistin dışına çıkmadılar. Bizim memlekette olup da Cliffs of Gallipoli çalmadan olur mu? Bu şarkı çok hoş rifflere sahip olması dışında, lirikleri itibariyle savaş belasına Gelibolu’da yitip giden genç hayalleri nefis şekilde anlatıyor. Meselenin özetini şarkıda şöyle özetliyorlar: There is no enemy, there is no victory! Sesimiz yettiğince bir kısım Panzerkampf bir kısım da Stalingrad isteğinde bulunduk ama hem sesimizin menzilinin yetersizliği hem de süre itibariyle bu şarkılara muadil içerikteki Uprising ve Primo Victoria ile idare ettik. Megadeth efsane prodüksiyon ve performansla ortalığı kırıp geçirmeseydi Sabaton günün yıldızı olacaktı. Spoiler vermiş olduk ama olsun, bu çizgiyi bozmazlarsa ileride Rock Off 2016’ya gelmiş olanların “İyi ki vakti zamanında izlemişiz he Sabaton’u!” diyecekleri bir aşamaya ulaşacaklardır.

Alanda hatırı sayılır bir Children Of Bodom kitlesi mevcuttu ve güneşin batışına yakın günün en tatlı deminde COB sahnedeydi. COB için fazla lafım yok, çünkü gerçekten ne ben ne arkadaşlarım gruba, şarkılarına, vs hakim değiliz. Bizim açımızdan COB, festivalin en uzak alanında sosis kuyruğunda kusursuz senkronda, her sesi bastıran twin sesinden ibaretti diyebilirim. Bir de yine cahilliğin gözü kör olsun, sahneye asılan pankartta COBHC yazıyor oluşu kendi içimizde bir hayli ihtilafa yol açtı. En sonunda HC’nin Children Of Bodom’un kendi içinde bölünüp hizipçi bir ekibin bundan böyle yoluna COB/HC (Halk Cephesi, vs gibi) olarak devam ediyor oluşuna kanıt gibi yorumlandı.

mkk

Megadeth efsaneydi gençler, izleyenler hayatlarında önemli bir eksikliği kapattılar emin olun. (Daha önce izleyenler dahil.) Aklınıza ne geliyorsa çaldılar diyemeyiz elbet leblebi gibi albüm yapan bir efsane için. Fakat her albüme az çok değindiler, hak geçirmediler diyebiliriz. Hangar 18 ile başladı mesele, Tornado’da Menza’ya selam çakıldı, unutulmadı, She Wolf öncesi Dave seyirciye biraz özel hayatından anekdotlar verdi. Malumun ilanı, Trust ve Symphony of Destruction esnasında acayip güzel bir koro oluştu. Yeni albüme ismini veren Dystopia benim favorimdi zaten, setliste girmese çok kırılırdım, kırmadılar. Ama bitişte kitlenin iki gözü kadar emin olduğu, bis vaktinde çalınacak Holy Wars’a Mustaine’in sanki çalmayacaklar da işte daha bir haykırın ondan sonra bakarız gibisine tavırları çok gereksiz oldu. Son metronun kaçta kalktığından habersiz Dave, hem sayıca hem coşkuca azalan kitleye bozuk attı biraz. Alıştık zaten hep bir kapris hep bir trip yemeye, sorun yok. Çekeriz yani kaprisini ne olacak? Festivalin yapıldığı memleket ahvali, bir bombaya maruz kalmamak için karambole yaşayan yurttaşlardan oluşuyorken; Dave sahneden haklı olarak bu durumu kanıksayıp her türlü programını iptal eden “diğerlerine” inceden sitem etti, gönlümüzdeki ayrı yerini pekiştirdi.

mega

Evet, Rock Off 2016 biraz Megadeth ve bir iki alt grup arkadaşları şekline büründü doğru; fakat bu duruma organizasyon falan değil bizzat turne ayağı ile ülkemize tüm ihtişamı, prodüksiyonu ve enerjisi ile gelen Megadeth sebep oldu. Güzel de oldu.

Genel anlamda sahne dışı meseleler de bir festival için geçerli en asgari ölçülerle başarılı geçti. Bunca yılın sonunda öğrendik ki tuvalet kuyruksuz bir festival düşünülemez. Rock Off’ta da gelenek bozulmadı, ancak ne bir tatsızlık ne de can sıkıcı bir durum oldu. İnsanların kör şiddete hayatlarını heba ettiği ülkemiz atmosferinde, şiddetin olsa olsa düşenlerin elbirliğiyle tekrar kaldırıldığı pogo ile temsil olunduğu bir metal müzik festivali, hepimize çok iyi geldi.

rccckoof

 

 

No Comments

Bir Cevap Yazın

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: