Haberler

Cliff Burton, Direnen Boğaziçililere İthaf Edilen DeliKasap Dergi 666+2. Sayıda…

Metallica'ya entelektüel biçimini veren güzel adam Cliff Burton'ı direnen Boğaziçili Üniversite Öğrencilerine ithaf ettiğimiz DeliKasap 666+2. Sayıda unutmadık… O, Ernest Hemingway gibi devrimci yazarların, H.P. Lovecraft gibi karanlık yazı emekçilerinin, William S. Burroughs gibi avangart sanatçıların, Edgar Allan Poe gibi sıra dışı edebiyatçıların, Friedrich Nietzsche gibi arıza filozofların, Dalton Trumbo gibi komünist yazarların, Faulkner gibi nitelikli kalemlerin metinlerini Papa Het'in zihnine kazıdı. Tüm bu okumalar bizlere The Call Of Ktulu, One, For Whom the Bell Tolls, Creeping Death, Broken, Beat & Scarred, Atlas Rise gibi şarkıların edebiyat ve felsefe etkileşimli sözlerini armağan edecekti.DeliKasap Dergi 666+2. Özel Koleksiyon Baskısını edinmek isteyenler için aşağıdaki linke göz atabilirler: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

İblise Hizmette Sınır tanımayan, Şeytanlı Müziği Gecekondu Mahallelerine Kadar Sokan Entelektüel Müzik İnsanı: Rick Rubin

DeliKasap’taki yazı dizimizde ara ara, biraz da “mutfaktaki” Allah kitap düşmanlarını ve Ecinnilerle, Mahluklarla, Gulyabanilerle kanka olan iblis-i Ekberleri sayfalarımıza taşıyacağız. Buyrun başlıyoruz; karşınızda efsane albüm Reign in Blood’ın prodüktörlüğü ile Şeytanlı Müzik alanında nam kazanmış Rick Rubin! Slayer ekstrem sayılabilecek metal tarzıyla Eminem kadar çok satabildiyse işte bu, sakalındaki nurların kırıklarını dahi aldırmayan deli dahi pasaklı adam Rick Rubin sayesinde olmuştur… Def Jam Plakçılık ve American Recordings’in kurucusu Rubin, karizması vesilesiyle Rap’in R’sini duysa sakalları tiken tiken olan namus ve haya düşmanı Kerry King’e Beastie Boys albümünde gitar çaldırmaya muvaffak olabilmiş, metal ile rap’i harmanlayan rapcore’un önünü açmıştır! Metallica’ya maddi kazanç ama manevi yük bindiren temiz suratlı sarışın şerefsiz Bob Rock’ın ayağını kaydırıp koltuğuna oturan bu asık suratlı ama geniş yürekli şeytan sevdalısı abimiz, Slayer’ın kötücüllüğünü Metallica’nın naifliği üstüne başarıyla oturtturup Lars ve dadaşlarının akıllarını alarak gruba Death Magnetic ile ikinci baharını yaşatmıştır… https://www.youtube.com/watch?v=MNKg73kQLjs Tom Petty, Red Hot Chili Peppers, Shakira, Lady Gaga gibi banyo yapmayı seven sanat erbabına da; The Strokes, Danzig, Kid Rock, Slipknot, Green Day, System of a Down gibi yeminli vatan millet düşmanı bölücü mihraklara da hizmet etmekten sakınmayan bir vizyona sahiptir! Ezcümle Rick Rubin, her ne kadar ana akım ve s.kko yüzlerce pop müzik ve hip hop müzisyenlerine sektörde para basan berbat albümler yaptırsa da –ki Şeytanilik bunu gerektirir- metal ve rock dünyasının mutfağında yer alan en mühim dava adamlarından biridir ve bu şahıs Heavy Metal’in T. E. Lawrence’ıdır… Saygı! Daha fazlasını isteyenler DeliKasap Dergi 666+2. Sayısını edinsin: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

ÇARE ACCEPT!

Geçen televizyon kanalizasyonlarından birinde bir kamu spotu gördüm. İçişleri Bakanlığı, hatta Emniyet Müdürlüğü Narkotik Bürosu uyuşturucu karşıtlığını vurgulayacak bir şarkı yarışması düzenlemiş. Yüce Odin’e şükürler olsun ki olsun ki heavy metal gruplarına yönelik bir duyuru değildi bu kamu spotu. Rapçilere açık bir yarışma. Bileklerine kuvvet diyorum rap dünyasına… Heavy metal dünyası, mirasını aldığı klasik rock, hard rock müziğe göre ve hatta çağdaşı olan tüm müziklere göre genelde daima uyuşturucu karşıtı olmuştur. Her ne kadar Metallica’dan hem alkol hem uyuşturucu düşkünlüğü yüzünden kovulan Dave Mustaine Megadeth’i kurduktan kısa bir süre sonra gizli kodlarıyla beraber “Mary Jane” şarkısını 1988’de yayınlamış olsa da, WASP, Ozzy gibi kahramanlarımız seksenli yılları özel hayatlarında, hatta sahnelerde uyuşuk kafa ile geçirmiş olsalar da kahir ekseriyet uyuşturucu karşıtı olmuştur ve bu karşıtlığı bizzat şarkı sözleriyle dile getirmişlerdir. 90’lı yıllarda ortalığı bir süreliğine kaplayan Grunge akımının en büyük idollerinden olan Kurt Cobain’in uyuşturucudan gittiği bir gerçek olsa da  biz gerçek metalciler grunge akımını zaten heavy metal olarak görmedik asla. Yıllar sonra rock müzik içinde sevdiğimiz, saydığımız, sempati duyduğumuz, hatta nostaljik olarak baktığımız bir tür olarak gördük. Elbette uyuşturucudan zaman zaman ölen heavy metalciler oldu ve bunların bir kısmının ölüm nedenleri gizli de tutuldu. Ancak heavy metalin gerçek derdi daima alkol oldu. O yüzden Jamet Hetfield yıllarca rehabilitasyonda kaldı. Darkthrone’dan Fenriz ise alkole olan düşkünlüğü yüzünden Ozzy gibi Blackie gibi sahnede rezil olmamak için yaklaşık 25 yıldır konsere çıkmıyor. Konser saatleri Fenriz’in alkol almaya başladığı saatler olduğu için bu keyfinden taviz vermiyor Fenriz! Annihilator’dan Jeff Waters -ki kendisi Facebook’tan uzun yıllardır arkadaşım olur- Facebook hesabından zırt pırt şu paylaşımı yapıyor. “Şu kadar sene, bu kadar ay, 7 gün, 6 saattir ayığım.” Şurası bir gerçek ki, İçişleri Bakanlığı heavy metal gruplarına açık olacak alkol karşıtlığı temalı bir şarkı yarışması düzenleyecek olsa muhtemelen katılacak grup sayısı 3 veya 5 tane olabilir. Türkiye’de vergi yükünün büyük bölümünü heavy metalcilerin karşıladığı da tartışmasız bir gerçek. Uyuşturucuların tamamına karşıyım ben. İnsan psikolojisini manipüle etmeleri nedeniyle uyuşturucular ile mücadele edilmeli elbette. Narkotik Büro’nun “narkoyarışma” adı altındaki projesini de destekliyorum. Rap dünyasına ne kadar yabancı olsam da, Narkotik Büro’nun bu kadar rapçi olmasından anlıyorum ki rap dünyasında ve dinleyicileri arasında böyle bir sorun var olmalı ki hakkında müzik yarışması yapıyorlar. Alkol neticede ülkemizde bile halen yasal olması nedeniyle uyuşturucu sınıfına girmediği için narkotik büronun alkol karşıtlığı üzerine bir yarışma açmasını beklemiyorum. Belki Diyanet İşleri Başkanlığı, Yeşilay ile ortaklaşa böyle bir girişimde bulunabilir ileride… Ancak yukarı da da zikrettiğim üzere metalcileri alkolden uzaklaştıracak olan şey bir şarkı yarışması olmaz. Yaşları kemale erince çoğu bırakıyor veya azaltıyor zaten. Kimisi de Lemmy gibi “atın ölümü arpadan olsun” diyerek viskisini son nefesine kadar içebiliyor. Elbette bahse konu olan viski fiyatları Türkiye’de asgari ücret ile yarıştığı için ülkemizde ölmeyi sağlayacak arpanın yetişmediğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Öte yandan, bugün tüm metalciler sadece 1 aylığına alkolü bıraksalar Türkiye’de başta Diyanet İşleri memurları olmak üzere neredeyse tüm memurlar maaş alamaz duruma da gelebilirler. Bence böyle teşebbüsler de bulunmanın kimseye faydası yok. 14 Nisan 1980 günü sadece 2 saat arayla Judas Priest’in “British Steel” ve Iron Maiden’ın “Iron Maiden” albümlerinin yayınlanması ile resmi açılışı yapılan heavy metalin en önemli karakteristiklerinden biri uyuşturucu karşıtlığı olmuştur. Uyuşturucuyu öven şarkı sayısı neredeyse yok kadardır. Gençlik yıllarında azılı bir şekilde kullanmış olanlar bile mutlaka uyuşturucu aleyhinde şarkılar yapmışlardır. Ama heavy metal müziği, Rap’in aksine sözden önce müziğe dayalı olduğu için bu mesajların ana dili İngilizce olanlarda bile ne kadar alınıp alınmadığı ise meçhul...

TÜRKİYE’NİN İLK HEAVY METAL GRUBU EGZOTİK BAND BELGESEL RÖPORTAJI -1

BİR DELİKASAP PROJESİ: EGZOTİK BAND BELGESEL-RÖPORTAJLAR SERİSİNİN İLK BÖLÜMÜNÜ İFTİHARLA SUNARIZ “Rock’n’Roll Arkeologları” Veysel Barışsever & Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) öncülüğünde DeliKasap Dergi'nin desteğinde hayata geçirilen tarihsel Rock Arkeolojisi Belgesel-Röportajlar serisini Hey ve Gong gibi dergilere yön vermiş Deniz İzgi ile başlatmıştık. Şimdi ise sıra Türkiye’nin ilk heavy metal grubu olan Egzotik Band’a geldi. Grubun kurucu üyesi, bas gitarist Gökhan Pekkaya DeliKasap TV’ye konuk oldu. Belki de Egzotik Band grup üyelerinin dahi ilk defa izleyeceği 1983 yılında gerçekleştirilen Beyoğlu Vakkorama Konser görüntüleri de bu belgesel-röportajımızda ilk defa müzikseverlere sunuldu. DeliKasap’ın rock’n’roll damarının en kıdemli üyesi Veysel Barışsever’in rock-metal tutkusunun yön verdiği, Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) yapımcılığında gerçekleştirilen bu projenin ilk bölümünü, bundan tam 18 yıl önce bugün yitirdiğimiz sevgili Ercan Birol abimize adamak istedik. İşte serimizin ilk bölümü...

METALİN RADIOHEAD’İ DEFTONES’UN YENİ DENEYİ

Merhaba Sevgili DeliKasap Okurları,  İlk ayını geride bırakmamıza günler kala, öncelikle 2021’in sağlıklı, akabinde huzur ve aşk dolu bir yıl olup, bir öncekini aratmamasını dilerim.  Birkaç gün önce New York’ta hava neredeyse 0 derece, kar yağıyor, kulağımda kulaklıklarım yürüyorum. Bir süre yürümem gerekiyor ama üşüyorum dolayısıyla yürüdüğümü pek hissetmek istemiyorum. Ne dinlesem bu yol biraz renklenir diye düşündüm ve en dark seçimlerle karşınıza çıkan bendeniz, experimental tarzıylametalin Radiohead’i olarak anılan Deftones’un son albümü “Ohms”u dinlemeye karar verdim ve yolun sonunda seçimimden dolayı kendimi tebrik edip omzumdan öptüm. “Deftones’u tanımamak olur mu?” diyip yargılamak yerine, hep empati yapmaya çalışalım ve önce kısaca acıların ve garipliğin grubu Deftones’u biraz anlatarak başlayalım.  1988 yılında Sacramento, Kaliforniya’da kaykaycı arkadaşlar tarafından kurulan Deftones, kuruluşundan bu yana, zor badireler atlatan, yıkılmayan ama zaman zaman ayakta da olmayan, günümüzdeki halini 2008 yılında almış bir alternatif metal grubudur. Grubun solisti Chino Moreno, çocukluk arkadaşı gitarist Stephen Carpenter ve davulcu Abe Cunningham’ı birbiriyle tanıştırır ve bu üçlü Carpenter’ın Kaliforniya’daki evinin garajında, düzenli olarak Metallica ve Death Angel çalarak ve söyleyerek antrenmanlarına başlar. Bas gitarist Dominic Garcia’nın da üçlüye dahil olmasından sonra 1988 yılında Deftones doğar.  Grubun ilk beş yılında üyeler sabitliğini koruyamazken, 1993 yılında Cunningham’ın üç yıl aradan sonra gruba dönmesinin ardından, bas gitarda bu kez Chi Cheng’le bir nevi grup üyelerini sabitlemiş oldular. 1999 yılında klavye ve turntable’ın başına Frank Delgado’nun geçmesiyle neredeyse bugunkü Deftones ortaya çıktı. Neredeyse diyorum çünkü grup üyeleri, uyuşturucu batağı, üyeler arasındaki anlaşmazlıklar ve küslükler derken, 2008 yılında altıncı albüm olarak piyasaya çıkması beklenen “Eros”un stüdyo çalışmaları sırasında trajik bir olayla sarsıldı. Bas gitarist Chi Cheng geçirdiği bir trafik kazası sonucunda komaya girdi ve uzun süre komada kaldı. Kazanın ardından Deftones, “Eros”u iptal etti. İlginçtir ki bu albüm asla yayınlanmadı. Moreno, ölümünün birinci yıl dönümünde Cheng anısına, albümdeki singlelardan biri olan  “Smile”ın stüdyo kaydını paylaşmıştı. Grup, “Smile”ı ilk kez 2019 yılında canlı performansında seslendirdi. Moreno, şarkıya “Sıradaki parça adamıma gidiyor.” diyerek başladı. Performansın linkine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=gRKWcjka7Bw  Cheng’in yokluğunda gruba, grubun ilk yıllarında da geçici olarak diğer üyelerle çalmış olan Quicksand’in bas gitaristi Sergio Vega dahil oldu. Cheng’in durumu uzun yıllar stabil kaldı ve bas gitarist, eve çıkmasından bir süre sonra 2013 yılında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Basında yer alan nu metal grubu benzetmesine şiddetle karşı çıkan isyankar solist Moreno, bir röportajında Cheng’in trajik ölümünün ardından, grubun ilk kez gerçekten bir grup olduğunu ve kenetlendiğini söylemişti.  The Crow ve Matrix gibi sinema tarihine damgasını vuran filmlerin soundtracklerinde de karşımıza çıkan Deftones, müzikal anlamda The Cure, Duran Duran, Depeche Mode, Faith No More, Afrika Bambaataa ve Meshuggah’den esinlendi.    Grup, 19 Ağustos 2020’de dokuzuncu stüdyo albümleri “Ohms”u tamamladıklarının müjdesini verirken albümün yayın tarihini de açıkladı. Deftones, 25 Eylül 2020’de yayınladığı yeni albümünde 2003 yılından sonra yeniden ilk kez, prodüktör Terry Date’le çalıştı. Grubun üçüncü stüdyo albümü “White Pony”den beri görsellerini yapan Frank Maddocks, bu albümün de görsellerinden sorumlu oldu. Dot work uygulanan albümün oldukça hoş ve “Acaba Chi Cheng’in gözleri mi?” tartışmalarına konu olan kapağında toplamda 12,995 nokta bulunuyormuş.  On parçadan oluşan albümde ilk single olarak yayınlanan ve albümle aynı ismi paylaşan, benim de favorim “Ohms”, 21 Ağustos 2020’de yayınlandı. Hüzünlü tarafta yer aldığını söyleyebileceğim şarkının video klibinde, Deftones’un rotasyonlu olarak gördüğümüz siyah beyaz görüntülerinin yanında bolca görsel efektlere yer verilmiş. Klipte siyah beyaz görüntülerin arasına yoğun kırmızılıklar serpiştirilmiş. Linki buraya bırakıyorum:   https://www.youtube.com/watch?v=KUDbj0oeAj0  İkinci single “Genesis”, 17 Eylül 2020’de yayınlandı. Albümde video klibi çekilen bir diğer single olan “Genesis” için, “Ohms”daki en agresif, en gürültülü, en Deftones şarkı diyebilirim. Yine siyah beyaz ve görsel efektlerle dolu bir video klibi olan single, özellikle nakarat bölümlerinde daha duygusal tarafta yer alıyor ve benden yüksek puan alıyor. Video klibi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:   https://www.youtube.com/watch?v=fbp0bET06wc “Error” isimli single depresif sözleriyle albümün en gürültülü bir diğer şarkısı. Albümde ikinci sırada karşımıza çıkan “Ceremony”, konsere gidip bağıra çağıra söylemelik bir şarkı olmuş. Dinlerken konsere gitmeyi ne kadar özlediğimi düşünüp biraz üzüldüm açıkçası...

Therion’un baş döndüren müzikal evrimi Leviathan olarak somutlandı

Çeliksi-Öfkeli-Death Metal troykası bir müzik tarzından Pamuksu-Jelibonlu-Senfonik Metal alaşımına evrilen THERION’un “müzikal revizyonizmi” Leviathan albümüyle muştulandı. Grubun kurucu üyesi ve gitaristi Christofer Johnsson, THERION’un sergüzeşt metal yolunu Bilal’e anlatır gibi aktardı: “Death Metal’den Senfonik Metal’e bir günde geçmedik. Bu müzikal seçilim, bir sürecin sonucunda, doğal evriminde oluştu. Klasik müzik nüveleri başlangıçtan beri vardı ama giderek yoğunlaştı. İkinci albümümüzle kadınsı elementleri bol bol müziğe yedirdik, üçüncü albümümüzde klasik müzik etkisi iyiden iyiye arttı ve dördüncü albümümüzde soprana, bas bariton gibi klasik müzik icra eden sanatçılarla çalıştık. Tabi günümüze gelindiğinde Senfonik Metal artık bir ana-akım müzik olarak algılanmaya başladı. Artık daha fazla insan dinlemeye başladı bu tarzı çünkü. Bu müzik tarzının bu denli popüler olmasına katkıda bulunan bir grup olmaktan dolayı gurur duyuyorum.” Daha fazla insana ulaşmak yolunda “metalik” özünün volümünü baskılayıp senfonik, folk, nordic ve mitolojik temalara daha yoğun yönelen grubun Leviathan albümünden Die Wellen Der Zeit’i dinlediğimizde ise damağımızda biraz kekremsi bir Viking birası tadı kaldı. Her ne kadar ticari açıdan grubun başarı kazanmasını temenni ediyor olsak da sanatsal açıdan handiyse grubun bir Loreena Mckennitt’laşma riski taşıdığını söylesek abartı sayılmayacaktır. Buna rağmen grubun müzikal evriminin geldiği bu noktada fanlar açısından ya büyük bir sıçrama ya da yok olma sürecine gebe olduğunu söylemek mümkün. Albüme adını veren Leviathan şarkısında vokallerde numunelik bir death metal tınısı bile bulunmazken koro vokaller arşa çıkıyor ve "evladiyelik" statüsünde yeni Therion'un sergüzeşt yolunu belirliyor.. Tabii ki yukarda da vurguladığımız gibi; bu yaratıcı metal mühendislerinin Therion özelinde başarılı olması genel olarak metal müziğin de başarı hanesine bir artı puan yazılması anlamına gelecektir. Her ne kadar bu durum, “ana akıma dönüşmenin bir başarı mı yoksa sonun başlangıcı mı” olduğu sorgulamasını Şeytan’ın Avukatı DeliKasap olarak bir dip notu hüviyetinde yazının sonuna eklememize yol açsa da bol şans Therion! https://www.youtube.com/watch?v=ESR1Fe5XfpU DELİKASAP DERGİDEN ÇAĞRI: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Metal bile dinlese kayyum kayyumdur!

Boğaziçi öğrencilerinin eylemleri ilk günlere göre biraz sönümlense de hala devam ediyor. Malum, ülkenin gündemi bir Slayer şarkısı temposunda gittiğinden, bir meselenin uzun süre konuşulması pek mümkün olmuyor. Yine de kayyumla atanan rektörün istifa etmemekte direnmesi, öğrencilerin ve hocaların geri adım atmaması dolayısıyla direniş de belirsizlik de sürüyor. Konu sadece bir atama değil. Kayyumlar, iktidarın üniversiteleri de ele geçirme projesinin bir parçası. Bu gerçeğin ışığında; “ülkenin en zeki gençlerinin” renkli eylemlerinden söz etmemek olmaz tabii. Kayyum rektör Melih Bulu da bu süreçte ne dese battı, ne dese rezil oldu.  En komik açıklamalarından biri ise gençlere şirin gözükmek için, “Hard rock dinleyen, Metallica dinleyen bir rektörüm” demesi oldu. Kayyum rektör aslında kendince ince bir taktik uyguluyor. Çok iyi biliyor ki “Ülkenin en zeki gençleri” ancak kaliteli müzik dinleyebilirlerdi ve öğrenci kitlesi içinde metal müzik dinleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Kendisinin yaptığı elbette tribüne oynamaktan farksız! Şimdi gidip Fatih Çarşamba’da bir apartmana yöneticisi olarak atansa, aynı sözleri söyler mi? Elbette söylemez! Ne alakası var şimdi demeyin. Kayyumdur bunun adı, ne zaman nereye atanacağını bilemezsiniz! Birincisi sevgili Bulu, biz de Metallica’yı severiz, dinleriz fakat ortama ayak uydurmak için metal müzik dinlediğini söyleyip sadece Metallica’yı sayanlara da “kıro” diyoruz! Öte yandan son dönemdeki piyasacı hallerinden ötürü, 30 yıl önceki şaheserlerini daha çok sahipleniriz bizim cenahta. Eğer onları kastediyorsanız eğer, dinlemiş fakat belli ki anlamamışsınız. Metalci rektörün en sevdiği şarkı da “Nothing Else Matter’mış. Bunu duyunca dakikalarca kahkaha attım. Belli ki ergen döneminde aşık olunca dinlemiş, kırk yıllık metalciymiş gibi davranıyor. İntihal kokan makalesinde yaptığı gibi, eminim şarkıların sözlerine de zahmet edip bakmamıştır kendisi. And Justice For All ile cevap verelim kendisine: “Burnun Kaf Dağı’ndaOnların ayrıcalıklarından sen de faydalanıyorsunSöylediklerine inanamıyorumÖdediğin bedele inanamıyorumHiçbir şey kurtaramaz seni” Master Of Puppets ile devam edelim: “Sürünerek yaklaş, çabuk olEfendine itaat etKuklaların efendisiyim benİplerin benim elimde O Metallica deyince Boğaziçi’liler de boş durmadı tabii. Grubun For Whom The Bell Tolls parçasını kendisine uyarladılar. Şarkının orijinalini üst üste bu kadar dinlememiştim desem abartmış olmam. Lütfen siz de dinleyin. Bu harika gençlik headbang yaparak götürecek sizleri! https://www.youtube.com/watch?v=xEVtTOBW7Ok “Elinde pankartla Boğaziçi’ndeMücadele eden kim?Kuzeyde, güneyde şimdi her yerdeÖğrenci ve hocalar hepsi birlikte Gecenin yarısı o haber geldiDemokrasiye darbeDurur mu haykırı tüm BoğaziçiHazırlan bu söz sana, şimdi bak dinle!Boyun eğmeyizBiz kayyumaVazgeçmiyoruzİSTİFA! Makalen çalıntı her şeyin yalanFark etmeyiz mi sandın?Okulu şirkete çevirmek neymiş?O iş yatar kayyum, bence anladınBugün de yarın da yine buradayızSeçimdir hakkımızCV’inde neler var bundan bize neKayyuma karşıdır tüm Boğaziçi” *** Boğaziçi öğrencileri başta olmak üzere kayyum rektörü protesto eden tüm rocker üniversiteliler ile el ele verdik ve “ben hard rock dinliyorum, Metallica dinliyorum” diyen rektörü tiye alarak heavy metal kavramı ve haybecilik üzerinden beyefendiyi trend topiğe soktuk. Eylemlerimiz sürecek. Siz de DeliKasap’ı destekleyerek bizlere güç verebilirsiniz… DELİKASAP DERGİ’NİN NOTU: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncilığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Bach: “Çok cigaralık çekiyorumdur diye beni Van Halen’a istemediler”

Skid Row efsanesi Sebastian Bach, 1996 yılında Sammy Hagar ile Van Halen'ın yolları ayrılınca gruba girme şansı yakaladığını ancak "çok cigaralık içtiği gerekçesiyle" gruba istenmediğini açıkladı. Hâlâ bu duruma öfkeli olan sanatçı haksız da sayılmaz: "Ulan bana ilk esrarı David Lee Roth içirdiydi!" https://www.delikasap.org/2018/04/23/sebastian-bach-fakebook-fuckbook-diye-cemkirdi/ ...

GLAM ROCK İLE PUNK’IN GAYRİMEŞRU İLİŞKİSİNİN ÇOCUĞU NEW YORK DOLLS TEMEL TAŞINDAN MAHRUM KALDI #rip #SylvainSylvain

Sen kalk Mısır'ın çöllerini aş, önce Fransa'nın Arap düşmanı gettolarına var; sonra da kır dümeni dünyanın kültür başkentlerinden birine, New York'a ve en az senin kadar kaçık yoldaşlarınla şu zalim dünyaya meydan oku, gerektiğinde apartman topuklu, yandan yırtmaçlı, japone kollu frapan giysiler giy ve modern punk'ın, New York Glam'inin temellerini at. Dünya Punk Rock sahnesi üzgün. New York Dolls efsanesi, gitarist Sylvain Sylvain’i yitirdik… Kanser illetinin aramızdan ayırdığı bu ilham verici müzisyeni biraz yakından tanıyarak ruhunu şad edelim… İki buçuk yıldır bu mendebur hastalıkla mücadele eden sanatçı 69 yaşında yaşama gözlerini yumdu. Resmi sayfasında “Acıları sona erdi” açıklaması yapılarak anısına ithafen O’nun müziğini dinleyerek bir mum yakılması şeklinde Dolls hayranlarına bir çağrı yapıldı. Punk Rock ile Pop Müzik arasında hakikatli bir denge tutturmuş Billy Idol, Sylvain’in camianın en iyisi olduğunu bildirerek taziyelerini sundu. https://www.youtube.com/watch?v=2aQTGqqXHw4 1951 yılında Kahire’de doğmuş olan Sylvain, göçler neticesinde yerleştiği son mıntıka New York’ta Dolls grubuyla yetmişler boyunca sadece iki albüm yayınlamasına rağmen etkisi bugünlere kadar süren bir punk-glam koalisyonu ve müzikal devrim esintisi yarattı. Bu devrim 2004’te Londra'daki Meltdown müzik festivalinin küratörlüğünü yapan Morrissey'in gazlamasıyla yeniden küllerinden doğdu ve üç albüm daha yayınladılar. Grubun frontman'i David Johansen ile birlikte New York Dolls olarak Glam Rock ile Heavy Metal’in melezi müzikleriyle seksenler, doksanlar ve iki binlere ulaşmış zibidi rock’n’roll çetecileri Mötley Crüe ve Poison ile 2011’de Glam-a-Geddon turnesine çıktılar. New York Dolls ilham verici bir gruptu. Sylvain’in yıldız tozu olmasıyla Dolls da bu dünyada ömrünü tamamladı. Uğurlar olsun. DELİKASAP DERGİ'NİN NOTU: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve "rock'n'roll" müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi'ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncilığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz...

Right Menu Icon