Ema: Bir Devrimci mi yoksa Yalnızca Arzunun Esiri mi?

You are currently viewing Ema: Bir Devrimci mi yoksa Yalnızca Arzunun Esiri mi?

Neruda (2016), Jackie (2016), No (2012), Tony Manero (2008) gibi filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Pablo Larrain 2019’da Ema filmiyle karşımıza çıkıyor.

Ema - film 2019 - Beyazperde.com
Ema Film Afişi

Ema’nın genel olarak öyküsünü şöyle özetleyebiliriz: Talihsiz yaşanmışlıklar sonucu kaybettiği çocuğunu geri almak isteyen, ona daha yakın olmak isteyen bir kadının/bir annenin hikâyesi… Ancak sadece bu mu? Elbette hayır. Ema’yı bundan ayıran birçok farklı sebep var. Bu yazıda elimden geldiğince, pek tabii kendi anlam dünyam üzerinden, bunlara değinmeye, bunları açığa çıkarmaya çalışacağım.

Öncelikle Ema görmeye alışık olduğumuz bir kadın/bir anne değil. O anne olmaya çalışırken; etrafındakilerin çeşitli baskılarına da kafa tutabilmiş bir kadın. Bunların başında -her zaman olduğu gibi- içinde yaşadığı toplumun değerleri ve normları var. Film içerisinde bir dans gösterisiyle senkronize şekilde Ema’nın “öteki” olma durumu gözler önüne seriliyor.

Έμα , Κριτική - Σινεμά - αθηνόραμα

Ema evli bir kadın fakat Ema’nın evliliği hayatına bedensel bir bağlılık getirmiyor. Kocası (Gaston) da kendisi de dilediği gibi başkalarıyla birlikte olma özgürlüğüne sahip, (birbirlerine olan tutkularını ve bağlılıklarını filmin akışı içerisinde fark etmek pekâlâ mümkün olduğu için bunun üzerinde durma gereği duymuyorum), Ema’yı yıkıcı yapan ilk şey bu değil yalnız. O bir dansçı, saçları apaçık bir sarıya (zannedersem platin sarısı) boyanmış; onları geriye tarıyor, yüzü pervasızca ortada. Hiç gizlemeye gerek duymuyor yalnızca yüzünü değil halini, tavrını, duruşunu, pek tabii kim olduğunu da. Saçları, giyimi, dansçı olması ve yaşam tarzı sebebiyle Ema’nın annelik yapmaya uygun olmadığına karar verilmiş olmalı ki, kendisine bir oyuncak bebek al ve onu giydir önerisinde bulunuluyor.

Pablo Larraín: 'When even you don't know what is coming, the film ...

Ema, bu tepkileri yalnızca diğer insanlardan değil kocasından da alıyor. Her ne kadar birbirlerini çok sevseler de her ikisi de birbirlerine kadınlık, erkeklik, anne-babalık gibi kimlikler üzerinden yükleniyor ve yaşanan talihsizliğin sorumluluğunu birbirlerine yıkmaya çalışıyorlar. Ema “anne olma fantezisi” ile kafayı bozmuş vaziyette fakat Gaston kısır, çocuk yapamadıkları için bir çocuk evlat ediniyorlar. Talihsizlikler sonucu çocuğu geri vermek zorunda kaldıklarında evlilikleri de yıpranıyor ve boşanma kararı alıyorlar. Ema, Gaston’a onu bir anne yapamadığı için kızgın, Gaston da Ema’ya kötü bir anne ve kötü bir kadın olduğu gerekçesiyle… Bu gerginlik, birlikte çalıştıkları dans topluluğunu da etkiliyor. Ema oradan ayrılıp Reggaeton müzik eşliğinde dans etmeye başlıyor. Seksi hareketlerle ön plana çıkmış olan bu dans sokağa/sokak kültürüne daha yakın bir dans. Bu Ema’nın başına buyrukluğunu ve sınır tanımazlığını bir kez daha gösteriyor. Ancak Gaston bundan hoşlanmıyor. Sokağa çıkıp dans etmelerini bayağı ve basit buluyor, onları bedenlerini teşhir ediyor olmakla eleştiriyor.

Ema - Festival de Cine Global Dominicano

Kocasına boşanma davası açtıktan sonra Ema oğluna daha yakın olabilmek için bir plan kuruyor ve adım adım bunu uygulamaya başlıyor. Filmin devamında ise Ema’nın planlarının işlemesini ve anlatılması izliyoruz. Bütün bunlar sonucunda ise Ema başarıya ulaşıyor. Filmin sonunda karşımıza çıkan tabloysa aile, cinsellik, sevgi, annelik, babalık vs. gibi kavramların yeniden bir değerlendirilişi… Ema ateşi çok seviyor ve yakıyor fakat yaktığı gibi yerine yenisini de koyuyor filmin sonunda. Bu esas konumuz olan Ema, bir devrimci mi yoksa yalnızca arzularının esiri mi sorusuna dönüyoruz.

Ben bu soruyu cevaplandırırken başlangıç olarak şuradan yola çıktım:  “Gündelik yaşam gerçekliği, bedenin “buradalığı” ve mevcudiyetin “şimdiliği” etrafında düzenlenmiştir ve gerçeklik olarak olduğu gibi kabul edilir. Gündelik yaşam gerçekliğinin yalın varlığı üzerinde ve ötesinde yeniden bir doğrulama gerekmez. O, kendiliğinden apaçık ve zorlayıcı bir olgu olarak, en sade haliyle oradadır ve gerçek olduğu bilinir, bundan şüphe edilmez. Gündelik yaşam gerçekliği başka bir gerçekliğe ait bir problem şeklinde ortaya çıkmadıkça yaşamın rutinlerini, sekteye uğratmaz, rutinler sürdürülür ve problemsiz olarak algılanır.” Ema’nın hayatına baktığımızda onun içinde bulunduğu toplumun normlarını, gerçekliklerini aşarken bir noktada tökezlediğini görüyoruz: Bu onun anne olma arzusu daha doğrusu anne kimliği… Diğer şeyler onun için pek de önemli değil zaten bunları yıkmış, kabullenmiyor ve bunlara dair şekillenmiyor yaşayışı… Çocuğunun elinden alınması sonucu içinde yaşadığı gerçekliğe dair bir problemle karşılaşıyor: Anne kimliği zedelenen ve elinden alınan Ema yeni bir yıkıma giriyor; bu kez hedefiyse aile. Ema’nın anne kimliğine neden bu kadar ihtiyaç duyduğu sorusunu ise şu şekilde açıklamak mümkün:

“…”Fanteziden çıkış yoktur, başka bir mekân yoktur, zira fantezinin ötesindeki her şey bir boşluktan ibarettir. Kimlik dediğimiz şey de aslında fantezi aracılığıyla bu boşluğu örtmek, gizlemektir; bu nedenle fantezinin çözülmesi fantezinin sürdürdüğü simgesel yapının (dolayısıyla kimliğin) çözülmesini de beraberinde getirir.”

Ema (2109) — Murat Can Aşlak Kitap ve Film Yazıları

Çocuğu elinden alınmış olan Ema bir boşluğa düşüyor. Bu boşluk kimliğinin elinden alınmasının sebep olduğu boşluk… Onu geri doldurmak için her şeyi yapacaktır zira kimlik/kimlikler kişinin varlığını açıklayabilmesinin ve anlamlandırabilmesinin ana unsurlarındandır. Ema çocuğuna yakın olabilmek, anne kimliğini yeniden kazanabilmek için modern toplumun bizlere sunduğu çekirdek ailenin altını oyuyor, onu yakıyor ve yeni bir hale getirip içerisinde bu kimliği yeniden kazanıyor. Daha önce de belirttiğim gibi Ema ateşle oynamayı çok seviyor ve film boyunca eline aldığı ateş püskürtme makinesiyle yalnızca etrafı, çeşitli nesneleri değil; içinde var olduğu gerçekliği de yakıp kavurup yerine yenisini koyuyor.  

Sonuca gelecek olursak, Ema’yı bu yıkıma götüren kendi kimliğinde oluşmuş bu boşluğu doldurmak ve bunu yeniden kazanmak. Ancak onu arzunun esiri olmuş biri olarak görmek ne denli doğru bir sonuca –eğer istediğimiz buysa- ulaşmamızı sağlayacak? Söz konusu olan ne olursa olsun değişimleri tetikleyen şey arzu, talep ve istekler değil mi?

KAYNAKLAR

Berger, P. L., & Luckman, T. (2018). Gerçekliğin Sosyal İnşası. (V. S. Öğütle, Çev.) Ankara: Atıf Yayınları.

Diken, B., & Laustsen, C. B. (2019). Filmlerle Sosyoloji. (S. Ertekin, Çev.) İstanbul: Metis.

Larraín, J. d., Jadue, R. (Prodüktörler), & Larraín, P. (Yöneten). (2019). Ema [Sinema Filmi]. Şili: Başka Sinema Dağıtım.

DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için;

Bir cevap yazın