Haberler

Serdar Sağlam: “Cehalete sövdüğüm bir şarkının agresif olması gerekiyordu”

Geçtiğimiz yıl ilk albümü Gecenin Ateşi’ni müzikseverlere sunan Serdar Sağlam, altı şarkıdan oluşan ikinci kısa albümünü yayınladı. Solgun Çiçek ismiyle yayınlanan albüm Spotify, Apple Music, Youtube Music gibi tüm dijital platformlarda yerini aldı.  Serdar Sağlam albümü ve müzik çalışmalarına ilişkin sorularımıza yanıt verdi. -Rock müzik camiasında yeni ve tanınmayan bir isimsin.  Seni biraz tanımak için daha önce neler yaptığını öğrenebilir miyiz? Elbette. Profesyonel mesleğim gazetecilik. 10 yılı aşkın bir süredir çeşitli gazetelerde ve medya kurumlarında mesleğimi icra ediyorum. -Müziğe başlaman, müzik ve söz yazımına girişmen nasıl oldu? Aslında ilk gitarımı aldığımda 17-18 yaşlarındaydım. Gitar bile denemeyecek çok kötü bir aletti. Kendi başıma bir şeyler öğrenmeye çabaladım. Sonra elime biraz para geçince o da çok iyi olmasa da başka bir gitar alıp biraz ders aldım. Ufak tefek öğrenmeye başladım. En baştan beri şarkı yazmaya çok hevesliydim. Daha 5-10 akor öğrenmişken bir-iki şarkı bestelediğimi hatırlıyorum. Bu besteleri ben unutmuştum ama geçenlerde çok eski bir arkadaşım bana hatırlattı; “Mahallenin Köpekleri diye bir şarkı yazmıştın, hatırladın mı?” diye. Komik bir şarkıydı. İçinde mizah olan şarkıları hala seviyorum. Üniversitede arkadaşlarla bir grup kurduk. Ben hem gitar çalıp hem şarkı söylüyordum. Yine kendi bestelerimizi düzenliyorduk. O iş yürümedi. Ben de hayatın getirdiği başka sıkıntıların da etkisiyle müzik üretiminden yavaş yavaş koptum. Geçtiğimiz yıllarda başımdan geçen önemli olaylar sonrasında tutkularımı yeniden ele almaya karar verdim ve aldım elime gitarı, başladım çalmaya… -Albüme gelirsek… Şarkıları nasıl kaydettin? Şarkıların kayıtları benim için oldukça zorlayıcı oluyor. Bu işlerde yeni ve acemiyim. Müziğe uzun süre ara verdiğim için paslanmıştım. Hem form tutmak zorlayıcı hem de kayıt mevzuları pek anladığım işler değildi. Bestelerden, kayıtlara kadar her şeyi kendim yapıyorum. Tüm enstrümanları da kendim çalıyorum. Evimdeki ekipmanlar da sınırlı açıkçası. Zor bir süreç ama bu sayede yaparken çok şey öğrenmiş oluyorum. Eksikleri olsa da güzel şarkılar yaptığıma inanıyorum. Ben seviyorum en azından şarkılarımı… -Kara Cahil isimli şarkıda daha sert tonlara yer verip toplumsal bir eleştiri getirmişsin. Diğer şarkıların, romantik ve pop-rock tarzında… Müzik yelpazeni nasıl belirliyorsun? Ne dinliyorsam müziğime de o yansıyor. Rock müziğin hemen her çeşidi ve Blues müzik hayatımda geniş yer tutuyor. Soul, funk, jazz, klasik müzik de dinliyorum. Hard rock ve klasik rock çok yer etti bende. Türkçe rock müzik de önemli. Feridun Düzağaç, Teoman, Şebnem Ferah gibi isimleri dinleyerek gençliğimi geçirdim. En hafif rock müziklerden en sert rock şarkılarına kadar hepsini seviyorum. Yaptığım bestenin ruhuna en uygun düşecek şekilde, çalıp söyleyebildiğim kadar şarkılarımı oluşturmaya çalışıyorum. Kara Cahil hard rock sayılabilecek bir şarkı. Cehalete sövdüğüm bir şarkının biraz agresif olması gerekiyordu. Romantik şarkılar doğal olarak biraz daha hafif… -Müzik üretiminde hedefin nedir? Bundan sonra neler yapacaksın? Hedefim müzik yapmaya devam etmek. Her çalışmada özgün ve bir öncekinden daha iyi şarkılar sunabilmek ve dünyadan göçüp giderken iyi bir müzisyen olarak anılmak… O yüzden öğrenmeye, kendimi geliştirmeye ve şarkılar yapmaya devam edeceğim. Umarım rock müzik dünyamıza ve genel olarak müzik alemimize değerli katkılar yaparım. -Sana başarılar diliyoruz… Kendimi ifade edebilme imkanı verdiğiniz için ben teşekkür eder, başarılı yayıncılığınızın devamını dilerim… DeliKasap Dergi’yi destekle, bağımsız yayıncılığa güç ver… Edindiğiniz her neşriyat, abone olduğunuz her sayı Türkiye'de müzik kültürünü geliştirmemiz adına gücümüze güç katacaktır. https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Ne demek Türkiye’de Senfonik Metal Yok!? Huzurlarınızda: AnzeriA

Kuruluş tarihi 2009 olan AnzeriA "meşakkatli" bir metal tarzında gayet başarılı bir sound tutturan "Senfonik Metalciler"den oluşan bir grup. 22.02.2021'de Holy Defy adını verdikleri albümlerini yayınlayan AnzeriA bu albümden Web Of Lies isimli ilk single’ını tüm dijital platformlar üzerinden dinleyicilerine sundu. Albüm kayıtlarını kendi ev stüdyosu ve Studio Circus’ta Özgür Öztürk ile kaydeden grup, mix ve mastering için Emircan Ünsev, alt yapıların düzenlenmesi için ise Koray Onur Alarslan ile çalıştı. AnzeriA bugün üç üyesiyle etkinliğini sürdürüyor. Vokallerde grubun kurucu üyesi Damla Kayıhan, gitarda Çağrı Çarhacıoğlu ve gitar-vokallerde Mehmet Erkut Atay heavy metal ile senfonik müziğin bir kombinasyonunu hayata geçiriyor ve bize başlıktaki soruyu sorduruyorlar: Ne demek Türkiye'de Senfonik Metal Yok!? Huzurlarınızda: AnzeriA! https://www.youtube.com/watch?v=vwwxm5wZuiI Şimdiye kadar yüzlerce yerli ve yabancı rock, metal ve punk deviyle özel röportajlar gerçekleştirmiş olan DeliKasap Dergi'yi destekle, bağımsız yayıncılığa güç ver...

İstanbul’u Özleyen Balthazar’dan Yeni Albüm

Merhaba Sevgili Deli Kasap Okurları,  Tarihe tanıklık etmekten yorulduğumuz günlerde neyse ki ilaç gibi albümler yapılmaya devam ediyor. 2021’in lezzetli albümlerinden biri de Belçikalı indie pop/rock grubu Balthazar’dan geliyor. Tarz olarak Arctic Monkeys’e benzettiğim Balthazar, experimental ilerleyişini sürdürerek karşımıza elektronik ağırlıklı biraz jazz, biraz disco tarzın dominant olduğu beşinci stüdyo albümü “Sand” ile çıkıyor.  Albüm didiklemesine başlamadan önce, her zamanki gibi vatandaşlık görevimi yapıp, siz sevgili okurları Balthazar’la tanıştıracağım. 2004 yılında Belçika’da kurulan grup Maarten Devoldere, Jinte Deprez, Simon Casier, Michiel Balcaen ve Tijs Delbeke’den oluşuyor. 2006 yılında kendi isimlerini verdikleri çıkış EP’si yayınlandıktan birkaç ay sonra grup üyeleri arasında bazı değişiklikler oldu. 2007 yılında ilk single “This Is A Flirt” yayınlanırken, grup ilk albümleri “Applause”u 2010’da yayınladı. Bugün burada ise dördüncü albümleri “Fever”ın ardından müzik yapmaya ara veren Balthazar’ın beşinci albümü “Sand” için toplanmış bulunuyoruz.  26 Şubat 2021 çıkış tarihli Sand, öncelikle elektronik bir albüm. Bir önceki albümleri “Fever”da elektronik tarafa yönelen grubun solisti Maarten ve back vokal Jinte, bir röportajında Fever’da ilk defa groovy soundlar kullandıklarını ve yeterince kullanmamışlar gibi hissettiklerini ve böyleceturne sırasında, Sand’de yer alacak yeni şarkıların oluşmaya başladığını söyledi. İkili, grupla verdikleri ara sırasında solo projelerine devam etti. Yeni albümün elektronik müzik ağırlıklı olmasının bir sebebinin de her şeyin Covid yüzünden dijital ortamda hazırlanması olduğunu vurgulayan Balthazar, eskiden bazı konularda grup olarak katı olduklarını dile getiriyor, artık ise yeni şeyler denemeyi sürdürmeyi, böylelikle sıkıcı olmamayı planlıyor. Pandemi olmasaydı da aynı şarkıları belki farklı soundlarla yapmış olabileceklerini söyleyen Balthazar’ın yeni albümü Sand’in açılış şarkısı “Moment”. Şarkı eğlenceli ve hareketli. Disco soundları dikkat çeken eseri dinlerken bir şekilde Balthazar imzası taşıdığını düşünüyorsunuz. İkinci sıraya geldiğimizde ise karşımıza jazzy olarak betimleyeceğim, dinlerken sakinleştirici etkiye kapılıp gevşeyeceğiniz Losers çıkıyor. Bu şarkının video klibi albümle eşzamanlı yayınlandı. Klipte, grup üyeleri bir filmin karakterleri olarak karşımıza çıkıyor ve 3:32 dakikalık klibin sonunda film sonu tanıtım yazılarında isimlerinin karşılığındaki rollerini gördüğünüzde klibi tekrar izleyip konuyu anlamak istiyorsunuz. Neden bahsettiğimi merak edenler için klibin linkini buraya bırakıyorum: https://youtu.be/RPalElBUdgE  Üçüncü sırada değerlendirilmeyi bekleyen “On A Roll” benim favorilerimden. Yine melodisini duyduğunuzda Balthazar yapımı olduğu üzerine iddiaya gireceğiniz türde olan “On A Roll” bana, “Covid bitse de Balthazar konserine gidip dans etsek” dedirtti. Video klibi otel koridorunda ve asansöründe geçen “On A Roll”, bana biraz grubun ilk albümleri “Applause” ve “Rats”deki indie rock stillerini anımsattı. Klibin linkini buraya iliştirdim: https://youtu.be/HE2OlPmH7xs  “Sand” albümünde ilk kez kadın vokaller kullanmayı deneyen grup, albümün en farklı parçalarından, dördüncü sırada yer alan “I Want You”nun güçlü soundları, birden fazla enstrüman kullanımı ve ilgi çekici sözleriyle dinleyiciyi yakalıyor. Albümün en pop şarkısı, slow tarafta diyeceğimiz “You Won’t Come Around”. Hem sözleri hem yapısı açısından sürekliliği olan, tekrar etmeyen şarkı, canlar biraz sıkkınsa daha da sıkmak için birebir. Neyse ki bir sonraki şarkıya geçtiğinizde “Linger On” ile depresyondan çıkıyorsunuz. Bütün elektronikliğiyle ileriki yıllarda belki de “Sand” albümü denince akla gelecek şarkı “Linger On”, kesinlikle eşliğinde dans edebileceğiniz türden. Yedinci sırada yer alan “Hourglass” da albümün geneli gibi disco etkisi altında. Grup, bir röportajında hemen hemen bütün şarkılarında bir şekilde zaman kavramından bahsettiğini söylüyor,  “Kum Saati” anlamına gelen “Hourglass” için ise “Kum’un mecazi anlamı” ifadesini kullanıyor. Jinte, albümün kapak fotoğrafının da bununla ilgili olduğunu, uzun zaman önce bir fotoğraf gördüklerini ve albümün bitmesine yakın kapak fotoğrafının o olacağı konusunda herkesin hemfikir olduğunu söylüyor. Albümün kapak fotoğrafı, Hollandalı heykeltraş Margriet Van Breevort’un “The One Who Waits”, orijinal adıyla “Humunculus Loxodontus” eseri. Maarten, fotoğrafı gördükten sonra üzerine daha çok düşündükçe albüme daha çok yakıştığını düşündüklerini söylüyor.    “Passing Through” yine minik dans hareketleriyle eşlik edip, içkinizi yudumlarken eskiyi anmanız muhtemel bir parça. Şarkının sonlarına doğru giren keman solonun hissini ben tarif edemem, yorumu size bırakıyorum. İstanbul’un en büyük pazarları olduğunu söyleyen Maarten ve ekibi henüz İstanbul’la ilgili bir şarkı yapmadı fakat “Leaving Antwerp”le, Antwerp şehrini bir ufak ansa da aslında albüm genelindeki sözlerde olduğu gibi bir suçluluk ve kabul edişten bahsediyor. Naçizane tavsiyem, jazz hatta neredeyse lounge diyebileceğim eserdeki saksafona kendinizi bırakmanız ve bir süre akıp gitmenizdir sevgili okuyucular. Albümde sondan bir önce karşımıza çıkan “Halfway”, perküsyon ağırlıklı, ritmik ve eğlenceli bir şarkı. Yine Balthazar dinleyicisinin ayırt edebileceği soundlar bulunduran parça, gelecekteki konserlerin demirbaşı olma potansiyeline sahip. Grup, slow, jazzy ve yatıştırıcı ritmleri olan son şarkı “Powerless”la dinleyiciye albümün hissettirdiği farklı duyguları sindirme imkanı tanımış. Albümün linkine buradan ulaşıp afiyetle dinleyebilirsiniz: https://open.spotify.com/album/0aYwzFnbFur2SEyJKKS0LD?si=1AVIb7eeSUmxfDm-Ee47Yw  Son zamanlarda gelen bazı üzücü ayrılık haberlerinin ardından, grubun bir süre daha buralarda olacağını gönül rahatlığıyla söylüyor ve Balthazar ailesine yeni katılacakları kucaklıyor, eski fanları selamlıyorum.  Huzur ve sağlıkla kalın! ...

Tohumları 1993 yılında İzmir’de zerk edildi; Ziggurat yeniden ayağa kalktı

Öncü deneysel black metal gruplarımızdan Ziggurat'ın kafa kağıdında doğum tarihi 1993 yılı, doğum yeri Smirna görünüyor. Türkiye’nin ilk black metal demolarından ikisini ise 1997 ve 1998 yıllarında yayınlayan grubun o dönemlerdeki kadrosunda Çağlayan Akıntürk ve Coşan Tahtalıoğlu hem alet edavatlarda hem vokallerde görev alıyor. Ancak 2016 yılında hayat gailesi yolları ayırsa da grup Coşan'sız bir kadroyla yeniden karanlık metal dünyasına geri dönme kararı alıyor. Toxin Müzik'ten yayınladıkları son albümleriyle Ziggurat'ın en son kadrosu aşağıdaki gibidir: Çağlayan Akıntürk (brutal vokal-bas), Semih Arı (gitar-vokal) ve Ercan Kaya (klavye) https://www.youtube.com/watch?v=bc1BGIn_A7Q Grup Ziggurat'ın yeniden küllerinden doğuşuna dair şu açıklamayı yapıyor: “Grubu yeniden aktif hale getirdikten sonra bir albüm yayınlama kararı aldık. Fakat bu albümün eski parçalardan mı yoksa yeni parçalardan mı oluşacağı hakkında çok düşündük ve ortak bir karara vardık.İlk etapta bugüne kadar yayınlanmış ve yayınlanmayan, gün yüzüne çıkmamış parçalardan oluşan bir albüm çıkarmak. Bu hem nostaljik hem de grubun geri dönüşü şerefine, kendimizi tekrar tanıtmak içinyayınladığımız bir albüm. Parçalar üzerinde ufak bir mastering harici oynama yapmadık. Hemen akabinde 2 parçadan oluşan EP ve 8 Parçadan oluşan Son Perde isimli albümümüzü Toxin Musicetiketiyle yayınladık. Albümde sürpriz olarak daha önce yayınlamadığımız 2 parça daha var. Onları da Toxin Music’ten sevgili Meriç Yapıcı’ya ulaşarak albümü edinip dinleyebilirsiniz. Albümün teması genel olarak bir isyan ve haykırış üzerine. Topluma, sisteme ve hatta kendine! Albümün bizim için önemi ise; çalışmayan bir bilgisayarı toparlayıp çalışır hale getirip tüm o eski parçaları ve verileri kurtarmamızdır. Aynı zamanda müzik dışında yakın arkadaşlar olduğumuz için bir arada olup müzikle uğraşmakta bizim için oldukça önemli. Bundan sonraki planlarımız, eski ve yeni parçalarla, konserlerle dinleyicininkarşısında olmak…” DELİKASAP YENİ SAYI ÇIKTI, DELİKASAP’I DESTEKLE, BAĞIMSIZ YAYINCILIĞA GÜÇ VER https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Kobi Farhi; FETÖ’den RTE’ye, AKP’den Iron Maiden’a içini DeliKasap’a döktü

Dergimizin tecrübeli yazarlarından Gürkan Haydar Kılıçarslan ve dergimizin Kedi eşlikçilerinden Safinaz ikilisi, Orphaned Land'in karizmatik solisti Kobi Farhi ile "Uzaktan Eğitim" yoluyla youtube üzerinden bir mülakat gerçekleştirdiler. Fethullah Gülen cemaatinden Erdoğan yönetimine, Barış Manço'dan Kobi'nin deyişiyle "Erkin Baba"ya Türkiye'ye dair bir çok meseleye parmak bastıklarını ifade eden Kılıçarslan "Şimdiye kadar Kobi hakkında yapılmış en geniş kapsamlı söyleşiye imza attık" diyor. Röportaja "yancı" olarak katılan Safinaz ise yorum yapmaktan kaçınarak bizleri DeliKasap'ın youtube kanalında yayınlanacak olan röportajı beklemeye davet edercesine kraliçemsi bir edayla "miyuv" demekle yetindi. https://www.youtube.com/watch?v=BR9LOeGwvnE ...

Ankara’da yeşil kusan Groove metalciler: Kaptan Kadavra

Kaptan Kadavra; hobi olarak yeşil kusan, et yiyen, kasap kovalayan, diksiyonu düzgün, dış görünüşüne ve kişisel bakımına önem veren,takım çalışmasına yatkın, iletişim ve temsil yeteneği güçlü, analitik düşünebilen veİngilizce bilen 5 deli kişiden oluşmaktadır. Öldükten sonra arkalarında bir şeyler bırakacaklarımotivasyonuyla üretim yapan grup; bu motivasyon ile günlük kaygılarıyla başaçıkabilmenin yanı sıra: et ve kemik bağımlısı, pozitif, kendinden emin, kendisine ve çevresine enerji veren, güleryüzlü ve hepsinden önemlisi "kendini mutlu tanımlayabilecek" insanlar olma yolundailerlemektedir.Günlük hayatında Death Metal, Stoner Metal, Black Metal, Doom Metal, Thrash Metal,Groove Metal, Progressive Metal ve daha pek çok ağza alınmayacak türde metal dinleyengrup, her şeye rağmen Ankara'da büyümüş, Türkiye'de yetişen pek çok insandan çok dafarklı olmayan insanlardan oluşmaktadır. Girdikleri ortama göre her türden müziğitüketmekte ve dışarıdan bakıldığında o kadar da metalciye benzememektedirler. Maaş'Allah! https://www.youtube.com/watch?v=pBB8eY3cfJs DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Taşmektep’ten Taş Gibi Thrash: Uyan

2016’dan bu yana eski okul thrash metal üreten bir grup Taşmektep. Hakikaten de taş gibi bir sounda sahipler. Önce, daha evvel dikkatimizi çeken 2017 tarihli Kaos adlı şarkıları ile gruba dair hafizalarımızı bir tazeleyelim: https://www.youtube.com/watch?v=BnuRvEpdpSo Yayınladıkları bir albüm ve üç single sonrası dört ğarçadan oluşan UYAN adlı EP'leri ile Taşmektep yine başımıza taş yağdıracak gibi görünüyor. Taşmektep’in bu EP’sinde sırasıyla Uyan, The Dark Knight,Oyun Bitti Artık ve Spit It Out isimli parçalar bulunuyor. Yakında Toxin Müzik etiketiyle fiziksel olarak da basılıp dağıtılmaya başlanacak albüme tüm dijital platformlardan ve grubun youtube kanalından ulaşabilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=bEElOY4gEkY ...

Avustralya’nın Ahmet San’ı yaşamını yitirdi

Metallica, Bon Jovi, Madonna, Rolling Stones, Slayer, Police, Iron Maiden, Bruce Springsteen gibi büyük pop, rock ve metal gruplarının kıtalar-arası seyahatlerini Avustralya yöresine doğru kaydıran Michael Gudinski hayatını kaybetti. Organizatör ve kültür yapımcısı olan Gudi, 1972'de 20 yaşındayken Mushroom Records müzik şirketinin kurucuları arasında yer almıştı. Avustralya'nın Ahmet San'ı diyebileceğimiz organizatör Gudinski, Melbourne'deki evinde, uykusunda yıldız tozu oldu. AC/DC, Kylie Minogue, INXS ve Jimmy Barnes gibi Avusturalyalı yıldızları kıta ötesine ihraç eden de oydu. Bruce Springsteen, yaşamını yitiren organizatörün ardından "Dünyanın dört bir yanından Avustralya'ya adım atan her sanatçı onu hatırlayacak." ifadesini kullandı. Russell Crowe ise "O, Avustralya kültürünün yükselen değeriydi." dedi. Gudinski, Motorhead, Frontier Touring, Mötley Crüe, Frank Sinatra ve Rolling Stones gibi fenomenleri Avustralya'ya getirmişti. Bruce Springsteen, The Rolling Stones, Paul McCartney, Billy Joel, Police, Ed Sheeran ve Taylor Swift gibi yıldızların ülkesinde konser vermesini sağlamıştı. Müzik endüstrisinin simgesi Gudinski, 2006'da Avustralya Şövalye Nişanı üyesi olmuş, 2013'te ise Victoria Müzik Ödülleri'nin "Onur Listesi"nde yer almıştı. Avustralya'nın Ahmet San'ını uğurlarken bizim "Yerli ve Milli" Ahmet San'ımıza uzun ömürler diliyor, DeliKasap'ın 20. yılında hazırladığımız özel koleksiyon baskımız 666+2 Numaralı DeliKasap Dergi'de "Stadyum Konserleri Özel Dosyası"nda kendisini hürmetle andığımızı da buraya not düşüyoruz. Bu özel sayıyı edinmek isterseniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

CANNIBAL CORPSE BU HAREKETİ BEĞENDİ! Amcasının ölüsünden gitar yaptı

Gün geçmiyor ki metal dünyasının sadık neferlerinden, adından söz ettiren bir haber gelmesin kıymetli metalseverler. Yine hepimizin göğsünü kabartan bir yaratıcılık örneği ile karşı karşıyayız, gururluyuz. ABD’nin Florida eyaletinde “Prince Midnight” lakaplı müzisyen “Yaago Anax”, yeni gitarıyla dikkatleri üzerine çekti. Çünkü Anax, yeni gitarını yıllar önce hayatını kaybeden amcasının kemiklerinden yapmıştı.  Çılgın ruhlu müzisyenimiz, amcası Filip’in, kendisine heavy metal müziği sevdirdiğini ve onun iskeletinden bir gitar yapmanın amcasını onurlandırmanın en iyi yolu olduğunu açıkladı. Gitarına “Skelecaster” adını veren Anax, amcasıyla pek çok anısının olduğunu ve bu gitar sayesinde de amcasına tekrar yakın hissettiğini anlattı. Lütfen çekinmeyiniz çünkü detaylara bakılınca Anax, ilk akla geldiği gibi bir gün gözü dönerek mezarı açıp bedeni canice parçalara ayırmamış. Yunanistan’da 28 yaşındayken elim bir trafik kazasında hayatını kaybeden amcasının, kendi isteğiyle bedeni bir tıp fakültesinde kadavra bağışlanmış. Uzun yıllar öğrencilere hizmet veren bedeni bir süredir kullanılmadığından atıl hale gelmiş. Kalıntıların sorumluluğu üzerine kalan ailesi de mezar yeri satın almak için para ödemek istemeyince müzisyenimiz devreye girmiş ve vefa borçlu olduğu amcasından kalan bu yegâne hatıraya sahip çıkmış. Cenazenin Yunanistan’dan ABD’ye gönderilmesi için yetkili mercilerle görüşen, uzun uğraşlarla konunun peşini bırakmayan Anax, nihayet hedefine ulaşıp iskelete sahip olmuş. Anax yaşananları şöyle anlatıyor: “Kemik kutusunu Yunanistan’dan aldım. İlkin ne yapacağımı bilmiyordum. Gömmeli miydim, yoksa yakmalı mı? Tavan arasına mı koymalıydım? Hepsi de beni heavy metale alıştıran kişiyi anmak için kötü bir yol gibiydi.” Daha sonra gitar yapımıyla uğraşan bir arkadaşından ilham aldığını anlatan Anax’ın, çılgın fikrine annesi karşı çıkmış, bunun amcasına bir saygısızlık olacağını ve ebedi istirahatte olması gerektiğini söylemiş. Anax ise annesine, “Sence Filip amca gitar olmayı mı tercih ederdi, yoksa bir kutu dolusu kemik mi?” diye sormuş ve böylece kararını vermiş. Amcası bilse ne derdi bilinmez ama Anax, bu fikre bayılacağını düşünerek kolları sıvamış. İskeletten gitar yapan birini bulamadığını, bu yüzden kendisinin bazı denemelerden bulunduğunu anlatan Anax, “Aslında omurları ve kemikleri deliyordum ama biri çatlayıp kırıldı! Gitarı tamamlasam da bazı tuhaflıklar var. Yine de bazen aletlerimizdeki sınırlamalar onları harika yapan şeylerdir. Belli bir sesi var ve bence kulağa harika geliyor. İskeletten yapılma gitarı çalmanın epey metal olduğunu söyleyebilirim.” Gitardan nasıl bir ses çıktığını merak edenler için bir video da çekmiş Anax; https://youtu.be/6xQD-MfOuQA Anax’ın dediği gibi, iskeletten gitar gerçekten de ancak bir metalcinin aklına gelebilir ve eline, müziğine yakışabilir. Ayrıca kendisini, dünyanın kaynakları hızla tükenirken geri dönüşüm konusundaki bu örnek duruşu konusunda kutlarız! Şaka bir yana, toprakta çürüyüp gitmesi yerine başta organ bağışının, daha sonra bilim için bedenini kadavra olarak bağışlamanın ne kadar mühim olduğunu yeri gelmişken tekrar hatırlatmak isteriz. Bir başka çılgın haberimizde tekrar görüşmek dileğiyle. Unutmadan, metal müziği aşıladığınız dost ve akrabalarınıza dikkat edin, gördüğünüz gibi ne yapacakları pek belli olmuyor! ...

Right Menu Icon