Müzik Ötesi

Metalciler Futbol Edebiyatı Dergisi Yayınladı: Şampiyon Dergi Çıktı

Türkiye'nin hâlâ yayınlanan en eski rock'n'roll kültürü dergisi, Direnişçi Heavy Metal & Hard Rock mecmuası DeliKasap, bir "Futbol Edebiyatı neşriyatı" yayınladı, Şampiyon Dergi. https://www.delikasap.org/urun/sampiyon-dergi-ilk-sayisi-cikti/ DeliKasap Dergi abonelerinin katkısıyla basılan Şampiyon Dergi başta Beşiktaşlılar olmak üzere edebiyatsever ve futbolseverlerden olumlu tepkiler aldı. "Türkiye'de futbol kültürü ya hırsızların, ya faşistlerin ya da Fethullahçıların güdümünde" diyen Şampiyon Dergi yayın yönetmeni Murat Arda aynı zamanda DeliKasap Rock ve Metal Dergisi'ni de çıkaran ekipte yer alıyor. "Rock Kültürü içerisinde Fethullahçıların hiç barınamadığını faşistlerin ise utanarak kendilerini gizlemek zorunda kaldıklarını" ifade eden Arda "futbol ve medya dünyasında dinin, hırsızlığın, ırkçılığın ve siyasetin belirleyici olması çok tehlikeli bir durum" diyor. "Bu yüzden bu alana da müdahale etmemiz şart oldu. Daha şimdiden faşist ve Fethullahçı güruhu rahatsız etmeyi başardık, bence bu başlangıç için hiç de fena değil" diyen Arda, Türkiye'de bağımsız ve özgür düşünceli bir kültürel ortamın gelişmesi için metalciler olarak ellerini taşın altına koymaya devam edeceklerini ve kültürel alandaki yozlaşıya teslim olmayıp ilerici güçlerle dayanışma içerisinde kalacaklarını belirtti. İlk sayısında Sergen Yalçın'ı kapak yapmalarına rağmen Beşiktaşlı olmayan futbolseverlerin de dergiye ilgi gösterdiğini söyleyen Arda, kapak tasarımını yapan arkadaşlarının Fenerbahçeli, editörlerinin ise Dersimsporlu olduğunu söyleyerek "faşizme, zorbalığa ve din taassubuna karşıyız ama kardeşliği, centilmenliği, iyi futbolu destekliyor ve haysiyetli tüm oluşumlara sempatiyle bakıyoruz." diyor. DeliKasap Dergi'ye abone olarak siz de bağımsız yayıncılığa destek olabilir, Şampiyon Spor Kültürü Mecmuası, TR!P Bilim Sanat Dergisi, DeliKasap Hard Rock Mecmuası gibi özgün yayınların hayata geçmesine katkı verebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/abonelik-iki-yillik/ ...

Verdiğimiz rahatsızlıktan gurur duyuyoruz!

Pandemi sürecinde müziğe gelen kısıtlamayı hepimiz biliyoruz. “Müziğe gelen” diyorum çünkü bugün itibariyle konunun salgınla ilgili olmadığını, niyetin direkt olarak müziğin, eğlencenin yasaklanması olduğunu çok net anlamış olduk. Zaten öyle olduğunu ifade edenler oluyordu kuşkusuz ama en azından artık eminiz! Kısıtlamalarda, tam kapanmada, kademeli normalleşmede her sektör hasbelkader faaliyetlerini sürdürme şansını buldu fakat bir yılı aşkın süre boyunca hiçbir gelir kapısı olmayan tek kesim müzisyenler oldu. Bırakın konser vermeyi, cafe-restoranların açılmasına karar verildiğinde bile mekanlarda canlı müziğe izin çıkmadı. Neden? Virüs şarkı söyleyince frekanslar halinde daha hızlı mı bulaşıyor acaba? İnsanlar yemeklerini yerken kenarda bir müzisyen ekmeğini kazansa ne olurdu? Aslında sorun alay edilmeyecek kadar büyüktü. Çünkü açlığa, çaresizliğe, hatta birçokları intihara sürüklenen müzisyenlerin dramlarını gördük, izledik hep beraber. Emektar enstrümanlarını aç kalmamak için içleri kan ağlayarak satanlar, daha zor durumda olan meslektaşları için dayanışma yapanlar, bağışlarda bulunanlar, ekmeğini bölüşenler… Bütün çağrılara rağmen yine de karar alıcıların inadı kırılmamış, yasaklar gevşetilmemişti. Bugün alınacak yeni kararları dört gözle bekleyen müzisyenler, hiç ummadıkları –belki de adları gibi bildikleri- bir çıkışla karşılaştılar. Müzikle ilgili kısıtlamaları saat 24:00’e çekildiği açıklanan kararda: “Kusura bakmayın, kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok!” denildi. Zaten kendilerine ideolojik yaklaşıldığını savunan müzisyenler de tepkilerini sosyal medyadan dile getirdiler: “Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz!” İnsanlara sürekli nasıl yaşamaları, nasıl davranmaları gerektiği konusunda talimat verircesine konuşanların, beğenmedikleri kesimlere sürekli hakaret yağdıran ve asılsız yakıştırmalarda bulunanların “Herkesin hayatına kimse karışamaz” şeklinde sözler söylemesi trajikomik, orası ayrı. Fakat hafta sonları için getirilen alkol yasağının nasıl hiçbir mantığı yoksa müzik yasağının da tamamen yaşam tarzına müdahaleyi amaçladığının itirafıyla karşı karşıyayız. Evet, onlar rahatsız oluyorlar. Gençlerin ve her daim genç hissedenlerin eğlenmesinden, kızlı erkekli bir araya gelmelerinden, dans etmelerinden, gülmelerinden, alkol almalarından, bağıra çağıra şarkı söylemelerinden rahatsız oluyorlar. Ve her fırsatta bir mevzi daha kazanmak için bahaneler üretmeye devam edeceklerdir. Onlar sanattan, edebiyattan, müzikten, yaratıcılıktan rahatsızlar. Erkenden evlenip, üç çocuk yapıp hayatımızı hiçbir şey düşünmeden, hiçbir şey üretmeden, hiçbir şey sorgulamadan geçirelim ve verdikleri her kararda boynumuzu bükelim istiyorlar. Biz ise onlara verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı gurur duyuyoruz! İnadına ve daha fazla, evde, işte, sokakta, arabanızda her fırsatta müziğin sesini biraz daha açalım. Hadi, biraz gürültü yapalım. https://www.youtube.com/watch?v=HazX9LMhvag Türkiye'nin en gürültülü dergisi DeliKasap 666+2. sayısını yayınladı. Dergimizi incelemek isteyenler: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Popçu Tarkan V Rockçı Kıraç

Avrupa Şampiyonası’nda İtalya ile karşılaşacağımız açılış maçının heyecanı içindeyiz. Üstelik A Milliler son yılların en umut veren takımını kurmuş durumda ve formunun zirvesinde. 2002’de yakalanan Dünya Üçüncülüğü başarısından sonra belki de ilk defa bu kadar iddialıyız. Eh, 2002’de harikalar yaratan Şenol Güneş yeniden takımın başında, kolay mı? Niyetim bu pozitif ortama gölge düşürmek değil fakat değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü büyük hedefler koyduğumuz şampiyona maalesef biraz talihsiz başladı. Dinleyenleriniz vardır efendim, Milli Takım’a şampiyona için marş hazırlama görevi ‘Rockçı Kıraç’a verildi. Fakat ortaya çıkan şey şarkısıyla, klibiyle tam bir fiyasko! Öncelikle klipte, arka plandaki ay yıldızlı bayrağın önünde bir tane büyük Kıraç ve ekranın etrafında tam 7 tane küçük Kıraççık sürekli olarak yumruk yapmış kolunu kaldırıp indirerek bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Fakat Kıraç ve küçük Kıraçlar dakikalarda “Haydi, haydi, haydi…” diye bağırıyorlar ve siz şarkının ne zaman başlayacağını merak edip duruyorsunuz. Kazım Koyuncu’ya selam olsun. Sıkı devrimciliği ile bildiğimiz Şair Ceketli Çocuk bir “Hayde” dedi, yıllardır onun ekmeğini çevirip çevirip yemeyen kalmadı! Neyse, konumuza dönelim. Haydi’ler bitince şarkı sözleri nihayet başlıyor: “Dört koldan her yanı ateş sarsa daAteş dokunmaz sana sen çık meydana” Yani, “Futbolcular siz biraz ödleksiniz ama bir şeycik olmaz hadi çıkın sahaya,” mı demek istemiş, tam anlamadım… “Yalnız değilsin sen Türkiye’mizsinDünyaya haykıran gür sesimizsin” Tamam buralar fena değil diyelim. Sonra skandal başlıyor işte: “Sen de askersin, sen de Mehmet’sinKalbinde en derinde hissedeceksin.” Haydaaa… Zaten biz futbolu savaşmakla, topla tüfekle, tekme tokatla karşı tarafa girişmekle karıştırdığımız için kaybetmiyor muyduk? Futbolcuları askere, rakibi düşmana benzetme işi kaçıncı yüzyılda kaldı Allah aşkına? Öte yandan, milyon dolarlarla oynayan adamları, her an ölümle burun buruna yaşayan emekçi halkın evlatlarıyla bir tutmak biraz ayıp olmuyor mu? Hem de askerliğini sen de bedelli yapmışken sevgili Kıraç… Peki kalplerinde en derinde nasıl hissederler, bunu pek kestiremiyorum, belki prim kavgası yapmayı bıraktıkları zaman olabilir! Başka türlü bir futbol kültürünü arzulayan DeliKasap Dergi olarak bir de şöyle bir Şampiyon Dergi projemiz var, yeri gelmişken onu da araya iliştirelim: https://www.delikasap.org/urun/sampiyon-dergi-ilk-sayisi-cikti/ Amaç futbolcusuyla, halkıyla gaza gelmekse eğer, Kıraç’ınki ancak, Milli Marş okunurken abartılı bağırmaları ve hareketleriyle kameraya oynadığı çok bariz belli olan Alpay Özalan'ı gaza getirebilir. Gerçi o artık hava topunda üzerine düşen rakip oyuncuya yumruk atmak veya kendisine küfrettiğini sandığı takım arkadaşına Osmanlı tokadı atmak yerine şimdilerde mecliste kavgalara müdahil oluyor ya da çek senet işleriyle alakalı kanun teklifi veriyor. Neyse… Ancak böyle bir kitleye hitap edebileceğini söyleyebileceğimiz Kıraç’ın, Fenerbahçe’nin 100. Yılı için yaptığı marşın da “1 Mayıs” marşından araklandığı çokça söylenmişti. 2000 yılına kadar benim de severek dinlediğim birçok şarkısı olduğunu itiraf edeceğim Kıraç’a sonra bir haller oldu, marşlara el atmaya başlayınca dibe gitti, sonra iyice saçmalamaya başladı. Zaman zaman ırkçılığa varan söylemlerde bulunan Kıraç, bir gün çıkıp İngilizce eğitimin kaldırılması gerektiğini söyledi, İngilizce öğrenmenin Türk yaşam şeklini darmadağın ettiğini iddia etti. ABD hegemonyasını İngilizce’ye indirgeyecek kadar sığ gören Kıraç rapçilerin uyuşturucu kullanıp müzik yaptığını iddia etmiş, savına şöyle bilimsel (!) bir kanıt da bulmuştu: “Uyuşturucu kullanmasalar bu kadar hızlı söyleyemezler!” Ceza’nın kendisine verdiği cevabı hatırlamak isteyenler gerekli anahtar kelimeleri video paylaşım sitelerine yazabilirler… Aslında düşününce marş hazırlama görevinin neden Kıraç’a verildiğini anlamak çok güç değil. Her ne kadar muhalif görünse de görüşleri ve söylemleriyle günümüz egemen iktidarının yarattığı ortalama zekanın kendisi olduğunu net görebiliyoruz. “Çocuklara dadılar bakıyor, kahvaltıcılar tıklım tıklım. Kadınlar kahvaltı hazırlamıyor. Bu algıyı kırmak lazım,” diyen de o kovboy şapkalı, yakışıklı rockçı Kıraç sevgili dostlar. Çaptan düşen Rockçı olmak gerçekten bir insan için çok tehlikeli bir durum anlayacağınız. Marşa dönersek, 20 yıl önce 2002 yılında Tarkan’ın yaptığı, şimdikini solda sıfır bırakan “Bir Oluruz Yolunda” şarkısından sonra gelinen nokta bu olmamalıydı. Biz de bir zamanlar rock tınılı şarkılar yaptı diye sineye çekecek değildik herhalde. Biz Metallica dinlemesine rağmen rektör Melih Bulu’ya bile gider yapmışız sonuçta! Toplumsal mesaj vereceğim kaygısıyla birçok kez saçmalayan Kıraç yerine de Tarkan, bugüne kadar çok daha isabetli, mantıklı ve cesur sözler söylemiştir. Hasankeyf yok olmasın diye defalarca çağrıda bulunan, İkizdere’ye yapılacak taş ocağına karşı direnişçilere dayanışma mesajları gönderen Tarkan, son olarak bir tecavüz sanığının serbest bırakılmasına isyan ettiği için hakkında hakaret davası açılan Ezgi Mola’nın yanında olduğunu açık açık belirtmişti. Bunu da not düşmüş olalım. Tüm halkımızdan şampiyona boyunca, yeni marşın mümkün olduğunca çalınmaması için seferber olmaları, rastladıkları yerde seslerin kısılması için baskı yapmaları, elektrik kablolarını koparmaları vb. yollarla engellemeleri ricasında bulunuyorum. Hele şu şampiyonayı atlatalım, önümüzdeki marşlara bakarız… Türkiye'nin en çok SATAN rock metal dergisi 666+2 numaralı özel sayısını yayınladı. İncelemek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

ŞAMPİYON DERGİ İLK SAYISI ÖN SİPARİŞE ÇIKTI

Senede bir kez basılacak olan yeni bir dergi yayın hayatına "merhaba" dedi. ŞAMPİYON Dergisi ilk sayısı ön siparişe çıktı. Kapağını Poseidonvari bir görkemle Sergen Yalçın'ın süslediği ve sadece 1903 adet limited edition basılan derginin ilk sayısı Atiba Hutchinson, Necip Uysal, Adriano Correia, Ricardo Quaresma, Dusko Tosic gibi futbolcuların kitabının da yazarı olan DeliKasap Dergi yayın yönetmeni Atlantis'ten Gelen Adam, Murat Arda tarafından yayına hazırlandı. Arda daha önce Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün 2015-2016 ve 2016-2017 Şampiyonluk Özel Sayılarını da kulüp bünyesinde yayına hazırlamıştı. ŞAMPİYON Dergisi aynı zamanda DeliKasap, TR!P Kültür, Semtin Çocukları gibi dergileri de bünyesinde bulunduran ZİHİN AÇIKLIĞI ENSTİTÜSÜ tarafından yayınlanıyor. Haziran ayında dağıtımına başlanacak olan ŞAMPİYON Dergi içeriğinde Beşiktaş'ın 2020-2021 Sezonu Şampiyon kadrosu ve Beşiktaş emekçileri ile yapılan özel röportajların yanı sıra, anılar, futbol edebiyatı, kavga, kan, ter ve gözyaşı da bulunuyor. Sınırlı sayıda basılan dergiyi edinmek için: https://www.delikasap.org/urun/sampiyon-dergi-ilk-sayisi-cikti/ ...

Valla En Güzelini Özlem Tekin Yaptı

Ona devamlı surette “rockçısın sen rockçı kal” dediler, kızı hiç dinlemediler. Devamlı bir tevatür yaptılar; “rockçı mıydı popçu muydu elektronikacı mıydı lezbiyen miydi sapık mıydı” dediler, kızı hep daralttılar, kıza hiç aman vermediler. Kız hep “ben rockçı falan değilim, bana rockçı demeyin, ben elektronika dinliyorum” dedi, dinlemediler. “Sex and drugs and rock’n’roll” hayat tarzını bi ara dolu dizgin yaşadığı, Alt Kemancı’da şahane Guns N’ Roses coverladığı bi dönem için doğruysa da o çoktan 2000’lerde “rock bitti ağbi yea” gemisine binmiş, clubbing ekolüyle teknoya, rave’e, dance-floor’a, “moderen” müziklere gark olmuştu; ama magazin dünyasına fark etmedi, medya takmış takıştırmış, biraz da beyin tembelliğiyle beğenmişti de bu imajı bi kere, yakıştırmıştı ona lakabı cillop gibi: ROCKÇI ÖZLEM TEKİN! Tıpkı Arthur Miller’ın şahane kitabından uyarlanan şahane film Cadı Kazanı’nda Winona Ryder karakterine ve mahalle baskısı zulmüne illallah diyen Daniel Day-Levis (S.A.V.) üstadımın artık dayanamayıp “Evet ulan Allah Mallah yok” diye isyan etmesi misali, sonunda o da kabullendi “Rockçı Özlem Tekin” imajını, metazori! Rockçılıksa alın ulan size rockçılık diyerek dağları deldi tek başına, çölleri aştı bir tek o ve erleri yendi kız başına! Ama kızın özü bu değildi ki! KIZ ROCKÇI FALAN DEĞİL Kİ! Her şeyde beyan esastır diyoruz, kız “Abi ben rockçı falan değilim” diyor, “YOK! ROCKÇISIN SEN ROCKÇI KAL!” Hatunu öldür hakkını ver; sıkı müzisyendi ve elinden gelenin en iyisini de yaptı bence. Rock mı, alın ulan! Lâkin önünde sonunda sahteliğe dayanamadı, buralardan dar kaçtı. Bir köye yerleşti; korona morona da yokken haa! Boyalı medya gene kızla uğraştı o dönemde; akıllarınca alay ediyordu zırtolar! “Rockçı Özlem eşeğe bindi, rockçı özlem tezek topladı falan…” AH AH AH, NE KOMİK! Korona şehir hayatını vurunca hepsi madara olmadı mı!? Pandemiden çok kısa bir süre önce bile hâlâ Özlem Tekin ile uğraşmaya devam ediyorlardı. Sikko bir gazetede üç sütuna şöyle yazdılar: “Rockçı Özlem Tekin Köye Yerleşti, Telefonu Yok, At Kullanıyor, Muhtar Azası Oldu, Rockçı Özlem Tekin Köy Kadını Oldu” Bize sorarsanız; “Valla En Güzelini Özlem Tekin Yaptı” DELİKASAP DERGİ 666+2 NUMARALI KOLEKSİYON SAYISI YAYINLANDI...

FAŞİST TED NUGENT’İ COVID ÇARPTI, METAL YILDIZLARI BELA OKUDU

Donald Trump ve “MAGA” kafasının (Make America Great Again) rock sektöründeki en büyük destekçisi olan ve daha önce “Kovid-19 yok ki olm!”, “Başka her türlü sebepten ölen kişilerin ölüm belgesine COVID yazıyorlar”, “COVID bir düzenbazlık salgınıdır. Gerçek bir salgın değildir aşıları da gerçek değildir” gibi Redneck aklının en yaratıcı sözlerini dile getiren Ted Nugent şimdi de “COVID oldum geberiyorum lan!” diye böğüre böğüre ağlamakta. Pazartesi günü Facebook kanalından canlı yayın yapan ultra-Trump’çi Nugent, “Son on gündür grip benzeri semptomlarım vardı giderek kötüleşti öyle ki ölüyorum diye düşündüm. Bugün öğrendim ki şu Çin bokuna kapılmışım. Testim pozitif çıktı çektiğim acıyı anlatamam kelimenin tam manasıyla yataktan sürünerek çıkıyorum” diye zırladı. Aklı başına gelmiş olacak ki evde ve karantinada olduğunu da dile getiren eski çocuk tacizcisi kısa süre önce “COVID-19 deniliyor çünkü 18 tane daha COVID var” gibisinden alkol ve redneck kafanın birleşimi acayip sözler sarf ederek yine gündeme gelmişti. ESKİ TRUMP’ÇI DEE LAFINI ESİRGEMEDİNugent’i sosyal medya üzerinden tokatlayan ilk isim ise eski Trump’çı Twisted Sister’in vokalisti Dee Snider oldu. Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “İstemediği, reddettiği şeyler başına gelen istemezci koca ağızlılara 0 sempatim var. Dee daha bir iki gün önce yine başka bir faşist olan Jon Schaffer'a da şu şekilde ayar vermişti: https://www.delikasap.org/2021/04/20/twisted-sister-efsanesi-dee-snider-jon-schaffere-gammazci-pust-muamelesi-cekti/ Ted efendi COVID’e saçmalık derken insanlar bunun yüzünden acı çekip öldü” diyen ve “Döndü dolaştı Ted’in .ötüne girdi” diye öfkesini dile getiren Snider’in aksine ailesi akademisyen olan Testament’in dev gitaristi Alex Skolnick ise zeka dolu basit bir görselle durumu anlatmayı tercih etti. SKLONICK DURUMU İŞTE BÖYLE ÖZETLEDİ Alex Skolnick, Twitter üzerinden önce Ted’in pandemiyle dalga geçen bir haberini koyarak “Nasıl başlamıştı” dedi ve altına Ted’in son açıklamalarını koyarak “Şimdi nasıl gidiyor” ifadesini kullandı. Thrash efsanesinin ardından bir başka glam metal efsanesi L.A. Guns’in kurucusu Tracii Guns da “Açık olmak gerekirse Ted hastalandığı için üzgünüm ve eşit şekilde bilime güvenme öngörüsüne sahip olmadığı için de üzgünüm. Çığırtkan ve hatalı olmak ölmeye değer mi e be gerizekalı?” diye ders verdi. Skid Row’un yırtıcı sesli vokalisti Sebastian Bach (neden hiç normal isimleri olmaz bunların) ise twitter adresinden mevzuya dalarak “Asya nefreti sergileyenlere sıfır sempati! Nefretini kusmak istersen hemen nefretle karşılaşırsın. Sıkıntı yok biladellll! https://www.youtube.com/watch?v=C3nycoZ-zzw Z kelimesini (siyahiler için kullanılan aşağılayıcı ifade kastedilmekte) kullanan tanıştığım herkese 0 sempati! Bunun gibi müzisyenler varsa da Dee ve benim gibi asla bunu kabul etmeyen insanlar da var. Üstelik onlardan daha büyüğüz” ifadelerine paylaşımında yer verdi. (DeliKasap Haber Ajansı/Emre Doğulu) Sebastian Bach Ted'e çok öfkeli ROCK 'N' ROLL KÜLTÜRÜNÜN YEGANE MECMUASI DELİKASAP 666+2. SAYI ÇIKTI Dergimize abone olmak, eski ve yeni sayılarımızı edinmek ya da kapaklarımızı övmek için dükkanımıza buyrun: https://www.delikasap.org/urun/abonelik/ ...

