Blog

Pink Floyd efsanesi Roger Waters DeliKasap’a konuştu: “Gilmour ile kaç kez birbirimize giriştik!”

“O, dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri… O, gezegenimizin gelmiş geçmiş en büyük gruplarından Pink Floyd’un ayrıksı elemanı… O, bir şişkin ego… O, bir müzikal deha… Deli… Dahi… Karşınızda DeliKasap’ta çok özel bir konuk: O, Roger Waters!!!”

 Tercümeler: Onur Yiğit Demiröz, Atlantisten Gelen Adam, Bahriye Şengün

Röportaj: DeliKasap Team

(Mete Sohtaoğlu’na teşekkür ederiz)

 -Müzikal anlayışın değişti mi?

Roger Waters: Sana ne değiştiğini söyleyeyim mi? 1992 yılında LA’de Don Henry’nin bir gösterisini izledim, muazzamdı, büyük bir şov yoktu ancak çok güçlü bir bağ hissettim ve empatiyi duyumsayabiliyordun. Adeta Pink Floyd’un erken dönemlerini hatırlattı bana. Başlangıçta Mick Jagger’dan farksızdık. Kalabalıklar, insan kitleleri, büyük fan grupları bizi de etkiliyordu. Kalabalıkları bir araya getirebilme “fikri” bizi baştan çıkarıyordu. Zamanla bunun bir “yanılsama” (illusion) olduğunu keşfettik.

-Yani bu kadar albüm sattığınız için insanların sizi sevmesi de mi bir yanılsama gibi geliyordu?

RW: Hayır, aslında bu kadar bilet satmak ya da albümlerinizi insanların alması sizin “meşhur” olduğunuz anlamına gelir. Şan ve şöhret kavramları çok enteresandır, çünkü doğuştan gelen bir yetenek değildir ki? Birçok ismi lazım değil meşhur vardır; değer yargıları çok farklı olan ve onlar da popüler olarak adlandırılır. Meşhur olmak aynı zamanda üzerinden kolay kolay atamayacağın potansiyel bir yüktür!

-Çok klişe bir soru, biliyorum, ancak Pink Floyd’un bazı yıllarda ortaya çıkardığı çok yalın ama aynı zamanda yaratıcı çalışmalar var? Bu yalınlık ve yaratıcılığı yorumlayabilir misin?

RW: Benim için öyle, herkes için de öyle. Enerjimizi bunun için harcıyor olmalıyız. Çocuklarımızı, dostlarımızı ve kendimizi yaratıcı hale getirmek için. Yıkıcı hale değil elbette. Eğer Dalai Lama’ya McDonalds satmaya çalışmazsan mutlu olmak için daha fazla vaktin olacaktır. Yıkıcı olmaya değil yaratıcı olmaya odaklanmayı önemsiyorum. Açıkçası doğru şeyler yaptığında iyi tepkiler alırsın. Tabi ister bir marangoz ol istersen de şarkıcı her zaman emeğinizin karşılığını alamayabilirsiniz. Ve fakat rock ‘n’ roll dediğiniz terane her şey ile ilgileniyorsa bizim de müzisyen olarak toplumun algılama seviyesini yükseltici bir kışkırtma rolünü üstlenmemiz gerekir. Kendilerinin hoşuna gitmeyen şeyi bile yapabiliyor insanlar; burası düşün çıktığı nokta değil midir? Bunların arasında serbest bir ilişki kurabilirsin. Fabrikada çalışan bir işçi, okula giden bir öğrenci. Bu ilişkilendirmeyi yaptığın zaman rüyayı paylaşmış oluyorsun. Bunun için de kendini açmak zorundasın. Kendini açmak bencilce gözükebilir. Ancak illa da bir şey yapman şart değil ki. Mesela bir konserdesindir, yaratıcı olarak tam da oradasın ancak seyircinin yaratım sürecine dahil olmaması düşünülemez. O anı birlikte yaratırsınız. (Roger Waters’ın kafası kıyak olabilir mi, sürekli iç çekerek konuşuyor ve söyledikleri bazen anlam bütünlüğünü kaybediyor – BŞ)

-Final Cut’dan sonra siz gruptan ayrıldınız ve bu ayrışma hoş olmadı hatta çirkin oldu. Ama artık bunlar geride kaldı.

Merak ediyorum; bugün bu sonuç hakkında neler söylemek istersin?

RW: Nihai bir sonuç var mı açıkçası bundan emin değilim. 1963 ile 1969 arasında 4 adam; 5 adam; 6 adam; 7 adam; 8 adam beraber bir grubu oluşturmaya çalıştı, Tıpkı Megadeaths ya da her neyse bir grup gibi Floyd da bir aradaydı; birimiz deliriyor diğeri de ona katılıyordu, böylelikle rock ‘n’ roll okyanusunda dalgalarla boğuşuyor gibiydik. (Megadeaths gruplarının ilk zamanlardaki isimlerinden biri-MA) İlk zamanlarda açtık, süründük; dizlerimizin üzerinde perişan olduk. Ancak tüm bunlara rağmen biz Pink Floyd olarak büyük başarıya ulaştık ve ayakta kaldık (Roger röportajın bu anlarında öyle bir iç çekiyor ki hiçbirimiz aldığı “keyif verici maddeler” konusunda hemfikir olamadık- OYD). Bu tabi ki hayranlarımızı çok olumlu etkiledi. Bir kere bu başarıldıktan sonra meşhurluktan daha önemli bir şeyin varolduğunu fark ediyorsunuz. Bunun ötesini görebilmek lazım. Çünkü meşhur olmanın benim kimliğimi tanımlamadığını fark ettim. Olan biten ile ilgili büyük bir mutluluk hissetmiyorum ki. Yeni işler üretmeye devam edersin. Bunlardan bazıları; mesela “Wish You Were Here” gibi, “Dark Side Of The Moon” gibi anı yakalayan iyi işler. Gilmour ve ben kaç kere bu kayıt sırasında birbirimize girdik. Ama iş ortada. Süper bir iş ortaya çıkardık. Ama artık buna devam edemeyeceğimi hissettim. Bunu istemediğime karar verdim. Onlar da aynısını düşünmüş olmalı ki onlar da bıraktılar.

 

Bu röportaj ilk olarak DeliKasap Aziz Nesin’e Saygı Koleksiyon Baskısı’nda yayımlanmıştır.

No Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: