Blog

Uluslararası bir İzmirli: Onur Çobanoğlu’nun hikâyesi

ABD, İngiltere, İsveç, Almanya, Kanada, Fransa gibi ülkelerden projeler alıyor…  Metal’e ve rock’a hem bir icracı olarak hem de bir fan olarak büyük bir tutku duyuyor… Dünya çapında projeler içinde yer alan İzmirli metal-kafa Onur Çobanoğlu yakın zamanda okyanus ötesinde 9 eserlik bir albümün tamamına solist olmak için anlaşma yaptığını müjdeliyor. Çobanoğlu ile virüs döneminde rock’n’roll mevzularını masaya yatırdık. Müzisyen hikâyeleri serimiz devam edecek…

-İzmir’de heavy metal ortamı nasıl? Müzikal bağlamda neler yapıyorsunuz?

Son dönemde müzik, ana akımda bile daha heyecansız iken, bizler için çok iç açıcı olduğunu söyleyemem. Buna rağmen umutsuz olmak için yeterli bahanemiz yok. Cepheye top taşınan dönemlerden, fikirleri nedeniyle işkence çekilmiş atalardan gelen insanlarız. Bugün gördüğümüz herkes her koşulda hayatta kalmayı başarabilen ataların genlerine sahip. Bunu unutmamak gerek. Herkes şartları zorlayıp kendi imkanlarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Arada sırada çıkan yeni işler de görüyorum.

Virüs öncesi yakın dönemde İzmir’in tarihine kolektif ilk metal projesi olarak adını yazdıran ve başta projenin yaratıcı bestekarı Caner Uslan olmak üzere pek çok müzisyenden oluşan Ütopya Project ekibi aynı zamanda bu işi bir albümle taçlandırdı. İçinde sözleri bana ait olan Güce Tapan adında bir beste de var ve canlı konser ekibinin de bir parçasıyım. O ekiple İstanbul’a gelmeyi çok isterim ama buna henüz imkan olmadı. Aynı zamanda klip çekilen ve neredeyse tüm solistleri kapsayan Ütopya adlı eseri de projenin solistleri olarak birlikte seslendirdik. Hep birlikte çok şeker bir klip de çekildi:

10 yılı aşkın süredir hayatta olan ilk beste grubum One More Page ise iyi bir ilk albüm sonrası uzunca bir zamandır dinleniyor. Yurtdışındaki gibi “albüm yap – turneye çık” döngüsü bir imkan ve gereklilik olmadığı için de çok iyi bir canlı sahne ekibine sahip ancak üretim konusunda uykuya yatmış durumda. Müzikal anlamda yaptığım işlerin arasında yurtdışından gelen müzik üretimi projeleri, söz yazımı, kayıt müzisyenliği gibi işler var. 8-9 farklı ülkeden gruplar için profesyonel çalışmalar yapıyorum. Bazılarıyla kalıcı olarak da çalışmaya başladım. Örneğin geçen ay Almanya’da bir eSport magazini için heavy metal bir beste yaptım. Şimdi her videolarında kullanıyorlar. Yani mümkün olan her koşulda ilkokulda aldığım zehri yaymaya ve onunla hayatta kalmaya devam ediyorum. Beni zehirleyen abim bilim insanı oldu, ben hala serseri gibi ortalıktayım! Yaşasın rock & metal müzik (gehen gehen)!

-Hard Rock ve Heavy Metal ile tanışma hikâyenizi anlatır mısınız?

Tabi anlatırım. Müziğin herkes için nostaljik de bir yönü var. Benim için de çok farklı değil. İlkokulda sıkı bir oyuncuydum ve haliyle o dönemin efsanesi Commodore 64 ‘ün fanıydım. Adlarını ezbere bildiğim oyunlarının yanı sıra, abimle sürekli olarak takip ettiğimiz Commodore 64 adlı aylık bir dergi de mevcuttu. Hala matbaadan çıkmış ve içine çektikçe bağımlılık yapan o özgün yeni dergi kokusunu hatırlarım. Neyse, o dergide programlama bölümü de bulunurdu. Hatta oturup saatlerce günlerce makine dili editörüyle oyunlar yazdığım bile olmuştu. Abim Basic diliyle haşır neşir olduğu için derginin kod ilaveleri ile yakından ilgiliydi. İşte o ilavelerden bir tanesinde bir listeleme uygulaması altında örnek bir liste paylaşılmıştı. Listenin adı Metal Test idi. Ertesi gün abim o örnek olmak için yazılmış listeyi alıp karışık bir kasede çektirdi ve eve geldi. O kasetin içinde 83 senesi Ronnie James Dio, 89 senesi Testament müzikleriyle tanıştım. Hayatımda dinlediğim ilk Heavy Metal eseri Holy Diver olmuş oldu. Dinlediğim solistin yeteneğini yıllar sonra keşfedecek olsam da duyduğum şey beni o zamandan etkilemişti. İlginç şekilde ilkokul 3’te maruz kaldığım albümler arasında Tarkan’dan Yine Sensiz, 2Unlimited’dan No Limits, ve Pantera’dan Vulgar Display of Power albümleri vardı. Bu 3 albümü yan yana yazınca bile insan akli dengesini kaybedebilir ama sentez de sanırım bu referanslarla başlıyor.

Metalİz Projesi cover şarkılarla ses getirdi. Ancak biliyoruz ki kendi besteleriniz de var. Metalİz olarak ve bireysel olarak ne gibi faaliyetler planlıyorsunuz?

Metaliz bana ait ya da daimi üyesi olduğum bir proje değil. Rainbow’a ait Ronnie James Dio’nun en iyi döneminde performans gösterdiği Gates of Babylon bestesine yapılacak bir cover çalışması için davet edildim. İçinde saygı duyduğum iyi müzisyenler de olduğu ve birlikte iyi sonuç çıkacağına inandığım bir proje olduğu için de kabul ettim. Kolektif projelere dayanamıyorum.

Bireysel olarak da virüs döneminde ilk yabancı projem, Kanadalı Davillon grubuyla hazırladığımız beste çalışması oldu. Gitarist Aaron benden söz yazmamı istediğinde bestenin isminin de Behind The Veil olmasını rica etti. Tabi adam Türk olmadığı için Pentagram bestesiyle isim benzerliğini dert etmedim. Sadece böyle bir durum olduğu bilgisini verdim. Sizin de kafanız karışmasın. Behind the Veil bir cover projesi değil sözleri ve hatta projedeki yaylıları bana ait tamamen özgün bir bestedir. Beste, içinde bulunacağı albümün ballad eseri olarak dijital dağıtım kanallarında mevcut. İsmimle ya da Davillon adıyla Spotify ya da YouTube üzerinden ulaşılabilir. Bunun dışında, üniversite döneminde taslak halinde grup arkadaşlarımızla hazırladığımız ve benim 2019 yılında baştan sona elden geçirdiğim bir bestemi mix & mastering dahil olacak şekilde tamamladık. Virüs dönemini yaşamasaydık besteyi yayınlayacaktım. Nispeten daha soft rock sayılabilecek bir eser ve benim için anlamlı bir proje. Bu dönemde onu düzgün bir klip olmadan sadece ortaya atıp ilgilenmeden bırakmak istemediğim için paylaşmayı biraz erteleme kararı aldım.

Cover kanalımda mevcut düzende yaptığım projelerin yanında, sizleri çok iyi müzisyenlerle de buluşturmak istiyorum. Mesela bir sonraki projelerimden biri ödüllü iki opera sanatçısıyla düet yapmak olacak. Sadece doğru şekilde yol alabilmek adına biraz hazırlık yapıyorum.

Bunların dışında ABD, İngiltere, İsveç, Almanya, Kanada, Fransa gibi ülkelerden projeler almaya devam ediyorum. Böbürlenmeyi çok sevmiyorum ama hiç konuşmayınca da insanların haberi olmuyor ama Dünya çapında projeler içinde yer alan bir solistiniz var. Belki bununla gururlanacak birkaç kişi çıkar. Yakın zamanda da ABD’den 9 eserlik bir albümün tamamına solist olmak için anlaşma yaptım. Bunlar beni müzikle iç içe hayatta tutan projeler oldu. Virüs döneminde başka türlü ayakta kalamazdım.

