Blog

Simone Simons ile otel odasında şehvetli bir gece

Yerli heavy metal aleminde başarılı başarısız birçok çapkınlık hikayesi tarihin tozlu yapraklarında saklıdır. Rock ‘n’ Roll aleminin kuraltanımaz / boyuneğmez yegane temsilcisi Delikasap olarak zaman zaman geçmişe yolculuk yaparak şöhretli ya da az şöhretli metal kahramanlarının eğlenceli loserlık ve winnerlık hikayelerini, rock sosyetesinin şopar ve alemci isimlerinin öykülerini sizlere aktaracağız.

Bu defa konumuz bir çapkınlık macerası

Heavy Metalcilik müessesesinin diğer gençlik akımlarından en büyük farkı sadece sahnede icra edenlerinin değil, takipçilerinin de, fanlarının da birer rock’n’roll öznesi, adeta birer yarı-rockstar olmalarından ileri gelir. Bir Bulgar Orhan, bir Nikki Wild, bir Canali Erdal, bir Naki Helmkamp, yerli heavy metal alemlerimizin simge isimleri gibidirler.

Bugünkü hikayemiz, Canali Erdal ile Naki Baba’nın, -tabi ki ikisi de henüz bekar iken- “sex & drugs & rock’n’roll” mevzusunu dibine kadar yaşama girişimlerini konu almaktadır.

“Ben Simone Simons’u götürürüm arkadaş”

Seneler 2004’ü vurduğunda, Türkiye Cumhuriyeti o zamanlar henüz daha İslami dikta ceberrutluğu ile tam manasıyla yüzyüze kalmamış ve hala yüzlerce rock ve metal grubunun uğrak yeri bir memleket halindeydi.

Kimler yoktu ki dönemin festivali Rock The Nations’ta; Sodom’dan UDO’ya, Epica’dan Dio’ya, Doro’dan Kreator’a günümüzün en şöhretli yıldızları hınca hınç dolu metal festivallerinde İstanbulluları coştururdu.

Epica’nın kendi mahallelerine çok yakın bir mıntıkadaki otelde kalacağının istihbaratını yapan Kara-Bobby lakaplı Can Ali Erdal, Klink Kuku lakaplı kankası Naki Helmkamp’ı heyecanla telefonda arar:

“Lan Kuku, napıyon?”

“Eyvallah Moruk, sucuklu yumurta yapıyor annem, yiyeceğiz birazdan; sen napıyon?”

“…”

“Can? Alooo?”

-dıt dıt dıııt dıııt, dıt dıııt dıııt dıııtttt-

“Telefon kapandı ellaham”

Telefonu kapatan Naki Kuku, karnı acıkmış bir şekilde sofraya yöneldiğinde gözlerine inanamaz. Zira Kara Bobby çoktan sofraya oturmuş, sucuklu yumurtaya yumulmuştur bile. Annesi ile göz göze gelen Naki, annesinin “ne yapayım oğul” dercesine ellerini açmasına bişey demeden Canalinin yanına, sofraya oturur.

“Ulan göt Can, sucuklu yumurtayı duydun, ışınlandın mı?”

“Yok be oğlum, zaten kapıdaydım, yeni cep telefonu aldım, çalışıyor mu diye şey ettim velle…”

“Götür Canaliiiii!”

Kafadarlar sucuklu yumurtayı lüpletip demli çayları içtikten sonra her duvarı heavy metal gruplarının posterleriyle kaplı Naki Kuku’nun odasına geçerler. Şehre gelen yeni heavy metal festivali için ellerindeki tüm harçlıklarını kombine bilet paralarına yatırmışlardır.

Naki’nin duvarda asılı Epica posterine bakıp iç geçirdiğini gören Canali, sinsi bir surat ifadesiyle Naki’ye dönüp kulağına sucuklu yumurta kokan bir fısıldayışla şunları iletir:

“Ben Simone Simons’u götüreceeeeymmmm…”

Yozgat aksanına zaten uyuz olan Naki okkalı bir küfür sallar. Zaten sucuklu yumurtasına ortak olduğu için Kara Bobby’ye kinlenmiştir, iyice uyuz olur.

“Yarrrağımı götürürsün!”

“Götüreceeym!”

“Peki nası götürecen?”

“Kaldığı oteli öğrendim. Duydum ki Hollandalı kızlar esmer tenlilere dayanamıyormuş.”

“Eeee?”

“Bak tenime?!”

Sırık Naki, Bobby’nin uzattığı koluna bakar. Hakikaten de derisi Bağdatlı bir fırıncı ustasının koyu teni kadar karadır. Naki kendi koluna bakar. Ölü götü gibi bembeyazdır kolu.

“Benim de boyum var yavşak!” der Kara Bobby’ye, meydan okurcasına. Hemen akabinde ikisi de ayağa kalkıp odadaki boy aynasının önünde kendilerine bakarlar. Hakikaten de Zagor ile Çiko gibi bi görüntü vardır karşılarında ve ikili “Hodri Meydan!” diyerek Fatih’teki otelin yolunu tutar.

Simone ile yüzyüze

Otel görevlilerini sanki grupların road-crew’leriymiş gibi yalandan atlatan ikili soluğu otelin barında alır.

Ama ortalıkta Simone Simons yerine koca götlü Alman Rodie’leri, hayattan bezmiş tonmaisterler falan cirit atmaktadır. Her yer ve ortamda boş beleş işlerin peşinde olan Kara Bobby, aşırı meraklı bir tabiata sahip olduğundan çok geçmeden müzisyen ve teknik elemanlara içkinin beleş olduğunu keşfeder.

Aklına bir fikir düşer. Zaten içkiye meraklı Naki Kuku’yu sarhoş ederek onu safdışı bırakacaktır. Her ne kadar koyu teni vasıtası ile Simon’u götüreceğine emin olsa da Naki’nin sırım gibi delikanlı olması onu biraz endişeye sevk etmiştir. Lakin; Simone’u her halukarda götürme planları çoktan kafasında yazılmıştır bile.

Naki’yi beleş içki konusunda sinsice bilgilendirir.

Naki Kuku hemen bara yönelerek beleş whiskylerden birini mideye indirir. Kara Boby ise ona gaz vermektedir:

“Götür Naki Kukuuum, bi daha mı geleceğiz dünyayaaaaa…. Adamım benim beee….”

Kendisi ise whisky’yi içer gibi yaparak yandaki saksıya dökmektedir.

Naki’nin içtiği beleş whiskylerden bir süre sonra gözleri kararır.

Uyandığında kendisini kenefte bulur. “Ananıskym nooldu lan bana” diyerek titreyip kendine gelir, yüzünü yıkadıktan sonra otel tuvaletinde sızmış olduğunu farkedip Kara Bobby Canali’ye sinkaflı söverek aceleyle bara koşuşturur.

Ancak gözlerine inanamaz.

Kafasından aşağıya iki demlik Rize çayı dökülmüş gibidir.

Çaresiz, elindeki fotoğraf makinasıyla, elleri titreyerek, içi kan ağlayarak o anı ölümsüzleştirir:

canali simone

Naki, hayata ve kadere meydan okuyarak bara yönelir ve whiskyleri peş peşe götürmeye devam eder. Biraz sonra mağrur, kibirli bir edayla Bobby yanına gelir.

“Naki Kuku, napıyon lan burda tek başına, ayu!”

“Whisky içiyorum, senin gibi am budalası değilim.” Lavuğun halbuki içi kan ağlamaktadır.

Canali Bobby Naki Kuku’yu çok siklemez. Barmene dönüp azametle “Çek bi whisky kaptan!” der, “Akşama Simon ile otel odasında bulaşaceyym!”

Naki’nin kafadan bir çaydanlık çay daha dökülür ama Bobby’ye çektiği acıyı çaktırmadan “Ben gerçek metalin peşindeyim” der. “UDO ile görüşeceğim, o da bu otelde!”

Can Ali Bobbysi “Hıh!” der.

Naki Kuku: “Peh!” der. Ve otel içinde farklı farklı noktalara atarlar kendilerini. Naki Kuku güneşten nefret ettiği ve tenini daha fazla yakmayıp bir “ölü götü” tenine sahip olduğu için kendi kendine söver bu defa.

“Adam egzotik teniyle karıyı götürdü var mı ya böyle bir şey” deyip ya havle çeker. Sonra kendine küfretmekten vazgeçip “amına kodumun yer cücesi” diye yine Canali’ye sövmeye devam eder.

Sahiden de Simone Simons Canali’ye otel odasında bir randevu vermiştir.

Öyle ki Canali, otel odasına giderken “Pure” marka vazelinini bile yanında götürmüştür.

Heyecandan içi titremektedir.

Simone Simons ile her ne kadar çok muhabbet edemese de vücut dilinin büyüsüne inanmıştır. Kendi kendine şunları söyler merdivenleri tırmanırken:

“Papatya gibi kokuyi…”

331 nolu otel odasının önüne gelir. Cebini tekrar yoklar, vazelini yanındadır. “Oh” diye rahatlar.

Tık tık tık, kapıyı çalar.

Knock knock knockin’ on a heaven’s door şarkısını Yozgat ağzıyla mırıldanmaktadır.

Kapının tokmağına heyecanla bakar.

Tokmak dönüyor.

Kara Bobby kan ter içindedir.

Kapı yavaş yavaş açılır.

“Simone…. Si….!? Si.kiyym!!!”

ŞLAK ŞLAK diye patlayan deklanşörler ile sarsılır Kara Bobby, hain Naki Kuku o anı da belgeler intikam naralarıyla:

tom angelripper

Çünkü Epica vokali Simone’nin kolları yerine Sodom’un iştahlı vokalisti Tom Angelripper’in şefkatli omuzlarına dayanmıştır Kara Bobby’nin küçük yavru köpek bakışlı sureti…

Sodom ile Gomorra efsanesi gerçeğe dönüşür, o gece kadim Fatih semti “ICH BİN, ICH BİN” diye inler.

Simon ise yan odada kendi manitası ile öpüşmeli dilli sabaha kadar takılır!

Naki Kuku ise sabahleyin gene kendini kenefte bulacaktır.

Kafadar ikili, lobide buluşurlar; boyunları önde, sucuklu yumurta yemeye Naki Kuku’nun anasının evine dönerler.

19397957_10213819036376899_232572545_n

No Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: