Blog

Türkiye’nin en Underground Grubu: Kuaför Cengiz yaratıcısı ile sohbet

Türkiye metal arenasında Kalu Beladan beri biliriz onu. Delilik ile sevimlilik, zeka ile çılgınlık, gariplik ile netlik, çatlaklık ile patlaklık; onda her yol var! Hani bir laf vardır ya “adam mı seçiyor yoksa bizi mi öpüyor belli değil”, işte öylesine kült, öylesine underground ve kesinlikle true! Buyrun, Albayrak ile hoşbeşimiz, aşağıdadır…

Albayrak, uzun zamandır İstanbul Underground Metal camiasının sessiz sakin” ama tam göbeğinde, yeraltı kültürünün içerisinde bir insansın. Nedir senin hikâyen? Kuaför Cengiz ne yapıyor?

Hürmetler, ey DeliKasap kardeş. DeliKasap’a bana Kuaför Cengiz ve Türkiye’deki yeraltı metal sahnesi hakkında konuşma zamanı ayırdıkları için teşekkür etmek istiyorum. Sizinki gibi basılı mecmualar ve dijital dergiler, burada işleri canlı tutmanın ayrılmaz bir parçası, bu yüzden metal sahnesini destekleme çabalarınız için bir kez daha teşekkür ederim.

Yeraltı kültürü, New York’ta üniversiteye giderken yaşadığım ve dünyanın her yerinden en sert, en hızlı metali çalan radyo programıma başladığım yer. 1988 yazında bir Metallium konserinde İstanbul’a geldiğimde bu kültürü ilk görme şansımı yakaladım. O grupla Çağlan Tekil (A.R.E.) ile tanışma fırsatım oldu. Gördüklerimi beğendim ve geri gelmek istedim. Metalin güzelliği, onu dünyanın her yerinde bulabilmenizdir, bu nedenle bu sahneyi seviyorsanız, esasen her yer evinizdir.

Birkaç yıl sonra kendimi Cihangir’de Güneşli Sokak’ta yaşarken buldum ve gerçekten yaşadığım çevre, sonunda Kuaför Cengiz olacak olanı ortaya çıkardı. Bildiğiniz gibi Kuaför saçları kesiyor ve Cengiz kafaları kesiyor ve sonuçta Kuaför Cengiz şu anda 2021’in başlarında çıkması gereken 3. sürümleri “Tales from Bingöl” üzerinde çalışıyoruz. Eskişehir’den Crust Punk / Grindcore grubu Glabrezu ile bir split olacağını planlanıyoruz.

-Nerede yaşıyor ve yaşatıyorsun, anlat bize?

Şu anda Florida, Dünyanın Death Metal Başkenti’nde, küçük bir kasaba olan Islamorada’da bir tür tenha yaşamda yaşıyorum. Müziğin yanı sıra bileyici olarak çalışıyorum ve de İznik desenli karolar ve seramik panolarını online satıyorum. Burada sistemin dışında kalmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama sizin de görebileceğiniz gibi, teknolojinin yavaş yavaş kişisel özgürlüklerimizi elimizden almasıyla işler gittikçe zorlaşıyor.

-Birkaç cümle ile Türkiyeyi tarifleyecek olsaydın, nasıl anlatırdın?

Türkiye benim için eski dünyadır. Pek çok insan Türkiye’nin geride, geri kalmış ve diğer aptalca şeylerde olduğunu söylüyor. Evet, Batı Kültürü oyununu oynamada oldukça yeni olduğumuzu söyleyebilirsin, ama bu zamanla hızlıca değişecek. Bölge olarak ülke kültür ve tarih açısından son derece zengindir. Zaten dünyanın en eski kalıcı yerleşim bölgelerinden biridir. Neden bahsediyoruz burada, 12.000 yıl mı? İstanbul bir kurulu şehir olarak 2500 yıllık gibidir. Benim yaşadığım Güneşli Sokak’taki Cihangir Camii 1559’da inşa edildi yani. O zamanlarda Amerika nedir? Avrupa’da farklı mezheplerden bile insanlara zulmediyorlardı. İnsan hakkı makkı ne konuşuyorlar? Hepsi iki yüzlü piçler. Tarih bizi herhangi bir ülke ya da kültürden daha büyük ya da daha ufak yapmaz ama şunu biliyorum. Ben Rumeli Hisar’da oturup Boğaz’a baktığımda sadece tarihi derinliği ve çekişmenin boşluğunu ağır bir şekilde hissediyorum.

-Alibeyköy nere, Florida nere Albayrak? Albayrak, söylesene bize sen ne ayaksın Albayrak?

Biliyorsunuz, müzikal açıdan, burada Florida’dayken kendimi gerçekten sudan çıkmış bir balık gibi hissediyorum. Bıçak bileme işimi çeşitli çiftçi pazarlarda yapıyorum, ancak pek az nadiren metalcilerle karşılaşıyorum. İstanbul’a geldiğimde ise benim için tam heavy metal tatili gibi. Bazı zamanlar sadece takılmak, insanlarla parti yapmak ve Emperor dinlemek istediğiniz bir zaman gelir. Bunu burada ABD’de yapmak son derece nadirdir (aslında bunu hiç yapmadım), ancak İstanbul’da her zaman bu tür faaliyetlerle ilişki kurabilecek iyi arkadaşlar vardır. Yani İstanbul’a geldiğimde benim için saf METAL oluyor! Bu nedenle bir ayağımın İstanbul ‘da olduğunu söylemeliyim. Karanlık ve çirkin duyguları gerçekten hissettirmek istediğimde Alibeyköy, Sultangazi veya Beşyüzevler gibi en sevdiğim yerlerde dolaşıyorum. Böylece gerçekten benim yaratıcılığımın akışını sağlıyor. İstanbul benim için dünyanın en iyi şehri ve Türkiye’nin her şehrinde hayran olduğum özel şeyler de var.

Amerikada seçimler geldi geçti, mevzuya dair fikirlerini alabilir miyiz? Zira şarkılarınızda birçok politik gönderme de var…

Çok pardon ama, Amerika’daki siyasi konularda gerçekten hiçbir kanaatım yok. Bence burada yalnızca kuralları ve mevzuatları yapan paradır ve aşağıya indiği yol çok kötü bir yere çıkacakmış. Evet, müziğimizde politik referanslar var ama temel konu hepimizi beceriyorlar, gözlerimizi açmalı ve gezegeni ve insanlığı yok eden makineyi beslemeyi bırakmalıyız.

-Metal müziğe nasıl başladın? Seni ilk kim zehirledi ve her şey nasıl gelişti?

Ortaokulda 12-13 yaşımdayken lisedeki bir kız bana ‘gerçek’ müzik dinlememi söyledi ve bana Iron Maiden Killers kaseti attı. Onu dinledim ve gerçekten şaşırdım. Genghis Khan (kafaları kesen adam), bu tür bir müzik, duyguları, tutkusu ve yoğunluğu hiçbir yerde duyulamazdı. O zamanlarda Iron Maiden underground müzik olarak kabul ediliyordu ama ben orada onları evimdeki odamda dinleyebilirdim. Innocent Exile, Drifter, Twilight Zone, tamamen bu şarkılarla ilişkilendirdim ve onlar benim ve bugün olduğum şeyin bir parçası oldular.

-Aktif olan grubun GRAVEYARD mı? Şu an nasıl çalışmalar içerisindesin? Pandemi seni ne kadar çıldırttı?

Evet, GRAVEYARD’ı 1990 yılında Custodian Killer ile başlattım. Geçtiğimiz Şubat ayında 6. albümümüz “The 6th Extinction”ı çıkardık ve birçoğu bunu hem tematik hem de müzikal olarak rahatsız edici buldu (666). Metalcilere albümle yaptığımız filmi izlemelerini tavsiye ediyorum aynı derecede rahatsız edecek bir şey. Mesajımız gayet açık ama ne yazık ki, gerçekte iklim değişikliğinin gerçek dehşetinin köşede olduğu zaman hala Şeytan ve kan ilgi çekiyor. 7. sürümümüzde başlamak üzere Custodian Killer ve Thomas Jorgensen ile buluşmak için Aralık sonlarında New York’taki Frozen Corpse Studios’a gideceğim. Aşırı yeraltı ölüm gürültüsünden başka bir şey beklemeyin. GRAVEYARD bu şekilde başladı ve olmaya devam ediyoruz. Hayatım salgın nedeniyle pek değişmedi. Zaten oldukça izole yaşıyorum. Tabii Kasım ayında İstanbul’u ziyaret ettiğimde büyük bir değişiklik fark ettim ama davulcumuz Şalgamripper ile yeni Kuafor Cengiz sürümü için çalışmanın yanı sıra, temelde içeride kalıp çok smoke yaptım, bu yüzden bu salgının çok beyin hücreleri öldürdüğünü söyleyebilirim (Gülüyor).

-Müziğiniz radikal punk ile aşırılı kanamalı grindcore sularında geziyor. Devlet Bahçeli gibi konuşacak olursam; neyi hedeflemektesiniz, nereye varmak istemektesiniz?

Hayatımın çoğunu TC dışında geçirmiş olsam da, Kuaför Cengiz’i gerçek bir yerli Türk metal grubu olarak değerlendirebileceğinizi düşünüyorum. T.C.G.C hayranlarımız var, onlar arasında müziğimizi gerçekten anlayanlar var. KC, metal müzikten daha fazlasıdır. Bu bir GRIND yaşamıdır. Yeni sarkılarımız derin bir kültüre, tuhaf konulara ve çok çarpık bir müziğe sahip olacak. Sanırım gerçekten yapmak istediğimiz şey bunu canlı olarak çalmak ve hayranların çılgına dönmesini, kontrolü kaybetmesini ve şovlarımızda harika zaman geçirmesini sağlamak. Bir gösteride hayatının en iyi zamanını geçirmiyorsan, o zaman neden gidiyorsun?

-Yeraltına nihai mesajını alalım?

Her şey yeraltından başlar. Gelecek ve yerel gruplarınızı destekleyin. Onlarla birlikte büyüyün. Onlarla yolculuk yapın. Yabancı metal gruplar her zaman yanınızda olacak, ancak bugün bulundukları yere geldiklerini unutmayın çünkü bir zamanlar kendi yeraltı grupları olarak desteklendiler. Para ile ilgisi yok. Gruplar hayranlarının şovlarına geldiğini ve herkesin deli olduğunu görürlerse, şüphesiz devam edeceklerdir. Yurtdışındaki festivallerde Türk metal gruplarının çaldığını görmekten çok gurur duyuyorum, birçoğu gelecekteki grupların izlemesi için yeni yollar açtı. Ama gerçekte sadece birbirimize sahibiz ve eğer birbirimizi desteklemezsek, bu sahne ortadan kalkar demektir. Sahne kaybolursa, kalan tek şey yabancı varlıkların TC’ye girmesi ve vay canına, hey, her şey yeniden 1919. Türkiye’deki yeraltı ve yeni grupları destekleyin ve neler olacağını izleyin.

Stay True, Stay GRAYND! TCGC yaşasın!

Kuaför Cengiz : https://www.facebook.com/balikekmekhakkimvar

Albayrak – Panjur Sesi & Kılıç Testere

Balici Berat – Nalbur Toptancısı

Şalgamripper – Darbeli Matkap

https://kuaforcengiz.bandcamp.com/album/stanbul-hat-ras?fbclid=IwAR3d8bnRiGpOhCxRv7a8401fnN5obxKA7_yPDQnCAgNIP_j2C-drHtIzTl8

DELİKASAP DERGİ SON SAYI ÖN SİPARİŞE ÇIKTI, edinmeyeni dövüyorlar:

No Comments

Bir Cevap Yazın

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: