Blog

Metalin KRALI Türkiye’ye GELİYOR!

Heavy Metal’in kralları kim diye sorularacak olursa birçok metal hayranı için cevap malumdur. 

Tabi ki Manowar cevabı, her “sert müzik bağımlısı” için tek bir ağızdan dillendirilecektir.

Ülkemize şimdilik “krallar” değil ama tek bir “kral” teşrif edecek.

Manowar’ın en kıdemli elemanı Ross The Boss, bir konser için İstanbul’a gelecek. Etkinlik tarihi 25 Mayıs.

Biz de bu büyük müzisyeni tanımayan genç metal fanları için Delikasap’ımızın kurucularından Yiğit Elvis İlgü Baba’nın, “KRAL” ile gerçekleştirdiği özel Delikasap Röportajını sizlere sunup, şimdiden sizi bu etkinliğe ısıtalım istedik.

***

ross2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yiğit & Boss

Manowar’un ilk gitaristi ve kurucularından biri olmasının yanı sıra, birçok farklı rock, punk ve blues gruplarında da çalmış, benim hayatımı etkileyen şarkılarda gitar sololarını atmış kişidir, Ross. Daha ne diyeyim!

Bavyera’nın küçük bir kasabasında düzenlenen bir metal festivalinde Men Of War adlı bir grupla eski Manowar parçalarını çalacağını duydum ve hemen iletişime geçerek bu söyleşiyi ayarladım. Berlin’deki Türk kuruyemişcisinden aldığım yarım kilo karışık kuruyemişi hediye ettim ona, o da yanına biraları esirgemedi. İçtik, konuştuk bana gitar bile çaldı. Harika, çok kral bir insan. Adı üstünde Ross The Boss…

Her şeyden önce, sana Manowar’dan neden ayrıldığın sorusunu sormayacağım. Çünkü bu soru sana ve Joey’a yüzlerce kez soruldu ve cevap hep aynı, herkesin bildiği şey.
Herkesin bildiği şey nedir? Sen ne biliyorsun mesela?

Benim bildiğim şey, sizin bunu hiçbir zaman somut bir şekilde açıklamamış olmanız. Sırf blues çalmak için böyle bir grubu bıraktığına açıkçası inanmıyorum.
Aslında ben ve Joey arasında olan bir şeydi. Grubu beraber kurduk ve uzun yıllar her şeyi beraber yaptık. Karı-koca gibi olmuştuk. Garip bir ilişki, müzikde farklı eğilimler ortaya çıktı ve işte, bazen gidenin sen olması gerekiyor. Beraber çok güzel altı albüm kaydettik, o şarkıların hepsiyle gurur duyuyorum. Geçen yıl ağustos ayında Earthshaker Festivali’nde tekrar beraber çaldık, inanılmaz bir duyguydu! Manowar’a yakın olmak, Manowar fanlarına, Manowar tayfasına yakın olmak, benim için en önemlisi buydu.

Benim için sen hala Manowar’un içindesin ve biz seni hala seviyoruz.
Bu beni gururlandırır dostum.

Tekrar Manowar çalmak için Almanya’dasın. Kendini nasıl hissediyorsun?
Bu harika bir şey! Uzun yıllar burada konserler verdik ve insanlar hala bu müziğe burada çok önem veriyor. Burada olmaktan mutluyum.

Rusya’da da bir Manowar tribute konserine çıkacağını okudum. Bu konserleri düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?
Keep It True festivalini düzenleyen Majesty’den Tarek beni aradı ve böyle bir şeyden bahsetti. Bana eşlik edecek olan Men Of War grubunu dinledim ve beğendim, özellikle vokalist hiç fena değil. Yoksa böyle bir işe kalkışmazdım. Eğer mükemmel olmama ihtimali olsaydı, baştan hiç düşünmezdim. Rusya’da bana eşlik edecek olan grubun adı ShadowHost, onlar da iyi çalıyorlar. Moskova’ya gitmek çok zevkli olacak, orada iyi müziğe aç bir sürü insan var. Oraya gidip yeni insanlarla tanışmak, güzel dostluklar kurmak istiyorum.

Rusya’da daha önce çalmış mıydın?
Hayır. Ya da galiba bir kez Manowar’la…

Başka ülkelerde de eski Manowar parçalarını çalma planın var mı?
Eğer bu akşam her şey yolunda giderse, ki öyle olacağına inanıyorum, bunu bir turneye dönüştürebiliriz. Çünkü insanlar eski Manowar parçalarını dinlemek istiyor.

