Röportaj

Serdar Sağlam: “Cehalete sövdüğüm bir şarkının agresif olması gerekiyordu”

Geçtiğimiz yıl ilk albümü Gecenin Ateşi’ni müzikseverlere sunan Serdar Sağlam, altı şarkıdan oluşan ikinci kısa albümünü yayınladı. Solgun Çiçek ismiyle yayınlanan albüm Spotify, Apple Music, Youtube Music gibi tüm dijital platformlarda yerini aldı.  Serdar Sağlam albümü ve müzik çalışmalarına ilişkin sorularımıza yanıt verdi. -Rock müzik camiasında yeni ve tanınmayan bir isimsin.  Seni biraz tanımak için daha önce neler yaptığını öğrenebilir miyiz? Elbette. Profesyonel mesleğim gazetecilik. 10 yılı aşkın bir süredir çeşitli gazetelerde ve medya kurumlarında mesleğimi icra ediyorum. -Müziğe başlaman, müzik ve söz yazımına girişmen nasıl oldu? Aslında ilk gitarımı aldığımda 17-18 yaşlarındaydım. Gitar bile denemeyecek çok kötü bir aletti. Kendi başıma bir şeyler öğrenmeye çabaladım. Sonra elime biraz para geçince o da çok iyi olmasa da başka bir gitar alıp biraz ders aldım. Ufak tefek öğrenmeye başladım. En baştan beri şarkı yazmaya çok hevesliydim. Daha 5-10 akor öğrenmişken bir-iki şarkı bestelediğimi hatırlıyorum. Bu besteleri ben unutmuştum ama geçenlerde çok eski bir arkadaşım bana hatırlattı; “Mahallenin Köpekleri diye bir şarkı yazmıştın, hatırladın mı?” diye. Komik bir şarkıydı. İçinde mizah olan şarkıları hala seviyorum. Üniversitede arkadaşlarla bir grup kurduk. Ben hem gitar çalıp hem şarkı söylüyordum. Yine kendi bestelerimizi düzenliyorduk. O iş yürümedi. Ben de hayatın getirdiği başka sıkıntıların da etkisiyle müzik üretiminden yavaş yavaş koptum. Geçtiğimiz yıllarda başımdan geçen önemli olaylar sonrasında tutkularımı yeniden ele almaya karar verdim ve aldım elime gitarı, başladım çalmaya… -Albüme gelirsek… Şarkıları nasıl kaydettin? Şarkıların kayıtları benim için oldukça zorlayıcı oluyor. Bu işlerde yeni ve acemiyim. Müziğe uzun süre ara verdiğim için paslanmıştım. Hem form tutmak zorlayıcı hem de kayıt mevzuları pek anladığım işler değildi. Bestelerden, kayıtlara kadar her şeyi kendim yapıyorum. Tüm enstrümanları da kendim çalıyorum. Evimdeki ekipmanlar da sınırlı açıkçası. Zor bir süreç ama bu sayede yaparken çok şey öğrenmiş oluyorum. Eksikleri olsa da güzel şarkılar yaptığıma inanıyorum. Ben seviyorum en azından şarkılarımı… -Kara Cahil isimli şarkıda daha sert tonlara yer verip toplumsal bir eleştiri getirmişsin. Diğer şarkıların, romantik ve pop-rock tarzında… Müzik yelpazeni nasıl belirliyorsun? Ne dinliyorsam müziğime de o yansıyor. Rock müziğin hemen her çeşidi ve Blues müzik hayatımda geniş yer tutuyor. Soul, funk, jazz, klasik müzik de dinliyorum. Hard rock ve klasik rock çok yer etti bende. Türkçe rock müzik de önemli. Feridun Düzağaç, Teoman, Şebnem Ferah gibi isimleri dinleyerek gençliğimi geçirdim. En hafif rock müziklerden en sert rock şarkılarına kadar hepsini seviyorum. Yaptığım bestenin ruhuna en uygun düşecek şekilde, çalıp söyleyebildiğim kadar şarkılarımı oluşturmaya çalışıyorum. Kara Cahil hard rock sayılabilecek bir şarkı. Cehalete sövdüğüm bir şarkının biraz agresif olması gerekiyordu. Romantik şarkılar doğal olarak biraz daha hafif… -Müzik üretiminde hedefin nedir? Bundan sonra neler yapacaksın? Hedefim müzik yapmaya devam etmek. Her çalışmada özgün ve bir öncekinden daha iyi şarkılar sunabilmek ve dünyadan göçüp giderken iyi bir müzisyen olarak anılmak… O yüzden öğrenmeye, kendimi geliştirmeye ve şarkılar yapmaya devam edeceğim. Umarım rock müzik dünyamıza ve genel olarak müzik alemimize değerli katkılar yaparım. -Sana başarılar diliyoruz… Kendimi ifade edebilme imkanı verdiğiniz için ben teşekkür eder, başarılı yayıncılığınızın devamını dilerim… DeliKasap Dergi’yi destekle, bağımsız yayıncılığa güç ver… Edindiğiniz her neşriyat, abone olduğunuz her sayı Türkiye'de müzik kültürünü geliştirmemiz adına gücümüze güç katacaktır. https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Galiz: “Sanat direnendir: Ölüme, köleliğe, alçaklığa ve utanca direnir…”

Galiz 2014 yılında kurulmuş. Gitar ve vokallerde Mehmet Akif Durak, davulda Recep Yılmaz, bas gitarda Ertan Kandemir’den müteşekkil Galiz ilk parçası “Öteki”yi yayınladı. Galiz, DeliKasap ekibinden Yasin Çoban’ın sorularını yanıtladı. Galiz nasıl başladı? Bununla birlikte bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Makif: Recep’le ben Ankara’dan üniversite arkadaşlarıyız. Okul döneminde birlikte çalmaya başladık. Ankara’da çeşitli mekanlarda ufak çapta konserler verdikten sonra Recep’in iş durumundan dolayı İstanbul’a taşınmasıyla mecburi bir ara vermiş olduk. Ancak daha sonra benim de yolum İstanbul’a düştü. İstanbul’da elimizdeki besteleri değerlendirmeye karar verdik. Bu dönemde karşımıza Ertan çıkınca böyle bir yeteneğin “harcanmasını” istedik ve aramıza aldık. Şakası bir yana Ertan aslında gitaristti ancak gruba bas gitarist ihtiyacı olduğundan dolayı bu görevi üstlenmek istedi ve son halimizi almış olduk. Recep: Buradan DTCF insanlarına da selam edelim. Galiz ismi nereden geldi? Recep: Aslında isim koymak konusunda çok yetenekli değiliz, çokça öneri ve aday arasından hiç birini seçemedik. Bir gün provada Makif, Galiz Kahraman önerisiyle geldi. Ben de bunu gereksiz uzun ve detaylı buldum ve Galiz isminde anlaştık. Öteki parçasına bir de klip çektiniz. Klibiniz Türkiye standartlarında olabildiğince ‘öteki’ ve başarılı bir klip. Türkiye’de LGBTİ+ bireylerin yaşadıkları zorluklar ortada; müziğiniz ve klibinizle desteğiniz açık. Bunun dışında öteki kavramına siz nereden yaklaşıyorsunuz, bunun için neler söylemek istersiniz? Makif: Eğer düşüncelerin, fikirlerin, hareketlerin, davranışların, vücudun, kendini ifade etme biçimin, yaşam tarzın, kısacası varlığın bu olagelen düzende kabul görmüyorsa ve sen bu yüzden gölgelerde dolaşmak zorunda kalıyorsan, ötekisin. Hem varsın hem yoksun.  Ertan: Üretim sürecinde ve öncesinde her müzisyen gibi kendimizi öteki olarak hissediyorduk. Ülkemizde öteki olmak iktidar ekseninde çok kolay olduğu için açıkcası biz kendimizi zaten öteki olarak bulduk. Recep: Bu şarkının bestesini ilk ortaya çıkarttığımızda aklımızda böyle bir söz yazımı yoktu ancak her gün yaşadığımız bu baskı ve faşizm ikliminde yapacağımız bir kaç politik şarkı bizi asla tarif edemezdi; buradan yola çıkarak öteki kavramı üzerine Makif sağolsun çok başarılı sözlerle geldi. Aldık, düzenledik ve ürün ortaya çıkmış oldu. Klipte drag queen kullanmak kimilerine göre cesur bir hareket gibi gelebilir ancak bu bir sanat ve anlatım modelidir. Öteki olmak için anlatılabilecek en iyi hikayeyi anlatmamız gerekiyordu ve drag queen performansı konseptinin bu konuda en etkili yöntemlerden biri olabileceğini düşündük. Biz olması gerektiği gibi LGBTİQ+ haklarını insan hakları olarak gören bir grubuz. Bu açıdan LGBTİQ+ hareketle ilişkilendirilmek iktidar ve devlet gözünde bize zarar verir mi kısmını da hiç düşünmedik bile. Birilerinin sırça köşklerine gerek bu konudan gerekirse de bütün baskılara direnen bireyler açısından dokunabildiysek ne mutlu. https://www.youtube.com/watch?v=5iLa4MnGjrg Sound olarak kendinizi nasıl tarif edebilirsiniz? Ertan: Biz de her yaşıtımız gibi jenerasyon olarak büyüdüğümüz müziklerden etkilendik. 90’lar sonu 2000’ler başı soundu kulaklarımıza yerleşmişti ancak şahsen ben müziğe ilk adımlarımı atmaya başladığım dönemlerde daha da kökenlere inmek istedim. Sevdiğim gruplar ve sanatçılar kimlerden etkilenmişler, nerelere ne açıdan dayanmışlar bunları merak ettim. Müziğin içine daha fazla girip kafa yormaya başladığım zamanlarda fark ettiğim şey şuydu: 60'ların ve 70'lerin analog soundları ve bu soundların daha modernize versiyonları hoşuma gidiyordu. Gruba dahil olduğum ilk zamanlardan beri de bunu bize katmaya çalıştım. Makif: Belirli bir tanım yapmak zor. Ancak üretirken blues'dan metale çeşitli öğeler görebiliyorum müziğimizde.  Recep: Ben pek bilgili değilimdir ama bana hep 2000’ler başı Türkçe rock yapıyoruz diye gelir, buna benim dışımda herkes karar verebilir; eminim daha doğru sonuçlar gelecektir. Üretim süreciniz nasıl geçiyor, kim hangi görevleri üstleniyor ya da her şeyi ortaklaşa mı yapıyorsunuz? Makif: Görev dağılımı yapmayı tercih etmedik ama sistemimiz biraz öyle oturdu. Söz ve müziklerin taslakları hepimizden gelebiliyor, ben gitar kısmını üstlenip düzenledikten sonra modeli ve şekli oturmuş oluyor, son aranjesini stüdyoda hep birlikte bitiriyoruz. Ertan: Ben teknik taraflarda bilgili olduğumu düşündüğüm için işin müzikal teori kısmını üstleniyorum. Sound konusunda atacağımız adımlar benden geçiyor. Yine de bazı bestelerimiz emprovize olarak ortaya çıkıyor, kolektif üretimin hazzı başka tabi. Recep: Makif’le ilk başladığımız süreçte ya makif’in elindeki şarkıları değerlendiriyorduk ya da benim tek telden gitar çalarak çıkarttığım melodileri Makif riff haline getirip ilerleme kaydediyorduk. Ertan’ın da dahil olmasıyla son düzlükte benim görevim biraz daha artmış oldu. Grubun görsel işlerini ve idari kısımlarını genelde ben üstleniyorum. Sosyal yaşamınızda neler yaparsınız, neler izler, neler dinlersiniz? Makif: Malum pandemiden ötürü sürekli evdeyim ve sosyal bir yaşam mümkün değil. İnsanlarla mümkün olduğunca internetten iletişim kurmaya çalışıyorum. En son Snowpiercer adlı diziyi izledim, güzel bir sezon finali oldu. Ve şu sıralar Queensryche dinliyorum; bütün gün albümler dönüp duruyor. Taktım kafayı biraz...

Empyrium & Markus Stock: “Ortaçağ’ın cadı avları, dinsel baskıları ve korku tacirliği dönemlerinden bu yana pek bir şey değişmedi”

“DOĞAMIZA DAİMA BOYUN EĞECEĞİZ, ÜBER DER STERNEN!” DeliKasap’ın vampir tabiatlı yazarlarından nev-i şahsına münhasır Gürkan Haydar Kılıçarslan ya da nam-ı diğer GHK dostunuz, Empyrium’un kafa elemanı Markus Stock ile bir konser çıkışı alkol, metal ve vampirlik üzerinden tohumladığı ve özenle büyüttüğü metal-bromance münasebetini Empyrium’un son albümü UBER DER STERNEN’i kutlama maksadıyla bir özel röportajla taçlandırdı! İşbu mülâkatı hem Türkçe hem İngilizce sunmaktan kıvanç duyarız… Merhaba Markus. Öncelikle hem şahsım adına hem de Deli Kasap dergisi olarak 26 Şubat 2021’de Prophecy Productions’dan yayınlanan “Über Der Sternen” adlı altıncı albüm için kocaman tebrikler. Facebook’tan takip ettiğim kadarıyla 2020 yılında sonbaharda yayınlamayı planlıyordunuz. Ancak çeşitli nedenlerden 2021’in kış mevsiminde yayınlandı. Doğrusu biraz geç olsa da sanki daha iyi oldu diye düşünüyorum. 2020 yılını pandemi nedeniyle bütün gezegen halkları unutmak istiyor. 2021 yılı için hala umut var ve Empyrium albümü de bu umudu biraz daha büyüttü. “Umut” sözcüğü ve Empyrium birbirine ne kadar yakın veya ne kadar uzak? “Teşekkürler ve söyleşiye başlamak için ilginç bir soru bu. Dürüst olmak gerekirse,  toplumsal meseleler hakkında umutlu olduğunu iddia edebilecek doğru bir kişi değilim gerçekten. İnsanlık ve bu toplumların yarattığı daha geniş, malum büyük resim söz konusu olduğunda genellikle bir hayli kötümser bir ruha sahibim. Ve biraz daha dürüst olmak gerekirse, yeryüzündeki mevcut durum buzdağının sadece görünen kısmı olduğu için her yıl daha da kötüye gidiyor. Ancak Empyrium erken dönemlerinden beri bu umutsuzluktan kaçmak için daima sığınağım ve kaçtığım barınağım oldu. Aynı zamanda sadece bana değil, dinleyicilere de çevrelerini saran tüm bu bu boktanlıkları unutturarak geleneksel romantik ideallerin ve insan olmanın özü olan masum bir hayatın var olabildiği bir yere seyahat etmeleri için bir kapı açıyor.” Bu albümün yaratılma sürecinde neler yaşadınız? Yıllar mı sürdü? Yoksa daha kısa bir zamanda mı yazdınız? “Mevcut pandemi durumu ortaya çıkmadan albüm bitti aslında. Geriye kalan tek şey, Mart 2020'de bitirdiğim mix kayıtlarım oldu. Albüm üzerinde uzun yıllar aralıksız çalıştık. Onu yaratmak epeyce güzel bir yolculuktu. 2019'da gerçekten bitirmeye odaklandık. Tüm davulları 2019 Eylül ayında yeniden kaydettim ve son olarak Kasım ve Aralık aylarında son kayıt oturumunu yaparak tüm vokal bölümlerini kaydettik. Ardından konuk müzisyenlerle beraber viyolonsel / keman ve flütleri kaydettim.” Albümün açılış şarkısı “The Three Flames Sapphire”, ikinci şarkı “A Lucid Tower Beckons on the Hills Afar” ve albüme adını veren kapanış şarkısı “Über Der Starnen” aslında hüzün okyanusunda boğulmak için can atan hayranlara çok uygun Empyrium şarkıları değil. Öte yandan her biri sanat eseri ve muhteşem başyapıtlar. Empyrium’un bilgelik ve ustalık dönemi şarkıları olarak görüyorum.  Bu şarkılar önceki albümlerde yer alan atmosferde yazılmamışlar gibi. Özellikle son 20 yıl içinde farklı projelerin de katılmasıyla müzikal kariyerinizde Empyrium için değişen nedir? Markus için değişenler nedir? Thomas için değişenler nedir? Hem estetik olarak hem de felsefi anlamda? “Ben şahsen bu albümün şimdiki zamana ulaştırılan erken dönem tarzımızın bir devamı olduğunu düşünüyorum. İlk albümler olan ‘A Wintersunset…-1996, Songs of Moors and Misty Fields - 1997, Where At Night The Wood Grous Plays – 1999’ yazıldığında 16-20 yaşları arasındaydım ve 1999'da Empyrium’a Thomas Helm’in katılımıyla 2002’de yayınlanan ‘Weiland’ albümünde  birlikte çalıştığımızda 20-22 yaşlarındaydık. Şimdi 20 yıldan fazla bir süre geçti ve elbette hayatımızda çok şey değişti. Bugünlerde çok daha olgun müzisyenleriz. Stüdyomda başka gruplara ait yaklaşık 300 albümün üretiminde çalıştım. Müzik yapımcısı olarak da çalıştığımı bazıları biliyor olabilir. Alcest’ten Secrets Of The Moon’a, Silencer’dan Bethelehem’e çok sayıda grubun albümlerini ürettik. Böylece, çok daha fazla deneyim kazandık. Ayrıca pek çok insani deneyimler de yaşadık. Mesela ikimiz de aile babasıyız. Bizim için en zor olan şey, daha önceki çalışmalarımızda sahip olduğumuz naif yaklaşımları ve şarkılarımızdaki o beklenen duygusal etkiyi sürdürmek oldu.” Albümde sekiz parça var. Bunlardan beş tanesi görece uzun ve dinleyicilerin alışık oldukları albümdeki esas Empyrium şarkıları. Bir tanesi daha kısa ama yine vokale sahip. İki tane şarkı ise görece kısa ve hatta enstrümantal. İlk üç şarkıdan sonra “Moonrise” ile dinleyicilere soluk alma fırsatı vermeniz iyi bir fikir. Ben kendi adıma sisli bir ormanda esrarengiz ağaçların arasında gezdikten sonra kendimi bir suyun başında, ayın doğuşunu izlemek üzere dinlenirken hissettim “Moonrise” ve “In The Morning Mist” şarkılarında… Fotoğraf sanatçılığınızı büyük bir zevkle takip ediyorum. Doğanın sanatını bulup bize sunuyorsunuz. Her biri gerçek bir sanat eseri...

EMPYRIUM: WE WILL ALWAYS HAVE TO SUBMIT OUR NATURE “ÜBER DER STERNEN!”

Hello, Markus. First of all, big congratulations for the 6th album titled "Über Der Sternen", which was released on 26 February 2021 by Prophecy Productions both on my behalf and as our rock n roll magazine DeliKasap (Crazy Butcher). As far as I followed on Facebook, you were planning to release this album in the fall in 2020. However, for various reasons, it was published in the winter of 2021. Honestly, I think it has been better, even if it's a little bit late. As you may guess, the people of the planet want to forget the year 2020 due to the pandemic. But, there is still hope for 2021, and Empyrium album has raised that hope even further. How close or how far are “Hope” word and Empyrium? Is there a relation between them? “Thank you and interesting question to start with. I am not really the right person to proclaim hopefulness to be honest when it comes to my views on society issues - usually I am a pretty pessimistic spirit when it comes to the broader, big picture concerning mankind and these societies created. And to be honest it gets worse every year with the current situation being the peak of the iceberg. However, Empyrium has from its very early stages always been my shelter and refuge to escape this hopelessness and also gives a place not only to me but also to the listeners to forget about all this shit surrounding them and travel to a place of traditional romantic ideals and pure life which is the very core of being a human being.” What did you experience during the creation of this album? Did it take years? Or did you write in a shorter time? “The album was finished before the current situation came into being. The only thing left was the mix which I finished in March 2020. We worked on the album for many years on and off. It was quite a journey creating it. In 2019 we focused on really finishing it off and I re-recorded all the Drums in September and finally we  did the last recording session in November and December were we recorded all the vocal parts and a little later I recorded the Cello/Violins and Flutes with the guest musicians.” The opening song of the album “The Three Flames Sapphire”, the 2nd song “A Lucid Tower Beckons on the Hills Afar” and the closing song “Über Der Sternen” which gives the title of the album are actually not very suitable Empyrium songs for the fans who are dying to drown in the ocean of sadness, in my opinion. On the other hand, each is a work of art and magnificent masterpieces. I believe this album as the work of Empyrium's wisdom and mastery. These songs are as if they were not written in the atmosphere of previous albums. What has changed for Empyrium in your musical career, especially with the participation of different projects in the last 20 years? What has changed for Markus? What are the changes for Thomas? Both aesthetically and philosophically? “Oh I personally think they are a continuation of our early style just brought into the present. People often don't realize that I was 16-20 (A wintersunset...

TÜRKİYE’NİN İLK HEAVY METAL GRUBU EGZOTİK BAND BELGESEL RÖPORTAJI -1

BİR DELİKASAP PROJESİ: EGZOTİK BAND BELGESEL-RÖPORTAJLAR SERİSİNİN İLK BÖLÜMÜNÜ İFTİHARLA SUNARIZ “Rock’n’Roll Arkeologları” Veysel Barışsever & Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) öncülüğünde DeliKasap Dergi'nin desteğinde hayata geçirilen tarihsel Rock Arkeolojisi Belgesel-Röportajlar serisini Hey ve Gong gibi dergilere yön vermiş Deniz İzgi ile başlatmıştık. Şimdi ise sıra Türkiye’nin ilk heavy metal grubu olan Egzotik Band’a geldi. Grubun kurucu üyesi, bas gitarist Gökhan Pekkaya DeliKasap TV’ye konuk oldu. Belki de Egzotik Band grup üyelerinin dahi ilk defa izleyeceği 1983 yılında gerçekleştirilen Beyoğlu Vakkorama Konser görüntüleri de bu belgesel-röportajımızda ilk defa müzikseverlere sunuldu. DeliKasap’ın rock’n’roll damarının en kıdemli üyesi Veysel Barışsever’in rock-metal tutkusunun yön verdiği, Atlantisten Gelen Adam (Murat Arda) yapımcılığında gerçekleştirilen bu projenin ilk bölümünü, bundan tam 18 yıl önce bugün yitirdiğimiz sevgili Ercan Birol abimize adamak istedik. İşte serimizin ilk bölümü...

BaBa ZuLa katalizörü Osman Murat Ertel ile Hayvan Gibi bir röportaj

“Şahsıma” ait bir “Türkiye’nin en yaratıcı müzisyenleri listesi” yapacak olsaydım, ilk 10’da, üst sıralarda ona da muhakkak bir yer ayırırdım: Osman Murat Ertel! BaBa ZuLa’nın yeni albümü Hayvan Gibi yayınlanınca kendisiyle DeliKasap Dergi için kapsamlı bir röportaj yapmak istedim. Önce bir video röportaj yapmayı tasarlamıştım ama bu salgın döneminde onu tedirgin etmekten çekindiğim için bu formattan vazgeçtim. Bu yüzden basılı yayınımız için söyleşi hazırlıklarına başladım. Ancak benim gibi “meraklı bir sarışın” ve Murat Ertel gibi entelektüel bir sanatçı bir araya gelince ortaya handiyse bir BaBa ZuLa kitabı oluşturabilecek yazı malzemesi çıktı. Bu yüzden “Psychedelic Bir Röportaj Serisi” diyebileceğim bu mülakatın daha kişiselleştirilmiş bir versiyonunu matbu dergimize, DeliKasap Dergi 666+2. Özel Koleksiyon baskısına sakladık. Dergimizin dijital versiyonu için ise bu röportajın Hayvan Gibi kısmını yine sizlerle paylaşmaktan dolayı kıvanç duyarız… Herman Taşçıoğlu biraderimin yaptığı video röportajda akıllara durgunluk verici bir edebiyat-sanat kuşağının tedrisatından geçtiğini öğreniyoruz Murat Ertel’in. Ruhi Su’lar, Aziz Nesinler, Muhsin Ertuğrullar, Yaşar Kemaller; acaba Ertel’in çocukluk ve yetişkinlik zamanlarının ruhuna değmeyen sanatçı kalmış mıdır? Tüm bu sanat erbabının ışığını almış, özümsemiş ve hiç karartmamış sol memesinin altındaki cevahiri sevgili adaşım Murat. Zira o, şanslı çocukluğunun ışığını aldı ama, bencillik yapıp salt kendine saklamadı; başta BaBa ZuLa müziği olmak üzere sanatın birçok formu ile yoğurdu ve bizle musiki olarak, sanatsal olarak paylaştı, paylaşmaya devam ediyor. Psychedelic bir folk grubu BaBa ZuLa. Ama olağanüstü bir rock’n’roll ruhunu da ihtiva ediyor. Bu ruhun tözü ne? Şarki BaBa ZuLa alaturkası’na eşlik eden garbi Baba Zula Rock’n’Rolla’sının muhteviyatı ne? “Tözün özü özgünlük, kendi gibi olup bir başkası olmamak, taklit ederek değil kendi içindeki müziği, tavrı, duruşu arayıp dinleyip bularak çalmak. Kültürel coğrafi bağı samimi şekilde kurup araya gelmek, seslenip çağrılan ruh durumlarının sürekli peşinde olmak koşmak, zevk almak, keyif duymak. Yazarım da, çok çok ve çeşitli müzik dinlemek, okumak, tüm sanatlarla iç içe olup içselleştirmek ve biriktirip yenilenmek. Her koldan, her yoldan teknik, psikolojik, tarihsel ne varsa katmak ve yaşamsal dersler almak. Rock ile yetinmeyip roll’un peşinde koşmaz isen yakalayamazsın. Bir de muzip bir mizah olunca tözde, seyreyle gümbürtüyü...

LEMMY KILMISTER: YILDIZ TOZUNA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE SON RÖPORTAJ!!!

Büyük rock’n’roll üstadı, Motörhead’in Yüce Şimendiferi Lemmy Kilmister 28 Aralık 2015’te artık rock yıldızlığı rütbesini de aştı ve yıldız tozu oldu. Sağlığında DeliKasap Dergi & TR!P Dergi müttefikliğinde, Mahmut Saral ve dadaşları tarafından gerçekleştirdiğimiz bu kolektif röportaj, belki de onun göklere karışmasından önce verdiği son söyleşilerinden biri. Daha önce ilk olarak kardeş yayınımız TR!P Dergi’de yayımladığımız bu mülâkatı, üstadın ölüm yıldönümünde bu kez de ilk defa DeliKasap’ta yayımlamaktan kıvanç duyarız! "Kimle tanışmak istersin?" diye sorsalar, uzun bir liste çıkarabilirim ve o listedeki ilk isimlerden biri de kesinlikle rock ikonu Lemmy Kilmister olur. Lemmy baba ve grubu Motörhead, geçtiğimiz ağustos ayının sonuna doğru Bad Magic isimli yeni albümünü hayranlarıyla buluşturdu. Eh, konserler de arka arkaya geliyor. Son yıllarda ciddi operasyonlar geçiren Lemmy'nin sağlığında arada ufak aksaklıklar olsa da gelen son bilgilere göre taş gibi ve daha da iyi olacak. Yeni albüm, Bad Magic hakkında neler söyleyebilirsin? - "Bildiğin gibi, bu yeni bir Motörhead albümü. Şu an birçok ülkede bir numarada yer alıyor. Sanırım nasıl olduğu hakkında karar vermek için dinlemek zorundasın. O kadar da kötü olamaz." Bad Magic, 28 Ağustos 2015 itibarıyla satışa sunuldu. Bu soru - cevap seansını gerçekleştirdiğimiz esnada ülkemizde henüz çıkmamıştı. Lemmy'den cevapları almamın üzerinden birkaç gün geçmişti ki kapımı postacı çaldı ve elime bir paket tutuşturdu. İçinde Motörhead penaları ve grup üyeleri tarafından imzalanmış Bad Magic albümü vardı. Nasıl mutlu oldum anlatamam, ama yeni albüm hakkında bir şeyler söyleyebilirim. Bad Magic, 13 şarkıdan oluşuyor. Victory or Die isimli harika şarkıyla başlayarak ya hep ya hiç mesajını veriyor ve albümde The Rolling Stones'un Sympathy for the Devil şarkısının başarılı bir Motörhead yorumu yer alıyor. Oldukça tempolu bir albümle karşı karşıyayız. Davullardan gitar sololarına, vokallere kadar her şey çok iyi. Albümde dikkat çekici bir diğer şarkı olarak da Till the End'ten edebilirim. Kesinlikle çok iyi bir slow. Unutmadan, Lemmy çoktan bir sonraki albüm için konuşmaya başladı bile. Eğer işler yolunda giderse, önümüzdeki 2 yıl içinde Motörhead'ten yeni bir albüm daha gelecek. Emeklilik yok anlayacağınız! Sosyal medya kullanıyor musun ve bir akıllı telefonun var mı? - "Bir iPhone telefonum var, ama sosyal medyada yokum, hem de hiç." İnternet, sosyal medya ve akıllı telefonlar, artık birçoğumuz için olmazsa olmaz. Müzik dünyasından da birçok örnek görüyoruz. Özellikle tanıtım ve hayranlarla iletişim için sosyal medyanın önemi büyük. Lemmy ise, bu işi tanıtım şirketlerine bırakıyor. Sence teknoloji müziği geliştiriyor mudur? Artı ve eksi yönleri var mı? - "İnsanlar teknolojiye çok fazla odaklı ve çok kafa yoruyorlar. Artık gerçek kamera görmek çok zor. Sadece akıllı telefonlar görüyorsun ve insanlar her konserde akıllı telefonlarıyla bir şeylerin fotoğraflarını, videolarını çekmekle meşgul. Böyle yapınca da müziğe eşlik etmeyi, konseri unutuyorlar." Spotify, Apple Music, YouTube gibi dijital müzik servisleri hakkında ne düşünüyorsun? Öte yandan plaklar da geri döndü...

Right Menu Icon