The King of Riffs Is Back In Town: “Rock Believer”

You are currently viewing The King of Riffs Is Back In Town: “Rock Believer”

2020 ve 2021 yıllarında pandemiden ve ekonomiden dolayı çok yıpranmıştık. Henüz iki ayını daha yeni tamamlamış olduğumuz 2022 ise bu iki yılın acısını çıkartmamız için bize müzik dolu bir yıl vadetmeye devam ediyor. Kabul edelim, bu sene daha şimdiden iyi albüm yaptı. Benim DeliKasap’taki üçüncü yabancı albüm kritiği girişimim de Deep Purple ve Jethro Tull’dan sonra Scorpions’un Rock Believer albümü hakkında oldu. İzninizle başlıyorum.

Başlığın çok iddialı göründüğünün farkındayım. Ancak, bu yazının başlığı, ihtişamını benim duygu ve düşüncelerimden değil; bizzat albümün giriş şarkısının sözlerinden alıyor. Evet, bundan tam 57 yıl önce kurulan Alman Hard Rock Efsanesi, albüme girer girmez böyle iddialı bir mesajı sunuyorsa benim de genç bir dinleyici olarak saygı duyup beklentiyi yükseltmekten başka bir seçeneğim kalmıyor. Grubun yirmi yedinci stüdyo albümü olan Rock Believer, daha evvel yayınlanan iki tekli ile uzaktan uzaktan el sallamaya başlamıştı zaten ama albümün tamamını dinledikten sonra yakaladığımız enerji de haliyle farklı oluyor.

Bu kadar tecrübeli gruplar söz konusu olduğunda yeni albümlerden beklentimiz de aslında çok net oluyor. Grubun bizdeki anlamı neyse, beklentimiz de o. Bugün flütsüz bir Jethro Tull, gitar sololarına benzediği için hepimizi çalımlayan klavye soloları olmadan bir Deep Purple hayal etmek nasıl ki mümkün değilse Scorpions’u da güçlü ve hareketli rifflerden azade bir biçimde hayal etmek mümkün olmuyor. Albüm de tam olarak buna uygun bir şarkıyla başlıyor; adı üstünde: “Gas In The Tank”

Scorpions, ilk şarkı itibariyle, herhangi bir sürprize ortam hazırlamadan niyetini apaçık belli ediyor. Bugün Klaus Meine ve Rudolf Schenker’in 74 yaşında olduklarını da göz önünde bulundurunca grubun, iddiasının hakkını verdiğini de söylemek gerekiyor. Gas In The Tank ve ardından gelen Roots In My Boots, albümün yüksek perdeden girişinde önemli rol oynuyor. Üçüncü şarkı Knock ‘em Dead, bu gidişata uyum sağlıyor. Tabii birbirinden farklı olsa da benzer ölçülere sahip olan bu üç parçadan sonra, bizi tekdüzelikten kurtaracak müdahalelere ihtiyaç duyuyoruz. Daha önce tekli olarak da yayınlanan Rock Believer, bu sırada imdadımıza yetişiyor. Melodik introsu ve peşinden gelen tadımlık ballad, havanın biraz da olsa değişmesini sağlıyor. Ayrıca parçadaki gitar solosu da kısa ve basit bir solo olmasına rağmen, sound bakımından oldukça tatlı.

Benim için albümün en iyi parçası ise beşinci sırada yer alıyor. Shining Of Your Soul, ilk beş saniyesiyle ağır bir şarkıya giriliyormuş hissiyatını taşıyor. Ancak sonradan bu ağır melodiler, güçlü rifflerle ve davul ile buluşuyor. Genellikle hit şarkılar için kullanılan bir tanım olduğu için pek sevmesem de bu şarkı, insanı girişiyle yakalıyor. Eğer albümü defalarca kez dinlersem belki sonradan fikrim değişebilir ama ilk birkaç turda bu şarkının net bir şekilde ön plana çıktığını düşünüyorum. Bir de kişisel bir çağrışımdır belki ama Klass Maune; bu şarkıda bana, feci biçimde, çok sevdiğimiz Dio’yu andırıyor. O yüzden de hem severek hem de hüzünlenerek dinlenilesi bir şarkı olmuş.

Bir sonraki parça Seventh Sun ise benim gibi Iron Maiden hayranlarının zihninde, Google’nin “Did You Mean?” özelliğini çağrıştırmış olabilir. Evet onu da çok seviyoruz ama sululuk etmeden şarkıyı konuşmaya başlayayım. Seventh Sun da ilk dört parçadan farklı bir tarza sahip. Fakat hem gitarlar hem de davul, o kadar güçlü duyuluyor ki ağır ve tekdüze temposuna rağmen insanı etkilemeyi başarıyor. Eğer bu saatten sonra Scorpions’u canlı dinleme imkanımız olursa ve bu şarkı çalınırsa,  transa geçip uzaklara dalarak kafa sallamalık şarkımız olarak bunu seçiyorum.

Bunun tam aksine albümün coşkuya en müsait parçası ise When I Lay My Bones To Rest. Yaş ortalaması bu denli yüksek grupların albümlerinde coşkulu şarkılarla karşılaşınca, ister istemez bu temponun canlı performanslara nasıl taşınacağını merak ediyorum. Scorpions’u canlı dinleme ihtimalimiz zayıf olsa bile bu albümdeki parçaların da yer aldığı bir konser albümü ya da videosu ile günün birinde karşılaşabilirsek göreceğiz.

Tabii bu kadar şarkı hakkında konuşunca ve hemen hemen hepsinin ortak özellikleri arasında “tempo, güç, coşku” gibi kavramlardan bahsedince, eksik kalan tek parça, tam anlamıyla bir ballad oluyor. Kaldı ki benim için en favori Scorpions parçaları arasında en başta gelmese bile bu grubun Wind Of Change gibi bir gerçeği var. Albümün kapanış şarkısı When You Know (Where You Come From), bu tanıma en yakın şarkı olarak dikkat çekiyor. Her ne kadar saniyeler ilerledikçe şarkının şiddeti artsa ve şarkı, vurucu bir gitar solosu içeriyor olsa da, yine de diğer şarkılardan ayrı bir yerde konumlandırılabilir.

Kısaca toparlamak gerekirse Scorpions’un, muhtemelen son stüdyo albümü olarak dinleyeceğimiz Rock Believer, ne grubun kült albümlerindeki efsanevi şarkıları vadediyor ne de bunca yıllık kalitenin birikimin altında eziliyor. Müzikalite olarak belli bir standarda sahip, sound olarak ise son derece kaliteli bir albüm dinliyoruz. Üstelik, ben o kadar yükselmiş olmasam bile özellikle yabancı sitelerde albüm hakkında çok olumlu yorumlarla karşılaştım. Demek ki genel olarak da beklentiyi karşılama veya aşma durumundan söz etmek mümkün. Benim açımdan da dinlemesi keyifli bir albüm diyebilirim.

Çok sevdiğimi belirttiğim Shining Of Your Soul ise benim için bu albümden en büyük kazanım. Uzun bir süre dinlemeye, paylaşmaya ve üzerine konuşmaya devam edeceğim gibi görünüyor. Bugünlerde klasik rock, hard rock ve heavy metalin babaları hakkında konuşurken onların yaşlarına vurgu yapmayı, belki de son albümleri olduğunu göz önünde bulundurmayı sindirmek biraz zoruma gitse de bir yandan da onların kıymetini bilmemiz gerekliliği ile yüzleşiyorum. Scorpions’un kıymetini bilmek ve onlardan 2022 yılında yeni bir şeyler duymak isteyen herkesin Rock Believer’i benimseyeceğini düşünüyorum. Saygılarımla…

DELİKASAP BASILI ÖZEL SAYI 666+2 NUMARALI DERGİ ÇIKTI, SİPARİŞ İÇİN:

Bir cevap yazın