Evet, ben kesinlikle istiyorum! Manowar artık konserlerinde eski parçalara fazla yer vermiyor. Geçen turnede Battle Hymns bile yoktu. Gloves Of Metal, Fast Taker, Secrets Of Steel dinlemek istiyorum.
O halde bu gece senin gecen olacak dostum.

Mükemmel! Man Of War grubuyla ne kadar çalıştınız?
İki gün. Elamanlar zaten hepsini iyi çalıyorlar. Ben sadece gittim ve kendi işimi yaptım. Herşey kolay oldu diyebilirim.

Tek gitar değil mi?
Evet tek gitar. Sadece tek bir gitarist!

ShadowHost grubuyla çalıştın mı?
Yo, henüz çalışmadım. Onun için önceden gideceğim. Fakat iyi bir cover grubu bulmak zor değil, benim için önemli olan Rusya’da benim müziğimi dinlemek isteyen insanlarla buluşmak ve iyi vakit geçirmek. Türkiye’ye de gelmek istiyorum, aslında olabildiğince fazla yerde çalmak istiyorum.

İki senedir içinde olduğun Brain Sourgeons grubu ve yeni kayıt ettiğiniz Denial Of Death albümünden biraz bahseder misin?
Yeni albümümle çok gurur duyuyorum. Grup oldukça sert, on iki şarkının yedisini ben yazdım. İstediğim şeyi yapmakan çok memnunum. Hayatımın bu noktasında kendi istediğim yolda ilerliyorum. Yaptığımız müzikde gerçek bir güç var. Blue Öyster Cult’un efsanevi davulcusu Albert Bouchard’ın karısıyla kurduğu bir grup bu. Olağanüstü  bir müzisyen! Joey ile tanıştığım ilk zamanlardaki gibi hissediyorum kendimi, Albert’le çalmak harika! Benim her ürettiğim şeyi kullanıyor ve yaptığımız müzikten tam zevk alıyorum.

Albümün kayıdının iki yıl sürdüğünü duydum?
Aslında bir haftadan kısa sürede kayıtları bitirdik, fakat tüm zamanımızı mixler aldı. Albert’in evindeki stüdyoda hepsini kendimiz yaptık. Şimdiye kadar içinde en çok gitar çaldığım albüm bu oldu. Kasımda da bir Avrupa turnesine çıkacağız.

Geçen yaz Manowar’un eski-yeni tüm grup elemanlarının bulunduğu fan convention’da bulunmak nasıldı?
Kalbimin en derinliklerinden söyleyebilirim ki, çok etkilendim. Dünyanın her yerinden gelen Manowar fanları oradaydı ve bana uzun zamandır yaşamadığım şeyleri hatırlattılar. Manowar’a sonsuz sevgi ve saygım var.

Senden sonra çıkan Manowar albümlerini dinledin mi?
Hayır.

Hiçbirini mi?
Tam olarak değil. Bazı şarkıları biraz dinledim, bana gönderdiler. Sevmediğimden değil fakat dinlemedim işte. Ama iyiler, yaptıkları her şey iyi.

Karl Logan’ın senin parçalarını çalmasını nasıl buluyorsun?
Bence Karl bu işi David’den daha iyi yapıyor (David Shankle: Ross’dan sonraki gitarist-y). David’in de mükemmel bir tekniği var, çok iyi bir eleman. Ama bana hitap eden bir tarzı yok. Benim belli bir tarzım var. Onların da tabii kendi tarzları var, çok iyi gitaristler. Gezegende birçok iyi gitarist var ve iyi bir gitarist diğer iyi bir gitaristin parçalarını çalabilmesi gerekir diye bir şey yok. Ahaha…

Manowar’la tekrar çalma planların var mı?
Onlara bunu her zaman yapabileceğimi söyledim. Şimdiye kadar çaldığım tüm gruplar hala benim arkadaşlarım ve eski arkadaşlarla ve kardeşlerle çalmak her zaman özeldir. Spinatras’la tekrar çaldım, Dictators’la 2004’de bir konser albümü kayıt ettik, Shakin’ Street’le Paris de bir konsere çıktım. Arkadaşlarımla çaldığım sürece mutluyum ve tabii biraz para kazanabildiğim sürece… Ahaha… Yakında Brain Surgeons’la büyük bir turneye çıkıyorum ve Manowar Tribute konserlerine de devam edeceğim. Kısacası kıç tekmelemeye devam ediyorum!

Senin sözlerini yazdığın bir Manowar şarkısı var mı hiç?
Hayır. Ben söz yazmam. Ben bir fikir üreticiyim. Grubun kuruluşundan önce ve sonra; hangi konseptte bir grup olması gerektiği, nasıl bir imajımız olacağı gibi şeyler…

Joey, Scott ve senin  kolundaki kartal dövmesini hepiniz aynı zamanda mı yaptırmıştınız?
İlk önce bende vardı. Sonra kardeşliğimizin sembolü olarak Joey yaptırdı ve ardından Scott. Eric istemedi, dövmeden pek hoşlandığını sanmıyorum. Ama dünyanın en iyi heavy metal vokalisti istediğini yapar.

Eskilere dönersek, Joey ile yıllar önce İngiltere’de tanıştığında onun hakkında ilk ne düşündün?
Bu herif piskopatın teki (this guy is fuckin crazy, this guy is really fuckin nuts) dedim! Çaldığı alete bu kadar inanmış, müzik için yaşayan birisi… Çok iyi bir karakteri var. Ve aradan geçen bu zaman içerisinde hiç değişmedi.
Black Sabbath turnesinde tanıştık. Ben Shakin’ Street’de çalıyordum. Biraz konuştuktan sonra Black Sabbath’ın soyunma odasına gittik ve hemen bir bas ve gitar bulup çalmaya başladık. Hassiktir (holyshit) dedim, nerde öğrendin böyle çalmayı! Atışmaya başladık (jamming); kim daha hızlı çalabilir, kim daha sert çalabilir!.. Ve iyi bir grup kurma fikri ortaya çıktı (Burda Ross her şeyi çok heyecanla anlatıyor). Black Sabbath gibi, Cream gibi, Queen gibi bir şey! Ama hepsinden daha sert ve hızlı. Bu arada Queen gençliğimde en sevdiğim gruptu. Kafalarımız tam uyuşuyordu. Doğru kişiyle tanıştığıma emindim. İkimizde de birikmiş çok iyi melodiler, riffler vardı. New York’a dönünce çalışmaya başladık ve Fast Taker, Death Tone, Shell Shock gibi şarkıları kayıt ettik.

İlk yazdığınız hangisiydi?
Sanırım Shell Shock, tam hatırlamıyorum. Gates Of Valhalla’da ilklerden biriydi. Bu şarkı uzun zamandır kafamdaydı ve Joey’un da yaptığı eklemeler ve değiştirmelerle mükemmel oldu. En sevdiklerimden biri… İlk şarkıların çoğunu vokal ve davul olmadan hazırladık. O kadar sert çalıyorduk ki, davul sanki varmış gibiydi. Plak firmasına kayıtlarımızı dinlettiğimizde davul var sandılar! İnanılmaz, büyüleyici bir şey! Biliyorduk ki, yakında bomba gibi patlayacaktık! Öyle bir enerji!..

Cream grubunu sevdiğini söyledin.
Evet, dünyanın en iyi grubu!

Ben Cream’in ‘Wheels Of Fire’ albümünü ilk gördüğümde, ilk aklıma gelen tabii ki Kings Of Metal albümündeki Wheels Of Fire’dı.
Joey’un o şarkının sözlerini Cream grubunu düşünerek yazdığını sanmıyorum. Tabii benim de aklıma şarkıyı ilk gördüğümde Cream gelmişti. Fakat dediğim gibi şarkıyı Joey yazdı ve yarış arabalarıyla ilgili bir şarkı.

Gerçek soyadın Friedman’ı kullanmıyorsun hiç. ‘The Boss’un hikayesi nedir?
Bunun asıl nedeni kendi soyadımı sevmemem. Bir Rock ‘n Roll ismine pek benzemiyor. Dictators’da çaldığım zamanlarda Bronx’un en uçuk, deli, kaçık, serseri elemanlarıydık hepimiz. O zamanki menajerimiz ‘Senin adının Ross The Boss olması lazım dostum’ demişti. Müzik dergileri en iyi punk gitaristlerinden biri olduğumdan bahsediyorlardı. İlk önce ‘insanlar bu ismi kendim taktığımı düşünecekler’ dediysem de, sonra benim de hoşuma gitti.

New York’dan Ramones ile kontağın var mıydı?
Ramones grubu Dictators’dan etkilenmiştir.. New York Dolls grubunun hemen ardından çıkan ilk siyah deri ceketli punk grubuyduk. Beraber çok takılırdık Ramones ile. California Sun şarkısını iki grup da çalmıştı. Ama bizim albümümüz daha önce çıktı. Ahaha.. Gerçek New Yorklu bir grup… Hatta aramızda bazen birbirimize takılarak atışmalarımız bile olurdu. Ne de olsa biz Bronxlu onlar Quenns’liydiler.

New York dışında bir yerde yaşadın mı hiç?
Birçok yerde  kaldım. Paris ve Madrid en sevdiklerimden. Ama dünyada New York’dan daha iyi bir yer olduğunu sanmıyorum.

Manowar’un ilk yıllarında, albüm kapaklarında ve konserlerde giydiğiniz ilkel savaşçı kıyafetleriyle hiç sokağa çıktınız mı?
Ahaha… Yo, bunu pek yaptığımızı söyleyemem.

mannn

Manowar’la kaydettiğiniz fakat yayınlanmamış şarkılar hiç var mı?
Vardı. Fakat benden sonraki gitaristlerle bunları değıştirerek yaptılar. Courage, Brothers Of Metal, Number One gibi… Şarkılar yayınlanmak içindir dostum. Kötü yaptıklarını söyleyemem.

Şimdiye kadar birçok farklı tarzda grupla sahneye çıktın. Seyirciye göre sahnedeki tavırların da değişiyor mu?
Seyirciye göre değil de, şarkıya göre tabii ki…

Sevdiğin gitaristler kimler?
Ben gitarın teknik çalınmasından ziyade bana verdiği duyguyla ilgileniyorum. BB King hayranıyım. O gerçekten kalbinden çalıyor. Onun dışında Eric Clapton, Jimi Hendrix, Tony Iommi, benim için tanrı gibidir. İyi gitaristler çok; Gary Moore, David Gilmour, Muddy Waters…

Klasik müzik dinliyor musun?
Evet. Özellikle bir kişiyi: Wagner.

Country dinliyor musun?
Country hem dinliyorum hem de çalıyorum. En son Spinatras ile Irak savaşı, askerler ve aileleri ile ilgili country bir şarkı kaydettim.

Gitar ve keyboarddan başka çaldığın müzik aletleri var mı?
Biraz bas. Davulda berbatım!

Küçükken ilk kemanla başladığını okumuştum…
Aslında ilk önce piyanoydu. Ardından kemana geçtim. Sonra baktım bütün gitarcılar manitaları tavlıyor; ben de gitara başladım.

Bir internet sitesinde de ailenin Avustralya’dan geldiğini okumuştum. Doğru mu?
Kesinlikle yanlış. Neden öyle bir şey yazmışlar garip. Ben Amerikalıyım ama köklerim Avrupa’da birçok yere dayanıyor. Macar’ım, İtalyan’ım ve Rus’um. Amerika’da zaten insanlar o kadar karışmış ki, bir kişinin tek bir yerden geldiğini söylemek zor.

İyi gitar çalmanı çok çalışmana mı yoksa yeteneğine mi bağlıyorsun?
İkisi de. Birazcık yeteneğim olduğunu gördüğümde çalışmaya başladım ve hala çalışıyorum. Hayatta gitar çalmaktan başka bir iş yapabileceğimi sanmıyorum.

Ne kadar sıklıkla çalışıyorsun?
Her gün. Saatini bilmiyorum. Olabildiğince çok… Brain Surgeons’ın son albümü için çok uğraştım, çok iyi gitarlar yazdığıma inanıyorum.

Bir Harley Davidson’ın var mı?
Hayır, motorsikletim yok. Ama bir ara almayı düşünüyorum.

Özel bir soru sormak istiyorum. Cevaplamak zorunda değilsin. Evli misin ve çocuğun var mı?
Evli gibi bir şeyim ve bir oğlum var (sağ kolundaki dövmeyi gösteriyor. Oğlunun adı: Jesse ve altında  5.6.91 yazıyor). Gelecek ay on beş yaşına girecek (Röportajın ilk yapıldığı tarihte on beş yaşında ama Jesse şu an eşşek kadar adam oldu-Delikasap Editörlüğü). 

Türkiye hakkında neler biliyorsun?
Doğal güzellikleri bol bir ülke olduğunu biliyorum. ABD ile politikada iyi anlaştıklarını biliyorum. Aslında pek de bir şey bilmiyorum. Müslüman bir ülke sanırım?

Evet.
Bence insanlar dinleri gereğinden fazla ciddiye alıyorlar. Yok Hıristiyanlar Müslümanları sevmiyor, yok Müslümanlar Yahudileri sevmiyor… H.ssiktir diyorum, ne kadar saçma!

Seninle sonunda röportaj yapabildiğim için çok memnunum. Türkiye’deki fanlarına son söyleyeceklerin neler?
Ross The Boss’ı dinlemekten hiç vazgeçmeyin. Daha uzun süre ben buralarda olacağım.
Söz veriyorum.

Röp: Yiğit Elvis İlgü 

https://youtu.be/qGGayL1H2i8

man 1

 

 

No Comments

Bir Cevap Yazın

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: