Blog

‘FRIENDS’ MASUM BİR SIT-COM MU, YOKSA EGEMEN ZİHNİYETİN BİLİNÇALTI MI?

Televizyon tarihinin en bilindik yapımlarından biri olan Friends, Nisan ayından itibaren Netflix’te gösterime giriyor. Dizinin “kızlı-erkekli yaşamı” özendirerek ahlaksızlığı meşrulaştırmaya çalıştığına yönelik söylemler, internet trolleri tarafından gündeme sokularak reklam bütçesine ufak da olsa katkı sağlamış oldu. Peki bu söylemleri bir kenara koyarsak dizi, bireye yönelik nasıl bir tavır takınıyor; devletle toplum arasında kendini nerede konumlandırıyor? Birkaç sene önce TR!P dergisinin ilk sayısında bu gibi soruları sormuştum. Friends gündemine değişik bir pencereden bakmak adına, bu sefer dijital ortamda soruyoruz. Buyurunuz:

Evren ÜNAL
twitter.com/evrenunal

Toplumsal cinsiyet, sınıf, aidiyet ve etnisite sorunları hakkında devam eden tartışmalar, uzun yıllar belirli akademik çevrelerin yörüngesinde, dar bir çerçevede ele alınmaktaydı. Medyanın bu konuların üzerine gitmesi için hiçbir sebebi olmadığından internetin de yokluğunda geniş katılımlı tartışmalar için yeterli kamuoyu alanı sağlanamıyordu. “Kültür endüstrisinin” iplerini elinde tutan medya kuruluşlarının eğlence sektörünü ele geçirmesiyle bir sinema ve TV yapımı ile bir son dakika haberi aynı kaynaktan çıkmaya başlamıştı. İletişim alanındaki kuramlarıyla tanınan akademisyen Ben H. Bagdikian, bu tekelleşmeyi “çoğu diktatörün elinde bulundurduğundan daha etkili bir iletişim gücü” olarak tanımlar. Bu sayede şirketler hem kâr maksimizasyonunu sağlayacak hem de devletle yekpare bir tutum içerisine girerek toplumsal belleği dilediği gibi şekillendirebilecekti. 

Amerikan stüdyo sisteminin kültürel ve cinsel kimliklere, etnisiteye, kadınlara ve diğer azınlıklara karşı yer yer küçümseyici,  aşağılayıcı ve dışlayıcı duruşu uzun yıllar Amerika’ya özgü bir “özgürlük biçimi” olarak ele alındı. Medyanın bu konular üzerindeki mesafeli tutumu nedeniyle toplumun bu duruşa karşı geliştirdiği somut bir refleks yoktu. Bu tutumun yansıması olarak ortaya çıkan ve “beyaz, orta sınıf ve üstü, hetero Amerikalıları” yücelten ve kollayan geleneksel dizi ve filmler, her şeye rağmen doksanlı yıllarda son zirvesini yaşıyordu. 

Hegemonyanın Sarsılması

Doksanların sonundan itibaren, internetin yaygınlaşması ve bilgi akışının inanılmaz boyutlara gelmesiyle sektörün iplerini elinde tutan dev holdinglerin sınırsız gücünün de sarsıldığında şahit olduk. Son birkaç senedir bu durumun daha hararetli bir hal aldığı görülüyor. Hatırlarsanız, 2016 yılının Oscar adaylarının tümü açık tenli olduğundan tören siyahi oyuncuların boykotuna uğramış; 2017 töreninde ise politik bir manevrayla iki siyahi oyuncuya ödül verilmişti. Farklı etnik kökenlerden karakterlere ait rolleri “beyaz” Amerikalılara veren (whitewashing) stüdyolara ilk kez oyuncu cephesinden tepkiler gelmiş, Hellboy oyuncusu Ed Skrein oynayacağı karakter gibi Japon asıllı olmadığından rolü bırakmıştı. Sektör içinden yükselen seslerin katkısıyla sergilenen dayanışma ortamı stüdyo tercihlerinin daha fazla sorgulanmaya devam ederek medyayı da bu konuların üzerine gidilmesi için zorlayacağa benziyor.  

1994 yılında NBC kanalında yayımlanmaya başlayan Friends’in (Sıkı Dostlar) toplumsal cinsiyet, sınıf, aidiyet ve etnisite konularına yönelik yer yer saldırgan,  küçümseyici ve dışlayıcı tavrının kamuoyu tarafından kabullenilmesi, başarısı hakkında küçük de olsa bir ipucu vermektedir.  Dizi, çoğu insanın kendinden bir şeyler bulabileceği alt-orta gelir düzeyinden altı arkadaşın Manhattan’ın boğucu şehir yaşantısındaki komik maceralarını anlatır. Komedi unsuru, iyi yazılmış ve oynanmış karakterlere çok şey borçlu olsa da dizide yer alan espri ve ifadelerin günümüzden bakıldığında fazla yavan kaçtığını söylemek yanlış olmaz. Dizi, bu niteliğiyle doksanlarda kamuoyu oluşturamamış kültürel ve soysal sorunların toplumsal belleği şekillendiren araçlar vasıtasıyla nasıl değersizleştirildiğinin çarpıcı bir örneğini sunmaktadır. 

Cinsiyet Ayrımcılığı ve Homofobi

Dizideki rahatsız edici durumların en başında homofobik hal ve söylemler geliyor. Bunun en genel örneğini erkek bir karakter, “kadınsı” bir hareket sergilendiğinde bunun aşağılayıcı bir tavırla “gay” bir hareket olduğunun ifade edilmesiyle görüyoruz. Ross’un oğlunun Barbie bebekle oynamasına erkeksi durmadığı için tepkiyle yaklaşması (3. Sezon 4. Bölüm) ve eve gelen erkek bakıcının duygusal karakteri nedeniyle gay olduğu izlenimine kapılması (9. Sezon 6. Bölüm), hatta bir bölümde (1. Sezon 8. Bölüm) herkesin Chandler’ı ilk gördüklerinde “gay” izlenimi bıraktığını söylemesi ve bunun için tatmin edici bir gerekçelerinin bulunmaması da kanıt olarak sunulabilecek farklı sahnelerden bir kısmını oluşturuyor. Chandler’ın Vegas’ta bir kulüpte drag queen olarak çalışan babasıyla olan ilişkisi bile “utanç verici” çocukluk anılarından söz edilmesiyle ortaya çıkıyor. Dizide trans olarak portre edilen baba karakterinin ‘Kathleen Turner’ tarafından canlandırılması bir yana ortaya çıktığı andan itibaren Chandler’ın annesi de dahil olmak üzere cinsiyetçi esprilerin hedefi haline gelmesi de aşağılayıcı tavrı perçinliyor. (7. Sezon son bölümler) 

Dizide Ross’un lezbiyen olması nedeniyle ayrıldığı eski eşi ve yeni sevgilisi de LGBT-İ camiasını temsilen yer alıyor. Hatta TV tarihinin ilk lezbiyen düğün sahnesi ile evleniyorlar. (2. Sezon 11. bölüm) Ancak çifti canlandıran oyuncuların birkaç ay önce verdikleri röportajda 1996’da çekilen bu sahnelerin Ohio ve Texas gibi eyaletlerle birlikte dünyanın pek çok yerinde sansüre uğradını öğreniyoruz. Erkek egemen zihniyet, kadının eşcinsel tercihini Joey ve Chandler’ın fetiş merakı yapmaktan alıkoymazken ulu orta sergilenmesini “ahlaka aykırı” buluyor. Zaten dizideki “gizli gayliğe” yönelik imalar ve buna yönelik fazlasıyla normalleştirilmiş homofobik şaka ve hareketler sayesinde bu sonuca kolaylıkla varıyoruz.

Etnisite Problemi

Etnik çeşitlilik ve buna bağlı ayrımcı dışavurum, izlerken “kaşlarımızı kaldıran” bir başka unsur olarak karşımıza çıkıyor. İnternet üzerinde yapılan bir araştırmaya göre 10 sezon ve 236 bölüm boyunca dizide konuşarak rol alan 22 siyahi aktör bulunuyor. Ana karakterlerin tamamen “beyaz” Amerikalılardan oluşması diziyi “etnik dışlayıcı” bir konuma yerleştirmek için yeterli kanıt sunmasa da etnik çeşitliliğin dizide nasıl temsil edildiğini incelediğimiz zaman bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin; bir bölümde (2. Sezon 1.  Bölüm) Ross, yeni tanıştığı  “çekik gözlü” sevgilisi Julie’yi tanıtırken, Rachel tiz ve duraklamalı bir ses tonuyla “Ül-ke-mi-ze hoş gel-din!” diyerek karşılığında düzgün bir İngilizceyle  “Teşekkürler, ben New Yorkluyum” cevabını alıyor. Ne kadar komik bir sahne olursa olsun New York gibi kozmopolit bir şehirde garsonluk yapan Rachel’ın çekik gözlü bir kadının Amerikalı olabileceğini aklına getirmemesi sınıfsal konumunu göz önüne alırsak gerçekçi görünüyor mu? Yoksa 90’ların ve öncesinin benzer yapımlarında olduğu gibi etnik farklılığın “gag malzemesi” olarak kullanılması eğlence sektörünün yazılı olmayan kuralları arasında mı yer alıyor? 

Dizi, her ne kadar etnisite meselesine belirli stereotipler üzerinden taraflı bir yaklaşım sergilese de bu durumu bozan bir istisna var. Güçlü ve eğitimli bir Afro-Amerikan kadın karakter olan Dr. Charlie Wheeler’la 9. Sezonun sonlarına doğru tanışıyoruz. Ezber bozan bir karakter olan Wheeler, aynı zamanda dizide figüran olarak yer almayan ilk siyahi oyuncu oluyor. Buradaki karakter seçiminin arkasında, gene yazılı olmayan ancak 2000’li yıllarla birlikte sektörde uygulanmaya başlayan bir kural yatıyor. 2000 sonrası bir topluluğun (ensemble) gözünden anlatılan dizilere baktığımızda ana tayfada farklı etnik kökene dahil en az bir karakterin yer aldığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda sinema ve televizyonda bu çeşitliliğin ağırlığı fazlasıyla hissediliyor. 

Üst Sınıf Algısıyla Şekillendirilmiş Toplumsal Bellek

Etnik ve cinsel kimlik konusuna yaklaşımı bir yana dizide vejetaryen Phoebe’nin et yemeye başlamasından Monica’nın şişmanlığının mutsuzluk ve başarısızlıkla bir tutulmasına kadar toplumun dışına itilmiş, ötekileştirilmiş her kesimin tepkisini çekebilecek daha onlarca sahne sayılabilir. Açıkçası bir yapımı nesnel olarak değerlendirirken oluşturduğu özgün dünyayı kendi gerçekliği içinde ele almak doğru olacaktır. Neticede Manhattan’ın göbeğinde geçmesine rağmen 11 Eylül’ü bile hissettirmeyen politik bir umarsızlıkla yazılmış bir sit-com dizisinden söz ediyoruz. Ancak Friends gerçeklikle bağını farazi bir New York tasviriyle değil toplumsal belleği üst sınıf algısıyla şekillendiren bir alt-orta sınıf komedisi sunmasıyla sağlıyor. Chandler ve Ross dışındaki karakterlerin düzenli bir işi, sabit bir geliri olmamasına rağmen dizi, sınıf sorunları üzerine mizah üretmekten sakınıyor. Bu bağlamda dizi, bir ulusal kanal yapımı olarak kapitalist hegemonyanın çıkarlarına uygun; genel izleyiciyi yormayacak düzeyde bir seyirlik sağlıyor. 

Alternatif Gerçeklikte Friends’i Yeniden Çekmek

Bütün bu bilgiler ışığında “Friends günümüzde çekilseydi nasıl olurdu?” sorusuna varsayımlar üzerinden cevap verecek olursak konuyu toparlamamız kolaylaşır. Aslında Rachel’ı oynayan Jennifer Anniston’ın bu soruya bir cevabı var: Muhtemelen, herkes koltuğa yayılmış ellerindeki telefonları kurcalıyor olurdu. Ne kadar da doğru! Bu bir yana ilk olarak dizinin eşcinsellere yönelik agresif bir dili olmazdı. Joey’i siyahi bir oyuncu temsil eder, Chandler muhtemelen “açık gay” olurdu. Phoebe vegan olurdu ama en az bir bölüm mutlaka hayvansal gıdaya sarardı. 90’lardaki ergen Monica, olabileceğinden daha şanslı bir konumda kilolu bir Monica olurdu. Diziyi dengelemek adına Rachel ve Ross karakterleri aynı şekilde bırakılırdı. Dizide ufak da olsa bir öğrenci eylemi, dijital aktivizm gibi genç izleyicinin daha çok ilgisini toplayacak “soft-politik” sahneler olurdu.  

Sonuç olarak; günümüz Friends’i kültür endüstrisi efendilerinin çıkarlarına bir kez daha uyum sağlamış, genel izleyicinin yeniden şekillenmiş algısına uygun keyifli bir seyirlik sunardı. Belki bundan 20 sene sonra, daha farklı bir politik iklimde, “algı kapılarını” aralamayı başarmış yeni izleyici bu alternatif Friends’i de yavan bulurdu, kim bilir? 

DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz:

No Comments

Bir Cevap Yazın

Right Menu Icon
%d blogcu bunu beğendi: