Author: Deli Kasap

TÜRKİYE’NİN İLK HEAVY METAL GRUBU EGZOTİK BAND BELGESEL RÖPORTAJI -1

BİR DELİKASAP PROJESİ: EGZOTİK BAND BELGESEL-RÖPORTAJLAR SERİSİNİN İLK BÖLÜMÜNÜ İFTİHARLA SUNARIZ “Rock’n’Roll Arkeologları” Veysel Barışsever & Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) öncülüğünde DeliKasap Dergi'nin desteğinde hayata geçirilen tarihsel Rock Arkeolojisi Belgesel-Röportajlar serisini Hey ve Gong gibi dergilere yön vermiş Deniz İzgi ile başlatmıştık. Şimdi ise sıra Türkiye’nin ilk heavy metal grubu olan Egzotik Band’a geldi. Grubun kurucu üyesi, bas gitarist Gökhan Pekkaya DeliKasap TV’ye konuk oldu. Belki de Egzotik Band grup üyelerinin dahi ilk defa izleyeceği 1983 yılında gerçekleştirilen Beyoğlu Vakkorama Konser görüntüleri de bu belgesel-röportajımızda ilk defa müzikseverlere sunuldu. DeliKasap’ın rock’n’roll damarının en kıdemli üyesi Veysel Barışsever’in rock-metal tutkusunun yön verdiği, Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) yapımcılığında gerçekleştirilen bu projenin ilk bölümünü, bundan tam 18 yıl önce bugün yitirdiğimiz sevgili Ercan Birol abimize adamak istedik. İşte serimizin ilk bölümü...

Therion’un baş döndüren müzikal evrimi Leviathan olarak somutlandı

Çeliksi-Öfkeli-Death Metal troykası bir müzik tarzından Pamuksu-Jelibonlu-Senfonik Metal alaşımına evrilen THERION’un “müzikal revizyonizmi” Leviathan albümüyle muştulandı. Grubun kurucu üyesi ve gitaristi Christofer Johnsson, THERION’un sergüzeşt metal yolunu Bilal’e anlatır gibi aktardı: “Death Metal’den Senfonik Metal’e bir günde geçmedik. Bu müzikal seçilim, bir sürecin sonucunda, doğal evriminde oluştu. Klasik müzik nüveleri başlangıçtan beri vardı ama giderek yoğunlaştı. İkinci albümümüzle kadınsı elementleri bol bol müziğe yedirdik, üçüncü albümümüzde klasik müzik etkisi iyiden iyiye arttı ve dördüncü albümümüzde soprana, bas bariton gibi klasik müzik icra eden sanatçılarla çalıştık. Tabi günümüze gelindiğinde Senfonik Metal artık bir ana-akım müzik olarak algılanmaya başladı. Artık daha fazla insan dinlemeye başladı bu tarzı çünkü. Bu müzik tarzının bu denli popüler olmasına katkıda bulunan bir grup olmaktan dolayı gurur duyuyorum.” Daha fazla insana ulaşmak yolunda “metalik” özünün volümünü baskılayıp senfonik, folk, nordic ve mitolojik temalara daha yoğun yönelen grubun Leviathan albümünden Die Wellen Der Zeit’i dinlediğimizde ise damağımızda biraz kekremsi bir Viking birası tadı kaldı. Her ne kadar ticari açıdan grubun başarı kazanmasını temenni ediyor olsak da sanatsal açıdan handiyse grubun bir Loreena Mckennitt’laşma riski taşıdığını söylesek abartı sayılmayacaktır. Buna rağmen grubun müzikal evriminin geldiği bu noktada fanlar açısından ya büyük bir sıçrama ya da yok olma sürecine gebe olduğunu söylemek mümkün. Albüme adını veren Leviathan şarkısında vokallerde numunelik bir death metal tınısı bile bulunmazken koro vokaller arşa çıkıyor ve "evladiyelik" statüsünde yeni Therion'un sergüzeşt yolunu belirliyor.. Tabii ki yukarda da vurguladığımız gibi; bu yaratıcı metal mühendislerinin Therion özelinde başarılı olması genel olarak metal müziğin de başarı hanesine bir artı puan yazılması anlamına gelecektir. Her ne kadar bu durum, “ana akıma dönüşmenin bir başarı mı yoksa sonun başlangıcı mı” olduğu sorgulamasını Şeytan’ın Avukatı DeliKasap olarak bir dip notu hüviyetinde yazının sonuna eklememize yol açsa da bol şans Therion! https://www.youtube.com/watch?v=ESR1Fe5XfpU DELİKASAP DERGİDEN ÇAĞRI: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Türkiye’nin en Underground Grubu: Kuaför Cengiz yaratıcısı ile sohbet

Türkiye metal arenasında Kalu Beladan beri biliriz onu. Delilik ile sevimlilik, zeka ile çılgınlık, gariplik ile netlik, çatlaklık ile patlaklık; onda her yol var! Hani bir laf vardır ya "adam mı seçiyor yoksa bizi mi öpüyor belli değil", işte öylesine kült, öylesine underground ve kesinlikle true! Buyrun, Albayrak ile hoşbeşimiz, aşağıdadır...

Uluslararası bir İzmirli: Onur Çobanoğlu’nun hikâyesi

ABD, İngiltere, İsveç, Almanya, Kanada, Fransa gibi ülkelerden projeler alıyor…  Metal’e ve rock’a hem bir icracı olarak hem de bir fan olarak büyük bir tutku duyuyor… Dünya çapında projeler içinde yer alan İzmirli metal-kafa Onur Çobanoğlu yakın zamanda okyanus ötesinde 9 eserlik bir albümün tamamına solist olmak için anlaşma yaptığını müjdeliyor. Çobanoğlu ile virüs döneminde rock’n’roll mevzularını masaya yatırdık. Müzisyen hikâyeleri serimiz devam edecek...

Edward Van Halen; hep sınırları zorladı (Müzisyenler yazıyor) -2

Mesut Uğurel: “Edward Van Halen hep sınırları zorladı” Düşünün ki anneniz Endonezyalı, klarnet ve saksafon üzerine klasik eğitim almış babanız ise profesyonel müzisyen olarak Hollanda’da savaşın yeni bittiği yıllarda her türlü yokluk, fakirlik ve sıkıntıya rağmen hayatta kalmaya çalışıyor. Siz de müzisyen bir babanın oğlu olarak erken yaşlarda enstrümanlar ile tanışma fırsatı elde ediyorsunuz. İlk önce piyano, bas gitar, davul ve son olarak da gitar. Hayat şartları neyi gerektirir ise o tarz müzikleri çalıyorsunuz ve bütün bunlar dokuz ve on bir yaşları arasında gerçekleşiyor.  Hayatı boyunca hiç gitar dersi almamış ve nota okumasını bilmeyen, hatta piyano öğretmeninin beş yıl boyunca sadece ellerini kopyalayarak nota okuyormuş gibi kandıran, bir müzisyen olmasına karşın. Van Halen’ın gitarda ulaşmış olduğu nokta geleneksel nota yazma sistemlerinin yeterli gelmediği bir seviyeye ulaşmış. Onun gitarda ne çaldığını notaya dökebilmek için 70’li yıllarda yeni semboller ve işaretler geliştirilmiş.  Gitardan daha önce hiç kimsenin duymadığı sesler çıkartmak onun yaşam tarzı. Kullandığı teknikler ve gitarın fiziksel yapısı üzerinde yaptığı deneyleri ile gitar dünyasının yönünü hayatı boyunca defalarca değiştirmeyi başardı.  https://www.youtube.com/watch?v=SwYN7mTi6HM Bugün Steve Vai, Joe Satriani, Paul Gilbert ve sayısız dev gitaristin saygı ile bahsettiği bir gitarist olmak için, 1977-78’de punk ve disko tarzlarının müzik listelerini domine ettiği yıllarda rock’n roll yaparak liste başına oturmuş bir müzisyen olabilmek gerekiyor belli ki.  Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şey var ancak Van Halen gibi bir isimden bütün dünya öğrendi. Gitar üreten firmalar, amplifikatör üreten firmalar ve gitaristler bugün her ne üretiyorlarsa içinde Van Halen imzalı bir dokunuş bulmak mümkün. Gibson’un humbucker manyetikleri Fender ile birleşti. Yüksek çıkışlı amfilerin daha küçük mekanlar için ses volüm ayarlaması voltaj üzerinden yapılmaya başlandı. Düşünün ki bu tip devrimler gerçekleşebilsin diye Van Halen kaç tane gitar parçaladı ve amfi patlattı ama her ne yaptıysa devrim oldu.  Özellikle genç müzisyenlerin devamlı dile getirdiği günümüzün imkansızlıkları ve zorluklarını konu alan yakınmalar duydukça bu dev müzisyenlerin nasıl imkansızlıklar içinde neleri başardığını örnek göstererek kişisel tecrübelerimizi de ifade edebilmenin çok canlı ve etkili olduğunu düşünüyorum. Savaş yıllarından gelen bir ailenin evladı olarak tappingler, armonikler, whammy bar teknikleri ile gitardan kimsenin çıkartmadığı sesleri çıkartmayı başarıyorsunuz ve hayatınız boyunca enstrümanın sınırlarını zorluyorsunuz.  Öğrencilik yıllarımda G.I.T’deyken eğitmen olarak gelen Jeniffer Batten’a Michael Jackson konserlerinde Beat It çalarken ‘Neden kendi solonuzu çalmıyorsunuz?’ diye sormuştuk. Cevabı şuydu: ‘Çalacağım herhangi bir solo daha iyi olmayacaktı, eğer bu çeşit sololar ile karşılaşırsanız en iyisi orjinaline sadık kalmaktır.’  1970’ler Van Halen’i tanıdı, 1980’ler tanıdı, 1990, 2000, 2010, 2020 ve bugün halen yeni yetişen nesillerin kendisinden bahsettiğini duyuyorum, sanırım ölümsüz olmak böyle bir şey olsa gerek. Sevgi ve saygılarımla… Deniz Tuncer: “Elektro Gitarın En Büyük Devrimcisi Eddie Van Halen’dır” Eddie Van Halen için Hendrix’ten sonra gitarda devrim yaratan ikinci büyük gitarist deniyor hep. Hendrix’e saygıdan genelde bu konu üzerinde pek durulmuyor ama benim için Eddie, elektro gitarın en büyük devrimcisidir. Tapping tekniği, işin sadece bir boyutu. Kaldı ki ondan önce de basit tappingler yapan gitaristler vardı. Eddie’nin yaptığı devrim sadece gitar çalış stili ile bitmiyor. Tasarladığı gitarlardan (gitarlarını, en azından prototiplerini, hep kendisi yapmıştır) yarattığı gitar soundlarına kadar birçok devrimi Van Halen’ın ilk albümü içine sığdırmayı başarmıştır. Bu albümün bugün bile dinleyenlerde “bu dünyaya ait değil” hissi yaratmasının temel nedeni budur. Amerikan patent enstitüsünün sitesinde Eddie’nin adını araştırırsanız birkaç gitar parçasında patent sahibi olduğunu dahi görebilirsiniz. O yüzden Eddie’nin tüm alamet-i farikasını tappingle sınırlandırmak büyük bir hata olacaktır. Yaşım itibarıyla Eddie Van Halen ile sadece 23 yıl önce tanışmama rağmen (ki Sammy Hagar bile gruptan ayrılmıştı o dönemde) hem gitar çalışım hem sound arayışım hem de şarkı yazımım üzerindeki etkisi çok büyüktür (bunu uzun uzun başka bir yazıda anlatırım belki). Müzik tarzlarımız farklı olsa dahi ne zaman aklıma basit bir riff gelse Eddie Van Halen bu riff’i nasıl süslerdi diye düşünüyorum hep. En basitinden Saints ‘N’ Sinners’ın Snake Eyes riff’inde Humans Being’i duymamak imkansız. Eddie, sadece kendinden sonraki kuşağı değil yaşıtlarını ve hatta kendinden önce gelenleri de etkileyen en önemli gitarist oldu. Kendi grup elemanları için bile güzel şeyler söylemekten imtina eden Ritchie Blackmore’un Eddie ardından yazdıkları veya Frank Zappa’nın Eddie hakkında söylediği şeyler bunun en büyük örneği. Gitar kahramanları devri artık kapandı. Yeni gitaristlerden hiçbiri Tokyo Dome’u dolduracak bir kitleye sahip değil. Ancak klasik rock veya hard rock veya klasik heavy metal gibi tarzlar artık adı üstünde klasikleşmiş durumda. Belki bundan sonra 70 ve 80’lerdeki gibi listeleri işgal edemeyecek. Ancak “klasik” kategorisine girdiği için asla “modası geçen” veya “günün modası” olan bir müzik de olmayacaklar. Hızlı tüketim toplumunda sürdürülebilir ve uzun ömürlü (ölümsüz) kalabilmek bence çok değerli. Bu müziğin modasının geçmesi Beethoven veya Mozart’ın modasının geçmesi gibi saçma tınlıyor kulakta. Eddie Van Halen’ın dünya müzik tarihindeki yeri de Bach’dan daha alt bir konumda olmayacaktır. Dağınık ve ciddi bir yazı oldu farkındayım. Daha duygusal ve samimi yazmak isterdim ancak şu an kafamı toparlayamıyorum. Belki birkaç hafta sonra… Şahsi not: bir de şu müziği sağcıların elinden alabilirsek çok daha güzel olacak. Alpay Şalt: “Adeta bizden biriydi…” İstanbul Erkek Lisesi’nde ortaokul sonlarıydı. Yine bir derste kalabalığın arasına saklanmış bildiğimiz grup isimlerini birbirimizle paylaşırken “Ayı Memet” yumurtlamıştı “Van Halen diye Hollandalı bi grup var, adamlar dört gitar” diye. Tam dört gitar, uff! O yaz Almanya’ya tanıdıkların yanına ziyarete gidecek olan abime “bu grupların bulabildiğin albümlerini al” diye yazdığım grupların arasına girmişti hemen Van Halen. Uzun bekleyişin sonunda abim “Women and Children First” ve “Fair Warning” albümlerini getirdi. Kapakta fotoğraflarını görünce ben şok! Adamlar toplamda dört kişi ve sadece bir elektro gitar var, ayrıca hiç de metalci gözükmüyorlar! Van Halen ile flanger efektiyle giren “And The Cradle Will Rock” parçasını dinleyerek tanıştım. Albümlerini ve garip soundlarını dinledikçe sevdim. Birgün arkadaşım “Eruption”ı dinletti ve o anda gitar solo kavramımız değişti. Sonra “Beat it” in solosunu Eddie’nin attığını öğrendik, diskoda dans ederken az “air tapping” yapmadık biz, garip garip bakanlara da “Gitar solosu Eddie Van Halen” diye ağız oynattık, bilsinler istedik, çünkü o artık meşhurların yanındaydı ve bizden biriydi. Ama “Jump” çalarken hiç unutamayacağım bir an yaşadım ki okul gezisiyle gittiğim Almanya’da, şarkıyı duyduğumda hep o an gelir aklıma, gülümserim. Akşam yurttan kaçıp 20bin nüfuslu kasabanın rock çalan barına takılıyorduk. Ter içinde air gitar çalıp kafa sallarken “Jump” klavye introsuyla başladı. David Lee Roth’un klipte yaptığı gibi zıplayıp bacak açalım derken terden yapışan kotun ağı oldu mu sana cart! Mor ışıkta parlayan beyaz iç çamaşır ile yapılan büyük final...

EDDIE VAN HALEN: “Yeri doldurulabilir mi? (1)

Eddie Van Halen’ın genç sayılabilecek bir yaşta kaybı dünya ve Türkiye rock camiasını derinden etkiledi ve üzdü. Van Halen belki bir “Metallica”, bir “Guns N’ Roses” ya da bir Mötley Crüe kadar fan kitlesine sahip değildi ülkemizde. Ama onlar, özellikle de grubun alameti farikası Eddie, dünya hard rock müziğinde tüm bu adı geçen müzisyenlerin de ustası bir pozisyondaydı ve biz de, Eddie’nin ardından Türkiye’deki müzik insanlarıyla Eddie Van Halen üzerinden “gitar müziği” ve rock’n’roll’un yazgısına yönelik felsefi bir beyin jimnastiğine giriştik. Birçok sıkı müzisyenin katkı koyduğu “rock’n’roll’un Van Halen üzerinden yazgısı” meselesine ilk kalem oynatan sanat erbabının yazılarını sıcağı sıcağına paylaşıyoruz: Tanju Eren: ‘’Benim hala umudum var’’ Eddie Van Halen tüm müzik yaşamı boyunca yenilikçi ve özgür halin temsilcisi oldu. Gitarını kendi istediği şekle soktu, amfisinden çıkmasını istediği ton için icatlar yaptı. Hem de bunları kendi eliyle yaptı. Müzikal olarak da aynı arayışlara sahipti. Kaybının en büyük etkisi beni bu kadar önemli ve çeşitli alanlarda şaşırtan birinin artık üretmeyecek olması ve tabii ki çocukluk, gençlik zamanımın en güzel hatıralarından birinin daha tarihe karışmasının verdiği üzüntüdür. Bazı müzisyenler bir tarzın temsilcisi olurlar ve çok değiştirmeden devam ederler. Bunda eleştirecek bir şey de yoktur. Bazı müzisyenler de devamlı yeni şeyler ararlar. Benim için bu yeni şeyler bir maceradır, izlemekten hoşlanırım. Little Dreamer dinlerken Jump’a geçmek enteresandır mesela. Gitarcının ‘’Ben bu albümde klavyeleri çalacağım’’ demesi bana çok hoş gelir. Van Halen’ın ilk üç albümü gitarcılar için ders kitabı niteliğindedir. Hele ki albümlerin çıktığı yıllarda genç ve gitar çalmaya çalışan benim gibi biriyseniz. Albümlerin mix’i, Eddie’nin tonu, basit görünen gitar riff’lerini çalmaya çalışınca aslında işin zor bir sanat olduğunu anlamak… Bunlar beni çok etkilemiştir. Ayrıca albümlerin canlı performanslarının bir şekilde kayda geçirilme çabası olduğunu görmek, sonrasında o performansları zor da olsa (betamax kasetlerin elden ele dolaşması yöntemi ile) izlemek bana rock müziğin içeriğinde yüksek enerji, bol eğlence, özgürlük hali barındırdığını öğretti. Ama Eddie’nin hemen her an yüzünden eksik etmediği gülümsemesi, yaptığı işten keyif almanın ve rol kesmek yerine kendini salıp gitmenin esas olduğuna da inandırdı beni. Rock müzik 60’larda güç ve denetim odaklı yönetim sistemlerinin istediği orta sınıfın şeklini değiştirmeye yönelik bir akım olarak ortaya çıkıp sonrasında 60’lar sonu artık tehdit olmaya başladı. İnsanların beraberlik, özgürce söz söyleme, aidiyet, sosyal ve politik aydınlanma ve başkaldırı hareketlerinin yapıştırıcısı oldu. Sistem rock’un içinden bu nitelikleri alıp, pop, seks, starlık, diğerleri ile yarışma, kolay zenginlik gibi değerleri yerleştirmeye başladı. Zaman içinde de Woodstock’da birbiriyle sevgi dolu 4 gün geçiren 400.000 kişi ya da küçük kulüplerde varolan durumun ‘’no future’’ olduğunu anlayan gençler yavaş yavaş değişerek bu günlere geldi. Günümüzde teknoloji insanların gerçekten beraber olması yerine sanal bir gerçeklik içinde yalnız kalmasına yardımcı olmakta. O yüzden müzik, özellikle de rock müzik beraber konsere giden aynı müziği dinlediği için birbirini tanımasa da kardeş hisseden insanları artık kulaklıkla kendi seçme zahmetine bile girmediği ve diğer insanları duyamayacağı bir gürültü olarak hizmet veren bir hale dönüştü. Hard Rock’ın Yazgısı Beraber ve sadece o işe zaman ayırarak müzik dinlemek yerine, tecrit edilmiş ortamda başka şeylerle uğraşırken müzik dinlemek pompalandı. Önce içeriği değersizleştirildi, sonra dinleyen. Ancak, müzik yaşamın ve evrenin temel unsurlarından biridir. Mağara adamından iç savaş anlarına, düğün salonlarından rock festivallerine, içki yasaklarından corona günlerine her zaman müzik var olmaya devam etti. Burada rock müziğin yazgısı tartışılacak bir şey değil. İnsanlığın yazgısı önemli, rock müzik her zaman insanlığın yazgısında rol alacaktır. Dünyanın her yerinde, Hindistan’da, İran’da, Brezilya’da, Türkiye’de ve her yerde rock müzik yapılmakta ve yapılacaktır. Sistem, ona karşı güç uygulayan dayanaklara ayakta durabilmek için muhtaçtır aslında. Bu yüzden uzun dalgalar halinde bu dönüşümler yaşanacaktır. ‘’Benim hala umudum var’’ Sabih Cangil: “Yeri doldurulmasa daha iyi olur” Eddie Van Halen’ın kaybına diğer müzik adamı kayıplarından çok daha fazla üzüldüm. Nedenini ise bilmiyorum. Sadece süper bir gitarist olduğundan olamaz. Acaba sempatik kişiliği mi, yoksa enstrumanına olan bağlılığı mıdır bu etkiyi yaratan? Bilemiyorum. Bu benim içimdeki his. Basın söyleşilerinde bile bir yandan soruları yanıtlarken aynı anda gitar çalan (çalabilen) bir gitar ustasıydı.Müzik dünyası için de mutlaka büyük bir kayıp. Kendisi yeri doldurulamayacak bir gitar sihirbazıydı. Kendime bu konuda hep soruyorum: Yerleri doldurulmalı mı? Günümüz müziğinin geldiği hale bakarsak, belki de doldurulmasa daha iyi olur. Tarihte kalırlarsa değerlerini daha iyi biliriz.Benim ait olduğum neslin gitarcılarının Van Halen’dan etkilenmemiş olmaları için çok çok özel sebepleri olmasi lazım. Etkilenmek mutlaka onun gibi çalmaya çalışmak değil. Kendisinden önce tapping var mıydı? Varsa bile biz biliyor muyduk? Onun soundunu yakalamak için ne pedallar, ne gitarlar denedik. Ama eller, ruh ve beyin onun değil de bizim olunca becerebildik mi? Hard rock ve klasik rock tarzlarının geleceği hakkında Bu tarzlar her ne kadar tüm yaş gruplarından izleyici bulsa da kitlesi artık çok daraldı. Bir mucize olmazsa da pek genişleyeceğe benzemiyor. Gözleri çok yükseklerde olan rockçılar için çok uygun bir tarzlar değil, ancak gönülden hard ve klasik rock’a bağlı olan müzisyenler sayesinde mutlaka yaşamaya devam edecektir. Sade vatandaş artık uzun sololar dinlemiyor, istemiyor. Belki de hiç solo istemiyor… Biz yine de izlemeye devam edelim. Taylan Dedeoğlu: “Eddie Van Halen dendiğinde de herkesin bir durması lazım”  1982 yılında gitar çalmaya başladım. O yıllarda hemen her şey Türkiye’ye gecikmeli ve kısıtlı sayıda geliyor, maalesef ulaşabilmek de çok kolay olmuyordu. O zamana kadar ise çok koyu bir KISS, Scorpions, Dio (Vivian Campbell) hayranıydım. Van Halen’ı 1983’te yani Van Halen I albümünün çıkmasından 5 yıl sonra dinleme şansım oldu. Bir anda neye uğradığımızı şaşırıp, bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığımız her şeyi bir kenara bırakmak gerçeği ile yüz yüze kaldık. Çünkü böyle bir tarz, stil varken, bunun dışında ya da uzağında kalmak bizleri resmen oyun dışı bırakırdı. Aynı bir şirketin iş dünyasındaki teknolojilere adapte olması gibi… Adapte olamazsanız bitersiniz! Eddie Van Halen’ı ilk duyduğumda kapıldığım his tam anlamıyla böyleydi. Yani hem ümit verici hem de umut kırıcı! Bizlerin o zamana kadar bildikleri, Jimi Hendrix, Eric Clapton, Ace Frehley, Jimmy Page, Matthias Jabbs gibi gene de kendi tarzları olan gitaristlerden kaynaklıydı. Tabii o zamanlar bu grupların videosunu vs. görmek de mümkün olmadığı için epeyce bir zaman da Eddie Van Halen’ın neyi nasıl yaptığı hakkında fikri olamadı kimsenin… Düşünün o zaman Floyd Rose köprü sistemi varla yok arası gibi günler bir de… Aslında müzik çok göreceli bir sanat dalı. Herkes her şeyi sevmek zorunda değil. Her müzik türü tartışmaya açıktır, herkesin zevki, herkese hitap eden şeyler farklıdır. Mesela benim de Eddie Van Halen’dan daha çok sevdiğim gitar kahramanlarım var. Onlarda bulduğum tadı başkasında bulamıyorum. Ancak… Eddie Van Halen dendiğinde de herkesin bir durması lazım. Çünkü her kim, hangi gitarist olursa olsun hiç kimse (belki Hendrix hariç) Rock gitara ve bu enstrümana Eddie kadar çok ve köklü değişiklik getirmiş değildir. Eddie Van Halen’ı diğer herkesten, en sevdiğim gitarcılardan bile farklı üstte bir mertebeye koyan da budur. Müzikte devrim yaratmak başka, bir müzik türünü ve bir enstrümanı kökünden yeniden şekillendirebilmek ise bambaşka bir yetenek. Aslında yeryüzünde ve tüm müzik tarihinde Eddie’nin yapabildiğini yapan çok az sayıda müzisyen/virtüöz var. Bunun için diğer tüm gitarcılar ‘’Kahraman’’, Eddie Van Halen ise ‘’Süper Kahraman’’dır… Ve bilirsiniz, süper kahramanlar ölümsüzdür, ölmezler… Ona bir şey olamaz diyorsunuz her zaman, çünkü o bir Süper Kahraman!… Ölümü beni bunun için çok etkiledi. İşte ne yazık ki dün gerçek anlamda bir Süper Kahraman bu dünyaya veda etti… Kıvanç Sekü: “Eddie Van Halen Hard Rock’ta Devrim Yarattı” Eddie'nin gitar ve müzik dünyasına kattığı etkileri göz önünde bulundurursak kaybının ne kadar derin etkisi olduğunu anlayabiliriz diye düşünüyorum. Dünyada birçok iyi gitarist vardır harika çalarlar ama Eddie’yi farklı kılan elindekilerle yetinmeyip daha iyisini araması olmuştur. O zamana kadar kullanılan gitarları beğenmemiş kendisi gitar yapmış. Amfi distortion seviyesini yetersiz bulmuş voltajını düşürüp Brown Sound dediğimiz soundu elde etmiş. Gitar tekniği o kadar etkileyiciymiş ki insanlar kopyalamasın diye sahnede arkasını dönüp çalarmış ilk zamanlarında. Bugün yeni dönem gitaristlerin hiçbiri bu kadar büyük etkiyi bırakacak devrimsel hareketlerde bulunmadılar. Gitar teknik olarak çok ilerledi elbette ama hepsi Eddie'nin devrimi sayesinde oldu. Birçok meşhur gitarist Eddie'nin sayesinde bulundukları yerde olduklarının farkında; o yüzden kaybettikleri ''Değerin'' farkındalar birçoğu.  Sene 78; Led Zeppelin ve Kiss gibi gruplar kendi misyonlarını tamamlamak üzereler…  Zira şan şöhret para beraberinde sorunlar da getirmiş. Tam bu sırada Eruption diye bir gitar solosu piyasaya bomba gibi düşmüş. O zamanki gitar üstatlarının hepsi bu çalım ve tekniğin önünde saygıyla eğilmişler. Shred tekniğinin ilk örneği olarak gösterilen Eruption tüm zamanların en iyi gitar soloları arasında gösteriliyor. Bu şarkıda kullanılan Tapping tekniği tüm zamanların en popüler gitar teknikleri arasında gösteriliyor. Bu şarkı sayesinde bir çok gitar sihirbazı ve bir çok grup ve bir çok tarz ortaya çıktı çünkü gitar çalımı hızlanınca müzikte hızlandı ve heavy metal, thrash metal gibi tarzlar ortaya çıktı. Eddie'nin gitarda teknik ve sound olarak getirdikleri yenilikler o dönemde gitar camiasını öyle bir çarpmış ki herkes ''Bu nasıl olabilir'' diye sormaya başlamış tabii. 70'lerin sonunda Klasik Rock ve Hard Rock tam misyonlarını tamamlamaya yakınken Van Halen'ın ortaya çıkışıyla ve 80'lerin gelişiyle rock da evrim geçirmiş. Artık standart blues kalıplarıyla çalan gitaristlerin yerini Eddie Van Halen olma hayaliyle yanıp tutuşan shredder gitaristler almış ve grupları liste başı şarkılar da yapınca Rock 80'lerde altın dönemini yaşamış. Bugün yeni jenerasyonların örnek aldığı Steve Vai'sinden Nuno Bettencourt’a kadar birçok gitar sihirbazının Eddie Van Halen müridi olduğunu göz önünde bulundurursak bile nasıl bir etkisi olduğunu anlarız.  (Müzisyenlerin Eddie Van Halen ve Hard Rock’ın yazgısı konulu yazıları devam edecek) ...

Pislick Kedi’den Anlamlı Video: “Yük Treni”

Bazı gruplar vardır ki onlar ile ruh yoldaşlığını hissetmeden yapamazsınız. Pislick Kedi de böyle gruplardan. Yayınladıkları son teklileri Yük Treni'ne çektikleri video klip, tüyleri diken diken eden teması, rock'n'roll ruhuna cuk oturacak isyankâr havası ile takdiri hak ediyor. Önce, bu güzel şarkıya bir kulak verelim: https://www.youtube.com/watch?v=Zi8VNLSc9bE&feature=youtu.be Pislick Kedi yaşadığımız haksızlıkları yok sayan, sadece vur patlasın çal oynasın tipinde gamsız rockçılığı reddeden bir grup. Grup üyesi Gökhan, saçmasapan gündemler silsilesinin bu ülkenin tüm güzel insanlarında yarattığı travmalara karşı "rock ve heavy metal sanatı" yolu ile demokratik protestosunu şu sözlerle dışa vuruyor: "Son dönemde ardı arkası kesilmeyen kötülükleri, üstümüze gelen bir yük treni olarak anlamlandırdım. Ve bu olayların bizlerde yarattığı derin yaralara, içinden çıkamadığımız bunalımlara dikkat çekmek istedim."Hard 'N Heavy soundunun seksi ağırlığı ile Seattle'ın uzlaşmaz protest tavrının harmanlandığı şarkı, gerek sözleri gerekse de müzikalitesi ile, rock, metal ve punk'ın ivme kazandığı güzel şehrimiz İzmir'de "isyan" duygusunun içten içe nasıl da kaynadığının sinyallerini bizlere aktarıyor...

Right Menu Icon