Blog

ÇARE ACCEPT!

Geçen televizyon kanalizasyonlarından birinde bir kamu spotu gördüm. İçişleri Bakanlığı, hatta Emniyet Müdürlüğü Narkotik Bürosu uyuşturucu karşıtlığını vurgulayacak bir şarkı yarışması düzenlemiş. Yüce Odin’e şükürler olsun ki olsun ki heavy metal gruplarına yönelik bir duyuru değildi bu kamu spotu. Rapçilere açık bir yarışma. Bileklerine kuvvet diyorum rap dünyasına…

Heavy metal dünyası, mirasını aldığı klasik rock, hard rock müziğe göre ve hatta çağdaşı olan tüm müziklere göre genelde daima uyuşturucu karşıtı olmuştur. Her ne kadar Metallica’dan hem alkol hem uyuşturucu düşkünlüğü yüzünden kovulan Dave Mustaine Megadeth’i kurduktan kısa bir süre sonra gizli kodlarıyla beraber “Mary Jane” şarkısını 1988’de yayınlamış olsa da, WASP, Ozzy gibi kahramanlarımız seksenli yılları özel hayatlarında, hatta sahnelerde uyuşuk kafa ile geçirmiş olsalar da kahir ekseriyet uyuşturucu karşıtı olmuştur ve bu karşıtlığı bizzat şarkı sözleriyle dile getirmişlerdir.

90’lı yıllarda ortalığı bir süreliğine kaplayan Grunge akımının en büyük idollerinden olan Kurt Cobain’in uyuşturucudan gittiği bir gerçek olsa da  biz gerçek metalciler grunge akımını zaten heavy metal olarak görmedik asla. Yıllar sonra rock müzik içinde sevdiğimiz, saydığımız, sempati duyduğumuz, hatta nostaljik olarak baktığımız bir tür olarak gördük.

Elbette uyuşturucudan zaman zaman ölen heavy metalciler oldu ve bunların bir kısmının ölüm nedenleri gizli de tutuldu. Ancak heavy metalin gerçek derdi daima alkol oldu. O yüzden Jamet Hetfield yıllarca rehabilitasyonda kaldı. Darkthrone’dan Fenriz ise alkole olan düşkünlüğü yüzünden Ozzy gibi Blackie gibi sahnede rezil olmamak için yaklaşık 25 yıldır konsere çıkmıyor. Konser saatleri Fenriz’in alkol almaya başladığı saatler olduğu için bu keyfinden taviz vermiyor Fenriz! Annihilator’dan Jeff Waters -ki kendisi Facebook’tan uzun yıllardır arkadaşım olur- Facebook hesabından zırt pırt şu paylaşımı yapıyor. “Şu kadar sene, bu kadar ay, 7 gün, 6 saattir ayığım.” Şurası bir gerçek ki, İçişleri Bakanlığı heavy metal gruplarına açık olacak alkol karşıtlığı temalı bir şarkı yarışması düzenleyecek olsa muhtemelen katılacak grup sayısı 3 veya 5 tane olabilir. Türkiye’de vergi yükünün büyük bölümünü heavy metalcilerin karşıladığı da tartışmasız bir gerçek.

Uyuşturucuların tamamına karşıyım ben. İnsan psikolojisini manipüle etmeleri nedeniyle uyuşturucular ile mücadele edilmeli elbette. Narkotik Büro’nun “narkoyarışma” adı altındaki projesini de destekliyorum. Rap dünyasına ne kadar yabancı olsam da, Narkotik Büro’nun bu kadar rapçi olmasından anlıyorum ki rap dünyasında ve dinleyicileri arasında böyle bir sorun var olmalı ki hakkında müzik yarışması yapıyorlar.

Alkol neticede ülkemizde bile halen yasal olması nedeniyle uyuşturucu sınıfına girmediği için narkotik büronun alkol karşıtlığı üzerine bir yarışma açmasını beklemiyorum. Belki Diyanet İşleri Başkanlığı, Yeşilay ile ortaklaşa böyle bir girişimde bulunabilir ileride… Ancak yukarı da da zikrettiğim üzere metalcileri alkolden uzaklaştıracak olan şey bir şarkı yarışması olmaz. Yaşları kemale erince çoğu bırakıyor veya azaltıyor zaten. Kimisi de Lemmy gibi “atın ölümü arpadan olsun” diyerek viskisini son nefesine kadar içebiliyor. Elbette bahse konu olan viski fiyatları Türkiye’de asgari ücret ile yarıştığı için ülkemizde ölmeyi sağlayacak arpanın yetişmediğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Öte yandan, bugün tüm metalciler sadece 1 aylığına alkolü bıraksalar Türkiye’de başta Diyanet İşleri memurları olmak üzere neredeyse tüm memurlar maaş alamaz duruma da gelebilirler. Bence böyle teşebbüsler de bulunmanın kimseye faydası yok.

14 Nisan 1980 günü sadece 2 saat arayla Judas Priest’in “British Steel” ve Iron Maiden’ın “Iron Maiden” albümlerinin yayınlanması ile resmi açılışı yapılan heavy metalin en önemli karakteristiklerinden biri uyuşturucu karşıtlığı olmuştur. Uyuşturucuyu öven şarkı sayısı neredeyse yok kadardır. Gençlik yıllarında azılı bir şekilde kullanmış olanlar bile mutlaka uyuşturucu aleyhinde şarkılar yapmışlardır. Ama heavy metal müziği, Rap’in aksine sözden önce müziğe dayalı olduğu için bu mesajların ana dili İngilizce olanlarda bile ne kadar alınıp alınmadığı ise meçhul… Neticede dini tarikatlarda bile uyuşturucu kullanımının epeyce yaygın olduğunu dikkate alırsak sayıca yoğun olmayan uyuşturucu kullanımı heavy metal sevenler arasında asla ciddi bir sorun olarak görülmemiştir. Kaldı ki, heavy metal müziğin kendisi uyuşturucuya uygun değildir.

Kokain, eroin filan gibi ağır uyuşturucular, uyarıcılar bir yana, artık pek çok ülkede medikal amaçlı marihuana yetiştirmenin serbest olduğunu biliyoruz. ABD’nin yarısında, Kanada’nın tamamında keyfi kullanım amaçlı marihuana da serbest bırakıldı. Türkiye’de bile 18 ilde medikal amaçlı marihuana yetiştirmek serbest. Hatta yandaş ötesi medyadan Abdurrahman Dilipak sosyal medyadan ve kanalizasyonların birinden açıkça esrarın serbest bırakılmasını istiyor. Ancak marihuananın yarattığı meçhul psikolojilerin hiç birinde misal Accept dinleyemezsiniz.

Esrar kafasıyla “Midnight Mover” dinlemeye kalkarsanız tribe girersiniz. Çünkü şarkı bir uyuşturucu satıcısının sattığı ürün ile sende yarattığı gece terörünü ima eder.  “Too High to get it right” dinlerken bir ampüle boş boş bakmanın insanın aklını kaçırtması bile olasıdır. “Metal Heart”ın girişinde çalan Çaykovski ve ortasında Wolf Hoffmann’ın Beethoven’dan Für Elise solosu çaldığı sırada 3 km ötedeki köpek çetesinin kavgasında hangi köpeğin haklı olduğunu düşünmek ve bu konuda arkadaşlarınıza sokak köpekleri dünyasında hak ve adalet arayışı hakkında monolog vermeniz hiç ama hiç eğlenceli değildir. “Dogs on Leads” olsa neyse. Heavy metal’in doğası  ile esrar veya uyuşturucuların doğası birbirlerine taban tabana zıttırlar. Doom metal dinleseniz bile uymaz, asla yakışmaz. Empyrium ile esrar çeken bir gafil soluğu mezarlıkta alır çünkü.

İngilizce’de “metalhead” diye bir sözcük var. Türkçeye “metal kafa” olarak çevrilmedi. Çünkü “metalhead” sözcüğü kullanıma sürülmeden çok önce biz X kuşağı olarak “metalci” sözcüğünü ilk günden, 1980’lerin ilk yarısından itibaren kullanmaya başladık. O zamanın medyası da “bunlara ne denir ki başka” diyerek “metalciler” dedi zaten. Metal kafa nedir yahu?

Ben metalcileri ikiye ayırıyorum. Bir grup var ki, yaşı ne olursa olsun sadece seksenlerde, doksanlarda takılmış kalmış olan metalci kardeşlerimiz onlar… Onlar için 21. yüzyılda sanki heavy metal yok adeta… Bu arkadaşlarımız hipnotize olmuş gibi sadece eskileri dinliyorlar. Heavy metalde “eskime” diye bir şey olmadığı için de, misal 1985 yılında yayınlanan “Hell Awaits” sanki dün yayınlanmış gibi hala ve daima onu dinliyorlar. Slayer’ın 2015 “Repentless” albümünü bile dinlemiyorlar hatta. Iron Maiden’e bana göre bir efsane olan Janick Gers katıldı diye Iron Maiden’ın 21. yüzyıldaki başyapıt albümlerini dinlemeyip hala gruptan “Run to the Hills, Where Eagles Dare, Powerslave” bekleyenler tanıyorum.  Judas Priest’in milat niteliğindeki 1990 “Painkiller” albümü kadar önemli olan 2018 “Firepower” albümüne bile “kendilerini tekrar etmişler, Painkiller gibi olmuş” diyenler duydum. Judas Priest 2008 yılında “Nostradamus” yaptığında da klavyeyi çalan Jon Lord olduğu halde “bu ne ya, ne çok klavye kullanmışlar” diyenleri bile duydu benim kulaklarım. Norveçli black metalci Ulver gibi tüm metalcilerin herhalde elektronik müziğe, hip hopa evrilmesini bekleyen bu arkadaşları şimdilik bir kenara bırakalım.

Benzer problem daha yeni kuşaklarda ve gruplarda da var. Amon Amarth, 2019’da “Berserker” adlı dehşet verici yılın albümünü yapıyor. “Nerde o 2002 Versus the World birader” diyenlerle de müşerref oldum. “Hımm. Hep aynı bu Overkill” diyene en azından ben rastlamadım çok şükür… Onlara da saygı duyuyoruz. Heavy metale klasik müzik muamelesi yapıyorlar. Muhtemelen Beethoven’ın son yıllarında da zamanında “Nerede o eski Beethoven” diyen müzikseverler olmuştur.

İkinci grup metalciler ise her Cuma gününü iple çekenlerdir. Hafta sonu için değil! Her Cuma yıllardır heavy metal albümleri yayınlanır. Ben çocukluğumdan beri her Cuma gününü bu nedenle hayırlı saydım ve yeni albüm takibini internetin olmadığı zamanlarda bile yaptım. Askerliğimde dahi İstanbul’dan Ankara’dan haberlerini ve albümleri alırdım. Van Erciş’e Megadeth’in “Risk”, Wasp’ın “Helldorado”, Children of Bodom’un “Hatebreeder” albümlerini hem de uçakla getirtmişliğim vardır. Bize sadece seksenler yetmiyor. Doymuyoruz kardeşim!

İşte bu hayırlı Cumaların birinde, 29 Ocak 2021 Cuma günü mekanik yılanlı kapağıyla Accept’in “Too Mean To Die” albümü yayınlandı. Heavy metale tam anlamıyla klasik müzik muamelesi yapan Wolf Hoffman’ın 2009’da alkolü azaltıp yeniden Mark Torillo’ya kavuşup Accept’i oluşturmasıyla Accept’in ikinci bahar dönemine ait 5. büyük albümü yayınlandı.

Accept iki döneme ayrılır. Tarkan Gürol dostumuzun ifadesiyle “orman cücesi”, bir başka Accept ikonumuz olan Udo Dirkschneider’in vokalde olduğu doğuş, yükseliş ve çöküş dönemi 1976’da başlayıp 1996’da sona ermiştir. Udo, Accept’i sayısız defa ya kovularak ya da “beni kovamazsınız, ben istifa ediyorum” diyerek grubu bırakmıştır. Udo solo kariyerinde alemlerde “Balls To The Wall” diye caka satarken, 1996’dan 2010’a kadar geri kalan Accept’ten bir daha haber alınamamıştır.

Alemin en asabi metalcilerinden olan Wolf Hoffman 2009’a kadar kendini alkole vurmuştur. 1988’de solo kariyerine başlayan Udo ise bira içe içe göbeğini büyütmeye devam etmiştir. Ama Wolf Hoffman sessiz kaldığı bu dönemde içi içini kemirdiği için içtiklerini bedeninde stoklamamış ve 2010 yılında aniden kel haliyle ortaya çıktığında sanki hiç alkol almamış gibi son derece fit bir beden ile sahnelerde yerini tekrar almıştır.

2010 yılında “Blood of Nations” albümü bence sadece Accept’in yeniden doğuş albümü değildir. Heavy metalin 2010’lu yıllarda yaşayacağı 3. büyük dalgasının da işaret fişeğidir. Üstelik Accept sosyal meselelere eskisinden çok daha fazla parmak atmaya başlamıştır. Ekonomik krizden kapitalizmi o kadar sorumlu tutmuştur ki hızını alamayıp en sonunda Alman oldukları halde 2012’de “Stalingrad” albümünü bile yaratmıştır. Her ne kadar 1980’lerde hipnotik olarak bıraktığımız metalci kardeşlerimiz bilmeseler de bu albümde yarattığı “Shadow Soldiers” şarkısı  heavy metal tarihinin en büyük şarkılarından biridir. Albümde 1 adet de “devrim” şarkıları vardır. Daha 2010 yılında yaklaşmakta olan salgını “Pandemic” ile haber veren Accept, Udo Rus şarkılarıyla gönlünü eğlendirirken 2014 yılında “Blind Rage”, 2017 yılında ise “The Rise of Chaos” ile hem sosyal meseleleri kurcalamaya, didiklemeye devam etmiş, hem de müzikal açıdan Accept’in ilk dönemini de rifflerinde, sololarında ve korolarında barındırmaya özen göstermiştir. Bu albümlerdeki Wolf Hoffman gitar sololarının tamamı ilk dönem Accept gitar sololarından çok daha olgun, doygun ve zengindir. Muhtemelen “ahh. Nerede o Accept, Udosuz Accept mi olur kardeşim” diyeceklere karşı Wolf Hoffman önlemini bu şekilde almıştır.

Erken dönem Accept’i kuran ve esas şarkı yazarı olan aslında Wolf Hoffman’dır. Elbette Udo, Peter Baltes ile beraber başarmışlardır bunu.  O nedenle Metallica, Megadeth, Slayer, Pantera, Testament, Anthrax, Overkill, Exodus, Annihilator (neredeyse tüm Kuzey Amerikan thrash metali), Guns N’ Roses, Mötley Crüe, Alice In Chains, Running Wild, Helloween, Blind Guardian, Doro, Dimmu Borgir, Darkthrone ve her türden sayısız yeni gruplar bizzat Accept’in kendi müziklerini şekillendiren büyüklerden olduğunu gururla çeşitli söyleşilerde söylemişlerdir. Wolf Hoffman ise “Ben klasik müzik eğitimi almadım ama çok seviyorum, Metal Heart’da bir Beethoven havası kullanayım bakalım ne olacak dedim. Hiç beklemiyordum bu kadar beğenileceğini” diyerek esas ilhamını heavy metalin büyük büyük dedesi Beethoven’dan aldığını pek mütevazi bir şekilde ifade etmiştir.

Accept, 2021 albümü “Too Mean To Die” ile şimdiden yılın albümlerinden biri olmayı başardı. Yine medyanın yalanları üstüne yazdığı “No One’s Master” şarkısında “efendimiz değilsiniz, kimse de köleniz değil” diyerek sosyal meselelerde çözüm ortağımız olduğunu bir kez daha ispatladı. Albümün açılış şarkısı “Zombie Apocalypse” ise Covid pandemisinden sonra insanlığı bekleyen büyük tehlikeye işaret ediyor. Bütün asabiyetine ve pesimistliğine rağmen Wolf Hoffman, vokalist Mark Tornillo’nun Voltaire kahramanı Kandid gibi olması sayesinde “The Best Is Yet To Come” ile “Umutsuzluğa yer yok” diyor. Albümde klasik müzik riffleri öncekilere göre daha fazla kulağa çarpıyor. “Symphony of Pain” de yine bir harika resital sizleri bekliyor. Kapanışta yer alan vokalsiz “Samson and Delilah” ise Wolf Hoffman’ın “heavy metal günümüzün klasik müziğidir” imzası oluyor.

2010 yılında İstanbul Sonisphere festivalinde bir gece son grup olarak sahnede yer almaları hakkında “Türkiye bize 14 yıl sonra ilk defa “headliner” olma şansı veren ülke oldu. Asla unutmadık” diyen Wolf Hoffman ve Accept’i 2019 yılında Romanya’da yapılan Rockstadt Extreme Festivalinde acayip bir yağmur altında çok özel bir konserde hem de en önden izleme şansını bulduk. Üzerimizdeki yağmurluk askeri kamuflajlı türdendi. Wolf Hoffman bizi gördü ve aklına Udo geldi muhtemelen ve o gece daha bir hırsla çaldı. Ama işte Wolf Hoffman’ın bu hırsı sayesinde heavy metal klasik müzik oldu. Accept sayesinde 2021 yılında listelere 1 numaradan giriyor artık heavy metal albümleri… Seksenlerde kalmış arkadaşlara haber vermesek de olur. Onlar zaten klasik müzik dinliyorlar. Beethoven fanatiği olan Bernie Sanders bile yeni Accept albümlerini dinliyor artık.

Elbette bu müzikte uyuşturucuya asla yer yok. Wolf ve Udo sıkı uyuşturucu karşıtları olmak yerine başka müzik türlerindeki elemanlar gibi uyuşturucu kullanmış olsalardı bu hazine gibi enfes müzik kataloğu asla yaratılamazdı. Ve sayısız eski, yeni sevdiğimiz gruplar Accept’ten ilham alarak doğamazlardı.

Abartmadan vergi ödemeye devam, metalci kardeşlerim! Çare Accept!

Gürkan Haydar Kılıçarslan

30.01.2021, Kurtköy – İstanbul

gurkan.kilicarslan@gmail.com

No Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: