Haberler

ABD KONGRESİNİ İŞGAL EDEN ICED F***** EARTH!

Biz metalciler ortada açık bir faşizm yok ise öncelikle müzikal kaliteyi dikkate alırız. Iced Earth albümlerini de sevinçle karşıladık zamanında. Derken polislikte dikiş tutturamayan Matt Barlow gruba geri döner. Jon Schaffer ne mi yapıyor? En son ABD kongresinde heykelcik yağmalıyordu! ABD’den çok Avrupa’da sevilen, Avrupa’da ise en çok Yunanistan’da sevilen, Türkiye’de de hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Iced Earth’ün kurucusu Jon Schaffer’den doğrusu böyle bir hareket bekliyordum. Yılların Iced Earth hayranıyım. Yılların Jon Schaffer hastasıyım. İngiliz heavy metalini ABD’de en iyi harmanlayan gruptur Iced Earth… Bana göre Iron Maiden ve Judas Priest’in çocuklarından biridir Iced Earth… Britanya’da Birmingham’da heavy metali kuran iki büyük dev bu çocuğa bakamayacaklarını anlayıp ABD’nin Florida eyaletinde Tampa şehrinde bir çöplüğün kenarına bırakmışlardır Iced Earth’ü…. ABD hiçbir zaman İngiliz heavy metaline yönelmedi. Bu biraz da devletin yönlendirdiği müzik şirketlerinin politikasıydı. Şimdi uzun uzadıya demokrat fetöcü Al Gore’ün eşinin başını çektiği Priest ve Twisted Sister’ı mahkemelerde süründüren fetöcü kumpaslardan bahsettirmeyin bana lütfen… ABD heavy metalden çok thrash metal ile tanıştı.  Glam metal dediğimiz Zeki Müren’in askerleri olan acaip kıyafetli büyüklerimizi sevdi ABD halkı. Hatta doksanlarda grunge gibi fantezilere yöneldi. Ekstrem metal türlerinden sadece death metale şans tanıdı. Bizzat Florida death metalin doğduğu yer oldu. Hardcore diye sınıflayabileceğimiz ama Avrupa’da aklı başında metalcilerin pek dinlemediği bir melez türün cenneti oldu ABD. Twisted Sister Terör Örgütü Lideri Dee Snider Al Gore kumpasında PMRC'ye ifade verirken...

BaBa ZuLa katalizörü Osman Murat Ertel ile Hayvan Gibi bir röportaj

“Şahsıma” ait bir “Türkiye’nin en yaratıcı müzisyenleri listesi” yapacak olsaydım, ilk 10’da, üst sıralarda ona da muhakkak bir yer ayırırdım: Osman Murat Ertel! BaBa ZuLa’nın yeni albümü Hayvan Gibi yayınlanınca kendisiyle DeliKasap Dergi için kapsamlı bir röportaj yapmak istedim. Önce bir video röportaj yapmayı tasarlamıştım ama bu salgın döneminde onu tedirgin etmekten çekindiğim için bu formattan vazgeçtim. Bu yüzden basılı yayınımız için söyleşi hazırlıklarına başladım. Ancak benim gibi “meraklı bir sarışın” ve Murat Ertel gibi entelektüel bir sanatçı bir araya gelince ortaya handiyse bir BaBa ZuLa kitabı oluşturabilecek yazı malzemesi çıktı. Bu yüzden “Psychedelic Bir Röportaj Serisi” diyebileceğim bu mülakatın daha kişiselleştirilmiş bir versiyonunu matbu dergimize, DeliKasap Dergi 666+2. Özel Koleksiyon baskısına sakladık. Dergimizin dijital versiyonu için ise bu röportajın Hayvan Gibi kısmını yine sizlerle paylaşmaktan dolayı kıvanç duyarız… Herman Taşçıoğlu biraderimin yaptığı video röportajda akıllara durgunluk verici bir edebiyat-sanat kuşağının tedrisatından geçtiğini öğreniyoruz Murat Ertel’in. Ruhi Su’lar, Aziz Nesinler, Muhsin Ertuğrullar, Yaşar Kemaller; acaba Ertel’in çocukluk ve yetişkinlik zamanlarının ruhuna değmeyen sanatçı kalmış mıdır? Tüm bu sanat erbabının ışığını almış, özümsemiş ve hiç karartmamış sol memesinin altındaki cevahiri sevgili adaşım Murat. Zira o, şanslı çocukluğunun ışığını aldı ama, bencillik yapıp salt kendine saklamadı; başta BaBa ZuLa müziği olmak üzere sanatın birçok formu ile yoğurdu ve bizle musiki olarak, sanatsal olarak paylaştı, paylaşmaya devam ediyor. Psychedelic bir folk grubu BaBa ZuLa. Ama olağanüstü bir rock’n’roll ruhunu da ihtiva ediyor. Bu ruhun tözü ne? Şarki BaBa ZuLa alaturkası’na eşlik eden garbi Baba Zula Rock’n’Rolla’sının muhteviyatı ne? “Tözün özü özgünlük, kendi gibi olup bir başkası olmamak, taklit ederek değil kendi içindeki müziği, tavrı, duruşu arayıp dinleyip bularak çalmak. Kültürel coğrafi bağı samimi şekilde kurup araya gelmek, seslenip çağrılan ruh durumlarının sürekli peşinde olmak koşmak, zevk almak, keyif duymak. Yazarım da, çok çok ve çeşitli müzik dinlemek, okumak, tüm sanatlarla iç içe olup içselleştirmek ve biriktirip yenilenmek. Her koldan, her yoldan teknik, psikolojik, tarihsel ne varsa katmak ve yaşamsal dersler almak. Rock ile yetinmeyip roll’un peşinde koşmaz isen yakalayamazsın. Bir de muzip bir mizah olunca tözde, seyreyle gümbürtüyü...

ÖZGÜR RUHLARIN ANTALYA’DAKİ SIĞINAĞI: ROCKPARK

Kaykaycı ve rock’n’rollcu gençlerin, yediden yetmiş yediye tüm özgür ruhların motorlarını, patenlerini, kaykaylarını, bisikletlerini “park” ettiği “rock” dükkanı; yolların, caddelerin, merdivenlerin, sokakların ve pistlerin şah, sultan ve krallarının “tabanvay” sürüşlerini en sportif gerçekleştirdikleri “ayakkabılarını” temin ettikleri kült mekân ve bizim için en önemlisi, Hard rock & Heavy metal kültürünün geleneksel medyadaki son kalesi “türünün son örneği” dergimiz DeliKasap’ın Antalya’daki yegâne satış noktası Rock Park mağazasının yaratıcısı sevgili Mert Mertler’i konuk ediyoruz sayfalarımıza. Mertler, tevazusu ve kültüre önem veren bir iş insanı kimliğiyle dikkat çekiyor… - Merhaba; Rock Park isminin hikâyesi nedir? Böyle bir dükkânı oluşturma fikri nasıl oluştu? Öncelikle Deli Kasap sayfalarına konuk olduğumuz için çok mutlu oldum, teşekkürler. Üniversiteden mezun olduğumda muhtelif işlerle uğraştım. Dört yıllık bir yöneticilik deneyiminden sonra bu işin yıpratıcılığından kurtulmak adına eşim ile kendi işimizi yapmaya karar verdik. Leman dergisinin tişörtleri, grup ve mizah tişörtlerini Antalya’da satarak bu alana giriş yaptık. Öğrencilik yıllarımızda ulaşmakta zorluk çektiğimiz ürünler olduğu için bilinç altımız da bizi yönlendirdi sanırım bu işi yapmaya. İsim ise rock kültürü adına net ifade edilecek bir şey olması adına, rock kültürünün mekânı olduğu anlaşılsın istemiş olabiliriz. -1998 yılında kuruldunuz, o günden bugüne Rock Park olarak ne değişti, ne aynı kaldı? İnsanın algısının işleyiş şekli geçmiş zamanı güzel ya da komik hatırlama eğilimindedir. Bunun etkisinde kalmamaya çalışsam da “eskiden daha güzeldi” demekten kendimi alamıyorum. Teknolojik, sosyal, kültürel ve politik süreç yeni kuşağı farklılaştırdı. Eskiden daha emek yoğun bir toplumsal süreç varken, şimdi daha hazır ve kolaycı bir süreç var. Eskiden lise öğrencilerinin yüzde 25’i gitar kursu alıp bir şeyler çalmak için emek verirken şimdi daha kolay şeyler tercih edilir oldu. 2000’li yıllar en parlak dönemdi bizim için. Grup tişörtleri satışları yüksekti. Hatta Antalya’da o yıllar bizim tarzımıza yakın 20 yeni mağaza açıldı. Hepsi de kendileri Rock Park diye tanımlıyordu. Müşteriler de yeni açılan mekanı anlatırken “yeni Rock Park açılmış” diye bahsederlerdi. Bu işin ticari yönünü yaparken genç insanların sahne deneyimi yaşamalarını sağlamak için amatör müzik grubu konserlerine sponsorluk sağlıyorduk. Stüdyo kayıtları için destek sunmaya çalışıyorduk. Kültürel etkileşim adına fanzin hazırlanmasına, basılmasına ve finanse edilmesine yardımcı olmaktan keyif aldığımız bir dönemdi. Şimdi artık böyle şeyler yok. Biz desteği kesmedik. O güzel çocuklar, o güzel atlara binip gittiler. -Pandemi sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Rock Park olarak sıkıntılarınız ve beklentileriniz nelerdir? Pandemi süreci, genel manada insan hareketini kısıtlamasından dolayı, öznel anlamda yirmi yaş altının sokağa çıkma yasağı ve okulların kapalı olması gibi nedenlerle ticari hayatımızı olumsuz etkilemekte. Antalya’da bizim ürünlerimizi satın alan insanların %90’ı öğrencilerden oluşmakta. Belki büyük şehirlerde beyaz yakalı bir çalışan grup olmasından dolayı oralarda farklılaşabilir. Kendi adımıza uzun yıllardır ticari faaliyetimiz olduğu için tedarikçilerimiz ve diğer ticari bağlantılarımız ile uzun yıllardır bu işi yapmaktayız. Herkes bu işin gerçekliğinin farkında olduğu için ekonomik beklentiye girmeden dayanışma içinde götürüyoruz. Beklenti kavramı sanırım devlet ile ilgili olabilir. Bu beklentiyi pandeminin ilk sürecinde uçak biletlerinde KDV indirimi ve “evde oturun” ile zaten fark ettik. “Evde kalın, ama özgürce uçun.” Ardından biz IBAN vermeyi düşünürken bize IBAN verilince tamamen beklentimiz sıfıra indi. Beklenti demeyelim de temenni diyelim. Kira, elektrik, su, SSK ve personel maaş ödemelerini devlet yapsa süper olur. -Rock Park mağazasının ana ürünü nedir? İnsanlar mağazanızda en çok neye ilgi gösteriyor? Rock Park kurulduğu günden bu yana ağırlık olarak rock, metal müzik tarzı grupların baskılı yazlık ve kışlık ürünleri ile aksesuarlarını satmakta. Ürün ağırlığımız Yüzde yetmiş civarı bunlardan oluşmakta. Bu ürünler ağırlıkta olunca haliyle müşterilerimiz de bu tarz beğenileri olan güzel insanlardan oluşmakta. Sadece Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında paten satış oranımızda bir artış olmakta. Onun harici Antalya’da rocker insanların uğrak mekanı diyebiliriz. -Heavy Metal, Punk ve Rock’a ilginiz nasıl oluştu? Hayat tarzınız ile işinizi nasıl harmanladınız? Ben 52 yaşında bir bireyim. 80’lerde lise okurken sanırım. Üniversitede dinleyici olarak Almanya’da çalışan akrabalarımızdan kasetler falan isteyerek sürdürdüm. Bir dönüm noktası yok. Genel anlamda rock müzik hayatımızda hep vardı. Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi gibi müzik yapan insanlardan etkilendiğimi düşünüyorum. İlk etapta bunun ismini koyduğumuzu sanmıyorum. Bunun farkındalığı sonraki yıllarda gelişti. Hayat tarzımız değişti mi bilmiyorum. Onu ancak dışarıdan bizi gözlemleyen biri söyleyebilir. İçinde olduğun bir şeyi fark etmek pek mümkün değil. Ama dışarıdan aykırı algısı toplumsal tekdüzelikle ilgili. Üniversiteden itibaren 30 yıl uzun saçlı, siyah kıyafetli bir hayat sürünce zaten normun bu olmuş oluyor. Ama farkındalık olarak hayat tarzımızı hayata bakışımız belirliyor. İnsan ve doğa odaklı, paylaşıma dayalı bir hayat sürmeye çalıştığımızı söyleyebilirim. -Aynı zamanda DeliKasap Antalya Temsilciliği gibi “kutsal” bir görevi de üstlendiniz… DeliKasap ile tanışma öykünüz nedir? Dergiyi daha çok dükkanın müdavimleri mi ediniyor? Antalya’daki DeliKasap okur profilinden bahsedebilir misiniz? DeliKasap dergisi ile ilk tanışmamız, sanırım ikinci sayıyla birlikte olmuştu. O yıllar forum kültürü hayatımızda daha etkiliydi. Büyük olasılık ile forumlardan okumuş ve iletişime geçmiş olabilirim. Eskiden rocker tayfanın bir araya gelebildiği forumlar vardı. Şimdi mikro düzeyde sanal cemaatler oluştuğu için dar alanda kısa paslaşmalar ile hayatlar sürdürülüyor. Dolayısıyla DeliKasap dergisini duymayan bir kitle de var. Ama ağırlıkta bu işin kültürel olarak yayın kısmının olmasından haberdar olup almak isteyenler, okuyucu kitlesi. Düzenli dergiyi takip edenler 25 yaş üzeri, Rock Park’ta duyup takip etmeye başlayanlar ise 18 yaş grubu diyelim. Ağırlık olarak iyi dinleyiciler, çoğu bir müzik aleti amatör de olsa çalıyor. -Rock Park müdavimlerine ve DeliKasap takipçilerinize son sözlerinizi alalım… Diyalektik olarak her şey değişiyor, dönüşüyor. İçinde bulunduğumuz süreç kültür bombardımanı misali genç insanları şaşkına çeviriyor. Bu yoğun kültürlenme ve kültürleme süreci bir noktada belli bir farkındalığa ulaşacak. Savunmasız kültürlenme sürecini bitecektir diye düşünüyorum. Rock müzik anlamında daha güzel zamanların yaşanacağını düşünüyorum. İnternet uygulamaları haritalar üzerinde çöpçatanlık hizmeti vererek sosyal ve cinsel açlığı doyuruyor olabilir. Fakat kültürel açlık bizi beklediği için, kültürel buluşmaların olacağı yeni internet uygulamalarının yolda olduğunu düşünüyorum. Bölgemizdeki rock müzik severler, Ursula Le Guin okurlar, Varlık Felsefesini tartışmak isteyenler gibi hizmet verecek araçlar ile yeni bir dünya oluşacak. Belki de “Cesur Yeni Dünya”dır. Gelecekten yana karamsar değilim. Kültür her zaman üzerine ekleyerek  ilerler. Duruşlar, gel-gitler olabilir. Ama her zaman sıçrama yaşanır. DeliKasap dergisi ve okurlarına ürettikleri kültür için çok teşekkür ediyorum. -Biz de size teşekkür ediyoruz… ...

LEMMY KILMISTER: YILDIZ TOZUNA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE SON RÖPORTAJ!!!

Büyük rock’n’roll üstadı, Motörhead’in Yüce Şimendiferi Lemmy Kilmister 28 Aralık 2015’te artık rock yıldızlığı rütbesini de aştı ve yıldız tozu oldu. Sağlığında DeliKasap Dergi & TR!P Dergi müttefikliğinde, Mahmut Saral ve dadaşları tarafından gerçekleştirdiğimiz bu kolektif röportaj, belki de onun göklere karışmasından önce verdiği son söyleşilerinden biri. Daha önce ilk olarak kardeş yayınımız TR!P Dergi’de yayımladığımız bu mülâkatı, üstadın ölüm yıldönümünde bu kez de ilk defa DeliKasap’ta yayımlamaktan kıvanç duyarız! "Kimle tanışmak istersin?" diye sorsalar, uzun bir liste çıkarabilirim ve o listedeki ilk isimlerden biri de kesinlikle rock ikonu Lemmy Kilmister olur. Lemmy baba ve grubu Motörhead, geçtiğimiz ağustos ayının sonuna doğru Bad Magic isimli yeni albümünü hayranlarıyla buluşturdu. Eh, konserler de arka arkaya geliyor. Son yıllarda ciddi operasyonlar geçiren Lemmy'nin sağlığında arada ufak aksaklıklar olsa da gelen son bilgilere göre taş gibi ve daha da iyi olacak. Yeni albüm, Bad Magic hakkında neler söyleyebilirsin? - "Bildiğin gibi, bu yeni bir Motörhead albümü. Şu an birçok ülkede bir numarada yer alıyor. Sanırım nasıl olduğu hakkında karar vermek için dinlemek zorundasın. O kadar da kötü olamaz." Bad Magic, 28 Ağustos 2015 itibarıyla satışa sunuldu. Bu soru - cevap seansını gerçekleştirdiğimiz esnada ülkemizde henüz çıkmamıştı. Lemmy'den cevapları almamın üzerinden birkaç gün geçmişti ki kapımı postacı çaldı ve elime bir paket tutuşturdu. İçinde Motörhead penaları ve grup üyeleri tarafından imzalanmış Bad Magic albümü vardı. Nasıl mutlu oldum anlatamam, ama yeni albüm hakkında bir şeyler söyleyebilirim. Bad Magic, 13 şarkıdan oluşuyor. Victory or Die isimli harika şarkıyla başlayarak ya hep ya hiç mesajını veriyor ve albümde The Rolling Stones'un Sympathy for the Devil şarkısının başarılı bir Motörhead yorumu yer alıyor. Oldukça tempolu bir albümle karşı karşıyayız. Davullardan gitar sololarına, vokallere kadar her şey çok iyi. Albümde dikkat çekici bir diğer şarkı olarak da Till the End'ten edebilirim. Kesinlikle çok iyi bir slow. Unutmadan, Lemmy çoktan bir sonraki albüm için konuşmaya başladı bile. Eğer işler yolunda giderse, önümüzdeki 2 yıl içinde Motörhead'ten yeni bir albüm daha gelecek. Emeklilik yok anlayacağınız! Sosyal medya kullanıyor musun ve bir akıllı telefonun var mı? - "Bir iPhone telefonum var, ama sosyal medyada yokum, hem de hiç." İnternet, sosyal medya ve akıllı telefonlar, artık birçoğumuz için olmazsa olmaz. Müzik dünyasından da birçok örnek görüyoruz. Özellikle tanıtım ve hayranlarla iletişim için sosyal medyanın önemi büyük. Lemmy ise, bu işi tanıtım şirketlerine bırakıyor. Sence teknoloji müziği geliştiriyor mudur? Artı ve eksi yönleri var mı? - "İnsanlar teknolojiye çok fazla odaklı ve çok kafa yoruyorlar. Artık gerçek kamera görmek çok zor. Sadece akıllı telefonlar görüyorsun ve insanlar her konserde akıllı telefonlarıyla bir şeylerin fotoğraflarını, videolarını çekmekle meşgul. Böyle yapınca da müziğe eşlik etmeyi, konseri unutuyorlar." Spotify, Apple Music, YouTube gibi dijital müzik servisleri hakkında ne düşünüyorsun? Öte yandan plaklar da geri döndü...

Saints ‘N’ Sinners: “Yeni Albümümüz Paket Olarak Hazır”

2021’e girerken yerli heavy metal dünyamızın sağlam temsilcilerinden Saints ‘N’ Sinners grubunun kapısını çaldık. Geçtiğimiz günlerde Korona’ya yakalanan ve hastalığı atlatan grubun gitaristi Deniz Tuncer’e “geçmiş olsun” diyerek yeni yıldan beklentilerini ve yeni albüm çalışmalarını sorduk… “2021 konusunda pek umutlu olduğum söylenemez. Gruplar turne tarihlerini, festivaller ise kadrolarını açıklamaya başladı bile ama bunun nedeni az çok belli: eğer bir mucize olur da virüs tehlikesi tamamen geçerse hazırlıksız yakalanmamak. Aşının işe yaraması için dünya üzerindeki 8 milyar insanın çoğunluğunun aşı olması gerekiyor. Binlerce insanın dip dibe konser izlediği festivallerde oluşabilecek virüs-yoğun ortamı düşünürsek bunun bu sene gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. Bildiğimiz normal yaşam belki 2022’de geri dönmeye başlar. Tabii ki bunlar sadece benim tahminlerim; dileğim bu hastalığın ve daha nicelerinin dünya üzerinden bir an önce silinmesi.” “Saints ‘N’ Sinners olarak zaten 2020’de önemli bir teklif gelmedikçe konser vermeme kararı almıştık. Amacımız bir an önce albümü bitirmekti. Çünkü ilk albümün şarkıları ile yeterince konser verdik. Yurtdışında ise son 4 senedir yeni albümden 4 şarkıyı çalıyorduk. Ancak karantina süreci bizi de vurdu. Hiçbirimizin asıl mesleği müzisyenlik olmadığı için tek kayıt alabileceğimiz günler olan hafta sonları da sokağa çıkma yasağının hışmına uğradı. Birbirimize de dikkat etmek zorundaydık. Eğer birimizden birisi hapşırsa birbirimizi arıyor ‘kayıt iptal’ diyorduk. Bu kadar dikkat etmemize rağmen Eylül ayına geldiğimizde ben bile covid pozitif çıktım ve 1 ayımız da benim karantinam ile geçti. Bu süre zarfında biten şarkıları dostumuz Max Morton’a yolladık ve mix/mastering işlemlerini peyderpey bitirdik. 10 şarkılık albümün 9 şarkısının mix/mastering’i bitmiş durumda. 10. şarkı da yolda. Bu ay içinde klip çekme planımız vardı ama o da yine karantina önlemlerinin kurbanı oldu.” “Kısacası, kapak tasarımına varıncaya kadar albüm elimizde paket olarak hazır. Ancak bu kadar süredir üzerinde uğraştığımız bir albümün konserlerle tanıtımını yapamayacak olmamız bizi düşündürüyor. O yüzden çıkış tarihi için kafamızda henüz net bir fikir yok. Birazcık akışa bırakmaya karar verdik. Duruma göre belki öncesinde 1-2 tekli yayımlayabiliriz. En kısa sürede görüşmek dileğiyle. Herkes kendine çok dikkat etsin.” YERLİ VE YABANCI DEV YILDIZLARLA ÖZEL RÖPORTAJLARI DA İÇEREN ROCK 'N' ROLL KÜLTÜRÜ MECMUASI DELİKASAP'IN 666+2. SAYISI ÖN SİPARİŞE HAZIR, EDİNMEK İÇİN: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Çalışkan, Güzel, Yetenekli, Ödüllü Blues Gitaristi: Samantha Fish

Kansas City, ABD'nin Orta-Batı'sında yer alan Missouri’nin nazlı sarışını, Fish ailesinin şirin ama mızmız çocuğu daha 15 yaşındayken gitarlarla davullarla bezeli bir hayatın içine düşmüştü. Önce davula kafayı taktı ama sonra gitara döndü. Yaşı 20’ye vardığında artık kendi üçlü grubuna ve kendi bastırdığı ilk albümüne sahipti. Lâkin meşhur blues plak şirketi Ruf Plakçılık’ın radarına girmesi uzun sürmedi ve 2011’de Girls with Guitars seçkisinde yer aldığı bir toplama albümünü müteakip ilk plağı Runaway bu şirketten basıldı: Sonuç muazzamdı zira Fish’in oturma odasına kondurulan ilk plaket Memphis Blues Ödülleri 2012, en iyi ilk plak ödülü idi. Hanım kızımız ilerleyen kariyerinde müzik dışında bir uğraşıyı aklına bile getirmek istemiyor. “Çalışkanım, güzelim, yetenekliyim. Müzik dışında bir şeyle iştigal etmek istemiyorum. Zaten bir albümü kaydederken ve turlarken başka şeyler yapmak için yeterince vaktimiz olmuyor. Müzik yaparken kendim oluyorsam başka şey yapmaya ihtiyacım yok” diyor şıkıdım bluescu. https://www.youtube.com/watch?v=eNoRUfz4jxc “Ben klasik bir blues sanatçısı olamam çünkü ben öyle biri değilim. Ama blues müzik benim kimliğimdir bunu reddedemem. Nasıl ki Muddy Waters ve Howlin’ Wolf ilk ortaya çıktıklarında yaptıkları şeyler benzersizdi ve blues içinde daha önce görülmeyen şeylerdi ben de kendi soundumu yaratmak derdindeyim. Muddy Waters’tan daha iyi bir Muddy Waters olmayı denemeyi düşünmüyorum yani.” Bak sen! Cilveli Kansaslı doğru söylüyor ve 2019’da yayımladığı Kill Or Be Kind ile kafasındaki özgün blues müziği daha da ilerletmeyi tasarlıyor. İşin daha da güzeli Samantha'yı Korona bile durduramıyor. Turlara devam eden bluescu, hâlâ sold-out konserler vermeyi sürdürüyor...

Alman Kır Yaşantısının En Romantik ve Karanlık Şekl-i Şemali: Empyrium

Cermen topraklarının küçük bir köyünde, doğada görebileceğiniz en yeşil ve kara tonlara sahip kuzey ormanlarıyla çevrili bir habitatta filizlendi Empyrium’un Dark-Romantic-Black tarzı. Hem Markus Stock hem de Andreas Bach, müziklerine yansıyan karanlık ve dingin atmosferi oluşturan elementleri hiç gizlemiyordu –iki yakın kanka iken- Alman kır yaşantısının en pastoral renkleri Empyrium’un müzikal iklimini oluşturan elementleri yeterince içeriyor gibidir. Sadece 300 kişinin yaşadığı bir köyde sabahtan akşama kadar dark metal dinleyen iki kafadar başka nasıl bir müzik üretebilirdi ki? İkilinin 90’lı yıllardaki diğer hobileri arasında ormanda gezintiye çıkıp birbirlerine ceset makyajı yapmak, fotoğraf çekmek ve dokuzuncu sınıf korku filmler seyretmek bulunmaktadır. Diğer gruplarla hiç haşır neşir olmamaları, “trend” kavramından bihaber olmaları kendi özgün müziklerini yaratmalarını sağlamıştır; yani kır yaşamı onlara Empyrium’u sunmuştur. Ama Markus metale ömrünü adamışken Andreas soyadıyla tezat işlere gönlünü verdi ve yirmi beş yıldan bu yana artık bir ilişkileri yok. Ne dostluk ne musiki anlamda bir birliktelik mevcut. Eh; romantik ve karanlık Almanlara da bu yakışır: Zira yirmi beş yıl sonra ilk demoları Der Wie Ein Blitz Vom Himmel Fiel yeniden plak formatında fanlara sunuldu. Daha sonraları dümeni Dark-Folk’a kırsalar da Almanya kırsalının bu öncü melodik black grubunun ilk demosunu vinyl formatında dinlemek lezzetli bir musiki eylemi olacaktır. Şarkı listesi: 1. Introduction: Astrum Luciferi2. Midnight, Moonlight And A Dark Romance3. My Nocturnal Queen4. Outroduction ...

Yabani; bir çizgi romandan daha ötesi…

Gerek DeliKasap Mecmuamız, gerekse de TR!P Kültür dergimizin Çizgi Roman fraksiyonlarının "ombudsman"ı, kardeş yayınlarımızdan YABANİ derginin yaratıcısı Devrim Kunter, Yabani Dergi Bilim Kurgu Özel Sayısı'nı yayımladı. Yabani Dergi, aslında Haziran 2016’da başladığı yolculuğunda hem dijital hem basılı olarak aylık bir içerikle uzunca bir süre "piyasa diktatörlüğüne karşı" mücadele verdi. İçerik olarak bilim kurgu, fantastik ve korku temalarını benimseyen dergi, 52 sayfa renkli çizgi roman ve hikayelerden mürekkep yayınlarını usta çizer Devrim Kunter'in büyük bir özverisiyle aylık olarak yayınlamıştı. Çizgi romanı görsel ve yazınsal bir sanat biçimi olarak ele alan, hikaye anlatımında metafor ve alegoriler kullanmayı tercih eden eserler üreten neşriyat, malum sebeplerle geri çekildiği ana dek, ülkemizde oluşmaya başlayan yeni akım çizgi romancılığı ve hikayeciliği biçimlendirmeyi ve özellikle genç sanatçılara esin kaynağı olmayı başardı. Ve uzun bir aradan sonra Yabani Bilim Kurgu Özel Sayısıyla raflarda çizgi romanseverlerin beğenisine sunuldu. Devrim Kunter'in kaptanlığında Yabani Dergi, bağımsız sanat anlayışı ve romantik bakış açısıyla "sadece bir çizgi roman"dan çok daha öte bir değer taşıyor… Neşriyatı edinmek için: Ankara: Devr-i Alem sahaf, Bursa: Çizman Çizgi Roman, İstanbul: Büyülü Dükkan, Gerekli Şeyler, Özer Sahaf, Paralel Evren, Kocaeli: Presstij Çizgi Roman ...

15 yıllık metal-core şövalyeleri: Undertakers

Undertakers 2005 yılında İstanbul'da kurulmuş bir melodik death & metalcore grubu. Pandemi sürecinin uzun süren bir "sosyal hayata ara veriş dönemi" haline gelmesi sonrası gruplarımızın pas tutmaması dileklerimizle yeraltı ve yerüstü rock'n'roll alemlerinden ara sıra sizlere haberler sızdırmak gibi bir "Pandemiden Vazife Çıkarma" görevimizin bilinciyle tetkiklerimize başladık. Önce, Undertakers pre-pandemi döneminde nasıl bir musiki icra ediyordu, This Means War adlı videolarını sizlere sunarak dedektiflik serüvenimize "Bismillah" diyelim: https://www.youtube.com/watch?v=ylkgl4zagWk&feature=youtu.be 15 yıllık bir metalcore deneyimine sahip olan Undertakers, normalleşma dönemine -Yüce Darwin'in izniyle artık ön görülübilir bir tarihte geçebilirsek- hazır ve de nazır bir şekilde konser ve festivallerde moshpit alanlarının tozunu attırmak için sessiz ama derinden bekleyişini sürdürüyor. Grup 2008'de Undertakers ve 2012'de Reborn adlı albümlerini yayımladı. Umuyoruz ki Post-Pandemi sürecinde yeniden doğuşlarını daha da üst seviyeye taşıyabilirler...

Right Menu Icon