HEAVY METAL’İN ‘İŞKENCE ALETİ’ OLDUĞU YILLAR

You are currently viewing HEAVY METAL’İN ‘İŞKENCE ALETİ’ OLDUĞU YILLAR
  • Post author:
  • Post category:Genel
  • Reading time:13 mins read

11 EYLÜL SONRASI ORDUNUN ELİNDE SİLAHA DÖNÜŞEN ‘AĞIR’ MÜZİK

Müzik, ideolojiler çağının ardından gelen süreçte özellikle de 1. Dünya Savaşı’yla başlayan yıllardan itibaren bir işkence unsuru olarak kullanıldı. Ruslar, Napolyon’un ordusundan ele geçirdiği esirlere Kazak folklorik şarkıları ezberletirlerken, Vietnam Savaşı’nda Amerikan ordusu mensupları ise ele geçirdikleri savaş esirlerine ulusal marşı zorla öğretiyorlardı. 12 Eylül sürecinde Türkiye’de cezaevlerinde sabah içtimalarında tutuklulara askeri marşlar söyletildiği zamanları bu ülkenin insanları halen hatırlamakta. Müziğin o saf, insanları bir araya getiren büyüleyici ve bir arada kılıcı gücünün dışında böylesine emeller için kullanılması özellikle politik kargaşa ve iç savaş yaşayan ülkelerde sıklıkla karşımıza çıkar. Soğuk Savaş döneminde tüm dünyada, hükümetlerce ele geçirilen solcular bazen ulusalcı bazen de ilgili ülkelerdeki aşırı sağ fraksiyonları temsil eden müzikleri çoğu zaman ezberlemek zorunda kalmışlardır. Bu sol örgütlerce ele geçirilen sağcılar için de geçerli… Onlara da zorla devrim marşları dinletilerek ezberletilmiştir. Latin dünyası, İspanya ve Portekiz modern edebiyatındaki çok sayıdaki eserde böylesine sahnelere yer verilir.

Müziğin statükonun elinde politik silaha dönüştürülmesinden heavy metal de kendi payına düşeni almıştır. Doğasında protesto etmeyi, savaşa karşı çıkmayı, anarşizmi ve insanı özgür bırakan tüm değerleri savunmayı barındıran ‘ağır’ müzik, orduların elinde bir işkence aletine dönüştüğü dönemler yaşamıştır.

CEHENNEME DÖNEN BİR COĞRAFYA

ABD’nin 1991 yılındaki Irak işgali sırasında (Çöl Fırtınası Harekatı) körfezdeki uçak gemilerinden kalkan savaş uçaklarının pilotlarının Slayer’in ‘Seasons in the Abyss’ albümündeki ‘War Ensemble’ parçasını dinlediği ya da Afganistan’ın işgalinde görev yapan Birleşik Krallık paraşütçü birliklerinin kendilerini yüksek irtifadan atmadan önce motive olmak için Iron Maiden dinlediği gibi şehir efsanelerini sanırım yaşı bu dönemlere erişen her metalhead duymuştur. Elbette ne yoğun konsantrasyon ve keskin protokollerin uygulandığı bir savaş uçağında Slayer dinlenmiştir ne de sanki hepsi heavy metal dinleyen seçmece askerlermiş gibi bir araya getirilip gazlanmaları üzere Iron Maiden dinletilen havacı birlikleri bulunmaktadır.

Ancak bir olgu var ki Irak (2003-2011 arası) ya da Afganistan’ın (2001-2021 arası) ABD öncülüğünde koalisyon güçlerince işgal edilmesini konu alan neredeyse tüm kitaplarda, filmlerde o sahneyle karşılaşırız. Gözetim altında tutulan, esir edilmiş insanlara işkence etmek için sabah akşam aralıksız insanı çıldırtacak kadar yüksek sesle heavy metal müzik dinletilmesi. Ve evet, tam anlamıyla “işkence etmek için”…

11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD’nin “küresel teröre” karşı başlattığı savaşın sonucunda Irak ve Afganistan işgal edilmiş ve tam bir kaos ortamı oluşmuştu. Suçlu suçsuz çok sayıda insan gözaltı kamplarında ve cezaevlerinde tutuklu bekliyordu. İşgalin ardından Irak’taki durum içler acısıydı. Büyük kentlerde her gün onlarca faili meçhul cinayet gerçekleşiyor, paralı ordular (özellikle de Blackwater firmasının paralı askerleri) Bağdat, Felluce, Tikrit (ABD tarafından şeytan üçgeni olarak adlandırılıyordu) kentlerinde çocuk, yaşlı ya da kadın ayrımı gözetmeden toplu katliamlar gerçekleştiriyordu.

Başkent Bağdat yakınlarındaki Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki mahkumlara fiziksel, cinsel, tecavüz, zihinsel işkenceler yapılıyor. Yargılama gerçekleşmeden cinayetlere kurban gidiyorlardı. ABD başta Küba’daki Guantanamo üssü olmak üzere dünya genelinde çok sayıdaki deniz aşırı askeri deniz üssünü büyük bir tutuklu kampına çevirmişti. Aynı işkenceler burada da devam ediyordu. Afganistan’da da durum farklı değildi. Özellikle Amerikan ve İngiliz topçu birlikleri arasında ‘ölüm mangaları’ olduğu haberleri gün yüzüne çıkıyordu. Ev baskınları, tecavüzler, insan kaçırmalar hatta ordu eliyle uyuşturucu ticareti ve organ kaçakçılığına kadar uzanan suçlamalar ardı ardına Batı medyasında deşifre ediliyordu. Ancak bir savaş dönemi başkanı olan George W. Bush hükümetinin çok büyük bölümünü de politik çevrede mevcut isimler içindeki en şahin, acımasız ve tüccar kafalılardan oluşturmuştu. Dünya’daki hiçbir tepkiyi dinlemeyen hükümetteki üst düzey isimler bağlı oldukları firmalarla Irak’ta enerji, inşaat ve petrol ihalelerini alırlarken, Afganistan’da ise uyuşturucu ticareti ve Orta Asya enerji pazarı başkana yakın işadamlarının eline geçiyordu… Tüm bunları anlatan itiraf ve şahitlik formatında çok sayıda kitap yazıldı, belgesel çekildi, haber programı dizileri ve filmler yayınlandı.

O yayınlarda işte yukarıda bahsettiğimiz heavy metal işkence sahnelerine de yer veriliyordu. Film icabı değildi bu sahneler… 2000’li yılların başında Başkan Bush döneminde geçen yeni Ulusal Güvenlik Yasası çerçevesinde ‘İleri Sorgu Programı’ kapsamında Dünya işte o filmlerde ve kitaplarda gördüğümüz waterboarding, elektrikli işkence yöntemleri, tecavüz / tacize dayalı işkence yöntemleri ve heavy metal müzikle işkence yöntemleriyle tanışıyordu. Yasal düzenlemelerde metal müziğin yüksek sesle dinletilerek sorgulanan kişide “korku yaratmak, kafasını karıştırmak ve şok halinde uzun süre esir tutmanın” amaçlandığı da açıkça dile getiriliyordu.

EN ÇOK ‘ENTER SANDMAN’ DİNLETİLDİ

ABD Psikolojik Operasyonlar Takımı’nın yöneticisi Astsubay Mark Hadsell mahkumlara yüksek sesle heavy metal müzik dinletmeye ilişkin “24 saat boyunca dinletildiği zaman beyin ve vücut fonksiyonları paralize olmaya başlıyor. Düşünce sistemi zayıflıyor ve irade kırılıyor. İşte bu noktada biz devreye girip onlarla konuşmaya başlıyoruz” ifadesini kullanıyor. Hadsell’e göre ABD’nin heavy metal müziği bir işkence aracı olarak kullanmasının sebebi “diğer metotlara kıyasla bunun halka kabullendirilebilir derecede olmasından” kaynaklanıyor. Irak ve Afganistan’da da sorgulayıcı olarak görev yapan Hadsell ABD’nin 2000’li yıllarına damga vuran “Terörle Savaş” yıllarında görev aldığı bölgelerde en çok Metallica’nin ‘Enter Sandman’ parçasını dinlettiğini de itiraf etmekte. “Onların uyumasına izin vermiyordum. Şarkıda ne dendiğini anlamasalar bile rock müziğin kültürlerine ve inançlarına bir hakaret olduğunu düşünüyorlardı. Bunu keşfetmemizle başladı her şey…”

Guantanamo’daki ABD Deniz Üssü’nde bulunan ve Dünyanın dört bir yanından kaçırılarak getirilen mahkumları sorgulayan ABD Ordusu eski sorgulayıcısı Tony Lagouranis ise bu işkencenin detaylarına şu sözlerle giriyor: “… Ömer diz çökerken bir biz onun kulağının dibinde bağırıp sorularımıza cevap almaya çalışıyorduk. O kadar uzun süre yüksek sesle metal müzik dinletilmişti ki bizim bile nerede olduğumuzu anlayamıyor, sürekli sesin geldiği yeri anlamak için kendi etrafında korku içinde dönüyordu. Yarım saat sonra inlemeye başladı. O müziğe biz de maruz kaldık ve öfkeliydik. Sinirlerimiz gerilmişti. Ömer’i ittik, daha çok bağırdık. Sert ifadeler kullandık. Ağlıyordu. Benim ise gözlerim kurumuş kulaklarım çınlıyordu. Işıklar gözümün önünde sönüp yeniden parlıyordu. O anda artık bu işkence yöntemi içinde daha fazla sorgulama yapamayacağımı anladım.” Lagouranis bir başka örnekle devam etmekte: “… Halid orada sakince duruyordu. Ona baktığımda yüksek sesli müzikle birlikte etrafı saran yoğun ışıktan dolayı öfkem iyice arttı. İçimden ‘kopar şunun parmaklarını gitsin’ diye düşündüm ve zarar vermemek için kendimi zor tuttum…”

Peki, neler dinletildiğini hatırlıyor muydu Lagouranis? Kendisi heavy metal dinleyicisi değildi ama araştırmıştı. O gün 24 saat boyunca son ses dinletilen ve onu da mahkumlar gibi çıldırtan parçalar Deicide’in ‘Fuck Your God’ ve Marilyn Manson’in ‘The Beautiful People’ parçalarıydı.

METALLICA TERÖRİSTLERLE KARŞI SİLAHA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

AFP haber ajansı ise 12 yıl önce Afganistan’da ABD’nin kullandığı “yeni silahı” yazmıştı. Haberde ABD güçlerinin El Kaide ile çatışmalarında ya da köy baskınlarında iki büyük hoparlöre sahip büyük bir zırhlı aracın da birliklere eşlik ettiği ve iki kilometre öteden rahatlıkla duyulabilecek şekilde son ses Metallica, Thin Lizzy ve The Offspring parçaları çalmaya başladığı ifade ediliyordu. AFP’nin ABD Özel Kuvvetler komutanlarıyla yaptığı mülakatlara göre köylüler bu müziği duyunca evlerine kaçıyor, çocuklar elleriyle kulaklarını kapatıp yere yatıyorlar, El Kaide teröristlerinin bazıları silahlarını bırakıyorlar bazıları ise müziği duyar duymaz kaçmaya başlıyorlardı. O dönem Afganistan’ın kuzeyinde görev yapan ABD Özel Kuvvetler komutanı Yarbay Brian Christmas ise bu tutumun “Afgan toplumunda çok uygunsuz bir davranış olduğunun anlaşılması üzerine” “ses saldırılarının!” durdurulması kararı aldığını söylemekteydi.

ABD’de çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve müzisyen bu uygulamayı protesto da ettiler. Örneğin konu hakkındaki ‘gizli’ ibareli hükümet belgelerinin açıklanmasını isteyen Amerikan sivil toplum kuruluşu The National Security Archive aralarında Bruce Springsteen, Limp Bizkit, Metallica, Marilyn Manson, Meat Loaf, Nine Inch Nails, Queen, Rage Against the Machine (olacak iş değil ama RAtM de var!) ve Red Hot Chili Peppers gibi müzisyen ve grupların şarkılarının terörle mücadele(!) savaşında hapishanelerde nasıl birer işkence unsuru olarak kullanıldığının açıklanması için Bilgi Edinme Yasası doğrultusunda bir dilekçe sunmuş bulunuyorlar. Hükümetin bu dilekçeye cevap vermesinin ise daha uzun yıllar süreceği tahmin ediliyor.

Müzisyenler ve gruplar da müziklerinin bu şekilde kullanılmasına öfke kusuyorlar. Geçmişte açıkça Amerikan ordusunun bu tutumunu protesto edenler arasında R.E.M., Pearl Jam, Limp Bizkit, System of a Down, Disturbed ve Rage Against the Machine de bulunuyor. Rage Against the Machine’den Tom Morello ise konu hakkında “Müziğimizin bu şekilde kullanılması iğrenç. Özellikle de Rage Against the Machine’in ideolojik eğilimlerini biliyorsanız ve grubun insan haklarına ne kadar önem verdiğinin farkındaysanız… Buna katlanmamız mümkün değil” ifadesini kullanmakta.

PAPA HET’İN PÜRİTEN AHLAKA SAHİP SÖYLEMİ

Elbette tüm müzisyenler aynı fikirde değil örneğin Metallica’dan James Hetfield “Ordu bizim şarkılarımızla psikolojik olarak birisinin kalkanını indirebileceğini düşünmüş olmalı. Açıkçası ben bundan onur duyarım. Belki de bizim şarkılarımız sayesinde bir başka 11 Eylül saldırısı ya da ona benzer bir şey gerçekleşmeyecek…” demekte. Elbette Usame bin Ladin’i vuran özel harekat askerinin “geçmişte de Metallica müzikleriyle tutukluların iradesini zayıflatıyorduk” lafından sonra grup ifadesinden U dönüşü aldı. Esquire dergisinin haberine göre 2013 Şubat ayında grubun ABD ordusuyla iletişime geçerek “müziklerimizin şiddeti teşvik eder halde, bu şekilde kullanılmasını istemiyoruz” dediği ortaya çıktı. Peki, telefondaki kişi ne demişti? Çıkan haberlere göre telefondaki askeri yetkili “Sizin ‘Kill ‘Em All’ adında bir albümünüz bile var. Haydi ama…” şeklinde orduyu savunmaya çalıştı. Cevap daha sert oldu ve en azından Afganistan’da bu olayın ardından Metallica’nin müziği tutuklular ve mahkumlar üzerinde ‘kullanılmadı!’

David Peisner’in ‘Music as Torture: War Is Loud’ adlı çalışmasına göre ordu bu durumda ne yaptı dersiniz? Hıristiyan Metal Grubu Demon Hunter’dan izin alındı ve grubun müzikleri işkence için kullanıldı. Grup üyeleri ise bundan gurur duyduklarını dile getirmekteler.

New York Üniversitesi’nden Profesör Suzanne Cusick’in mağdurlarla yaptığı görüşmelerin ardından açıkladığı üzere heavy metal’in bu çerçevede özellikle tercih edilmesinin sebebi “aşırı gürültülü olması ve agresif bir ruh halini ortaya çıkarmasından” kaynaklı. Müziğin tarih boyunca nasıl işkence unsuru olarak kullanılabildiği konusu üzerinde çalışmaları bulunan Cusick’e göre “Fiziksel işkencede o acıyı unutacak zamanınız, boşluğunuz oluyor. Kurbanlar o anlarda hayal gücünü kullanıp acıyı azaltabiliyorlar ancak aralıksız yüksek sesle müzik dinletildiği zaman kurbanın aklı hayal edecek ya da düşünecek bir aralık bulamıyor. Beyni sarsılıyor, kontrolü kaybediyor ve halüsinasyonlar görmeye başlıyor. Bu yüzden aklını kaybetme noktasına gelen ya da gerçekten aklını yitiren çok sayıda kurbanla tanıştım…” Profesörün mağdurlardan edindiği bilgilere göre aklında kalan bir grup ve parça ise Nine Inch Nails’in ‘March of the Pigs’ şarkısı.

Anarşist, marjinal ve karşı kültür üretim alanı olarak heavy metal’in başına bir daha böylesine bahtsızlıkların gelmemesini ümit ederek işkencecilere tam da yapmaya çalıştıkları şeyi eleştiren bir parça ile, üstelik akıl almaz şekilde bir zamanlar kendilerinin kullandıkları bir grup ile cevap verelim. Rage Against the Machine’den ‘WAKE UP!’

EMRE DOĞULU

METALLICA’YI DÜNDEN BUGÜNE DELİKASAP 666+2. SAYIDA İŞLEDİK. SİPARİŞ İÇİN:

Bir cevap yazın