“Monsters of Rock”-Moscow’91’de bir Türk metalci… (2) Phil Anselmo’nun arıza kovboyluğu

You are currently viewing “Monsters of Rock”-Moscow’91’de bir Türk metalci… (2) Phil Anselmo’nun arıza kovboyluğu

Veysel Barışsever’in hazırladığı yazı dizisi, kaldığı yerden devam ediyor. Binlerce Sovyet yurttaşı genç “Perestroyka” reformlarıyla gelen “liberalleşme” rüzgarları sonucu uluslararası bir heavy metal festivaline kavuşmuş, kitleler adeta kendilerinden geçmiş ve Rus gençleri, Pantera ile ilk defa buluşacak olmanın heyecanıyla taşkınlıkta da sınır tanımıyordu. Sonrasını Veysel abimizden dinliyoruz…

(Editörün Notu: Müzik Ötesi kategorisi çeşitli türde içeriklere açık olup DeliKasap editoryal politikasından farklı görüşleri de içerebilmektedir. Anlatıdaki jargon ve siyasal yorumlar yazara aittir ve bizim ana politik çizgimizle uyumlu olmak zorunda değildir.)

Pantera

Dimebag’in zincirli testeresi çalışmaya başlamıştı bile… Phil, “Cowboys from Hell”i ilan ediyordu…

Ve parçaya girdiler… Girmesine girdiler de o nasıl bir ses sistemi be arkadaş?! Deyim yerindeyse: “It’ll blow your socks off!” Konserden bir yıl sonra 1992 yılında bu festivali konu alan ve Mötley Crüe, Whitesnake, Pantera, Metallica, Pink Floyd, Megadeth ve Def Leppard gibi grupların kliplerini yapan klip yapımcısı Amerikalı Wayne Isham, “Monsters of Rock in Moscow” adlı filmi piyasaya sürer. Filmin VHS video kasetinin arkasında aynen şu yazar: ”700,000 Watts of Head-banging Power.” Hiç yalanı yok! Ben canlı kanlı şahidiyim. 6 km öteden duyulan bir ses sistemi vardı karşımızda ve en öndekiler bunca saat buna nasıl dayandı bir türlü aklım almıyor.

Çok hızlı ve haşin bir girişti bu açıkçası. Parçalar peş peşe geliyordu ki ön taraflarda garip bir şeyler olmaya başlamıştı…

Birkaç parça sonra bir baktık ki o önümüzdeki devasa kalabalık yüzünü bize döndü ve can havliyle bize doğru koşmaya başladı… “N’oluyo arkadaş” demeye kalmadı çantaları eşyalarımızı kapıp biz de arkadaşlarla arkalara doğru, daha güvenli yerlere topukladık. Epey uzaklaşınca dönüp baktık ki kalabalık durmuş, biz de durduk. Pantera sahneyi yıkmaya devam ediyordu. Bizler o esnada sahne önünde olup bitenden bihaberdik tabi ve konseri izlemeye ve inanılması güç anı yaşamaya devam ediyorduk.

Yukarıda sözünü ettiğim “Monsters of Rock in Moscow” filminin video kasetini 1992’da şans eseri Moskova’da bir plak mağazasında aldığımda Hanya’yı Konya’yı anca öğrenmiştim ve bu konuda söylemek istediklerim var. Rock müziği, SSCB zamanında yasaktı ve bu coğrafyada yaşayan rocker gençlik hep baskı altındaydı ve hor görülüp kovalanırdı. Kot pantalon, mini etek giymek, saç uzatmak yasaktı. Baskın Komünist ideolojiye göre tüm bunlar çürümeye yüz tutmuş kapitalist düzeninin etkileri idi ve yok edilmeliydi. Polisin dışında Komünist Partisi gençlik kolları “Komsomol”lar devriye gezip kurallara uymayanları uyarıp toplayıp götürürlerdi. Рarti disiplinine uymamaya diretenler “Komsomol”dan ve partiden ihraç ediliyordu. Bunlar daha sonra 2. sınıf vatandaş muamelesi görüp iş bulmada sıkıntı çekiyorlardı. Neyse ki 80’li yılların ortasında başlayan Gorbaçov’un Perestroyka’sıyla insanlar ve gençler biraz rahat nefes alabildiler. Özgürlük ve değişim rüzgarları her alanda esmeye başlamışken eski düzende diretenlerle de problemler başlamıştı. Sırası gelmişken bir konuya daha değinmeden edemeyeceğim… Özellikle Ağustos 1989’da düzenlenen “Moscow Music&Peace” ve yazımızın konusu olan Eylül 1991 “Monsters of Rock in Moscow” konserlerinde ABD, İngiltere gibi kapitalist ülkelerin bayraklarını sallayan Rus gençlerinden rahatsız olan Türk solu taraftarları var. Bunlar bu gençleri Amerikancılıkla, Özenticilik ve Taklitçilikle, SSCB’nin Komünist Partisi değerlerine ihanet etmekle suçlar. Halbuki hiç alakası yok. Rock kültürünün yayılmaya başladığı 70’li, 80’li yıllarda çok sıkıntı çeken bu gençlere empati yapmak yerine suçlamak onların bu çektikleri sıkıntılardan bihaber olmaktan ileri geliyor zannedersem. Rock müziğinin evrensel etkilerini de unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
“Güneş balçıkla sıvanmaz” diye bir deyim var bizde biliyorsunuz. “Hayatta değişmeyen tek şey değişimdir” derler bir de. Değişimin önüne istediğiniz kadar engel koyun gün gelir illa ki bir yerden patlak verir… Ve halk idaresini hiçe sayarak engel koyma cüretinde bulunanlar o enkazın altında ezilirler. “Akacak kan damarda durmazmış” derler ya işte o. Bu insanların çektiklerini pek bilmeden eleştirmek biraz “hariçten gazel okumaya” benzer.
Gorbaçov’un “Glasnost” ve “Perestroyka” politikaları ile ülkede esmeye başlayan özgürlük rüzgarları beraberinde toplumda ayrışma, ekonomide, tarımda, üretimde sıkıntılar getiriyordu. Ağır sanayide, silahlanmada ve uzay çalışmalarında büyük ilerlemeler kateden süper güç SSCB’nin hafif sanayisi acınacak haldeydi. Öyle ki uzaya gemi gönderen bu ülkede adam gibi ayakkabı üretilemiyordu. Vatandaşların en basit ihtiyaçlarını gideremeyen bir sistem elbette ki çökmeye mahkumdu.  Her şeyin kara borsası hortlamış, Ruble gittikçe değer kaybediyordu. SSCB parçalara bölünmek üzereyken yazımın başında aktardığım Komünist Partisi üyelerinin Ağustos darbe girişimi esnasında değişim isteyen büyük halk kitlelerinin desteğini arkasına alan Yeltsin o dönemin “Demokrasi Havarisi” görünümündeydi. Bu olay, tarihin belli dönemlerinde geniş kitlelerin destek verdiği liderler konusunda nasıl yanılabileceklerinin en bariz örneklerinden birisidir. Kuzu postuna bürünen kurtlara bel bağlamak ebette ki toplumsal kayıplara yol açacaktır. Bu tür sancılı dönemlerden geçen toplumların ne kadar ders aldığını zaman gösterecektir.

Rus halkının büyük bir bölümü daha sonraları kendilerine büyük bir hayal kırıklığı yaşatacak olan Boris Yeltsin’i o dönemde “demokrasi havarisi” gibi görüyordu. Pankartta yazan: “Halk ve Yeltsin Tek Vücut!”

Dönelim konserimize… О gençlerin yıllarca çektikleri baskı ve engellerden sonra bir nebze rahat nefes almanın getirdiği baş dönmesi -bir. Rock müziğine ve onu en iyi icra eden yabancı gruplara duyulan açlık –iki. Su gibi akan alkolün etkisi -üç. Festival düzenleyicilerin Rusya acemiliği -dört. Pantera’nın 91 yılı “Cowboys From Hell” albümlerinde icra ettikleri sert ve haşin mid-tempolu extreme groove metal’i -beş. Alanda düzeni sağlamakla yükümlü polis, askeri öğrenci be komandoların bu gibi durumlarda nasıl davranacaklarını bilememe ve kullandıkları, bizim Gezi dönemi deyimiyle, orantısız güç -altı.

Tüm bu etkenleri bir araya getirin, alın size nur topu gibi “Tuşino Katliamı”. Phil Anselmo konser sonrası şunları söyleyecekti: “Polisin davranışlarından resmen iğrendik. Çok sert davrandılar. Hedefleri konserin iyi geçmesini sağlamak değil, izleyiciyi bastırmak, ezmek gibi görünüyordu. ”

Tahrik edici Pantera müziği ile coşan seyirciyi yatıştırmak isteyen polislerin havaya kalkan ilk jopu ile beraber havada boş votka şişeleri uçuşmaya başlar. Şişe yağmuruna maruz kalan polis ve askerler daha da gaddarlaşarak işi iyice çığırından çıkartırlar. Sonuç olarak ilk yardım için sahne arkasında bulunan ambulanslara 100 kişiden fazla kişi başvurur. 76 kişi (içlerinden 16’sı polis) hastaneye kaldırılır. Resmi olmayan bilgilere göre 11 kişi hayatını kaybeder, ancak bu bilgiler bugüne kadar teyit edilmemiştir. 50 kişiden fazla kişi, bıçak ve uyuşturucu taşıdıklarından tutuklanmıştır. 1 kişinin üzerinde silah yakalanmıştır. Aklımı hep kurcalayan soru da şu olmuştur: “Konseri Pantera değil de mesela E.S.T ya da The Black Crowes açsaydı tüm bu olaylar tekrar yaşanır mıydı?”

İddia ediyorum; rockseverler arasında “Tuşino Katliamı” diye anılan bu olayın suçluları %30 davranışlarında aşırıya kaçan seyirci, %30 polisin gaddarlığı kaynaklı ise, %40’ın sorumluluğu da Pantera ve özellikle de aşağıdaki fotoğraftaki bu adamındır!

Sorunlu adam Phil Anselmo. Her zaman bela onu bulur. Amerika ya da Sovyetler Birliği hiç fark etmez!

Sahne önünde olan bitenden dehşete düşen Warner Inc. temsilcileri konserin derhal durdurulmasını ve iptal edilmesini talep ederler. Ancak Zosimov sahneye çıkıp seyirciye yönelik kısa bir konuşma yapınca devamı için kendilerini ikna eder. Metallica’nın davulcusu Lars Ulrich da olan biteni şöyle hatırlar: “Askerlerin seyircileri kafalarına kafalarına nasıl coplarla dövdüğünü görünce şok oldum. Ordan oraya dolanıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bunu neden yapıyorlardı? İnsanlar müzik dinlemeye geldi, neden böyle davranıyorlar? Bir an için herşeyi durdurmak istemiştim.”

Pantera günahıyla sevabıyla sahneyi terk ediyordu. Toplamda 5 şarkı çalmalarına rağmen ortalık savaş alanına dönmüştü.

Setlist’leri:

  • Cowboys from Hell
  • Primal Concerte Sledge
  • Heresy
  • Domination
  • Psycho Holiday

E.S.T.

Sahneyi festin tek Rus grubu olan Э.С.Т. – «Электро Судорожная Терапия». E.S.T. (Elektrokonvülsif Terapi) alıyordu. Her ne kadar şu sıralar pek sesleri çıkmasa da o yıllarda Rus metal sahnesinin önemli gruplardan birisi olup kendileri ile ne kadar gurur duysalar azdır. Zira yapımcılar bir sürü Rus metal grupları arasından özellikle onları seçmişlerdi. Gerçi Pantera’nın performansından sonra biraz sönük kalmış olsalar da en azından seyircinin sakinleşmesi konusunda onların sahne alması oldukça yerinde bir karardı. Setlist’leri:

  • Интро
  • Bully
  • Moscow Outskirts
  • Батька, пожалей коней
  • Сука
  • 10 веселых лет
  • Проклятая Алиса
  • Катюша

The Black Crowes…

Ağırlaştırılmış rhythm&blues icra eden “90’lı yılların hippy” agaları The Black Crowes sahne almasıyla birlikte otralık epey bir yatışıyor. Millet kendini dansa ve hatta horon tepmeye veriyor. Biz de arkadaşlarla birlikte biraz geri dönerek sahneye bir tık daha yaklaştık. O ana kadar olaylar yüzünden unuttuğum fotoğraf makinem aklıma geldi ve konser boyunca çektiğim tüm fotoğraflar hep The Black Crowes sahnedeyken çekilmiştir. Setlist’leri:

  • Stare It Cold
  • Rainy Day Woman

Fırsat bu fırsat diyerek arkadaşlarla birkaç fotoğraf çekindik zira sıra Metallica’daydı. Fotoğraf çekecek zamanımız olmazdı diye tahmin etmiştim. Çoğu zaman ön sezim işe yarar.

Çarşamba: San Franciscolu metal üstatları; Metallica ilk defa Sovyetler Birliği’nde!

Veysel Barışsever

DeliKasap'ın en kıdemli yazarlarından Veysel Barışsever, DeliKasap Dergi Rusya Temsilcisidir.

Bir cevap yazın