Blog

Empyrium & Markus Stock: “Ortaçağ’ın cadı avları, dinsel baskıları ve korku tacirliği dönemlerinden bu yana pek bir şey değişmedi”

“DOĞAMIZA DAİMA BOYUN EĞECEĞİZ, ÜBER DER STERNEN!”

DeliKasap’ın vampir tabiatlı yazarlarından nev-i şahsına münhasır Gürkan Haydar Kılıçarslan ya da nam-ı diğer GHK dostunuz, Empyrium’un kafa elemanı Markus Stock ile bir konser çıkışı alkol, metal ve vampirlik üzerinden tohumladığı ve özenle büyüttüğü metal-bromance münasebetini Empyrium’un son albümü UBER DER STERNEN’i kutlama maksadıyla bir özel röportajla taçlandırdı! İşbu mülâkatı hem Türkçe hem İngilizce sunmaktan kıvanç duyarız…

Merhaba Markus. Öncelikle hem şahsım adına hem de Deli Kasap dergisi olarak 26 Şubat 2021’de Prophecy Productions’dan yayınlanan “Über Der Sternen” adlı altıncı albüm için kocaman tebrikler. Facebook’tan takip ettiğim kadarıyla 2020 yılında sonbaharda yayınlamayı planlıyordunuz. Ancak çeşitli nedenlerden 2021’in kış mevsiminde yayınlandı. Doğrusu biraz geç olsa da sanki daha iyi oldu diye düşünüyorum. 2020 yılını pandemi nedeniyle bütün gezegen halkları unutmak istiyor. 2021 yılı için hala umut var ve Empyrium albümü de bu umudu biraz daha büyüttü. “Umut” sözcüğü ve Empyrium birbirine ne kadar yakın veya ne kadar uzak?

“Teşekkürler ve söyleşiye başlamak için ilginç bir soru bu. Dürüst olmak gerekirse,  toplumsal meseleler hakkında umutlu olduğunu iddia edebilecek doğru bir kişi değilim gerçekten. İnsanlık ve bu toplumların yarattığı daha geniş, malum büyük resim söz konusu olduğunda genellikle bir hayli kötümser bir ruha sahibim. Ve biraz daha dürüst olmak gerekirse, yeryüzündeki mevcut durum buzdağının sadece görünen kısmı olduğu için her yıl daha da kötüye gidiyor. Ancak Empyrium erken dönemlerinden beri bu umutsuzluktan kaçmak için daima sığınağım ve kaçtığım barınağım oldu. Aynı zamanda sadece bana değil, dinleyicilere de çevrelerini saran tüm bu bu boktanlıkları unutturarak geleneksel romantik ideallerin ve insan olmanın özü olan masum bir hayatın var olabildiği bir yere seyahat etmeleri için bir kapı açıyor.”

Bu albümün yaratılma sürecinde neler yaşadınız? Yıllar mı sürdü? Yoksa daha kısa bir zamanda mı yazdınız?

“Mevcut pandemi durumu ortaya çıkmadan albüm bitti aslında. Geriye kalan tek şey, Mart 2020’de bitirdiğim mix kayıtlarım oldu. Albüm üzerinde uzun yıllar aralıksız çalıştık. Onu yaratmak epeyce güzel bir yolculuktu. 2019’da gerçekten bitirmeye odaklandık. Tüm davulları 2019 Eylül ayında yeniden kaydettim ve son olarak Kasım ve Aralık aylarında son kayıt oturumunu yaparak tüm vokal bölümlerini kaydettik. Ardından konuk müzisyenlerle beraber viyolonsel / keman ve flütleri kaydettim.”

Albümün açılış şarkısı “The Three Flames Sapphire”, ikinci şarkı “A Lucid Tower Beckons on the Hills Afar” ve albüme adını veren kapanış şarkısı “Über Der Starnen” aslında hüzün okyanusunda boğulmak için can atan hayranlara çok uygun Empyrium şarkıları değil. Öte yandan her biri sanat eseri ve muhteşem başyapıtlar. Empyrium’un bilgelik ve ustalık dönemi şarkıları olarak görüyorum.  Bu şarkılar önceki albümlerde yer alan atmosferde yazılmamışlar gibi. Özellikle son 20 yıl içinde farklı projelerin de katılmasıyla müzikal kariyerinizde Empyrium için değişen nedir? Markus için değişenler nedir? Thomas için değişenler nedir? Hem estetik olarak hem de felsefi anlamda?

“Ben şahsen bu albümün şimdiki zamana ulaştırılan erken dönem tarzımızın bir devamı olduğunu düşünüyorum. İlk albümler olan ‘A Wintersunset…-1996, Songs of Moors and Misty Fields – 1997, Where At Night The Wood Grous Plays – 1999’ yazıldığında 16-20 yaşları arasındaydım ve 1999’da Empyrium’a Thomas Helm’in katılımıyla 2002’de yayınlanan ‘Weiland’ albümünde  birlikte çalıştığımızda 20-22 yaşlarındaydık. Şimdi 20 yıldan fazla bir süre geçti ve elbette hayatımızda çok şey değişti. Bugünlerde çok daha olgun müzisyenleriz. Stüdyomda başka gruplara ait yaklaşık 300 albümün üretiminde çalıştım. Müzik yapımcısı olarak da çalıştığımı bazıları biliyor olabilir. Alcest’ten Secrets Of The Moon’a, Silencer’dan Bethelehem’e çok sayıda grubun albümlerini ürettik. Böylece, çok daha fazla deneyim kazandık. Ayrıca pek çok insani deneyimler de yaşadık. Mesela ikimiz de aile babasıyız. Bizim için en zor olan şey, daha önceki çalışmalarımızda sahip olduğumuz naif yaklaşımları ve şarkılarımızdaki o beklenen duygusal etkiyi sürdürmek oldu.”

Albümde sekiz parça var. Bunlardan beş tanesi görece uzun ve dinleyicilerin alışık oldukları albümdeki esas Empyrium şarkıları. Bir tanesi daha kısa ama yine vokale sahip. İki tane şarkı ise görece kısa ve hatta enstrümantal. İlk üç şarkıdan sonra “Moonrise” ile dinleyicilere soluk alma fırsatı vermeniz iyi bir fikir. Ben kendi adıma sisli bir ormanda esrarengiz ağaçların arasında gezdikten sonra kendimi bir suyun başında, ayın doğuşunu izlemek üzere dinlenirken hissettim “Moonrise” ve “In The Morning Mist” şarkılarında… Fotoğraf sanatçılığınızı büyük bir zevkle takip ediyorum. Doğanın sanatını bulup bize sunuyorsunuz. Her biri gerçek bir sanat eseri… Fotoğraf ve müzik arasında bir ilişki var mı size göre? Bu albüme fotoğrafçılık çalışmalarınızın katkısı nasıl oldu?

“Doğa içindeyken ilham toplamak adına fotoğrafçılık sanatı benim için çok önemli bir unsur. Sabahın pek erken saatlerinde veya akşam saatlerinde çoğunlukla yalnız olarak giderim doğaya… Çoğu zaman ormanın harika koşullarında saatlerce orada olmak demek, eve sadece çok sayıda güzel fotoğraflarla dönmek değil benim için… Aynı zamanda, ‘mücevher kutuma’ koyduğum ve zamanı geldiğinde çıkarabileceğim yeni şarkılar ve sözler için çok fazla ilhamla geldiğim anlamına geliyor. Bu yüzden benim müzik yaratıcılığım ile kesinlikle ileri derecede bağlantısı var.”

Hemen ardından gelen “The Archer” ise çekirdek hayranlarınıza sakladığınız klasik Empyrium şarkısı “The Wild Swans” öncesinde görkemli bir hazırlık… Bu iki şarkı özellikle 2002 öncesi şarkılarınızın hüzünlü, dertli, ürkütücü derecede gizemli ve yer yer nihilist atmosferine yaklaşıyor. Tabiri caiz ise doom ediyor. Çok net soracağım. Neden kederli olmalıyız?

The Wild Swans’ ın geleneksel bir Empyrium şarkısı olduğunu kabul ediyorum, “The Archer” ise 90’ların başındaki İskandinav progressive rock akımından (Landberk, White Willow gibi) daha çok ilham alıyor. Nihilistik! Gerçekten mi?Empyrium’da gerçek nihilizme pek yer olduğunu sanmıyorum. Daha çok varlığımızın özünü bulmaya çalışan ruhani bir yaklaşım içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Bu durum daha çok, insan ruhunu romantik sanatla besleyerek geliştirmekle ilgilidir. Evrensel anlamda büyük duygular, günlük yaşamınızdan çok daha büyüktür. Bu hal, ruhun çiçek açmasına ve büyümesine izin verir. Ayrıca Empyrium’un müziğinin hiç de depresif olduğunu düşünmediğimi her zaman söylüyorum. Müziğimizde ve sözlerimizde her zaman yükselme ve yücelme unsurları vardır. Müziğimiz, melankoli, nostalji ve hayatın derin soruları üzerine kafa yormakla ilgili oldu daima.”

Über Der Sternen’in giriş bölümü gerçekten çok olağanüstü. Tüyler ürpertici diyebilirim. Ve aniden Empyrium’dan bekleyeceğimiz üzere dinginleşiyor şarkı. Zamanı geldiğinde de yeniden parıldıyor şarkı… Sözlerı ise anadiliniz olan Almanca… Şarkıyı dinler dinlemez sözleri Türkçe’ye çevirdim. Karşımda ruhun yükseliş mücadelesini anlatan enfes bir şiir daha duruyordu. “Über Der Sternen” albümü ve şarkısı, Empyrium’un 1994 yılından beri süren ve hepimizin bir aşk ile takip ettiği ruhani yükseliş hikayesinin en heyecanlı yeri midir? Bunun devamını beklemeli miyiz?

“Teşekkür ederim ve evet, kesinlikle bu şarkı için hedefi on ikiden vurdunuz. Bu şarkı hakkında CD kitapçığına yazdığım şey de buydu: Albümün epik şarkısı bu… Geceleri gökyüzünde bir yolculuk ve güneş her battığında gözlerimizin önünde beliren sonsuz gizemler… Şarkının adı, şarkı yazılmadan önce ‘many moons’  oldu aslında. Friedrich Schiller’den bir alıntıya dayanıyor: ‘Es ist ja noch nicht ausgemacht, ob das Vergangene nicht vergangen ist, oder ein Auge findet über den Sternen’ (Geçmişin geçip geçmediğine veya ‘yıldızların üzerinde’ bir göz bulunup bulunmayacağına henüz karar verilmedi.). Bu dizeyi tiyatroda ünlü eseri ‘Die Räuber’i izlerken duydum ve hemen bir izlenim bıraktı bende. Hayalinizin önünde çok ayrıntılı resimler çizen birçok parça arasında müzikal bir yolculuk bu… Çocuksu bir hayretle hayranlık uyandıran o yıldızların büyüleyici ışıltısı, bizi bilinmeyenden korkarak sindiren evrenin uçsuz bucaksız ve soğuk siyah hiçliği, aynı zamanda küçük, çok küçük olduğumuzun farkındalığı, sonsuz ve her şeyi bilen sonsuz evrenin bilgeliğinde sadece çölde bir kum tanesi olduğumuzu anca anladık. Yanılgının trajedisi ise akıllı, bilgili ve gelişmiş olduğumuzu sanıyoruz. Bu çağda ve zamanda her zamankinden daha gülünç ve saçma. Gerçekten de insanlar olarak bilge olabiliriz, ancak her zaman geldiğimiz yer olan gece gökyüzünün karanlığıyla bir yıldızın ışığı arasında bir yerde bulunacak olan doğamıza boyun eğmek zorunda kalacağız.”

2002 yılında bir röportajda artık Empyrium’un görevini tamamladığını söylediğinizi hatırlıyorum. Her ne kadar biz hayranlar bunu kabul etmekte çok zorlansak bile… 2014 yılına kadar da bir albüm yayınlanmadı. Bu süreçte her albümü ile coştuğumuz Tobias Schönemann ile beraber The Vision Bleak, harika bir black metal projesi olan Sun of The Sleepless, Thomas Helm ile beraber Noekk, Evigheim gibi farklı müzik türlerinde projeleriniz ile müzik yaratmaya devam ettiniz. Diğer projeleriniz hakkında bize vereceğiniz müjdeler var mı?

“Ewigheim’da bir besteci olarak derin bir şekilde ilgilenmiyorum. Sadece ilgili bölümlerimi bitmiş şarkılara ekliyorum. Noekk’te Thomas ana şarkı yazarı ve ben stüdyoda davul, bas ve gitar çalıyorum. Tabiri caiz ise rock grubu olarak! Güncel haberler verebilirim… Yeni bir Noekk albümü bu yılın sonlarında piyasaya sürülecek, zaten tamamen bitti. Şu anda yeni The Vision Bleak fikirleri üzerinde çalışıyorum. Umarım, bu albüm yıl sonuna kadar bitmiş olur!

Müzikal açıdan  hangi müzisyenler ve gruplar sizi etkiledi? Düşünsel dünyanıza  yakın gördüğünüz isimler var mıdır, bizle paylaşmak istediğiniz?

“Bana en ilham verici sanatçılar, gruplar Dead Can Dance, Darkthrone, Burzum, Bathory, Iron Maiden, Enya, Loreena McKennitt, Landberk, White Willow, The 3rd and the Mortal, This Empty Flow sayabilirim. Sadece birkaç isim elbette…”

Ben çok sayıda farklı müzik türlerinde genç grubun sizin izinizde olduğunu, Empyrium müziğinin onları etkilemiş olduğunu düşünüyorum. Örnek vermem gerekirse İsviçreli Schammasch. Özellikle günümüzde Black metal artık satanizm figürleriyle yapılmıyor ki bence olması gereken de buydu. Genç gruplarda Empyrium’un işlediği konuları görüyorum. Hüzün, keder, acı, içsel dünyalarda yolculuklar, doğa ile diyaloglar, umutlu bir nihilizm hatta. Yüksek düzeyde dijital bir iletişim çağında Empyrium’un 1990’lı yıllarda anlattığı insanın yalnızlığı mı kazandı?

“Schammasch’ın başka kaynaklardan ilham aldığını düşünüyorum ama müziklerini seviyorum. Aslında son albümlerini bizzat kaydettim, miksledim ve mastering yaptım, bu yüzden bu grubun ne olduğunun epeyce farkındayım. Harika bir grup. Bence bugünlerde teknokrasiyle doğaya karşı mücadelemiz giderek artıyor. Bunu üzülerek söylemeliyim ki, insan kendi doğasının bir şekilde dışında olma ve doğayı kontrol edebilme gibi aptalca bir fikre sahiptir. Bu durum, çok gülünç ve yine insanın cehaleti ile yaşadığı kibirli güç zehirlenmesine bir diğer kanıttır. Evet, 2021’de yaşıyoruz.. Ortaçağ’ın cadı avları, dinsel baskıları ve korku tacirliği dönemlerinden bu yana pek bir şey değişmediğini düşünüyorum.”

Türkiye’de çok sadık ve sizi seven hayranlarınız var. En son konseriniz 2018 yılında İstanbul’da gerçekleşmişti. O muhteşem konserin ardından sizi tamamen tahmin yürüterek İstanbul’da bir mekanda bulmuş ve neredeyse sabahın ilk ışıklarına kadar çok sıcak bir sohbet etme olanağımız olmuştu. Hatta bu albümün müjdesini bizzat sizden ve Thomas’dan duymuştuk. Umarım pandemi koşulları bu sene bitecektir. Bu albüm için konser turu düşünüyor musunuz? Empyrium’u yeniden İstanbul’da, belki Ankara ve İzmir’i de kapsayan bir turnede görebilecek miyiz? Türkiye’deki hayranlarınız için söylemek istedikleriniz var mı?

“Güzel bir akşamdı ve elbette konser sonrası buluşmamız… Pek canlı bir şekilde hatırlıyorum! Şu anda kimse canlı performansların geleceğinin gelecekte nasıl olacağını bilmiyor. Dürüst olmam gerekirse, bu nedenle konserler anlamında geleceğe dair herhangi bir plan yapmayı bir kenara bıraktım. Empyrium’a olan büyük destek ve ilgisinden dolayı Türkiye’deki tüm hayran dostlarımıza tekrar teşekkür etmek istiyorum!”

Teşekkürler Sevgili Markus. Elbette Thomas’a ve diğer Empyrium müzisyenlerine de çok sevgiler ve selamlar bizden ve DeliKasap dergisinden. Bir dahaki sefere sizi Türkiye’de misafir etmeyi umut ederek tekrar bu büyük sanat albümünü biz hayranlarınıza ve müzik dünyasına sunduğunuz için tebrik ediyoruz.

“Desteğiniz için teşekkürler. Çok müteşekkiriz ve elbette Thomas’ın da sizlere çok selamları var…”

Empyrium 2021 albümü “Über Der Sternen” aşağıdaki linklerden online olarak temin edilebilir.

https://www.facebook.com/Empyriumfans

https://empyrium.bandcamp.com

https://en.prophecy.de/artists/empyrium/

Gürkan Haydar Kılıçarslan / DeliKasap

gurkan.kilicarslan@gmail.com

Kurtköy – İstanbul

Söyleşiyi İngilizce okumak için:

DELİKASAP DERGİ’Yİ DESTEKLE, BAĞIMSIZ ROCK’N’ROLL YAYINCILIĞINA GÜÇ VER!

No Comments

Bir Cevap Yazın

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: