Pentagram, Olay Mahaline Döndü: “Haydi Bostancı!”

You are currently viewing Pentagram, Olay Mahaline Döndü: “Haydi Bostancı!”

Müzik ile ilgili ilk yazımı, 2014 yılının onuncu ayında, yine bir Pentagram konserini anlatmak için yazmıştım. O zaman bunun için beni cesaretlendiren Sezgin Karlı ve Mehmet Emre Gökgöz’e selam yollayarak konuya neden bu kadar erkenden girdiğimi anlatayım. Efendim 2014 yılında yaşının izin vermeye başlamasıyla ilk defa konserlere gitmeye başlayan ve gecenin kör saatlerine kadar metalcilik yapan bir genç olarak, şimdilerde de olduğu gibi en büyük hayranlığım, 2008 yılından beri dinlediğim Pentagram’a idi. Tabii o zaman grup, MMXII albümünü çıkaralı iki yıl olmuştu ve Gökalp Ergen ile birlikte yeni albüm, fazlasıyla ön plana çıkar olmuştu. MMXII’yi çok seven bir dinleyici olarak bu albüme karşı getirilen eleştirilere genellikle karşı çıkmıştım ama benim de içimde eskilere yönelik de ayrı bir özlem duygusu gelişiyordu.

Fotoğraflar: Burak Bayrak, Erkin Can Seyhan

2014’te grubun 30. yılına üç yıl kaldığı için ben, konserlerde grup üyelerine gelecekteki süreç hakkında sorular sormaya da başlamıştım. O zamanlar da akustik bir albüm fikri ve 30. yıl konserleri konuşuluyordu. Benim sevdiğim grupla ilgili hayallerim, her zaman bildiğimden ya da aldığım duyumlardan daha ileride olmuştur; hep şansımı zorlamışımdır ama 2017’den bu yana, özellikle de 2017’deki Harbiye konserinden sonra geçtiğimiz pazar akşamı yaşadıklarımızı ben bile hiçbir zaman hayal etmemiştim. Ben sanıyordum ki Murat İlkan, Ogün Sanlısoy ve Demir Demirkan gibi isimler, bir konser için konuk olur ve böyle tarihi bir konseri yalnızca tek sefer izleyip yine hayal meyal hatırlayacak hale gelene kadar o günlerin özlemini çekeriz. Ancak yalnızca değil saydığım üç ismi Pentagram sahnesinde defalarca dinlemek, bu süreçte Pentagram ile birlikte saymaya üşeneceğim kadar önemli sanatçıyı aynı sahnede dinleme şansımız oldu. Hatta belki de, beğenip beğenmemek sizin elinizde, tarihindeki neredeyse bütün grup üyeleri ile defalarca kez sahne alan tek grup Pentagram oldu. Bu format sayesinde grubun dinleyicileri olarak sahnede Pentagram’ın otuzuncu yılını değil, otuz yılını görüyoruz. Bu çok kıymetli bir şey ama artık geriden gelmeyi bırakıp tamamıyle 12 Aralık 2021 akşamına odaklanma zamanı.

Konserde Pentagram’dan önce yine bir Pentagram hayranı olarak grubu yıllar önce Bostancı’da dinlemiş olduğunu ifade eden Dengin Ceyhan, sahne aldı. 2019’da “Dengin Plays Pentagram” albümü ile grubun enstrümantal parçalarını yorumlamış olan sanatçı, harika bir performans sergiledi ve seyircideki zaten tepeye sıçramış olan heyecan düzeyini daha da arttırdı. Bu noktada aklıma komik bir detay geliyor. Metalci olmayan arkadaşlarımı Pentagram ile tanıştırmak için daha soft performanslar olarak öne çıkan Pentagram Akustik albümünü ve Dengin Plays Pentagram’ı dinlettiğim olmuştu. İçlerinden bazıları “Ya ne güzel şarkılarmış da gürültüden biz anlamıyormuşuz.” gibisinden yorumlar yapsalar da daha sonra dayanamayarak, şarkıları orijinal kayıtları ile Pentagram’dan dinlemeye de başladılar. Pentagram’ın şarkılarındaki melodik derinliği ifade etmek için güzel bir örnek olduğuna inandığım için bunu da buraya not düştüm. Dengin Ceyhan’ın bir kez daha emeğine, yüreğine sağlık. İlk kez bu konserde dinleyebildim ama kendisinin farklı konserlerine de gitmeyi kesinlikle kafaya koydum.

Pentagram sahneye çıkarken “intro” dediğimiz bölümde çalan müzikle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Konserde duyduğum kadarıyla girişte çalan ve Mozart’ın “Rondo Alla Turca” ya da “Türk Marşı” olarak bildiğimiz eserin uyarlaması olan müzik, Gökalp Ergen tarafından Topkapı Sarayı Müzesi Silah Bölümü için aranje edilmiştir. Müziğin tamamını dinlemek için yapmanız gereken tek şey de Gökalp Ergen’den öğrendiğimiz kadarıyla müzeye gitmek. Ama ben ufak bir ipucu vereyim; Pentagram’ın YouTube kanalındaki “2019 böyle geçti.” videosunda da bu müzik kullanılmış. Dileyen oradan da dinleyebilir efendim.

Konserin girişi, Hakan Utangaç’ın solistliğinde Powerstage ile oldu; ardından Rotten Dogs, Dimensions Of Death ve Bu Alemi Gören Sensin ile yüksek perdeden bir giriş yapıldı. Dimensions Of Death çalındığı sırada bazı seyircilerin kendinden geçtiğini, sosyal medyadaki canlı yayınlara gelen yorumlarda da şarkının insanları baya heyecanlandırdığını gördüm. Ancak yine de Bu Alemi Gören Sensin’in tadı da başka oldu. Hakan Utangaç, kendi vokal performansının sonunda Aşık Veysel’e selamını gönderdi ve mikrofona Ogün Sanlısoy’u davet etti.

Ogün Sanlısoy’un sahnede solist olduğu anlarda Trail Blazer ağırlıklı bir akış oldu. Demir Demirkan’ın da, albümün kaydında yer almış gitarist olarak, bu konserde olması, Trail Blazer faslını daha da zenginleştirdi. Çoğu konserde çalınan Vita Es Morte, No One Wins The Fight, Fly Forever’ın yanı sıra gecenin büyük sürprizlerinden biri olan Livin’ On Lies çalınınca köklü dinleyiciler başta olmak üzere bütün seyircilerin yüreğindeki bir ukde gerçekleşmiş oldu. Fly Forever’da sahneye Ümit Yılbar’ın fotoğrafının yansıtılması da konseri duygusal kılan detaylardan biri oldu. Pentagram’ın ışık ve görüntü ekibine de ayrıca teşekkür etmek lazım; dinlediğimiz müziği ve izlediğimiz performansı harika bir seviyeye çıkardılar. Solist olarak en son Şeytan Bunun Neresinde parçasını söyleyen ve son nakaratı yüzlerce seyircinin eşliğine bırakan Ogün Sanlısoy, koltuklarında oturarak metal konseri dinleyen seyircileri de ayaklandırıp ortamı alevlendirdikten sonra mikrofonu Gökalp Ergen’e devretmek üzere sahneden ayrıldı. Lafı gelmişken, pandeminin azizliğinden midir bilinmez ama oturarak Pentagram dinlemek de dünyanın en zor işi. Ogün Sanlısoy ne iyi yaptı seyirciyi coşturarak.

Gökalp Ergen sahnedeyken doğal olarak MMXII albümünden beş şarkı çalındı. Bunlar da sırasıyla Doğmadan Önce, Uzakta, Apokalips, Wasteland ve Geçmişin Yükü oldu. Benim çok sevdiğim ve söylerken Gökalp Ergen’i izlemeyi çok sevdiğim Sand, Now and Nevermore ve It’s Dawn Again parçalarının çalınmaması ise içimi burktu. Gerçi geriye ne kaldı ki işte MMXII öyle müthiş bir albüm. Özellikle bu beş şarkıda sahneye ciddi biçimde odaklanma şansım oldu. Yansıtılan görüntüler, şarkı sözlerinin görüntülenmesi, tercih edilen fontlar vs. gerçekten şahane. Pentagram’ı Pentagram yapan mesele bana göre bu; hem işitsel olarak hem de görsel olarak doyuyoruz özellikle de böyle büyük salonlardaki konserlerde. Doğmadan Önce’nin girişiyle, Apokalips’in finaliyle, Wasteland’ın solosuyla ve Geçmişin Yükü’ndeki grup dinleyici bütünleşmesiyle birlikte harika bir performansın ardından Gökalp Ergen, sahneyi bir diğer solist olan Murat İlkan’a devretti.

Murat İlkan sahnedeyken de Anatolia, Unspoken ve Bir albümlerinden parçalar çalındı. Sahnede hem Metin Türkcan’ın hem de Demir Demirkan’ın olması konseri zenginleştirmeye devam ediyordu. Bu arada Hakan Utangaç, Cenk Ünnü ve Tarkan Gözübüyük’e hiç değinmeyişim, onların zaten bütün dönemlerde ve albümlerde yer almış olmasından kaynaklı. Ayrıca Ozan Tügen de bu konseri güzelleştiren isimler arasındaydı. Bu muhteşem dokuz kişilik kadro, Murat İlkan sahnedeyken Anatolia ve Give Me Something To Kill The Pain performanslarını sunduktan sonra, sıra hepimizi çok keyiflendiren bir sürprize geldi. Şahsen ben daha önce 27 kez Pentagram konseri görmüş ve son 10 yılda grubu çok sıkı takip etmiş biri olarak ilk defa Fall Of A Hero çalındığını gördüm. Demir Demirkan’ın da bu şarkının vokallerinde ufak da olsa yer almasıyla birlikte Bostancı’daki atmosfer bambaşka bir seviyeye geldi. Sonrasında devam eden Lions In A Cage ve Ölümlü ile konserin coşkusunun tavan yaptığı anlardan birine ulaştık. Murat İlkan, solist olarak söyleyeceği son şarkı öncesinde yıllar önce sahne aldığı Bostancı konserlerini hatırlattı ve devamında şarkının da ismine atıfta bulunarak “Hayat çok kısa, hepimiz ölümlüyüz. Anın keyfini çıkarmayı bilelim.” minvalinde bir konuşma yaptı. Bu cümleleri yönettiğimiz fan kulübü sayfasının paylaşımında da kurmuştum, burada da tekrar edeyim; Pentagram konseri, anın tadını çıkarma konusunda, en azından benim için en ideal olgulardan biri. Son dönemlerde arayı biraz açmak durumunda kalmış biri olarak dün resmen kendimi bulmuş gibi oldum.

Konserin son kısmında Ogün Sanlısoy ve Gökalp Ergen de tekrar sahneye geldi ve ilk olarak 1000 In The Eastland çalındı. Bunun ardından grubun yeni şarkılarından Bu Düzen Yıkılsın ve Sur çalındı. Seyircilerin eşlik etme performansını gözlediğimde iki şarkının da fazlasıyla içselleştirilmiş olduğunu gördüm. Özellikle Sur, gerçekten müthiş bir parça. Ama şu ana kadar bir diğer yeni şarkı olan Pride, henüz canlı olarak çalınmış değil. İlerleyen konserlerde çalınır mı çalınmaz mı göreceğiz. Pentagram, konserin finalini, seyircinin de müthiş katılımıyla, klasikleşmiş parçaları Gündüz Gece ve Bir ile yaparken, en son yıllar önce çaldığı Bostancı’ya kendini yeniden hatırlatmış oldu. Yirminci yıl konserlerinde yer alamamış genç dinleyicilerin birçoğu, belki de Pentagram’ı 2007 Bostancı konserlerinin albümüyle tanımış ve sevmiş iken bu sefer Pentagram’ı Bostancı’da kanlı canlı dinlemiş oldu. Benim için de Harbiye ve Bostancı kilitleri açılmış oldu. Sonuç olarak Pentagram, olay yerine döndü ve hepimize bir kez daha “Haydi Bostancı!” diye, “Arkadaşlar, Pentagram!” diye haykırdı. Sesimizden, uykumuzdan feragat edip pazartesi sabahı tatlı yorgunlukla işimize, okulumuza gittiğimiz bir konser daha geride kaldı. Zaten bu bizler için ilk değildi, son da olmayacak. Ne de olsa, “Geliyor, geçiyor hayat; dönüyor, durmuyor dünya.”

DÜNYA DURMUYOR DELİKASAP DA… İŞTE 666+2. BASILI ÖZEL SAYIMIZ, HEMEN SİPARİŞ VER, BAĞIMSIZ ROCK’N’ROLL’U DESTEKLE!

Bir cevap yazın