Blog

Komşu Ukrayna’da kanlı canlı KISS keyfi

Kiss: End of the Road – Kiev’de öpücüklere boğulmak!

Geçen sene bu zamanlar, Berlin’de, güllerin kokusuyla sarhoş bir şekilde silahlardan kaçıyordum. Birkaç kez vuruldum da. Guns N’ Roses, Not in This Lifetime 2018 Tour kapsamında, Avrupa’daki ilk konserini vermişti ve tek kelimeyle müthişti. Konserin ardından Slash’le otelinde görüşebilmiş, bu harika deneyim için teşekkür etmiştim.

Ve bu sene, bu zamanlar… Yani birkaç gün önce, geçtiğimiz pazar günü, Kiev’de öpücüklere boğuldum. Zaten böylesi bir şehirde de bu beklenirdi, öyle ya! Kiss, End of The Road turnesi kapsamında ilk kez (Ve belki de son kez) Kiev’deydi. Eh, ben de öyle!

Kiss için Kiev  yolcusu kalmasın!

Ne zaman “Bu yaz Ukrayna’ya gidiyorum” dediysem, karşımda hep hınzır ifadelerle süslü gülüşler belirdi. Sebebi de malum sanırım. Neyse ki amacım belliydi: Kiss! 46 yıllık kariyerlerinde bir kere bile ülkemize uğramadılar. “Madem siz gelmiyorsunuz, öyleyse ben size gelirim!” diye kendi kendime söylenerek almıştım konser biletimi, aylar evvel. Ve hemen ardından da 3 arkadaşımı daha dahil ettim bu müzik dolu maceraya. “Neden Kiev?” diye soracak olursanız, “Avrupa’daki konser duraklarına kıyasla en ucuz biletler ve vizesiz seyahat” diye cevaplayabilirim.

Ve sonra aylar geçti, haftalar kaldı, günler geçti derken, seyahat zamanı da geldi. Üzerimde Kiss tişörtüm, çantamda diğer Kiss tişörtlerim (Başka tişört almadım yanıma) ve içimde kocaman bir heyecanla çıktım yola. Evvela yeni İstanbul Havalimanı ile tanıştım, ardından da adını şimdiden unuttuğum Kiev’deki Boris bilmem neli havalimanıyla (Editörün Notu: Kyiv Boryspil Havaalanı).

Ukrayna’ya vize yok, ama…

Kiev’e ilk kez gidiyordum. Nedendir bilmem, ama hemen geçemedim pasaporttan. Görevliler önce aralarında bir takım Ukraynaca şeyler konuştu. Belki de “Şunun tipe bak (Bana mı dedin?), yanında çakmak var mı, akşam maç kaçta?” gibi şeyler söylediler birbirlerine. Anlamadım, ama meraklandım. Derken… Sorular arka arkaya gelmeye başladı…

Görevli: “Neden Kiev’e geldin?”

Ben: “Kiss konseri için.”

Görevli: “Kiss?” (Bileti gösteriyorum)

Görevli: “Buradaki tarihe göre konser bugün?”

Ben: “Tekrar bakar mısınız, konser yarın.”

Görevli: “Ah, evet, pardon.”

Cebimde kaç para olduğuna kadar sordular. Bir an “Herhalde bunlar benim Kiss ile buluşmama mani olacak” diye geçirdim içimden. Neyse ki birkaç dakika sonra pasaporttan geçip arkadaşlarım Oytun ağabey, Emre ve İrem’e katılabildim. Oh be!

Konser öncesi gezisi

Sabah erkenden kalkıp sokaklara döküldük. Konsere daha saatler vardı ve fırsattan istifade Kiev’i keşfe çıkmak güzel bir fikirdi. O kadar yeşil ve sessiz bir şehir ki, hayran kaldım. Çoğunlukla eski yapılardan oluşan bir şehir, ama her yapının üzerinde öyle güzel estetik dokunuşlar var ki! Bir video oyun tutkunu olarak, şehirdeki nadir retro oyun dükkanlarından birini de büyük hevesle ziyaret ettim. Tam 40 dakika yürüdüm, ama içeri girince yalnızca birkaç dandik oyun ve kocaman bir hayal kırıklığıyla tanıştım.

Karşılaştığımız insanların büyük kısmı pek İngilizce bilmiyordu. İşin ilginci ise, “Ben Ukraynaca bilmiyorum” demenize ve “Ok” cevabını almanıza rağmen hâlâ size kendi dillerinde bir şeyler anlatmaya devam ediyorlar. Bir de, sokaklarda hayvanlarla fotoğraf çektiren (yani aslında işi bu) insanlara dikkat etmek gerek. Gerçekten ciddi paralar çıkabilir cebinizden. Neyse ki hiç bulaşmadım.

Ve konser zamanı!

Allah’ım! Hiçbir zaman sıkı bir Kiss fanı olmadım, ama liseden beri bildiğim, zaman zaman takip ettiğim, yıllardır da model model tişörtleriyle gezdiğim bir grup. Bir İngilizce biyografi kitabını bile satın almıştım. Bir arkadaşım, yağlı boya Kiss tablosu hediye etmişti bana ve ben de başka bir arkadaşıma Love Gun albümünü hediye etmiştim, yani benim aldığım ilk Kiss plağını.

Evet, öyle sıkı bir Kiss hayranı değildim (hâlâ da değilim), ama seviyorum işte, görmek istiyordum, özellikle de sahne şovlarını ve önümde yalnızca birkaç saat kalmıştı. Sonra dakikalar, saniyeler derken, o anons geldi…

“Alright Kiev. You wanted best, you got the best. Hottest band in the world: Kiss!!!”

Gene Simmons’ın ilk bass tınıları ve grubun geri kalanının eşliğiyle üzerinde Kiss yazılı dev perde birden indi. Fişekler, alevler ve çılgınca hareket eden ışıklarla selamladık Kiss elamanlarını. İlk kez, kanlı canlı. İlk şarkı “Detroit Rock City” idi. Golden, yani ikinci kategoriden almıştık biletlerimizi. Yerimiz iyiydi, sahneyi rahatlıkla görebiliyorduk. Arada öyle büyük alevler oluşuyordu ki, biz bile sıcaklığı hissediyorduk, şikayetçi değildik, dahasını da istiyorduk!

“Shout It Out Loud”, “Say Yeah”, “War Machine”, “Lick It Up” gibi sevilen şarkılar arka arkaya geldi. Grubun sahnesi gerçekten çok iyiydi. Klipler, animasyonlar, alevler… Genellikle Paul Stanley ön planda olsa da Gene Simmons gerçekten dikkatleri çekiyor. O hareketleri, hele de diliyle yaptıkları.

Ardından “God of Thunder” ve “Let Me Go, Rock ‘N’ Roll” gibi şarkılar geldi. Seyirciyle iletişimde olan isim, tabii ki Stanley idi. Güzel de bir teklif sundu hatta: “Eğer yanınızda çalmamı isterseniz, beni doğru bir şekilde çağırmanız gerekiyor, yüksek sesle!” Birkaç deneme gerçekleştirdik. Klasik olarak ilk başta ses seviyesinden tatmin olmadı, ama bu işin “mutlu son” ile biteceğini hepimiz biliyorduk. Öyle de oldu. Grup, sıradaki şarkıya girmek için saymaya başlarken Paul Stanley de bir kanca ve tel yardımıyla seyircilerin hemen hemen ortasında yer alan ışık kulesine geldi. Uçtu adeta. Orada da iki mikrofon vardı ve harika bir “Love Gun” performansı izledik. Hemen ardından da “I Was Made for Lovin’ You” geldi!

Tommy Thayer’ın şarkı aralarındaki gitar soloları pek akılda kalıcı değildi, ama Eric Singer’ın davul soloları ve solo esnasında davul platformunun yükselip alçaldığı anlar harikaydı. Gene Simmons’ın meşale ile yaptığı alevli şov ve kan kusarak bass çaldığı dakikalar da etkileyiciydi.

Konserin sonuna doğru yaklaşırken, “Crazy Crazy Nights” ile yola devam ettik ve o sırada, birkaç metre ötemde 10-15 kişilik bir grubun halay(!) çektiğine tanıklık ettim. Amaçları neydi bilmiyorum, ama sanki halay çekiyorlardı.

Ve final, “Rock and Roll All Nite” ile yapıldı. Ama ne final! Adeta bitmek bilmedi. Devasa balonlardan konfetilere, alevlerden ışıklara, gitar sololarından davul sololarına, devasa bir cümbüştü! Kiss, şarkıları diskolarda bile çalınan bir grup ve dolayısıyla konser olanında devasa bir disko topu bile vardı. Çok iyiydi, iyi ki!

Sıradaki hedef: AC/DC!

Minik not: Kiev Olimpiyat Stadyumu, 70 bin 50 kişi kapasiteli ve görebildiğim kadarıyla tribünlerin yüzde 90’ı boştu. Sahne önünün yarısı boştu. Bizim bulunduğumuz Golden kategorisinin de yarısı boştu. Saha içi kategorisini göremedim haliyle, ama genel itibarıyla mekânın büyük kısmı boştu. Ayıp oldu.

 

No Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: