Müzik Ötesi

Bahçelerde metal, dinlet bize bazı bazı!

Gün geçmiyor ki metal müziğin bir faydası ortaya çıkmasın sevgili metalseverler. Daha önce Avustralyalı bilimcilerin yaptığı araştırmaya göre, metal müziğin insanları mental rahatsızlıklardan koruduğu ortaya çıkmıştı. Rock & metal müzik dinleyicilerinin psikolojik problemler yaşamaya yatkın olduklarına dair toplumlardaki malum önyargıların aksine, bu müzik türünü dinleyerek büyüyen insanların genç yaşlardan itibaren sorunlarla baş etmede ve çözüm yollarına ulaşmada daha başarılı olduğu ortaya konulmuştu. Hatta azımsanmayacak kadar fazla kişi simsiyah giyinip, türlü dövme ve piercing takan, müziğin sesini kökleyip en sert davullar ve gitar sololarıyla coşan, brutal vokaller eşliğinde headbang yapan metalcilerin görünenin ve sanılanın aksine ne kadar sakin ve iyi insanlar olduklarını görüp şaşkınlığa uğradığından bahsetmiştir. İnsanlara karşı nazik, yardımsever ve saygılı davrandıkları kimsenin özel hayatına müdahale etmedikleri ve kazık atma peşinde olmadıkları bilinen gerçekler. Hatta biraz daha ileriye gidersek şu sözleri de çok duymuşuzdur: “Hiçbir ateist hırsız, ateist tecavüzcü, ateist katil görmedim!” Aynısını metalciler için de rahatlıkla ifade edebiliriz. Yani yıllar önceki, “Bunların hepsi satanist, kedi kesiyorlar.” palavrasından sonra köprünün altından çok suların aktığını zaten biliyoruz. Bunun sebebi de sanıyorum ki metalcilerin, dinledikleri sert müzik sayesinde her insanın içinde olan öfke, düşmanlık, hayal kırıklığı gibi duyguları törpülemeleri; yine her insanın içinde olan hayvani duyguları bastırmalarıdır. Yine bu konu hakkında yapılan bir araştırmaya göre, kızgın bir ruh halindeyken heavy metal dinlerseniz bu size olumlu etki ediyor ve büyük olasılıkla sakinleşiyorsunuz.  Queensland Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyan Leah Sharman isimli öğrencinin yaptığı araştırmaya göre, “Bu müzik insanların ayarsız duygularını dizginleştiriyor, onları düşünmeye itiyor ve pozitif bir ruh haline sokuyor.” Konu hakkında yapılan deneyde, 18-34 yaş aralığında seçilen 39 kişinin davranışları 16 dakikalık “sinir yüklemesinden” sonra not ediliyor. Daha sonra 10 dakikalık sessizliği seçmeleri ya da 10 dakika kendi seçtikleri şarkıları dinlemeleri isteniyor. Bu aşamadan da sonra ise deneklere sosyal yaşantıları hakkında sorular sorulup, cevapları karşılaştırılıyor. Heavy metal dinleyen deneklerin sorulara daha sakin ve mantıklı cevaplar verdiği gözleniyor.  İşte bu onur verici araştırmalardan sonra şimdi metal müziğin bitkiler üzerine olumlu etkisi ortaya çıktı sevgili dostlar. “Türkiye’nin Tek Hafta Sonu Gazetesi” sloganıyla bu hafta sonu 11. sayısı çıkan, dopdolu içeriğiyle piyasadaki tüm günlük gazeteleri şimdiden solladığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz Oksijen Gazetesi’nden alıntılayalım. Gazetenin “Evrim Ağacı” köşesini yazan Çağrı Mert Bakırcı, bu hafta bitkilerin sanılanın aksine tatlı tatlı konuşarak büyümesine bir faydalı olunamayacağını, bunun için en sert metal müziklerin dinletilmesinin sağladığı titreşime başvurulabileceğini yazdı.  Söz Çağrı Mert  Bakırcı’da: “Bazı insanlar bitkileriyle konuşmaya meyillidir ve onlarla güzel konuştuğunuzda “daha iyi” veya “daha sağlıklı” büyüdüklerine yemin edebilirler. Ne yazık ki bitkilerimizin daha iyi veya sağlıklı büyümelerini istiyorsanız, onlara güzel sözler söylemek yerine, bulabildiğiniz en sert metal müziği dinletmeyi deneyebilirsiniz. Bilirsiniz, boğazı yırtılırcasına böğüren bir death metal müzik dinletmekten söz ediyorum. Çünkü bitkilerin büyümesine yardımcı olan şey, sizin sözleriniz değil onlarla konuşurken ağzınızdan çıkan karbondioksit ve ses tellerinizin yaydığı titreşimlerdir.” Bu sözlerinin deneysel olarak test edildiğini ve doğrulandığını ifade eden Bakırcı, şöyle devam ediyor:  “Mythbusters ekibi 7 ayrı serada 2 grup bitkiye küfürler ve hakaret, 2 grup bitkiye sevgi ve aşk sözcükleri, 1 gruba klasik müzik, 1 grubaysa black/death metal dinletmişlerdir. Son grup ise kontrol grubu olarak bırakılmıştır. En hızlı büyüyen grup, metal müzik dinletilenler olmuştur.” https://gazeteoksijen.com/yazarlar/bitkiniz-sizi-duyamaz-ama-sert-muzigi-sever/ Bu kanıtlar ışığında metalciler olarak bir kez daha göğsümüzün kabardığını ifade etmek isteriz. Ayrıca, klasik müziğe de saygı duruşunda bulunarak ifade etmek isteriz ki, Rock‘n Roll ve metal dünyası insanlarının doğaya ve çevreye duyarlı, savaş karşıtı, hümanist, insan hakları savunucusu olduklarını tüm dünya zaten biliyor. O halde çılgın proje önerimiz şudur: Günden güne tükenmeye başlayan Amazonlar ve yağmur ormanları boyunca gerekli altyapıyı kuralım, hatta tüm şehirlerin meydanlarında, cadde ve sokaklarında gün boyu metal müzik yayını yapalım. Hem yeşili korumuş ve büyütmüş hem tüm dünyaya kaliteli müzik dinletmiş, hem de sakin, rahat ve düzgün bir insanlık yaratmış oluruz! Ne dersiniz, fena mı olur? DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Düşünceleri Özgürleştirmeliyiz

Uzun bir aradan sonra, farklı bir konu üzerine yazmaya karar verdim. Enformatik denilen, gelişen bir toplum olarak lanse edilen günümüz toplumunun, geçmişte yaşayan insan topluluklarından daha donanımlı olduğu iddia ediliyor. Bunun tamamen safsata olduğunu düşünüyorum çünkü günümüz toplumunun, Ulus Baker’in “iletişim sarhoşluğu” şeklinde ifade ettiği bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Aktarılan bilginin gerçekliğine bakıldığında; bu tamamiyle ortadan kaldırılmış, dezenformasyon ve manipülasyon ile bireyleri gerçeklikten tamamen uzaklaştırmış bir halde. (bknz: Kabataş Yalanı) 1980 yılı Türkiye için bir kırılma yılıdır. O dönemden sonra halk yeniden dizayn edilmiş, kazanılan tüm haklar o yıldan sonra tahrip veya yok edilmeye başlanmıştır. Bunda en büyük payda, sahiplik altına giren konvansiyonel medyadır. Medya ya da günümüzdeki durumuyla sosyal medya gerçekliğimizi yok ediyor. Dolayısıyla düşünce yetimizi ortadan kaldırıyor çünkü her insanın fikri, birey için yeni bir özgürlük alanıdır. Günümüz sınırsız iletişim ortamı ise bize bağlamından kopuk bir bireymişiz gibi davranmakta ve üzerine düşünme vakti tanımadan, hegemonyayı elinde bulunduran iktidarlar için bilgi pompalayarak bizi yönlendirmektedir. Biz farkında olmadan medyanın görüş açısı neyse ona yönlendirilmekteyiz. Medya skandal olayı sürekli tekrar etme yoluyla hem duygusal hem de toplumda bıkkınlık oluşturuncaya kadar öne çıkarmakta ve sonunda ise saman alevi gibi yok olup sanki bu olay hiç yaşanmamış gibi bireyler hayatlarına devam etmektedir. Türkiye’de kadın cinayetleri konusu buna en önemli örneklerden biridir. Kadın cinayetlerine karşı hiçbir somut adım atılmıyorken; medya, katledilen her kadının ardından olayın nasıl işlendiğini tüm ayrıntısı ile anlatmaktadır.  Ataerkil ve çürümüş toplum modeli ile mücadele yerine medya olayın duygusal boyutları ile ilgilenmektedir. Haberin verilişinden itibaren sorunlu olan bilgi aktarımı yönlendirme ile birlikte bu durumlara maruz bırakılan insanlar üzerinde psikolojik sorunlara yol açmaktadır. Sonunda ise medya gözünde bu cinayet haber değeri kalmadığı için unutulmuş hale gelmektedir. Medyanın bilgiyi kontrol edip yönlendirmelerine karşı alternatif mecralar artmaktadır. Bu konvansiyonel medyanın gündeme getirmediği pratikleri ve gerçekleri söylemeye dayanmaktadır. Böylece sesleri olmayan ve görünmeyenler, kendilerine bir nefes alma alanı yaratmaktadırlar. Medya olmadan demokrasi olmaz söylemi tamamen hatalıdır çünkü medya diktatörlüklerde de işlevsel olarak kullanılabilir. Medyanın hakim ideoloji neyse onun borazanlığını yaptığı bilinen bir gerçekliktir. Medya bilgi üretmez, yapabildiği tek şey hegemonyanın fikrini ekranlara taşımaktır. Özellikle günümüz medyası, buna sosyal medya da dahil, insanların üzüntülerine, sevinçlerine, herhangi bir duyguyu nasıl yaşayacaklarına bile yön vermektedir. Hayatımızı şekillendirdiğimiz sosyal medya ağlarına göre hareket etmekten kaçamaz duruma geldik. Çünkü hem sosyal medyada hem konvansiyonel medyada olaylar sorunun çözümlerine yönelik hareket etmekten daha çok duygusal bir şarkı veya bir roman gibi sunulmakta ve sorunlar çözüme kavuşamadığı gibi medyanın iştahını kabartacak kadar çok satmaktadır.  Uzun lafın kısası enformasyon toplumu denilen bu çağda ‘gerçek bilginin’ özne olmaktan çıkarıldığı iktidar sahiplerinin isteği doğrultusunda yönlendirildiği söylenebilir. Sadece görünenlerin sesi olan medyaya şimdi sosyal medyada eklendi. ‘Görünmeyen’ yığınlar görünenler gibi olmak için çaba sarf ediyorlarken manipülasyon ve dezenformasyon ile gerçeklikten soyutlanmaktayız. Bunun çözümü ise alternatif sosyal medya platformları değildir. Arkanda izini bıraktığın ve yönlendirmelere tamamen açık olduğun platformlar ise hiç değildir. Enformasyon denilen şey aslında günümüzde denetim ve gözetim toplumunu oluşturmuştur. Buradan tek çıkış yolumuz medyanın ya da sosyal medyanın bize verdiklerini süzgeçten geçirmektir. Aksi takdirde medyada ya da Twitter'da gördüğümüz yıkıcı bir haberi sadece üzülerek ve bıkarak geçiştiren bireyler oluruz. Özgürlük alanı olarak adlandırılan yerler olayı tek düze sunup bizi yılgınlıklar içerisine atabilir. Bundan kaçış içinse düşünmeliyiz. Düşünceleri teslim etmeden yani direnişleri aynı zamanda düşüncelerde gerçekleştirmeliyiz. DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

İblise Hizmette Sınır tanımayan, Şeytanlı Müziği Gecekondu Mahallelerine Kadar Sokan Entelektüel Müzik İnsanı: Rick Rubin

DeliKasap’taki yazı dizimizde ara ara, biraz da “mutfaktaki” Allah kitap düşmanlarını ve Ecinnilerle, Mahluklarla, Gulyabanilerle kanka olan iblis-i Ekberleri sayfalarımıza taşıyacağız. Buyrun başlıyoruz; karşınızda efsane albüm Reign in Blood’ın prodüktörlüğü ile Şeytanlı Müzik alanında nam kazanmış Rick Rubin! Slayer ekstrem sayılabilecek metal tarzıyla Eminem kadar çok satabildiyse işte bu, sakalındaki nurların kırıklarını dahi aldırmayan deli dahi pasaklı adam Rick Rubin sayesinde olmuştur… Def Jam Plakçılık ve American Recordings’in kurucusu Rubin, karizması vesilesiyle Rap’in R’sini duysa sakalları tiken tiken olan namus ve haya düşmanı Kerry King’e Beastie Boys albümünde gitar çaldırmaya muvaffak olabilmiş, metal ile rap’i harmanlayan rapcore’un önünü açmıştır! Metallica’ya maddi kazanç ama manevi yük bindiren temiz suratlı sarışın şerefsiz Bob Rock’ın ayağını kaydırıp koltuğuna oturan bu asık suratlı ama geniş yürekli şeytan sevdalısı abimiz, Slayer’ın kötücüllüğünü Metallica’nın naifliği üstüne başarıyla oturtturup Lars ve dadaşlarının akıllarını alarak gruba Death Magnetic ile ikinci baharını yaşatmıştır… https://www.youtube.com/watch?v=MNKg73kQLjs Tom Petty, Red Hot Chili Peppers, Shakira, Lady Gaga gibi banyo yapmayı seven sanat erbabına da; The Strokes, Danzig, Kid Rock, Slipknot, Green Day, System of a Down gibi yeminli vatan millet düşmanı bölücü mihraklara da hizmet etmekten sakınmayan bir vizyona sahiptir! Ezcümle Rick Rubin, her ne kadar ana akım ve s.kko yüzlerce pop müzik ve hip hop müzisyenlerine sektörde para basan berbat albümler yaptırsa da –ki Şeytanilik bunu gerektirir- metal ve rock dünyasının mutfağında yer alan en mühim dava adamlarından biridir ve bu şahıs Heavy Metal’in T. E. Lawrence’ıdır… Saygı! Daha fazlasını isteyenler DeliKasap Dergi 666+2. Sayısını edinsin: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Metal bile dinlese kayyum kayyumdur!

Boğaziçi öğrencilerinin eylemleri ilk günlere göre biraz sönümlense de hala devam ediyor. Malum, ülkenin gündemi bir Slayer şarkısı temposunda gittiğinden, bir meselenin uzun süre konuşulması pek mümkün olmuyor. Yine de kayyumla atanan rektörün istifa etmemekte direnmesi, öğrencilerin ve hocaların geri adım atmaması dolayısıyla direniş de belirsizlik de sürüyor. Konu sadece bir atama değil. Kayyumlar, iktidarın üniversiteleri de ele geçirme projesinin bir parçası. Bu gerçeğin ışığında; “ülkenin en zeki gençlerinin” renkli eylemlerinden söz etmemek olmaz tabii. Kayyum rektör Melih Bulu da bu süreçte ne dese battı, ne dese rezil oldu.  En komik açıklamalarından biri ise gençlere şirin gözükmek için, “Hard rock dinleyen, Metallica dinleyen bir rektörüm” demesi oldu. Kayyum rektör aslında kendince ince bir taktik uyguluyor. Çok iyi biliyor ki “Ülkenin en zeki gençleri” ancak kaliteli müzik dinleyebilirlerdi ve öğrenci kitlesi içinde metal müzik dinleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Kendisinin yaptığı elbette tribüne oynamaktan farksız! Şimdi gidip Fatih Çarşamba’da bir apartmana yöneticisi olarak atansa, aynı sözleri söyler mi? Elbette söylemez! Ne alakası var şimdi demeyin. Kayyumdur bunun adı, ne zaman nereye atanacağını bilemezsiniz! Birincisi sevgili Bulu, biz de Metallica’yı severiz, dinleriz fakat ortama ayak uydurmak için metal müzik dinlediğini söyleyip sadece Metallica’yı sayanlara da “kıro” diyoruz! Öte yandan son dönemdeki piyasacı hallerinden ötürü, 30 yıl önceki şaheserlerini daha çok sahipleniriz bizim cenahta. Eğer onları kastediyorsanız eğer, dinlemiş fakat belli ki anlamamışsınız. Metalci rektörün en sevdiği şarkı da “Nothing Else Matter’mış. Bunu duyunca dakikalarca kahkaha attım. Belli ki ergen döneminde aşık olunca dinlemiş, kırk yıllık metalciymiş gibi davranıyor. İntihal kokan makalesinde yaptığı gibi, eminim şarkıların sözlerine de zahmet edip bakmamıştır kendisi. And Justice For All ile cevap verelim kendisine: “Burnun Kaf Dağı’ndaOnların ayrıcalıklarından sen de faydalanıyorsunSöylediklerine inanamıyorumÖdediğin bedele inanamıyorumHiçbir şey kurtaramaz seni” Master Of Puppets ile devam edelim: “Sürünerek yaklaş, çabuk olEfendine itaat etKuklaların efendisiyim benİplerin benim elimde O Metallica deyince Boğaziçi’liler de boş durmadı tabii. Grubun For Whom The Bell Tolls parçasını kendisine uyarladılar. Şarkının orijinalini üst üste bu kadar dinlememiştim desem abartmış olmam. Lütfen siz de dinleyin. Bu harika gençlik headbang yaparak götürecek sizleri! https://www.youtube.com/watch?v=xEVtTOBW7Ok “Elinde pankartla Boğaziçi’ndeMücadele eden kim?Kuzeyde, güneyde şimdi her yerdeÖğrenci ve hocalar hepsi birlikte Gecenin yarısı o haber geldiDemokrasiye darbeDurur mu haykırı tüm BoğaziçiHazırlan bu söz sana, şimdi bak dinle!Boyun eğmeyizBiz kayyumaVazgeçmiyoruzİSTİFA! Makalen çalıntı her şeyin yalanFark etmeyiz mi sandın?Okulu şirkete çevirmek neymiş?O iş yatar kayyum, bence anladınBugün de yarın da yine buradayızSeçimdir hakkımızCV’inde neler var bundan bize neKayyuma karşıdır tüm Boğaziçi” *** Boğaziçi öğrencileri başta olmak üzere kayyum rektörü protesto eden tüm rocker üniversiteliler ile el ele verdik ve “ben hard rock dinliyorum, Metallica dinliyorum” diyen rektörü tiye alarak heavy metal kavramı ve haybecilik üzerinden beyefendiyi trend topiğe soktuk. Eylemlerimiz sürecek. Siz de DeliKasap’ı destekleyerek bizlere güç verebilirsiniz… DELİKASAP DERGİ’NİN NOTU: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncilığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

ABD KONGRESİNİ İŞGAL EDEN ICED F***** EARTH!

Biz metalciler ortada açık bir faşizm yok ise öncelikle müzikal kaliteyi dikkate alırız. Iced Earth albümlerini de sevinçle karşıladık zamanında. Derken polislikte dikiş tutturamayan Matt Barlow gruba geri döner. Jon Schaffer ne mi yapıyor? En son ABD kongresinde heykelcik yağmalıyordu! ABD’den çok Avrupa’da sevilen, Avrupa’da ise en çok Yunanistan’da sevilen, Türkiye’de de hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Iced Earth’ün kurucusu Jon Schaffer’den doğrusu böyle bir hareket bekliyordum. Yılların Iced Earth hayranıyım. Yılların Jon Schaffer hastasıyım. İngiliz heavy metalini ABD’de en iyi harmanlayan gruptur Iced Earth… Bana göre Iron Maiden ve Judas Priest’in çocuklarından biridir Iced Earth… Britanya’da Birmingham’da heavy metali kuran iki büyük dev bu çocuğa bakamayacaklarını anlayıp ABD’nin Florida eyaletinde Tampa şehrinde bir çöplüğün kenarına bırakmışlardır Iced Earth’ü…. ABD hiçbir zaman İngiliz heavy metaline yönelmedi. Bu biraz da devletin yönlendirdiği müzik şirketlerinin politikasıydı. Şimdi uzun uzadıya demokrat fetöcü Al Gore’ün eşinin başını çektiği Priest ve Twisted Sister’ı mahkemelerde süründüren fetöcü kumpaslardan bahsettirmeyin bana lütfen… ABD heavy metalden çok thrash metal ile tanıştı.  Glam metal dediğimiz Zeki Müren’in askerleri olan acaip kıyafetli büyüklerimizi sevdi ABD halkı. Hatta doksanlarda grunge gibi fantezilere yöneldi. Ekstrem metal türlerinden sadece death metale şans tanıdı. Bizzat Florida death metalin doğduğu yer oldu. Hardcore diye sınıflayabileceğimiz ama Avrupa’da aklı başında metalcilerin pek dinlemediği bir melez türün cenneti oldu ABD. Twisted Sister Terör Örgütü Lideri Dee Snider Al Gore kumpasında PMRC'ye ifade verirken...

Eylem ve Mekân Olarak Boğaziçi Tutumu: “Öfke devrimsel tutumun oluştuğu andır”

“Düşüncenin söyleme dönüşümü ile hareket, öfkenin eyleme dönüşümü ile devrim oluşur.” Solun tarihinde öfkenin en güçlü seslerinden Mihail Bakunin “Devlet ve Anarşi” adlı muazzam eserinde böyle der ve ekler “Kitlenin öfkesi yönetim mekanizmaları için en gerçekçi tehdittir nitekim teori ve fikir ancak eylemin sonuç vermesinin ardından kendini gerçekleştirebilen şeylerdir. ‘gerçekleşen şey’i yaratan her zaman durağanı değiştiren öfkenin kendisidir… Haklının öfkesi devrimin gerçekten oluştuğu andır…” Solun bir buçuk asırlık dev teori birikimi içerisinde çok tartışmalı bir ifade olarak kabul edilse de “eylem” söz konusu olduğunda kollektif anarşizm kadar güçlü bir açıklama bulunamayacağından dolayı şu ifade edilebilir: Bakunin’in “gerçekleşmekte olan devrim anı” despotik, totaliter düzene karşı gösterilen tepkide de aynıdır, kayyum akademisyen atanan bir üniversitede gösterilen birleşik tutumda da … Boğaziçi özelinde biz buna “devrimsel an / tutum” da diyebiliriz. YENİ KOLEKTİF BOĞAZİÇİ TUTUMU Bu üniversite iktidarın bazı mağduriyet alanlarına destek vermek, TÜSİAD ile birlikte mevcut sürecin açılmasındaki “endüstri-akademi” katkısını sağlayanlardan olmak, liberal (özünde muhafazakâr) açılımlar ile sonunda ona da çatan kızgın demir sistemi “uyum kararları/reform paketleri” döneminde övmek, Yetmez ama Evet’e büyük katılım göstermek gibi faaliyetlerle adı çok anılmış da olsa katı eleştiride bulunan arkadaşlara önemli bir noktanın hatırlatılması zaruridir. Hatırlamak lazım gelir ki Henri Lefebvre’in ‘Kentsel Devrim’ eserinde net bir şekilde ortaya koyduğu üzere devrimsel tepkiler ve mekan bağlamını eylem öncesine bağlamak ancak romantik bir hareket olur. Devrimsel tepkiler mekanların tüm anlamını değiştirir ve eylem anı ve sonrası ile artık o eylemin parçası haline dönüşürler. Dolayısıyla Boğaziçi Üniversitesi, “gerçekleşen şey” devrimsel bir tepki, tutum olduğu için eylemin parçasıdır. Mekanın eleştirisi, geçmişinin kritiği elbette yapılacaktır ancak eylem anının yok sayılması tutarsızlığına hatta körlüğüne kapılmaya gerek yok. Boğaziçi hali hazırda kolektif tepkinin merkezindedir. Dolayısıyla şu anda yeni bir Boğaziçi tutumundan bahsedebiliriz. METALLICA, “HARD ROCK” DEĞİLDİR! Eylemin odağında, sistemin temsili öznesi durumundaki atanmışlara da sözüm şudur: “Adalete tecavüz edildiğini” herkes biliyor ancak “Çanlar kimin için çalıyor?” sorusunun karşılığı da o bilginin bir parçası. Bunun yanı sıra, Metallica bir “Hard Rock” grubu olmadığı gibi bahsettiğimiz öfkenin müziğini gerçekten dinleyen bir kişi “Master of Puppets” çalarken kendisini pencereden el sallarken değil aşağıda headbang yaparken bulur! “İlgili kişiye eleştiri yapılıyor orada. Nasıl insin aşağıya?” sorusunun cevabı olarak: Heavy Metal müzik dinleyen kişi Master of Puppets çalarken odasında da olsa zaten kendini tutamaz air guitar, headbang yapar… Bir devle başladık söze bir başka yoldaşla, Friedrich Engels ile son verelim. Üniversitenin kapısına kelepçe takanlara o gençlerin verdiği cevaba binaen… “Para her kapıyı açar ancak kilitleyemez.” Bir habitus tepkisiyle yaklaşmadan Boğaziçi kolektif tutumuna destek olun! “Gerçekleşmekte olan”a destek vermek mekânın geçmişi dolayısıyla determinist bağdan kopmak anlamına gelmiyor, sessizler ülkesinde somut olan tepkiye pragmatik destek vermek en akılcı tutumdur. *** Metallica Türkiye gündemine "akademik" bir bağlamda yeniden girince DeliKasap olarak bize de kapağında İnönü Stadyumu kulis anıları dahil A'dan Z'ye Metallica'nın yer aldığı bir özel sayı basmak düştü; ön sipariş için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

ÖZGÜR RUHLARIN ANTALYA’DAKİ SIĞINAĞI: ROCKPARK

Kaykaycı ve rock’n’rollcu gençlerin, yediden yetmiş yediye tüm özgür ruhların motorlarını, patenlerini, kaykaylarını, bisikletlerini “park” ettiği “rock” dükkanı; yolların, caddelerin, merdivenlerin, sokakların ve pistlerin şah, sultan ve krallarının “tabanvay” sürüşlerini en sportif gerçekleştirdikleri “ayakkabılarını” temin ettikleri kült mekân ve bizim için en önemlisi, Hard rock & Heavy metal kültürünün geleneksel medyadaki son kalesi “türünün son örneği” dergimiz DeliKasap’ın Antalya’daki yegâne satış noktası Rock Park mağazasının yaratıcısı sevgili Mert Mertler’i konuk ediyoruz sayfalarımıza. Mertler, tevazusu ve kültüre önem veren bir iş insanı kimliğiyle dikkat çekiyor… - Merhaba; Rock Park isminin hikâyesi nedir? Böyle bir dükkânı oluşturma fikri nasıl oluştu? Öncelikle Deli Kasap sayfalarına konuk olduğumuz için çok mutlu oldum, teşekkürler. Üniversiteden mezun olduğumda muhtelif işlerle uğraştım. Dört yıllık bir yöneticilik deneyiminden sonra bu işin yıpratıcılığından kurtulmak adına eşim ile kendi işimizi yapmaya karar verdik. Leman dergisinin tişörtleri, grup ve mizah tişörtlerini Antalya’da satarak bu alana giriş yaptık. Öğrencilik yıllarımızda ulaşmakta zorluk çektiğimiz ürünler olduğu için bilinç altımız da bizi yönlendirdi sanırım bu işi yapmaya. İsim ise rock kültürü adına net ifade edilecek bir şey olması adına, rock kültürünün mekânı olduğu anlaşılsın istemiş olabiliriz. -1998 yılında kuruldunuz, o günden bugüne Rock Park olarak ne değişti, ne aynı kaldı? İnsanın algısının işleyiş şekli geçmiş zamanı güzel ya da komik hatırlama eğilimindedir. Bunun etkisinde kalmamaya çalışsam da “eskiden daha güzeldi” demekten kendimi alamıyorum. Teknolojik, sosyal, kültürel ve politik süreç yeni kuşağı farklılaştırdı. Eskiden daha emek yoğun bir toplumsal süreç varken, şimdi daha hazır ve kolaycı bir süreç var. Eskiden lise öğrencilerinin yüzde 25’i gitar kursu alıp bir şeyler çalmak için emek verirken şimdi daha kolay şeyler tercih edilir oldu. 2000’li yıllar en parlak dönemdi bizim için. Grup tişörtleri satışları yüksekti. Hatta Antalya’da o yıllar bizim tarzımıza yakın 20 yeni mağaza açıldı. Hepsi de kendileri Rock Park diye tanımlıyordu. Müşteriler de yeni açılan mekanı anlatırken “yeni Rock Park açılmış” diye bahsederlerdi. Bu işin ticari yönünü yaparken genç insanların sahne deneyimi yaşamalarını sağlamak için amatör müzik grubu konserlerine sponsorluk sağlıyorduk. Stüdyo kayıtları için destek sunmaya çalışıyorduk. Kültürel etkileşim adına fanzin hazırlanmasına, basılmasına ve finanse edilmesine yardımcı olmaktan keyif aldığımız bir dönemdi. Şimdi artık böyle şeyler yok. Biz desteği kesmedik. O güzel çocuklar, o güzel atlara binip gittiler. -Pandemi sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Rock Park olarak sıkıntılarınız ve beklentileriniz nelerdir? Pandemi süreci, genel manada insan hareketini kısıtlamasından dolayı, öznel anlamda yirmi yaş altının sokağa çıkma yasağı ve okulların kapalı olması gibi nedenlerle ticari hayatımızı olumsuz etkilemekte. Antalya’da bizim ürünlerimizi satın alan insanların %90’ı öğrencilerden oluşmakta. Belki büyük şehirlerde beyaz yakalı bir çalışan grup olmasından dolayı oralarda farklılaşabilir. Kendi adımıza uzun yıllardır ticari faaliyetimiz olduğu için tedarikçilerimiz ve diğer ticari bağlantılarımız ile uzun yıllardır bu işi yapmaktayız. Herkes bu işin gerçekliğinin farkında olduğu için ekonomik beklentiye girmeden dayanışma içinde götürüyoruz. Beklenti kavramı sanırım devlet ile ilgili olabilir. Bu beklentiyi pandeminin ilk sürecinde uçak biletlerinde KDV indirimi ve “evde oturun” ile zaten fark ettik. “Evde kalın, ama özgürce uçun.” Ardından biz IBAN vermeyi düşünürken bize IBAN verilince tamamen beklentimiz sıfıra indi. Beklenti demeyelim de temenni diyelim. Kira, elektrik, su, SSK ve personel maaş ödemelerini devlet yapsa süper olur. -Rock Park mağazasının ana ürünü nedir? İnsanlar mağazanızda en çok neye ilgi gösteriyor? Rock Park kurulduğu günden bu yana ağırlık olarak rock, metal müzik tarzı grupların baskılı yazlık ve kışlık ürünleri ile aksesuarlarını satmakta. Ürün ağırlığımız Yüzde yetmiş civarı bunlardan oluşmakta. Bu ürünler ağırlıkta olunca haliyle müşterilerimiz de bu tarz beğenileri olan güzel insanlardan oluşmakta. Sadece Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında paten satış oranımızda bir artış olmakta. Onun harici Antalya’da rocker insanların uğrak mekanı diyebiliriz. -Heavy Metal, Punk ve Rock’a ilginiz nasıl oluştu? Hayat tarzınız ile işinizi nasıl harmanladınız? Ben 52 yaşında bir bireyim. 80’lerde lise okurken sanırım. Üniversitede dinleyici olarak Almanya’da çalışan akrabalarımızdan kasetler falan isteyerek sürdürdüm. Bir dönüm noktası yok. Genel anlamda rock müzik hayatımızda hep vardı. Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi gibi müzik yapan insanlardan etkilendiğimi düşünüyorum. İlk etapta bunun ismini koyduğumuzu sanmıyorum. Bunun farkındalığı sonraki yıllarda gelişti. Hayat tarzımız değişti mi bilmiyorum. Onu ancak dışarıdan bizi gözlemleyen biri söyleyebilir. İçinde olduğun bir şeyi fark etmek pek mümkün değil. Ama dışarıdan aykırı algısı toplumsal tekdüzelikle ilgili. Üniversiteden itibaren 30 yıl uzun saçlı, siyah kıyafetli bir hayat sürünce zaten normun bu olmuş oluyor. Ama farkındalık olarak hayat tarzımızı hayata bakışımız belirliyor. İnsan ve doğa odaklı, paylaşıma dayalı bir hayat sürmeye çalıştığımızı söyleyebilirim. -Aynı zamanda DeliKasap Antalya Temsilciliği gibi “kutsal” bir görevi de üstlendiniz… DeliKasap ile tanışma öykünüz nedir? Dergiyi daha çok dükkanın müdavimleri mi ediniyor? Antalya’daki DeliKasap okur profilinden bahsedebilir misiniz? DeliKasap dergisi ile ilk tanışmamız, sanırım ikinci sayıyla birlikte olmuştu. O yıllar forum kültürü hayatımızda daha etkiliydi. Büyük olasılık ile forumlardan okumuş ve iletişime geçmiş olabilirim. Eskiden rocker tayfanın bir araya gelebildiği forumlar vardı. Şimdi mikro düzeyde sanal cemaatler oluştuğu için dar alanda kısa paslaşmalar ile hayatlar sürdürülüyor. Dolayısıyla DeliKasap dergisini duymayan bir kitle de var. Ama ağırlıkta bu işin kültürel olarak yayın kısmının olmasından haberdar olup almak isteyenler, okuyucu kitlesi. Düzenli dergiyi takip edenler 25 yaş üzeri, Rock Park’ta duyup takip etmeye başlayanlar ise 18 yaş grubu diyelim. Ağırlık olarak iyi dinleyiciler, çoğu bir müzik aleti amatör de olsa çalıyor. -Rock Park müdavimlerine ve DeliKasap takipçilerinize son sözlerinizi alalım… Diyalektik olarak her şey değişiyor, dönüşüyor. İçinde bulunduğumuz süreç kültür bombardımanı misali genç insanları şaşkına çeviriyor. Bu yoğun kültürlenme ve kültürleme süreci bir noktada belli bir farkındalığa ulaşacak. Savunmasız kültürlenme sürecini bitecektir diye düşünüyorum. Rock müzik anlamında daha güzel zamanların yaşanacağını düşünüyorum. İnternet uygulamaları haritalar üzerinde çöpçatanlık hizmeti vererek sosyal ve cinsel açlığı doyuruyor olabilir. Fakat kültürel açlık bizi beklediği için, kültürel buluşmaların olacağı yeni internet uygulamalarının yolda olduğunu düşünüyorum. Bölgemizdeki rock müzik severler, Ursula Le Guin okurlar, Varlık Felsefesini tartışmak isteyenler gibi hizmet verecek araçlar ile yeni bir dünya oluşacak. Belki de “Cesur Yeni Dünya”dır. Gelecekten yana karamsar değilim. Kültür her zaman üzerine ekleyerek  ilerler. Duruşlar, gel-gitler olabilir. Ama her zaman sıçrama yaşanır. DeliKasap dergisi ve okurlarına ürettikleri kültür için çok teşekkür ediyorum. -Biz de size teşekkür ediyoruz… ...

HEAVY METAL’DEN İSLAMİ CİHAD’A; PUNK’TAN ŞERİATA DÖNEN ROCKERLAR!

Eski zamanlarda alınları secdeye varan, 5 vakit namaz kılan ya da kiliseye havraya giden ancak sonrasında dinden çıkıp da içki, cigara, sevişmek, ağızdan öpüşmek gibi şeytani yollara sapan nice rocker vardır ve bu durum köpeğin insanı ısırması misali pek haber değeri taşımaz. Ancak tam tersi durumlar, nadir de olsa, rock 'n' roll tarihinde kendini göstermiştir ve işte bu durum haber değeri taşır. Biz de heavy metal, punk, rock ve türevlerinden sapıp, -çok afedersiniz- cenabet gezmeye tövbe eden; gusül abdesti alıp şeriata, Siyasal İslama ve tarikatlara geçiş yapan rockerları yakın plana alalım istedik ve bu minvalde en kafa kesici insanlık dışı din terörizminden en yumuşak liberal islama dek "türlü renkleriyle" bu zatı muhteremleri bir hatırlayalım istedik. 1 NUMARA: Iron Maiden'ın efsanevi ilk vokalisti, şimdilerde İslami Cihat savunucusu: Paul Di'anno! Tüm zamanların en meşhur heavy metal gruplarından Iron Maiden'ın ilk vokalisti Paul Di'anno'nun zaman içinde bir şeriatçıya dönüştüğünü, hatta "İslam-i Cihad'ı bir terör örgütü olarak görmüyorum" dediğini biliyor muydunuz? Paul Di'anno'yu bir numaralı şeriatçı metalci olarak ilan ediyoruz. Hatta sevdiğimiz tek radikal dinci desek, yeridir! Bir insan hem şeriatçı hem sevimli olabilir mi? Paul öyle işte...

Edelvays Çiçeklerinin Tohumlarını Metal İle Harmanlayan Dağlı Grup: Eluveitie

Heavy Metal & Hard Rock aleminde diğer musiki janrlarında daha nadir rastlanan bir “Kafa Eleman” fenomeni mevcuttur. Daha klasik metal gruplarından örnek verecek olursak Annihilator’ın “kafası” Jeff Waters’dır mesela. Motörhead’te sadece Lemmy tek başına ekoldür. Iron Maiden’da salt Steve Harris yegane kalsa o gamsız adam grubu tek başına sürdürebilir, ama destur; Maiden müziğinin ruhunu o biçimlendirmiş, tözüne o alkol katmıştır çünkü. Kezâ Iced Earth’te John Schaffer, Metallica’da ise Lars Ulrich ipleri tutan beyzadelere örnek olarak verilebilir (James ve diğerleri gruptan ayrılsın, Lars üç ayda yeni elemanlar monte edip Metallica’yı devam ettirmeye kalkışmazsa kalıbımı basarım). Bu saydığım öznelerin her biri göle maya çalan egosantrik deli-dahilerdir, adanmışlık onların göbek adıdır. "Bağlantısız Ülke" İsviçre'nin sulak yerlerinin, Bern'in buz gibi sularından beslenen Eluveitie kafa elemanı ise hiç şüphesiz ki Chrigel Glanzmann’dır. Alp dağlarının zirvelerinde kök salan Edelvays çiçeği kokusu gibi güçlü bir metal koklama yeteneğine haizdir bu Glanzmann ve grubun uzun süreli üç üyesi, vokalist ve laternacısı (Hurdy-Gurdy) Anna Murphy, gitarist Ivo Henzi ve davulcu Merlin Sutter gibi “kafa” olmasalar da handiyse grubun kolları ve bacakları sayabileceğimiz elemanlarının yitimi sonrasında “Durmak Yok Yola Devam” şiarını belleyerek, en hayati uzuvları gerektiğinde kesip atabileceğini dosta düşmana göstermiştir! Birlikte 10 yılını geçirsen de gecen ve gündüzün bir olsa da an gelir; birileri alır başını gider. Glanzmann gibilerinin yapacağı tek şey vardır; bildiğini okumak. O da bilir çok zor olacağını her şeyin ama her grubun bir ruhu vardır ve o ruh çoğu zaman tek kişinin iradesiyle varlığını sürdürür. Yoksa çoğu grup gibi yiter giderler müzik sahnesinden. Bakınız Chrigel abimiz mevzuya dair neler söylüyor: “Tabii ki beraber yoldaşlık ettiğim insanlarla yolları ayırmak tuhaf bir durum. Herkes için garip bir dönem geçirdik ve olan oldu. Ama yaşadığımız gelişmelere bakacak olursak, şahsen ben durumdan memnunum. Krizi fırsata çevirmeyi başardığımız kanaatindeyim. Herkes için en iyisi oldu. Gerek bizim grubumuz gerekse de ayrılanlar için. Aramız gayet iyi, hâlâ görüşüyoruz.” Chrigel, üç önemli elemanını kaybettikten sonra zaman geçirmeden yaşları yirmilerinde çıtır elemanlarla grubunu besleyip adeta memleketinin dağlarının dirençli çiçeği Edelvays’ın kendini yeniden yaratması misali her zamankinden daha büyük bir enerjiyle grubunu ayakta tutmayı başardı. Şimdi her zamankinden daha güçlü bir aileye dönüştüğüne inanıyor Chrigel. Eluveitie’nin müziği İsviçre Alpleri’nde tohumlanmış olsa da Kelt ve İskoç ezgileri, Alman ve İskandinav Folk müziği ve Avrupa geleneksel halk müziği ile klasik heavy metalin dengeli bir sentezini de içeriyor. Çağdaşı Korpiklaani gibi salt “mütemadiyen gır-gır geçme” ve “vur patlasın-çal-oynasın” tipi eğlenceli “Köylü-Metali”nden daha çok mitoloji, mistisizm, drama ve “ağırbaşlılık” içeren bir Folk-Metal bu. Elbette ki eğlenceyi de ıskalamıyorlar; sonuçta damardaki kanın akışını hızlandıran kır ezgileri Eluveitie’nin de iskeletini oluşturmakta. İsviçre’nin Bern kentinin sembolü “seksi kutsal ayı tanrıçası”nın romantik çığlıklarını bile duymak olası bu gizemli grubun müziğinde. Çok dilli, çok renkli, çok “varlıklı” bir müzik deneyimi bu; eski İngilizce, Galce, Bretonca, Kernevekçe ve envai tür Kelt aksanı ve geleneksel enstrümanlarıyla, Alplerde hoplayarak gezen Heidi ruhu taşıyan ultra-romantik müziğiyle, kalabalık kadrolu bu “köklü” ama bir anlamda “yeni” grubun müziğiyle bir katharsıs duygusu yaşamamak için odunsu bir tabiatınızın olması gerekir. Folk-metal'e kayıtsız kalanlar, duygu dolu bu metalik türe hakkını vermeyenler, melez-metale omuz silkenler, oflayıp puflayanlar ne bahtsız varlıklardır! *** DeliKasap Dergi tam 19 yıldır basılı ve dijital yayınlarını sürdüren yegane rock’n’roll kültürü mecmuasıdır. Dergimize destek olmak ve 666+2. Sayıya ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Right Menu Icon