Yabancı bir şef tarafından Dünya çapında yapılan bir arama sonucu seçildiğimi öğrendiğim ve yakın zamanda albüm kaydı için İstanbul’a geldiğim önemli bir proje daha var. Yaptığım işler arasında müzikalitesi ve enstrüman & tarz çeşitliliği ile diğerlerinden biraz sıyrılan bir proje oldu. Projenin başındaki isim de gizemli ve ilginç bir müzisyen. İsmi hakkında fazla detay veremesem de o projenin de önemli bir etkisi olmasını bekliyorum çünkü önemli konuları da ele alan, dünya çapında müzisyenleri barındıran hassas bir müzik ortaya koyuluyor. İlgili şefe yeni bir Pink Floyd gözüyle bakan bazı yayınlar gördüm ve şaşırdım. Tanıtımı ve çıkışı İngiltere’de yapılacak olan bu projenin ilk konserlerinin de yurtdışında yapılması planlanıyor. Tanıtım aşamasına gelindiğinde detaylarını zevkle paylaşacağım.

Megadeth basçısı David Ellefson ile sahne aldın. O anlar nasıl oluştu?

Türkiye’ye Basstory projesi ile geldiğinde sahnede onunla söyleyecek solist için bir yarışma düzenlendi. Ben de Peace Sells videosu ile onun solisti olmak için seçildim. Ankara’da da sahneye çıkıp birkaç Megadeth ve Black Sabbath parçası yaptık birlikte… Bir tanesini aşağıda sizinle paylaşayım:

-Corona döneminde müzisyen olmanın zorlukları neler sizin için?

Virüs döneminde sadece müzisyenler değil pek çok iş kolundan insanlar biraz ne yapacaklarını şaşırdılar. Önceden asla yapmam dedikleri şeyleri yapan müzisyenler de gördük. Kazancının büyük bölümü sahneden gelen müzisyenler için çok zorlayıcı oldu. Hatta bazılarına destek olabilir miyim diye yapmak istemediğim işleri yapar mıyım diye bile düşündüm.

Ben beste projelerimin yanında cover çalışmalarına bundan 4-5 sene önce başlamıştım. O yüzden müzikle sahne dışı iletişim kurmak benim için yeni değildi. Hayatını müzikle ve mikrofon arkası işlerle devam ettiren ve kendini bu işlere adamış biri olarak müziği asli kazanç kapısı olarak hiç görmedim. Sadece, sürekli müzik yapabilmenin tek yolunun bu olduğunu düşünmeye başlamıştım. Çünkü sabah akşam mesai ile geçen bir günün sonunda, bir şeyler üretmek için ne yaratıcılık ne de yeterli enerji kalıyor.

Ben bu tecrit sürecini kendimi geliştirmek için elimden geldiğince verimli yönetmeye çalıştım. İlk dönemlerinde kanalımdaki Türkçe eser açığını kapatmak için neredeyse her gün arka arkaya projeler paylaştım ki bu projelerin her biri videosu, kaba mixi, kaydı ile tam günümü aldı. Üşenmedim, yatmadım. Ses mühendisliğimi geliştirdim. Kurgu, video düzenleme gibi yönlerde kendimi geliştirdim. Yaptığım işlerin kalitesini artıracak şekilde durmadan çalıştım ve son yaptığım Ayreon cover projesinde bunları kullanmaya çalıştım ve dünya çapında müzisyenleri barındıran Ayreon projesinin yaratıcısının bile dikkatini çekmeyi başardım. Bu ülkede her ne kadar aksi gibi görünse de, gerçekten iyi işler yapmadan dünya sahnesinde başarılı olmak mümkün değil. Sadece iyi promosyonla ikna edemeyeceğiniz, eş dost ile bilinir kılamayacağımız ciddi bir dinleyici kitlesi var. Bunu ne kadar erken fark edersek bu ülkede kendi alanımızda o kadar çok yol kat ederiz. Aksi takdirde belirli alanlarda ciddiye alınmayan bir ülke konumunda olmaktan kurtulmak birkaç nesillik zamana mal olacak. Birbirine çamur atarak değil, gıpta ederek ve çalışarak, daha iyisini yaparak birbirimizi geçersek bu ülkenin genel kalitesi de yükselir. Sürekli birbirini değil, kendini eleştiren ve geliştiren insanlara dönüşmeye başlamamız gerek. Çalışmanın, başarmanın yegane kriteri olduğuna inanmamız ve buna diğerlerini inandırmamız gerek. Diğer türlüsü bizi bugüne getirdi. Bundan memnun değilsek değiştirmek için MJ ’in de Man in the Mirror parçasında dediği gibi değişime aynadakinden başlamak gerek. Gerçi rahmetli de aynadakini çok değiştirmiş ama onun dışında da pek çok şeyi iyi geliştirerek yapmış.

Daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bu dünyaya sadece para kazanmaya ve hayatta kalmaya da gelmemiş olmalıyız. Yani ne olursa olsun para kazanayım bir şekilde yaşayayım demek bana bir yaşamı heba etmek gibi geliyor. Farklı işler yapıldı, denendi ve o aşama geçildi. O yüzden ne kadar sıkıntılı zamanlardan geçsek de idealler için çalışmak hiçbir zaman yorucu gelmemeli. Aksine bunları zar zor da olsa yapabilecek durumda olanlarımızın çok mutlu olması gerek.

Bazen kariyer planlaması için ya da teknik açısından sorular soran arkadaşlarım oluyor. Bu yazıyı okuyan ve gerçekten sanatına gönül vermiş dostlarım varsa mutlaka bu detayı göze alacaklarından emin olsunlar. Bu işlerin kolay olmasını beklemeyin. Asla olmayacak. Ama başardığınız her şeyi de güzel kılan aslında biraz da bu zorluklar ve verilen emek.

-Kafa Ayarı, Ütopya Project, LiveDevil; bu üç grup ayrı ayrı sizin için ne ifade ediyor?

Müzikle bağ kurmak adına 3 farklı kanaldan ilerliyorum. Bunlar;

Beste grupları ve özgün projeler (BESTE), Sahne grupları (CANLI MÜZİK) ve Cover projeleri (SOSYAL MEDYA)…

LiveDevil bu ikinci ayağı oluşturan projelerimden biriydi. Grubu elimden geldiğince tavizsiz şekilde metal müzikle bezenmiş bir setlist ile dinleyici ile buluşmak için kurdum ve yaklaşık 1 buçuk sene boyunca İzmir’de metal müziğin ve alt kültürün kalesi olan Dinozor Bar’da Cumartesi geceleri sahne aldık. Çok ilginç anılarımız oldu. Canlı müzik piyasasına bakışımla ilgili derinlemesine farkındalık geliştirdiğim bir süreç oldu. LiveDevil grubu benim için hem canlı sahne yapma hem de bunu sevdiğim müziklerle yapabilme imkanı verdi. Sonra şartlar gerektirdiği ve aynı mekanda aynı setlist ile başka yerde müzik yapma imkanımız olmadığı için grubu süresiz uyku düzenine aldım.

Kafa Ayarı ise aynı alt kültürden olalım olmayalım, bir şekilde bizleri canlı şekilde dinlemek isteyen nispeten daha yumuşak ve Türkçe ağırlıklı bir müzik etrafında toplanan dinleyicilerimiz için kurduğumuz bir diğer sahne grubu oldu. Virüs dönemi araya girene kadar daha geniş bir kitleyle sahnede güzel zamanlar geçirdik.

Ütopya Project, Türkiye’de örneği olmayan bir toplu metal projesi olarak göze çarpıyor. Caner Uslan adlı İzmirli müzisyen tarafından temelleri atılan ve ilk besteyi birlikte yapma gururuna eriştiğim benim için özel bir projedir. Çok farklı tarzlarda rock & metal müzisyenini ve bestelerini bir araya getirmeyi başaran ve bunu bir albümle taçlandırabilen aynı zamanda da tanıtım konserinde tüm solistleri aynı sahnede buluşturabilen çok özel bir proje oldu. Türk Metal Müzik tarihi için önemli bir kilometre taşı olarak görüyorum ve bu anlamda projenin yaratıcısı Caner Uslan’ı da tebrik ediyorum. İkinci albüm çalışmaları da başladı ve tahmin edin albümde ilk kimin bestesi hazır?

-DeliKasap hakkında düşüncelerinizi alalım…

Mizahi ve birleştirici yaklaşımınız nedeniyle sizi takdir ediyorum. Amacı gerçekten etkileşmek olan ve bunu da kitlelerle iyi iletişim kurarak yapabilen az sayıda yayından birisiniz. Sert mesajlara dahi verdiğiniz kendinden emin, olgun ve eğlenceli cevapları, paylaştığınız metinlerden daha çok sevdiğim zamanlar olduğunu da itiraf etmem gerek. Aile kasabımız oldunuz… (Sahi nereden geliyor bu isim?)

Bu garibe zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

DeliKasap olarak asıl biz teşekkür ediyoruz.

No Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: