Author: Özgür Ercan

Kanada’nın bereketli topraklarında doğmuş kökten-Metal Grubu: Exciter

Yıl 1978, yer Kanada. Hell Razor adlı kural tanımaz grubumuzun üyeleri John Ricci, Dan Beehler ve Allan James Johnson tarafından Exciter dünyaya geldi. Grup ilk demolarını 1980 yılında Shrapnel Records şirketindeki Mike Varney'e yolladı. Varney, şarkılara "World War III" adlı parçayı da ekleyerek 1980 yılında "US Metal Volume II" adını taşıyan derleme bir albüm düzenledi. Kısa süre sonra Exciter şirket tarafından onaylandı. Nihayet 1983 yılında Exciter imzasını taşıyan "Heavy Metal Manic" adlı debut albümü bir vücut bulmuştu. Takvimler 1984 yılını gösterirken, Megaforce Records'dan "Violence & Force" adıyla 2. albümü çıktı. Bunun şerefine grup, Anthrax'ın açılış sahnesi olarak Amerika'da tur yaptılar. Daha sonra Londra'daki bir şirket ve Guy Bidhead (Motörhead`ın prodüktörlüğünü üstlenen abimiz) prodüktörlüğünde "Long Live the Loud" albümünü piyasaya sürdüler. Accept ile Avrupa turları, Megadeth ve Motörhead ile Amerika turları derken yıl sonunda Long Live the Loud albümüne "Feel the Knife" adını taşıyan 3 bonus parça eklediler. Kısa bir süre sonra John Ricci gruptan ayrıldı ve yerini Brian MCphee aldı. Yeni gitarist ile daha melodik bir sound yakalayan grup, 1986 yılında "Unveiling the Wicked" albümlerini çıkardılar. Albümde çok büyük bir başarıya ulaştıktan sonra Motörhead ve Manowar gibi dev gruplarla sahnenin tozunu attırdılar. Daha sonra vokalistliğini üstlenen davulcu Dan, artık hem davul hemde vokalle uğraşmak istemediğinden grup yeni vokal arayışlarına girişti. Yeni vokalist çok zaman geçmeden bulunmuştu. İsmi "Rob Malnati" olan vokaliyle, 1987 yılında, yeni albümleri Exciter (O.T.T.) piyasaya çıktı. Albümün yayıncılığını kanadalı şirket Maze Music üstlenmişti. 1991 yılında grup üyeleri, tekrardan davulcu Dan'i vokal koltuğuna oturttular. Ancak birkaç ay sonra gruptan ayrılan orjinal vokalist John Ricci tekrar gruba geri döndü. Ufak bir kadro değişikliğine bas gitarist David Ledden da katılmıştı. 1992 yılında Alman metal şirketi Noise Records ile "Kill After Kill" albümü piyasaya çıktı. 3 hafta sonra Rage grubuyla Avrupa turnesine çıkan grup, 1993 yılında "Better Live than Dead" albümünü yayınladılar. Sonrasında memleketleri Kanada'da turne yapan deli çocuklar, anlaşmazlıkları göstererek grubu dağıttı. Gözden uzak, sırra kadem basan grup, 3 yıl aradan sonra tekrar ortaya çıktılar. 1996 yılında tekrar yeni kadrosuyla ortaya çıkan grubun kökleri şu şekildeydi; orjinal gitaristi John Ricci, yeni vokalisti Jacques Bélanger, yeni davulcusu Rick Charron ve yeni basçısı Marc Charron. Bu ortaya çıkıştan bir yıl sonra 1997 yılında "The Dark Command" albümleri yayınlandı. Albümden sonra Anvil and Flotsam ve Jetsam ile birlikte avrupa turuna çıkarak eğlenceye kaldıkları yerden devam ettiler. 2 yıl katılmış oldukları festivallerden sonra 2000 yılında "Blood Of Tyrants" albümlerini piyasaya sürdüler. Albüm sert ve agresif tonlar barındırıyordu. Daha sonra grubun basçısı Marc kariyerini endüstri ve teknoloji alanında yapmaya karar vererek gruptan ayrıldı. 2003 yılında John ve Rick geri dönerek, kadroya vokalistleri Rob Degroot'u ve basçıları Paul Champagne'ı dahil ederler. Fakat belli nedenlerden dolayı Rob çok geçmeden ayrılmak zorunda kaldı. Daha önceki vokalistlerden Jacques Bélanger, bu vesileyle tekrardan gruba ayak basmış oldu. Grubun tekrardan düzene oturmasının arından "New Testament" gibi süper bir albüm kaydedip yayımladılar. Çoğu kesime göre grubun en iyi albümü olan New Testament'in ardından Aralık 2007 ve Ocak 2008'de iki kez ertelenen grubun onuncu albümü Thrash Speed ​​Burn, 22 Şubat 2008'de Avrupa'da ve 4 Mart 2008'de dünya çapında yayınlandı. O zamandan beri birçok olumlu eleştiriler aldı. Şubat 2014'te, grubun resmi Facebook hayran sayfasında gitarist John Ricci'nin gruptan ayrıldığı duyuruldu. Bu ayrılıktan sonra orijinal üyelerden hiç kimse gruba dahil değildi. Orijinal Exciter ekibi kısa bir süre sonra tekrar bir araya gelerek 25 Nisan 2015'te Keep It True Festivali'nde ve Mart 2015'te New York'taki Defenders of the Old Festivali'nde sahne aldılar. Son kez olması beklenen bu geri dönüşün üstüne 2019'da yeni bir albüm duyurusu yapıldı ancak henüz albüm yayımlanmış değil. 1983 yılında babalar Anthrax ve crew ile kankalık halindeyken...

Koza Han’dan Eyfel Kulesi’ne Uzanmış Metal: YUZDE5

Doğumu 2015'e dayanan YUZDE5 Serkan Sulku tarafından solo bir proje olarak kuruldu. 1999 yılında kurdukları ilk yerli Black Metal gruplarından Morpheus'un küllerinden yeniden doğan YUZDE5, yeni parçası TORVA MESSOR'u kısa süre önce yayımladı. Black ve Doom etkileşimli bir proje olarak ilerleyen YUZDE5, TORVA MESSOR parçasında ölüm ve yaşam temalarını ele aldı. Grubun kurucusu Serkan Sulku ile yaptığımız sohbette grup ve bu zamana kadar yayımladığı parçalar hakkında detaylı bilgiler edindik. Bunları sizler için derledim. Buyrun muhabbete: Öncelikle merhaba. Karantina süreciniz nasıl geçiyor?  Karantina günleri açıkçası enteresan geçiyor. Tüm aile 3-4 aydır evdeyiz. Fransa ilk zamanlarda kötü etkilendiği için mart ayından beri evden çalışıyorum ve günün yine 10 saati işle geçiyor. Ama tabii yolda zaman harcamadığım için aileme ve müziğe daha çok zaman ayırma fırsatı buldum. Bununla birlikte yine beste ve parça ürettim. Tüm aile için farklı bir deneyim oldu. Çok tanıtımını yapamasam da farkındalık yaratmak adıma Corona MK'yi yaptım ve yakın dinleyici kesimine ulaşabildim.  Biraz kendinizden bahseder misiniz? İsmim Serkan. Edirne’liyim. Lise sona kadar Edirne’de yaşadım. Daha sonra üniversite için İstanbul'da 5 yıl kaldım. Master için 1 yıl yurt dışına gittikten sonra çalışmak için Bursa'ya yerleştim. Evliyim ve 1 kızım var. Yakın zamanda bir erkek çocuk daha bekliyoruz. Endüstri mühendisiyim ve otomotiv sektöründe çalışıyorum. Son 3 yıldır işimden dolayı ailemle beraber Paris’te yaşıyoruz.  Müzik kariyeriniz nasıl başladı ve devamında neler yaşadınız? YUZDE5’ten bahseder misiniz? Ortaokul yıllarında abim ve çevrem sayesinde metal müzikle tanıştım. Lise yıllarında o dönemde Edirne'nin ilk Black Metal grubu Morpheus'u arkadaşım Abdullah ile kurduk ve Tears of Innocence isminde bir demo çıkarıp birkaç konserde çaldık. Üniversite yıllarında da okulda ve çevrede birkaç grupta daha çalmaya devam ettim. Abdullah ile beraber Bursa’da tekrar yollarımız kesişti ve müzik yapmaya karar verdik. Bu şekilde YUZDE5'i kurduk. Daha çok cover odaklı çalıyorduk. Sonrası malum, 2017'de teklif gelince iş için Fransa'ya geldim ailemle beraber, tabii ekiple yolları zorunlu olarak ayırdık ve YUZDE5 bugün ki one man band halini aldı. Buraya geldikten sonra bir şekilde bu işi bırakamayacağıma karar verdim ve ufak bir iki ekipman ve iPhone ile kendim beste ve kayıtlara başlamış oldum. Daha çok Doom, Black ve Gotik türleri üzerinde çalışıyorum. Aslında yıllardır yapmak istediğim müzik türü bu. Doom, Black ve Gothic türlerini birleştirip, biraz da kendine özgü bir tarz oluşturmak.  Neden YUZDE5?  Grubu kurduğumuzda stüdyoda çalarken isim ne olacak diye konuşuyorduk, bir arkadaş YUZDE5'i önerdi ve herkes benimsedi.  Kendini ifade etmenin birçok biçimi varken müziğe yönelmenizdeki sebep nedir? Müzik icra ediyor olmak sizin için ne ifade ediyor? Metal müziği yıllardır dinlemem ve hayatımda önemli bir yer teşkil etmesi. Ben üniversiteye kadar Edirne'de büyüdüm. Yeni bir grup dinlemek, İstanbul Akmar'a giden tanıdıklardan gelen yeni bir albümü almak ve t-shirtleri giymek heyecanlandırıyordu. Ayrıca o dönemin yerli grupları ve yaptıkları güzel işler beni de kendi müziğimi yapmaya teşvik etti. (Asafated, Metalium, Death Room, Hole in the Wall, My Garden, Tears of Beggar, Radical Noise vb...

Danimarkalı Satanik Elmas Kralı: King Diamond

14 Haziran 1956 tarihinde Danimarka’da dünyaya gözlerini açan Kim Bendix Petersen’ın yani nam-ı diğer King Diamond’ın çok oktavlı sese sahip olduğu ve bu nedenle Heavy Metal’in en iyi sesi olduğu kabul edilmektedir. King Diamond, kendi ismiyle anılan grubunu kurmadan önce 1982’de kurulan Mercyful Fate adlı grubun solistiydi. Mercyful Fate ile birlikte 1982’de çıkardıkları “Melissa” isimli albümle adını duyuran King Diamond, 1984’te grupta solo gitar çalmakla görevli olan Hank Sherman ile yaşadığı sorunlar sonucunda gruptan ayrıldı. King Diamond’ın ayrılığı neticesinde grup dağılmış, Michael Dener ve Timi Hansen King Diamond ile beraber ayrı bir projeye imza atma kararı almaları üzerine King Diamond dönemi başlamıştır. Mercyful Fate’in tatsızlıklar sonucu ortadan kalktığı düşünülürken, olayların üzerinden sekiz sene geçtikten sonra King Diamond ile Hank Sherman barış imzalamış, bunun sonucunda 1993 senesinde hep beraber Mercyful Fate adı altında “In the Shadows” albümünü çıkarmışlardır. Hatta In the Shadows’ta konuk olarak Metallica’dan tanıdığımız Lars Ulrich “Return Of The Vampire” şarkısında bateriye geçerek albüme katkıda bulunmuştur. Mercyful Fate şarkılarının genel özelliği şarkı sözlerinin mistik öğeler ve korkunç hikâyeler taşımasıdır. Şarkı sözlerinin hemen hemen hepsini King Diamond yazmaktadır. Mercyful Fate adı altında en son 1999 senesinde “9” adlı albüm piyasaya sürülmüştür. Kendisinin özellikle Alice Cooper’dan etkilendiği söylenmektedir. King Diamond yukarıda bahsedilen olay sonucunda kendi ismini taşıyan grubunu 1986 senesinde kurdu. Artık şarkı sözlerinin teması haline gelen okültizm üzerinde yoğunlaşmaya karar verdi ve gösterilerinde ilginç makyajlar kullanmaya başladı. Bu sıralarda King, eski Geisha üyesi gitarist Floyd Konstantin ve baterist Mikkey Dee’yi de gruba dâhil etti. Ancak Floyd, King’in istediği standartlara uygun bir müzisyen olmadığı için kayıtların daha ilk gününde EF grubundan Andy La Rocque ile yer değiştirmek durumunda kaldı. İşte bu üyelerle birlikte hem birer King Diamond klasiği hem de grubun piyasaya ilk tanıtılış single'ları olan 12'lik vinilde basılı “No Presents For Christmas” oluşturuldu. RoadRunner Records’dan 1985 senesinde çıkarılan bu ilk single çalışmasında “No Presents For Christmas” ve “Charon” adlı parçalar yer aldı. Hemen ardından ilk uzun soluklu albümleri “Fatal Portrait” 1986 senesinde Roadrunner Records’dan vinil ve CD olarak basıldı. CD’de vinildeki şarkıların yanı sıra bonus track olarak “The Lake” adlı parça yer alır. Bu albüm daha sonra 1997’de tekrar düzenlenerek gene RoadRunner Records tarafından piyasaya sürülmüştür. 1997’deki düzenlemede ise “No Presents For Chrismas” ve “The Lake” adlı parçalar bonus track olarak albüme eklenmiştir. Albümde klavyeci olarak stüdyo müzisyeni Roberto Falcao görev almıştır. “Fatal Portrait”, Kopenhag’da Sound Track Studio’da Temmuz-Haziran 1985’de King Diamond ve Rune Höyer tarafından kaydedilip düzenlenmiştir. Bu albümde King Diamond’ın tüm albümlerinde olduğu gibi birbirini tamamlayan konsept şarkılar bulunmaktadır. Şarkı sözleri elbette ki King Diamond’a yaraşır şekilde korkunç hikâyeler anlatır. Halloween adlı single çalışmaları da yine 1986 senesinde 12 vinile basılı şekilde RoadRunner Records’dan çıkarıldı. Bu albümde “Halloween”, “The Lake” ve “The Candle” adlı parçalar bulunmaktadır. Ertesi sene, 1987’de grup “Abigail” adlı albüm kaydını yaptı. Bu albüm de Kopenhag’daki Sound Track Studios’da kaydedildi ve yine klavyeler için stüdyo müzisyeni Roberto Falcao ile anlaşma yapıldı. “Abigail” de diğer albümler gibi RoadRunner Records’dan tekrar düzenlenerek 1997 senesinde CD halinde piyasaya sürüldü. Yeniden düzenlenen bu albümde “Shrine” isimli parça bonus track olarak yer alırken, “A Mansion In Darkness”, “”The Family Ghost” ve “Posession” adlı parçaların değişik uyarlamaları da eklendi. Daha sonrasında 2005 senesinde RoadRunner Records’un 25. yıl kutlamaları sebebiyle bu albüm tekrardan CD/DVD halinde piyasaya sürüldü. DVD’de 1987 senesinde İsveç Gothenberg’de verilen konser kayıtlarından “Funeral”, “Arrival”, “Come To The Sabbath”, “The Portrait”, “The Family Ghost”, “The 7th Day Of July 1777” ve “Halloween” yer alırken ayrıca DVD’de “The Family Ghost”, “Welcome Home” ve “Sleepless Nights” kliplerine de yer verildi. Bu albümde de diğer King Diamond albümleri gibi birbirini tamamlayan ve konsept oluşturan parçalar söz konusudur. Yine 1987 senesinde grup “The Family Ghost” adındaki single çalışmalarını RoadRunner Records’dan piyasaya sürmüştür. Bu albümde de “The Family Ghost” ve “Shrine” isimli çalışmalar bulunmaktadır. 1987’de albümün kaydedilmesi sonrasında grup elemanlarında tekrar değişikliğe gidilerek, gruptan istifa eden Michael’in yerine turne için Mike Moon getirildi. Sonrasında da Timi’nin de gruptan istifa etmesiyle, gruba sadece turne için katılan Mike da gruptan çıkartılarak bu iki üye yerine Pete Blakk ve Hal Patino getirildi. Yeni üyeleriyle King Diamond 1988 senesinde “Them” adlı albümlerini kaydettiler. Bu albüm grubun en iyi satan uzun soluklu albümü olarak ayrıca bilinmektedir. Bu albüm vinil ve CD olarak çıkarıldı. CD baskısında bonus track olarak “Phone Call” isimli şarkı eklendi. “Them” albümü de daha sonra 1997 senesinde King Diamond’ın birçok albümü gibi RoadRunner Records’dan tekrar düzenlenerek piyasaya sürüldü. Tekrar piyasaya sürülen bu albümde de “Phone Call”,”The Invisible Guests” ve “Bye, Bye Missy” adlı parçalar bonus track olarak eklendi. 1988’de Them’in dışında, “The Dark Sides” adlı albümü de çıkarıldı. Vinil ve CD olarak hazırlanan bu albümde “Halloween”, “Them”, “No Presents For Christmas”, “Shrine”, “The Lake” ve “Phone Call” adlı parçalar yayımlandı. Bu albümün hemen ardından Mikkey, Chris Whitemier ile yer değiştirdi. Chris uzun soluklu kayıtlarda yeterince iyi bir performans sergileyemiyordu. Bu nedenle King, uzun soluklu bir albüm kaydı için bir defaya mahsus olarak albümde yer alması için eski grup üyesi Mikkey ile anlaşmak zorunda kaldı. Bu şartlar altında 1989 senesinde kaydedilen “Conspirancy” adlı albüm, “Them”’deki hikâyenin devamı niteliğinde olmasına rağmen onun kadar popüler olmayı başaramadı. Bu albüm de vinil ve CD’de basıldı. CD’de “At The Gates” ve “Cremation” adlı parçaların mixleri de bonus track olarak yer alıyordu. Orijinal albüm kapağı üzerinde mezarlıkta ibadet eden bir papaz bulunmaktadır. Ancak bu kapak King Diamond tarafından onaylanmadığı için sonradan değiştirilmiştir. Bu nedenle de bu orijinal albüm kapağı ancak çok iyi koleksiyoncularda bulunabilmektedir. Ayrıca Kore versiyonunda albüm kapağında kocaman bir “King Diamond” logosuyla sansür bulunmaktadır. Bu albüm Kopenhag’da M.M.C Studios’da kaydedildi. King Diamond'ın ilk üç çalışması, Fatal Portrait (1986), Abigail (1987) ve Them (1988); bunlar Diamond’ın ‘89’da “Conspirancy” ve 90’da “The Eye” adlı albümleri çıkana kadar en iyi albümler olarak anıldılar. Yine bu dönemlerde Diamond adı ihtilaflara karıştı. Kiss’den Simmon şarkıcıya karşı bir dava açarak, Diamond’ın kullandığı makyajın ‘70’lerde ve ‘80’lerin başında kendisinin kullandığı makyaja aşırı derecede benzerlik taşıdığını ileri sürdü. Taraflar sonrasında aralarında anlaştılar ve Diamond makyajını modifiye etmek zorunda kaldı. Bunlarla beraber maalesef grup tekrar üye değişikliğine giderek baterist Whitemeir’ın yerine Snowy Shaw’ı almak zorunda kaldı. Bu yeni üyelerle bir sonraki uzun soluklu albümleri olan “The Eye” adlı albümü kaydedildi. Snowy’nin iyi bir performans sergileyememesi nedeniyle kayıtlar sırasında davul makinesi kullanmak zorunda kaldılar. Daha sonra Snowy parçaları tekrar stüdyoda yeniden düzenledi. 1990 senesinde CD olarak basılan bu albüm, Kopenhag Sweet Silence Studios’da, ismini daha önceki stüdyo kayıtlarında klavyeci olarak anımsayacağımız Roberto Falceo ve King Diamond tarafından düzenlenerek piyasaya RoadRunner Records aracılığıyla dağıtıldı. Bu albümde anlatılan hikâyeler gerçek olup, 1450–1670 seneleri arasında Fransa’da gerçekleştirilen Engizisyon Mahkemeleri ile ilgilidir. Albümde ismi geçen her karakter gerçek olup, anılan tarihlerde yaşamış kimselerdir. Örneğin Nicholas de la Reymie: Hristiyan Yakma Mahkemesi başkanı. Paris’te yaşamıştır. Jeanne Dibasson:’un ise cadı olduğu sanılmıştır. Madeleine Bavent: 18 yaşında bir papaz tarafından iğfal edildikten sonra 1625 senesinde Louviers’deki manastıra katılan bir kızdır. 1647 senesinde hapishanede ölmüştür. Peder Pierre David: 1628 senesinde ölene kadar Louviers manastırında vaizlikle görevli papaz. Peder Mathurin Picard: 1628 senesinden 1642 senesinde ölene kadar Louviers manastırında vaizlikle görevli papazdır. Hastalığı sırasında, delice hareketlerine rağmen Madeleine Bavent’e tecavüz etmeyi başardığı söylenmektedir. Bu albümün yayımlanması sonrasında Blakk ve Patino grup işlerine karşı heyecanlarını koruyamadıkları için ve uyuşturucu sorunları nedeniyle gruptan atıldılar. Onların yerine gitar için Mike Wead ve bass için ise Sharlee D’Angelo getirildi. Bu olayların sonrasında grup ile kayıt firması arasında çıkan münakaşalar sonucunda grubun yeni materyaller yayımlaması engellendi. Bu dönemi takip eden yıllarda 1987’de konserlerde çekilen canlı kayıtlar, Abigail albümü ve greatest hits koleksiyon albümü “A Dangerous Meeting” adı altında yayımlanarak grubun adı canlı tutulmaya çalışıldı. Bütün bunların ardından 3 sene boyunca sessizliğe gömülen grup, Massacre Records ile anlaşarak, 1995 senesinde 1990 - 1991’de hazırlanan ancak 1994 senesinde The Dallas Sound Lab’da kaydedilen “Spider’s Lullabye” adlı albümlerini çıkartarak sevenleriyle yeniden buluştular. Bu esnada King ve Andy dışındaki bütün üyeler gruptan ayrılmıştı. Gruptan ayrılanların yerini gitarist Herb Simonsen, bass gitarist Chris Estes ve baterist Darrin Anthony almıştı. Bu yeni üyelerle birlikte grup sonraki albümleri olan “The Graveyard” adlı albümü de yine The Dallas Sound Lab’da Nisan - Mayıs 1996’da kaydettiler. Ardından Darrin Anthony de geçirdiği önemli trafik kazası sonrasında gruptan ayrıldı ve onun yerine John Hebert geçti. Grup bu üyelerle birlikte “Voodoo” adlı albümlerini Nomad Recording Studio’da kaydetti ve bu albüm de Şubat 1998’de piyasaya sürüldü. Albümün piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra, Nisan-Mayıs aylarında King Diamond ABD ve Kanada’da turneye çıktı. Bazı kişisel nedenlerden ötürü Herb Simonsen turne esnasında Glen Drover ile yer değiştirmek zorunda kaldı. Daha sonrasında da zaten grubu tamamen terk ederek Glenn’e grup üyesi olma fırsatı sağladı. Bu sıralarda yine kişisel problemleri nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kalan Chris Estes yerine John Hebert’in tavsiyesiyle uzun zamandır John’un arkadaşı olan Dave Harbour gruba katıldı. Bu arada 1999 senesinde Massacre Records “Massacre Classx Shape Edition” adı altında “Moonlight”, “LOA House”, “Black Hill Sanitorium”, “From The Other Side” ve “Vodoo” şarkılarını kapsayan bir albüm yayımladı. Bunun ardından grup 2000 senesinde “House Of God” adlı albümü kaydetti ve hemen arkasından tekrar üye değişikliğine gidildi. Glen, Dave ve John’un yerine bass için Hal Pattino, gitarda grubun eski üyesi Mike Wead ve bateride Matt Thompson görev aldı ve grup son üye değişikliğini de böylece gerçekleştirmiş oldu. Bu esnada 2001 senesinde Massacre Records “Nightmares In The Nineteens” adı altında bir CD ve “Decade Of Horror” adı altında grubun 4 albümünü içeren bir foto - CD yayımladı. Grup yeni üyeleriyle “Abigail 2: The Revenge” albümlerini hazırladı. Bu albüm de bir önceki çalışma gibi Dallas’da bulunan Nomad Recording Studios’da kaydedildi ve 2002 senesinde Massacre Records’dan piyasaya sürüldü. Grup yine aynı üyelerle yoluna devam ederek 2002 senesinde “The Puppet Master” albümünü çıkardılar. Bu albüm de Massacre Records tarafından plak, CD ve DVD olarak basıldı. DVD’de ayrıca King Diamond’ın sesinden “The Puppet Master”’ın hikâyesi de bulunmaktadır. Albümün hikâyesi 18. yüzyılda Budapeşte’de geçmektedir. 2003 senesinde RoadRunner Records “The Best Of King Diamond” adı altında, grubun ilk beş albümünden seçme şarkıları bir araya getirerek bir albüm yayımladı. 2004 senesinde ise Massacre Records “Deadly Lullabyes – Live” adı altında 2 CD’lik bir albüm piyasaya sürdü. 2005 senesinin sonlarına doğru, King Diamond RoadRunner United – All Star Sessions albümü için “In The Fire” şarkının vokallerini seslendirdi. RoadRunner Records tarafından birçok müzisyenin katılımıyla değişik bir şarkı yaratma amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda bu albüm ortaya çıktı. Yine 2005 sonlarında King Diamond, Cradle Of Filth şarkısı olan “Devil Woman”’ı seslendirdi. Ayrıca Dave Grohl’un (Foo Fighters) heavy metal projesi “Probot” için “Sweet Dreams” adlı parçayı seslendirdi. 2006 senesinde Avrupa Turnesine çıkıp birçok ülkeyi gezen King Diamond, son olarak 2007’de “Gimme Your Soul… Please” albümünü yayımlamıştır. 2019 yılında ise Masquerade of Madness single'ı ve iki canlı kayıt albümü hazırlayan King Diamond, kariyerlerine sorunsuz bir şekilde devam etmektedir.  DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Tek Kişilik Ordunun Yükselişi: Toxic Holocaust!

Toxic Holocaust, 1999 yılında Joel Grind tarafından tek kişilik bir proje olarak kuruldu. Radiation Sickness demosuyla ilk ürününü 1999’da çıkardı. İlk zamanlarda Black Metal ve Punk, daha sonra Black/Thrash ve en sonunda ise Black/Thrash/Speed etkileşimli bir proje olma ayağında ilerledi ve 2002'ye kadar demo ve split çıkarmaya devam etti. Grubun genel olarak lirikleri; satanizm, katliam, yok oluş, şeytancılık, din düşmanlığı ve ölüm temaları üzerine kuruldu. 2003 yılında 21 yaşında olan Joel Grind, Evil Never Dies albümünü çıkardı. Bu albüm, Joel'in en nitelikli işlerinden ilki olarak görülür. Öyle ki; davul, gitar, bas ve vokal işlerini en üst seviyede yapmıştır.  Evil Never Dies albümünde liriklerde yine son derece din karşıtı, soykırımcı, şeytani ve satanist temalar içermektedir. Evreni yok etmek için bir takım saykoluklar peşinde olan Joel, tür olarak Black/Thrash etkilerini açıkça kullanmıştır. Artwork sanatçısı Mick Mullin’in hazırladığı albüm kapağında da savaş, seks ve satanizm gibi lirikler ön plandadır. Ayrıca grup, Evil Never Dies'dan sonra Bestial Mockery, Nocturnal, Vomitor ve Morbosidad gibi gruplar ile birçok split çalışmalarına parmak bastı.  2005 yılında Hell on Earth isimli daha Thrash/Punk aromalı bir albüm doğdu. Bu albüm underground piyasanın en sağlam label şirketlerinden biri olan Amerika'lı “Nuclear War Now! Productions” tarafından kaydedildi. Albüm kapağı dandik "retro thrash" gruplarına ilham kaynağı olsa da lirik ve tema bakımından yine en iyi işlerden biriydi. Hell on Earth albümünden sonra yine çeşitli splitler, demolar çıkaran Toxic Holocaust; Enforcer, Merciless Death, Blüdwülf ve Goat Messiah gibi gruplarla ayrı ayrı splitler çıkardı. Ayrıca birçok konserde boy gösteren grup, bunlardan en önemlisini 2006 yılındaki Brazilian Slaughter konserinde gerçekleştirdi. (Bu konserin full kaydını sizler için aşağıya bıraktım.) Konserde yeraltı piyasasının old school işlerine imza atmış müzisyenler davul, bas, ve gitar çaldı. https://www.youtube.com/watch?v=R026cgKh7b8&feature=youtu.be 2008 yılına geldiğimizde Toxic Holocaust'u “gereksiz insanlar” dinlemeye başlamıştı. Metal'den bir haber olan dandik insanlar, “An Overdose of Death...

Biranın Mükemmel Etkisi: Tankard

1982 yılında 4 alkolik adam tarafından kurulan Tankard Alman Thrash Metali'nin efsane gruplarından biri. İlki Heavy Metal Vanguard, ikincisi Alcoholic Metal olmak üzere iki demoyla piyasa giriş yapan grubun 38 senedir halen aynı mizaçta müzik üretmeye devam eden, Alkolik Metal’in mucidi Tankard’ı; kurulmasından, oluşum sürecine; karşılaştıkları zorluklardan, beş kişilik kadro değişikliğine günümüze kadar nasıl geldiğini bu yazı ile daha yakından tanıyalım. 13 yaşını dolduran Andreas Fritz Johannes, Mayıs 1980’de yerel futbol takımı olan Eintracht tarihteki en büyük başarısı olan UEFA kupasını kazandığında ilk kez sarhoş olmuştu. Bu durum ileride kariyerinin oluşumunu önemli ölçüde etkileyecekti. İki yıl sonra Andreas, liseden arkadaşı olan uzun saçlı Axel Katzmann’ı ve bizlerin bugün bilmiş olduğu gruba kadar gelmiş Frank Thorwart’ı zorla gruba soktu. Başlangıçta kendilerine Vortex ve Avenger gibi isimler bulmuşlardı, ta ki bir sözlükte ‘bira maşrapası’ anlamına gelen Tankard kelimesini keşfedene kadar… Haftalar süren çalışmalardan sonrasında, uzun tonlara sahip 8 dakikalık ilk şarkıları Ray Death’i yazdılar. Nükleer savaşla ilgili bunaltıcı bir şarkı olan Ray Death’ten kısa bir süre sonra ise tempoyu iki kat artırmaları gerektiğine karar verdiler. Çalışmalar sonucunda başarılı bir formül bulan grup bu formülle günümüze kadar geldi; Fast Thrash-Punk! Bu müzik, saf düzensizlik ve eğlence elementleri içeren, alışılmış çığlık ve ritimlerden ibaretti. Andreas, bu eğlence öğesini, ‘mizahsız çıkmayız’ diye ifade eder. Kendilerini bulmalarından bir yıl sonra, 28 Mayıs 1983’te bir sınıfta ilk mini performanslarını sergilediler. Alkol okulda yasak olduğu için, biralarını çalarken de içebilecekleri süt kutularına doldurdular. Gitarist Bernard Rapprich, babasının muhafazakar biri olması yüzünden gruptan zorunlu olarak ayrılmak durumunda kaldı. Babasının baskısı yüzünden şu an muhtemelen başarılı bir beyin cerrahı. Onun yerini alan şahıs da şüphesiz ki en iyi seçimleriydi. Bu şahıs onların paralel sınıflarındaki AC/DC manyağı Andy Bulgaropulos idi. Böylece kadro tamamlanmış oldu. 1984 yılında Tankard, Sindlingen’de efsanevi olayını yaşadı. Sodom ve “üçlemenin güneylisi” Destruction ile aynı sahneyi paylaştı. Orada yaşadıkları olayı “Orada bulunan SVP çalışanı Manfred Schütz, bize bir teklifte bulundu. Fakat bizi çalarken görünce geri aldı.” diye sırıtarak anlatan Andreas üzerine şunu ekliyordu: “Bizim fena olmadığımızı söyledi. Fena değil mi? Tek kelimeyle orayı salladık!”. Sodom ve Destruction SPV ile anlaşma yapılmıştı fakat Rabel Steamhammer ile Tankard’ın hala bir sözleşmesi yoktu. Onların asıl ihtiyacı olan Heavy Metal Vanguard ve Alcoholic Metal gibi başarılı performans ve demolardan başka aynı zamanda iş hassasiyetiydi.   İlk albümleri Zombie Attack ise 1986 yılında yayımlandı. Alköl'ün şerefiyle yaptıkları hızlı metal parçaları grubun Alcoholic Metal adında yeni bir tarz yaratmasını sağladı. Zombie Attack gibi birçok klasik parçanın bulunduğu albüm ile piyasayı sallayan grup ikinci albüm Chemical Invasion ile fan kitlesini iyice artırdı. Bu yükseliş The Morning After, The Meaning of Life albümleriyle devam etti ve grup 1991 yılında Fat, Ugly and Live isimli kaydı oldukça temiz olan, harika bir konser albümü yayımladı. 2002 yılında 20. yıldönümünü kutlayan grup aynı sene B-Day albümünü çıkardı. Ve 2006 yılına gelindiğinde  Tankard, The Beauty And The Beer albümü ile karşımızdaydı. Muhteşem bir klasik old school Thrash steel albümü ve kuvvetli bir prodüksiyon ile grup ruhundan hiçbir şey kaybedilmeden hala aynı çizgide yola devam edildiğini kanıtladılar… 1988’de Stern dergisinde yayımlanan bir yazıda, grubun yaptığı müzik "bira maşrapası dolu olan bir treni rayından çıkarabilecek bir müzik" şeklinde tanımlanmıştı fakat o dönemde Mettalica bile Twisted Sister’ı destekledikleri Almanya turnelerinde onları gülüp geçiştirmişti. Hetfield ve Ulrich, tur posterlerinin headline’ına baktıklarında "breakdansçılarla savaşta" yazısını gördüler ve bununla eğlendiler. O dönemde At War with Satan albümü piyasada olan Venom da büyük ihtimalle bundan zevk duymuştur. Tankard, poser ve thrasher’lar arasındaki kavgayı TV saçmalıklarına bıraktı ve albümleriyle uğraşmaya koyuldular. Mezuniyetlerinden sonra ilk albümleri Zombie Attack’i kaydetmek için Berlin’e gittiklerinde orada yanmış fırınlarla, günde üç kez ısıtılmış et parçalarıyla, kırık yataklarla ve çökmek üzere olan bir otelle muhattap olmak zorunda kalmışlardı. Prodüktörlüğünü Harris Johns’un yaptığı, konsept albümü Chemical Invasion 1987’de piyasaya sürüldü. İmajlarına bir ek de daha önce Slash, Mick Jagger ve Keith Richards gibi starları da çizen ve Spiegel için çalışan Sebastian Krüger’in artworkleri oldu. Bu sefer Tankard, B-Day için daha önce Holy Moses grubu ile çalışma yapan Andy Classen ile çalıştı. Birçok kez prodüktör değiştirmek zorunda kalan grup bu süreçte oldukça sıkıntı yaşadı. Tankard’ın sahne aldığı mekana gelerek grubu dinleyen Buffo Schnadelbach ile bu sorun çözülüyor. Bir çeşit keşif olarak da nitelendirelebilecek bu olay sayesinde ilk albüm kontratına sahip oldular ve Zombie Attack albümü raflarda yerini aldı. Buffo, 80’lerin ortasında bu genç arkadaşların potansiyellerinin farkına varmıştı artık. Alkolik mizahın, politik ironinin, vurucu ritmin ve Andreas'ın sahnedeki varlığının kombinasyonu popüleritelerinin artmasını sağlıyordu.  Birkaç yıllık yokluğundan sonra Krüger yeni yıl dönümü albümü kapağı için boya fırçalarını yeniden oynatmaya karar verdi. B-Day’deki artworkü efsanevi Alien and Bomber’ı içerecekti. Chemical Invasion kapağındaki Papa’nın sigara içerken tasvir edilen görüntüsü ise Tankard’a sürpriz olarak bir problem yaratmadı. 1990’da sanki Tanrı bile onların tarafında ve onlara tanıklık ediyormuş gibi Rock Hard Show'da bardaktan boşalırcasına yağmur olmadan çalabildiler.  Müzik kariyerlerine sorunsuz bir şekilde devam eden Tankard, bizleri bira eşliğinde mutlu etmeye devam edecek gibi.  DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Thor’un Karanlık Evlatları: Nifelheim

İsveçli Black Metal devleri Nifelheim, 1990 yılında Tyrant ve Hellbutcher sahne isimleri altında ikiz kardeşler Erik ve Per Gustavsson tarafından kuruldu.  Venom, Bathory ve Sarcòfago gibi grupları ilham alan Nifelheim, gruba gitarist Morbid Slaughter'ın dahil olmasıyla 1992 ve 1993 yılları arasında ilk demoları olan efsanevi Unholy Death adlı demoyu piyasaya sürdüler ve Black/Thrash Metal yapısındaki müzikleriyle satanizm odaklı ideolojilerini yansıtmaya başladılar. Hastalıklı müzikleri ile piyasada şok etkisi yaratmışlardı. Venom, Hellhammer, Bathory ve Mayhem gibi diğer Black Metal devlerinin etkilerini veren grup, demo kayıtları ile metal dergileri tarafından büyük ilgi gördü. Oldukça olumlu kritikler elde eden Nifelheim, plak firmalarını peşlerine düşürmeye başlamıştı. 1994 yılında Necropolis Records ile yaptıkları anlaşma sonucu ilk albüm çalışmalarına başladılar. Bu esnada aşk-meşk hikayelerine girmeye kalkışan Morbid Slaughter gruptan atıldı. Stüdyoya giren grup ilk albümü olan Nifelheim'i kaydetti. Dissection grubundan John Sweetsloot ve Jon Nodtveidt, albümde gitarist olarak yer aldılar. Albüm grubun kural tanımaz, uzlaşmaz ruh haline sahip, agresif yönünü göstermiş ve old school Black Metal için büyük bir başyapıt olmuştu. Bathory'nin ilk dönemlerindeki halini yansıtan tamamen old school gürültüsü üstüne inşa edilmiş bir albümdü. Hızlı gitarlar, ezici rifler ve yıkıcı davullar Nifelheim'in tüm asiliğini, gürültüsünü yansıtıyordu. Birkaç parçada ise Thrash Metal örnekleri açıkça mevcuttu. 1996 yılında Headbangers Against Disco Vol. 2 adlı bir split albümde Unpure ve Usurper gruplarıyla yer alırlarken, grup bu albümde bir Vulcano parçası olan Witches Sabbath'ı yorumlayarak Brezilyalı Thrash/Black Metal gruplarına saygılarını sunmuştu. Aynı sene gruba geçici bir süreliğine katılan Per Alexandersson ile 1997 yılında "şeytanın gücü" diyerek ilk sahne performanslarını gerçekleştirdiler. İkinci albümleri olan Devil's Force ile grup daha da öldürücü bir müzik ortaya koymaya başladı. Devil's Force, 32 dakikalık bir şeytani terördü; Black/Thrash Metal kombinasyonunda, ham yapıda ve Black Metal'in standart keskin çığlıklı vokallerini sunan bir kayıttı. Kesinlikle grubun Black Metal'e yakışan ve monotonluktan uzak sololarıyla, gürültülü davullarıyla Brutal Black/Thrash ayarındaki müziği Hellbutcher'ın şeytani vokalleriyle mükemmel tamamlanıyordu. Sodom, Destruction gibi Alman Thrash gruplarının etkileri de mevcuttu.  Tekrardan dünyayı fethetmeye hazır olan gruba kayıt firması sırtını döndü ve grubun bütün planları altüst oldu. Grup bir süre yeni şarkılar yazarak vaktini geçirirken, 2000 yılı Mart ayında stüdyoya dönerek üçüncü albüm için çalışmalara başladı ve beklenen albüm Servants Of Darkness aynı yılın ağustos ayında raflara düştü. Brezilya Death Metali’nden, Thrash Metal'e ve New Wave of British Heavy Metal'e kadar geniş etkiler sunan kaos dolu bir albüm ile geri dönen grup; satanizm dolu, ahlaksız, nihilist tavrından hiçbir şey kaybetmemişti. 80'ler metaline saygılar sunan Bathory, Venom ve Slayer etkileriyle donanmış, jilet gibi vokaller, akıl alan kaos dolu rifler, tüyler ürperten melodiler, net duyulan baslarla cehennem vari bir Black/Thrash Metal eseriydi.  Aynı sene Primitive Art Records firması tarafından Unholy Death isimli bir EP yayımlandı. Buna takiben grup, 2006 yılında birkaç split albümde boy gösterdi. Bunlardan en önemlisi Brezilyalı grup Vulcano ile yaptıkları Thunder Metal'di.  2007 de çıkan dördüncü Nifelheim albümü olan Envoy Of Lucifer ile Black/Thrash öfkesinin dinmeyeceğini gösterdiler. Vokaller daha da kusursuz, riffler daha da kaliteliydi ve 80'ler köklerine kaliteli bir şekilde bağlılık vardı.  Satanatas (2014) ve The Burning Warpath to Hell (2019) EP'leri ile günümüze kadar gelmeyi başaran grup, hiç kuşkusuz hız ve öfke dolu old school Black/Thrash Metal tarzlarıyla köklerine sağdık kalmışlardır. DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

The Big Teutonic Four: Sodom

1981 yılında gözlerini açan Alman Thrash/Black grubu Sodom, 1984 yılında çıkan In the Sign of Evil isimli 5 parçalık bir EP albümü ile piyasaya giriş yapmıştır. Thrash Metal rüzgarlarının başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa'da yayılmaya başladığı bir dönemde çıkan bu EP, tüm metal severler tarafından hoş karşılanmıştır. EP'de yer alan "Outbreak Of Evil" adlı parça, grubun genel kitlesi tarafından beğenilmiş ve Sodom grubunun ilk hit'i olmuştur. Ayrıca yayımlanan bu EP, Black Metal severler tarafından ilk kuşak Black Metal albümlerinden biri olarak görmüştür. Sodom, 1986 yılında Obsessed by Cruelty isimli ilk albümleri ile Alman müzik piyasasında ismi duyulan gruplar arasında girmiştir.  1987 yılında ikinci albümleri Persecution Mania'yı yayımlayan Sodom, amatör yapılarından ayrılmış kendilerine özgü tarzlarını yaratmışlardır. In The Sign of Evil EP'sinde yer alan "Outbreak Of Evil" adlı parça bu albümde tekrardan ele alınmış ve Motörhead'in parçası olan Iron Fist, Sodom tarzı ile bu albümde yerini almıştır.  1989 yılına gelindiğinde Sodom, Agent Orange'ı yayımlamıştır. Albümden; Agent Orange, Ausgebombt, Baptism of Fire, Tired and Red ve Remember the Fallen gibi hit şarkılar yer almaktadır. 1989 yılına damgasını vuran ve grubun dünya çapında tanınmasını sağlayan bu albüm, halen gelmiş geçmiş en iyi Thrash Metal albümleri arasında gösterilmeye devam etmektedir ve Sodom'un en çok satılan albümü konumundadır. Aynı yıl içerisinde Sodom hız kesmemiş ve Ausgebombt adlı 3 parçalık bir maxi single yayımlamıştır. Single'da Agent Orange albümünde yer alan Ausgebombt adlı parçanın Almanca versiyonu ve yine aynı albümden Incest adlı parçanın yeni bir yorumuyla karşımıza çıkmışlardır.   90'lı yılların başında Better off Dead isimli yeni bir albüm yayımlayan Sodom, bu albümle Agent Orange’da gördüğü kadar ilgi görmemiştir. Better off Dead’in başarısızlığının ardından aynı yıl içinde bir EP yayımlamışlardır ve The Saw Is the Law isimli bu EP, 3 parça içermektedir. Bunlar; Better off Dead albümünde yer alan The Saw Is The Law adlı parçanın yeni yorumu, aynı albümden Tarred and Fearhered adlı parça ve The Kids Wanna Rock adlı cover çalışmalarıdır.  1992 yılında yayımlanan Tapping the Vein albümü sayesinde Sodom, Better off Dead'den aldığı tepkileri düzelmiş ve aradan geçen bir yılın ardından 1993 yılında Aber Bitte mit Sahne adlı 4 parçalık bir EP yayımlamışlardır. Bu EP'de yer alan ilk parça, EP ile aynı zamanda EP’ye adını veren Aber Bitte mit Sahne adında o yıllarda Almanya'da hit olmuş bir pop şarkısının Thrash Metal versiyonudur. Diğer 3 parça ise Sodom tarzında yeni çalışmalardır.  1994 yılında yayımlanan 6. Sodom albümü olan Get What You Deserve, grubun severleri tarafından oldukça beğenilmiştir. 44 dakikaya 16 parça sığdırılan bu albüm, Sodom'un en uzun parçaya sahip ilk albümü olmuştur. Albüm hakkında yapılan röportajda grubun kurucusu Tom Angelripper; "Bence en iyi albümümüz Agent Orange değil Get What You Deserve idi" açıklamasında bulunmuştur. Aynı yıl içinde Marooned isimli ikinci live kayıt albümü yayımlanmıştır. Intro dahil 23 parça içeren bu albümün toplam süresi 77 dakikadır. Outbreak Of Evil, Agent Orange, Ausgebombt, Tarred and Feathered, Remember the Fallen, Tired and Red ve Freaks of Nature gibi bütün Sodom hitlerine albümde eksiksiz olarak yer verilmiştir.  95 yılının sonlarına gelindiğinde Masquerade in Blood albümünü yayımlamışlardır fakat bu albüm diğer albümlerle kıyaslandığında daha sönük bir Sodom albümü olarak değerlendirilmiş ve beklenen ilgiyi görememiştir. İki yıl aradan sonra 1997'de Sodom, yayınladığı Til Death Do Us Unite albümüyle tekrardan piyasada yükselişe geçmiştir.  1999'da Code Red ve 2001'de M-16 albümlerinin yayımlanmasının ardından stüdyo albümlerine kısa bir ara veren Sodom, 2003 yılı sonlarında On Night in Bangkok adlı üçüncü canlı albümünü, 2005 yılında ise Lords of Depravity Pt. I adlı DVD'lerini, 2006 yılına gelindiğinde ise kendi adlarını taşıyan Sodom albümünü yayımlamışlardır. 2007'de yayımlanan The Final Sign of Evil isimli albüm ile yollarına devam eden Sodom, In War and Pieces (2010), Epitome of Torture (2013) ve Decision Day (2016) albümleriyle müzik kariyerlerini taçlandırmayı başarmışlardır. Geçtiğimiz yıl yayımlanan Out of the Frontline Trench EP'leri ile günümüze kadar gelmeyi başaran Alman dört büyüklerinden Sodom, Thrash Metal camiasının vazgeçilmezleri arasında yerini korumaktadır. DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Metal Müziğin Sesi Olmaya Adanmış Delikanlılar: Hellhammer

1982 yılında kurulan İsviçreli Extreme Metal grubu Hellhammer, hiç kuşkusuz Black, Death ve Doom gibi türlerin doğuşunda büyük bir role sahiptir. Günümüzde bu türlerde müzik yapan birçok grubun en çok etkilendiği, ilham kaynağı olduğu grup Hellhammer'dır. Grubun tarzı genel olarak Proto-Black şeklinde kabul görmektedir. Grubun kurucusu Tom Gabriel, yine ilk dönemlerinde benzer stilde müzik yapan Celtic Frost grubunun da kurucusudur.  Black Sabbath, Venom, Raven ve Motörhead'in şarkılarından esinlenen grup, Tom Gabriel ve Steve Warrior tarafından 1982 yılında kuruldu. O zamanlarda Hammerhead olarak bilinen grup, zamanla günümüzdeki ismini aldı.  Baterist Bruce Day'in katılmasıyla orijinal kadrosu oluşan grup, aykırı olarak görülen müziklerine rağmen "Triumph of Death" ve "Satanic Rites" demolarıyla piyasada oldukça beğeni kazandılar. Bunun sonucunda Alman müzik şirketi Noise Records, grubu takibe alarak anlaşma yaptı. Ufak kadro değişikliğinden itibaren grubun müziğinde ve liriklerinde hissedilebilir derecede değişimler olmaya başlamıştı. Yüksek kiralar ve uygun olmayan stüdyo saatleri nedeniyle albüm kayıtlarında zorlanmalarına rağmen grup, 1983 yılında ilk kayıtlarına başlamışlardı. 1984 tarihinde ise 4 şarkı içeren ilk ve tek albümleri olan Apocalyptic Raids'i yayımladılar. Bu efsanevi çalışma çok büyük takdir topladı ve metal piyasasında o güne kadar yapılmış en şiddetli, en aşırı çalışma olarak kabul gördü. Doom, Thrash, Death ve Black türlerinin elementleriyle oldukça yaratıcı bir grup olarak tarihe geçmişlerdir. Napalm Death, Sepultura, Samael, Incantation ve Behemoth gibi gruplara ilham kaynağı olan Hellhammer’ın şarkılarına, günümüzdeki birçok grup tarafından cover yapılmıştır.  1984 yılında dağılıp, küllerinden Celtic Frost olarak doğan bu delikanlılar, "Messiah" şarkısını Celtic Frost grubunun çatısı altında yeniden ele aldılar. Kasım 2008'de Hellhammer'ın demolarını ve orijinal ana bantlarını içeren Demon Entrails albümü ile Celtic Frost'un da dağıldığını duyurarak son kez veda ettiler. CD ve LP formatında Hellhammer'ın tam tarihi, yayımlanmamış fotoğraflar ve tüm parçaları ile Century Media Records tarafından yayımlandı.  Ayrıca Tom Gabriel, 2010 yılında Hellhammer'ın resimli tarihi ve adı geçen grupların ilk günlerini belgeleyen Celtic Frost 1982-1985 adlı bir kitap yayımladı. Kitapta Darkthrone gitaristi Nocturno Culto'nun önsözü ve yazar Joel McIver'in tanıtımı yer almaktadır. Eski grubunun tartışmalı statüsüyle ilgili olarak, Tom Gabriel şunları söylüyordu; “1984 ve 85 yıllarında, Martin Eric Ain ve ben Celtic Frost'un ilk iki albümü Morbid Tales ve To Mega Therion'u kaydettiğimizde, Hellhammer neredeyse bir lanet gibi üzerimizdeydi. Hellhammer, hedeflerimiz üzerine düşmemizin ve Celtic Frost'u düşünmemizin nedeni olmasına rağmen, bir tarafları yolumuzda güçlü kayalar olmaya devam etti. Birçok kişi, Celtic Frost'u sadece bir isim değişikliği ile aynı grup olarak gördü. Hellhammer'daki müzik kalitesi eksikliği, Celtic Frost için tarafsız bir tepki almamızı neredeyse imkansız hale getirdi. Uzun bir hikaye, kısaca anlatmak gerekirse; neredeyse tüm çalışmalarımızı ve hayallerimizi öldürdü." Hellhammer'ın ve Celtic Frost'un bitmesindeki en büyük faktör belki de o yıllardaki zorluklardı, kim bilir? Celtic Frost grubu olarak devam etmiş olan ekip, inişli çıkışlı kariyerlerine rağmen metal severleri oldukça tatmin ettiler.  DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Şeytan’ın Aman Tanımaz Uşakları: Sarcófago

Brezilya denildiği zaman ilk akla gelen grup genellikle Sepultura olmuştur. Fakat Thrash/Death/Black türlerinin atası olarak kabul edilen Sarcófago gelmelidir.  Brezilya topraklarında büyüyen bu "şeytani" çocuklar, Thrash/Death/Black türleri arasında sentezlenerek Darkthrone ve Satyricon gibi ikinci kuşak Black Metal gruplarına ilham kaynağı olmuştur. Öyle ki bu gruplar, bazı Sarcófago şarkılarına cover yapmışlardır. Sarcófago, Sepultura'nın ilk üyelerinden olan Wagner Lamounier tarafından 1985 yılında kurulmuştur. Sodom, Slayer, Possessed, Venom, Bathory ve Hellhammer gibi grupları örnek alan Lomounier, genellikle eserlerinde anti-hıristiyan ve şeytani ideoloji, seks, alkol gibi konular üzerinde odaklanmıştır. Sepultura grubundan ayrılan vokalist ve lead gitarist Wagner Lamounier, Sepultura'dan ayrılma nedenini, müzikal ve ideolojik çizgiden sapmaları olarak belirtmiştir. Sarcófago’nun ilk albümü INRI, Black Metal türünün büyük bir etkisi olarak görülür. Thrash/Death/Black türlerinin karşımı olan bu albüm, günahkarlığın, kafirliğin ve din karşıtlığının savunucusu olmuştur. Satanizme olan güçlü yaklaşımlarının sonucu olarak şeytani ve karanlık atmosferleriyle, primatif Thrash-Black tarzında ve özellikle Alman Thrash Metali’ne yakın olan müzikleriyle, Black Metal eğilimli vokalleriyle, boğuk ses efektleriyle, çift bas davullarıyla, ham ve kirli yapıdaki Thrash riffleriyle ve aşırı manyakça davul vuruşlarıyla kendilerini kanıtlamışlardır. Corpse paint makyajları, deri ceketleri ve kurşun kemerleri ile Black Metal'in görsel sunumu ve stilinin ilk kesin ifadesi olarak kabul edilir. INRI albümü, Black Metal türünün şekillenmesine yardımcı olan ilk kuşak albümlerden biri olarak kabul edilir. INRI albümünün başarısına rağmen Lamounier, sonuçlardan memnun kalmamış, kayıtların kalitesinden ve grubun iç çekişmelerinden sürekli rahatsız olurdu. INRI albümünü piyasa sürüldükten sonra Sarcófago kısa bir süreliğine dağılmıştır. Bu ayrılığın ardından grubun kariyerinde devrim olarak adlandırılan The Laws of Scourge ile küllerinden doğmuşlardır. Daha iyi bir kombinasyon ve daha sofistike söz yazımı, onları Technical Death Metal ruhuna taşımıştır. Sarcófago'nun bu yönü, yeni üyeler Fábio ve Lúcio Olliver tarafından beğenilmiştir ve Godflesh, Paradise Lost ve Bolt Thrower gibi metal gruplarından esinlenilmiştir.  İkinci albümleri olan The Laws of Scourge ile piyasaya sürülen ilk Technical Death Metal kayıtlarından biriydi. Bu albüm kaydında yer alan klavyeci ve davul programlayıcı Eugenio ile grup ilk kez müziğinde klavye unsuruna yer vermiştir. Bu albümle ilgili olarak grubun, müziğini biraz daha arıttığı ve daha teknik ve profesyonel bir yapıya soktuğu çalışma olduğunu söylemek mümkündür. Ancak grup hala belirgin özelliği olan agresifliğini ve olabileceği kadar süratli müziğini çalmaya ve nefret dolu çehresini göstermeye devam etmekten geri kalmamıştır. The Laws of Scourge, Sarcófago'nun en çok satan ve bu tarihe kadar en kapsamlı tura neden olan albümü olmuştur. Venom ve Hellhammer gruplarından ilham alan Sarcófago'nun şarkı sözleri şeytani bir ruh taşımaktadır. Öyle ki grubun Hıristiyanlık konusundaki tutumu, Şeytan'dan daha agnostikti. Şarkılarında çoğunlukla tanrı inancını eleştiren Sarcófago, Brezilya toplumu üzerindeki yabancılaştırıcı etkisi uzun yıllar boyunca eleştirilmiştir.  Artık dağılmış olan Brezilya'nın şeytani çocukları Sarcofago, kesinlikle Thrash/Death/Black türlerinin üçünde de sayısız gruba ilham kaynağı olmuştur. Tekniği çok fazla ön plana çıkarmadan çaldıkları Old School müzikleriyle, şeytani ruhlarıyla, nefret dolu lirikleriyle, Corpse Paint makyajlarıyla taşları yerinden oynatmışlardır. Sarcofago, Thrash Metal/Black Metal akla getirildiği zaman sadece Güney Amerika kıtasının değil dünya piyasasının saygın grupları arasındadır. Son albüm hariç hiç bir zaman çizgilerinden sapmamaları ise Sepultura ya göre daha geri planda kalmalarına neden olmuştur. DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Right Menu Icon