Bahçelerde metal, dinlet bize bazı bazı!

Gün geçmiyor ki metal müziğin bir faydası ortaya çıkmasın sevgili metalseverler. Daha önce Avustralyalı bilimcilerin yaptığı araştırmaya göre, metal müziğin insanları mental rahatsızlıklardan koruduğu ortaya çıkmıştı. Rock & metal müzik dinleyicilerinin psikolojik problemler yaşamaya yatkın olduklarına dair toplumlardaki malum önyargıların aksine, bu müzik türünü dinleyerek büyüyen insanların genç yaşlardan itibaren sorunlarla baş etmede ve çözüm yollarına ulaşmada daha başarılı olduğu ortaya konulmuştu. Hatta azımsanmayacak kadar fazla kişi simsiyah giyinip, türlü dövme ve piercing takan, müziğin sesini kökleyip en sert davullar ve gitar sololarıyla coşan, brutal vokaller eşliğinde headbang yapan metalcilerin görünenin ve sanılanın aksine ne kadar sakin ve iyi insanlar olduklarını görüp şaşkınlığa uğradığından bahsetmiştir. İnsanlara karşı nazik, yardımsever ve saygılı davrandıkları kimsenin özel hayatına müdahale etmedikleri ve kazık atma peşinde olmadıkları bilinen gerçekler. Hatta biraz daha ileriye gidersek şu sözleri de çok duymuşuzdur: “Hiçbir ateist hırsız, ateist tecavüzcü, ateist katil görmedim!” Aynısını metalciler için de rahatlıkla ifade edebiliriz. Yani yıllar önceki, “Bunların hepsi satanist, kedi kesiyorlar.” palavrasından sonra köprünün altından çok suların aktığını zaten biliyoruz. Bunun sebebi de sanıyorum ki metalcilerin, dinledikleri sert müzik sayesinde her insanın içinde olan öfke, düşmanlık, hayal kırıklığı gibi duyguları törpülemeleri; yine her insanın içinde olan hayvani duyguları bastırmalarıdır. Yine bu konu hakkında yapılan bir araştırmaya göre, kızgın bir ruh halindeyken heavy metal dinlerseniz bu size olumlu etki ediyor ve büyük olasılıkla sakinleşiyorsunuz.  Queensland Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyan Leah Sharman isimli öğrencinin yaptığı araştırmaya göre, “Bu müzik insanların ayarsız duygularını dizginleştiriyor, onları düşünmeye itiyor ve pozitif bir ruh haline sokuyor.” Konu hakkında yapılan deneyde, 18-34 yaş aralığında seçilen 39 kişinin davranışları 16 dakikalık “sinir yüklemesinden” sonra not ediliyor. Daha sonra 10 dakikalık sessizliği seçmeleri ya da 10 dakika kendi seçtikleri şarkıları dinlemeleri isteniyor. Bu aşamadan da sonra ise deneklere sosyal yaşantıları hakkında sorular sorulup, cevapları karşılaştırılıyor. Heavy metal dinleyen deneklerin sorulara daha sakin ve mantıklı cevaplar verdiği gözleniyor.  İşte bu onur verici araştırmalardan sonra şimdi metal müziğin bitkiler üzerine olumlu etkisi ortaya çıktı sevgili dostlar. “Türkiye’nin Tek Hafta Sonu Gazetesi” sloganıyla bu hafta sonu 11. sayısı çıkan, dopdolu içeriğiyle piyasadaki tüm günlük gazeteleri şimdiden solladığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz Oksijen Gazetesi’nden alıntılayalım. Gazetenin “Evrim Ağacı” köşesini yazan Çağrı Mert Bakırcı, bu hafta bitkilerin sanılanın aksine tatlı tatlı konuşarak büyümesine bir faydalı olunamayacağını, bunun için en sert metal müziklerin dinletilmesinin sağladığı titreşime başvurulabileceğini yazdı.  Söz Çağrı Mert  Bakırcı’da: “Bazı insanlar bitkileriyle konuşmaya meyillidir ve onlarla güzel konuştuğunuzda “daha iyi” veya “daha sağlıklı” büyüdüklerine yemin edebilirler. Ne yazık ki bitkilerimizin daha iyi veya sağlıklı büyümelerini istiyorsanız, onlara güzel sözler söylemek yerine, bulabildiğiniz en sert metal müziği dinletmeyi deneyebilirsiniz. Bilirsiniz, boğazı yırtılırcasına böğüren bir death metal müzik dinletmekten söz ediyorum. Çünkü bitkilerin büyümesine yardımcı olan şey, sizin sözleriniz değil onlarla konuşurken ağzınızdan çıkan karbondioksit ve ses tellerinizin yaydığı titreşimlerdir.” Bu sözlerinin deneysel olarak test edildiğini ve doğrulandığını ifade eden Bakırcı, şöyle devam ediyor:  “Mythbusters ekibi 7 ayrı serada 2 grup bitkiye küfürler ve hakaret, 2 grup bitkiye sevgi ve aşk sözcükleri, 1 gruba klasik müzik, 1 grubaysa black/death metal dinletmişlerdir. Son grup ise kontrol grubu olarak bırakılmıştır. En hızlı büyüyen grup, metal müzik dinletilenler olmuştur.” https://gazeteoksijen.com/yazarlar/bitkiniz-sizi-duyamaz-ama-sert-muzigi-sever/ Bu kanıtlar ışığında metalciler olarak bir kez daha göğsümüzün kabardığını ifade etmek isteriz. Ayrıca, klasik müziğe de saygı duruşunda bulunarak ifade etmek isteriz ki, Rock‘n Roll ve metal dünyası insanlarının doğaya ve çevreye duyarlı, savaş karşıtı, hümanist, insan hakları savunucusu olduklarını tüm dünya zaten biliyor. O halde çılgın proje önerimiz şudur: Günden güne tükenmeye başlayan Amazonlar ve yağmur ormanları boyunca gerekli altyapıyı kuralım, hatta tüm şehirlerin meydanlarında, cadde ve sokaklarında gün boyu metal müzik yayını yapalım. Hem yeşili korumuş ve büyütmüş hem tüm dünyaya kaliteli müzik dinletmiş, hem de sakin, rahat ve düzgün bir insanlık yaratmış oluruz! Ne dersiniz, fena mı olur? DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Düşünceleri Özgürleştirmeliyiz

Uzun bir aradan sonra, farklı bir konu üzerine yazmaya karar verdim. Enformatik denilen, gelişen bir toplum olarak lanse edilen günümüz toplumunun, geçmişte yaşayan insan topluluklarından daha donanımlı olduğu iddia ediliyor. Bunun tamamen safsata olduğunu düşünüyorum çünkü günümüz toplumunun, Ulus Baker’in “iletişim sarhoşluğu” şeklinde ifade ettiği bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Aktarılan bilginin gerçekliğine bakıldığında; bu tamamiyle ortadan kaldırılmış, dezenformasyon ve manipülasyon ile bireyleri gerçeklikten tamamen uzaklaştırmış bir halde. (bknz: Kabataş Yalanı) 1980 yılı Türkiye için bir kırılma yılıdır. O dönemden sonra halk yeniden dizayn edilmiş, kazanılan tüm haklar o yıldan sonra tahrip veya yok edilmeye başlanmıştır. Bunda en büyük payda, sahiplik altına giren konvansiyonel medyadır. Medya ya da günümüzdeki durumuyla sosyal medya gerçekliğimizi yok ediyor. Dolayısıyla düşünce yetimizi ortadan kaldırıyor çünkü her insanın fikri, birey için yeni bir özgürlük alanıdır. Günümüz sınırsız iletişim ortamı ise bize bağlamından kopuk bir bireymişiz gibi davranmakta ve üzerine düşünme vakti tanımadan, hegemonyayı elinde bulunduran iktidarlar için bilgi pompalayarak bizi yönlendirmektedir. Biz farkında olmadan medyanın görüş açısı neyse ona yönlendirilmekteyiz. Medya skandal olayı sürekli tekrar etme yoluyla hem duygusal hem de toplumda bıkkınlık oluşturuncaya kadar öne çıkarmakta ve sonunda ise saman alevi gibi yok olup sanki bu olay hiç yaşanmamış gibi bireyler hayatlarına devam etmektedir. Türkiye’de kadın cinayetleri konusu buna en önemli örneklerden biridir. Kadın cinayetlerine karşı hiçbir somut adım atılmıyorken; medya, katledilen her kadının ardından olayın nasıl işlendiğini tüm ayrıntısı ile anlatmaktadır.  Ataerkil ve çürümüş toplum modeli ile mücadele yerine medya olayın duygusal boyutları ile ilgilenmektedir. Haberin verilişinden itibaren sorunlu olan bilgi aktarımı yönlendirme ile birlikte bu durumlara maruz bırakılan insanlar üzerinde psikolojik sorunlara yol açmaktadır. Sonunda ise medya gözünde bu cinayet haber değeri kalmadığı için unutulmuş hale gelmektedir. Medyanın bilgiyi kontrol edip yönlendirmelerine karşı alternatif mecralar artmaktadır. Bu konvansiyonel medyanın gündeme getirmediği pratikleri ve gerçekleri söylemeye dayanmaktadır. Böylece sesleri olmayan ve görünmeyenler, kendilerine bir nefes alma alanı yaratmaktadırlar. Medya olmadan demokrasi olmaz söylemi tamamen hatalıdır çünkü medya diktatörlüklerde de işlevsel olarak kullanılabilir. Medyanın hakim ideoloji neyse onun borazanlığını yaptığı bilinen bir gerçekliktir. Medya bilgi üretmez, yapabildiği tek şey hegemonyanın fikrini ekranlara taşımaktır. Özellikle günümüz medyası, buna sosyal medya da dahil, insanların üzüntülerine, sevinçlerine, herhangi bir duyguyu nasıl yaşayacaklarına bile yön vermektedir. Hayatımızı şekillendirdiğimiz sosyal medya ağlarına göre hareket etmekten kaçamaz duruma geldik. Çünkü hem sosyal medyada hem konvansiyonel medyada olaylar sorunun çözümlerine yönelik hareket etmekten daha çok duygusal bir şarkı veya bir roman gibi sunulmakta ve sorunlar çözüme kavuşamadığı gibi medyanın iştahını kabartacak kadar çok satmaktadır.  Uzun lafın kısası enformasyon toplumu denilen bu çağda ‘gerçek bilginin’ özne olmaktan çıkarıldığı iktidar sahiplerinin isteği doğrultusunda yönlendirildiği söylenebilir. Sadece görünenlerin sesi olan medyaya şimdi sosyal medyada eklendi. ‘Görünmeyen’ yığınlar görünenler gibi olmak için çaba sarf ediyorlarken manipülasyon ve dezenformasyon ile gerçeklikten soyutlanmaktayız. Bunun çözümü ise alternatif sosyal medya platformları değildir. Arkanda izini bıraktığın ve yönlendirmelere tamamen açık olduğun platformlar ise hiç değildir. Enformasyon denilen şey aslında günümüzde denetim ve gözetim toplumunu oluşturmuştur. Buradan tek çıkış yolumuz medyanın ya da sosyal medyanın bize verdiklerini süzgeçten geçirmektir. Aksi takdirde medyada ya da Twitter'da gördüğümüz yıkıcı bir haberi sadece üzülerek ve bıkarak geçiştiren bireyler oluruz. Özgürlük alanı olarak adlandırılan yerler olayı tek düze sunup bizi yılgınlıklar içerisine atabilir. Bundan kaçış içinse düşünmeliyiz. Düşünceleri teslim etmeden yani direnişleri aynı zamanda düşüncelerde gerçekleştirmeliyiz. DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

İblise Hizmette Sınır tanımayan, Şeytanlı Müziği Gecekondu Mahallelerine Kadar Sokan Entelektüel Müzik İnsanı: Rick Rubin

DeliKasap’taki yazı dizimizde ara ara, biraz da “mutfaktaki” Allah kitap düşmanlarını ve Ecinnilerle, Mahluklarla, Gulyabanilerle kanka olan iblis-i Ekberleri sayfalarımıza taşıyacağız. Buyrun başlıyoruz; karşınızda efsane albüm Reign in Blood’ın prodüktörlüğü ile Şeytanlı Müzik alanında nam kazanmış Rick Rubin! Slayer ekstrem sayılabilecek metal tarzıyla Eminem kadar çok satabildiyse işte bu, sakalındaki nurların kırıklarını dahi aldırmayan deli dahi pasaklı adam Rick Rubin sayesinde olmuştur… Def Jam Plakçılık ve American Recordings’in kurucusu Rubin, karizması vesilesiyle Rap’in R’sini duysa sakalları tiken tiken olan namus ve haya düşmanı Kerry King’e Beastie Boys albümünde gitar çaldırmaya muvaffak olabilmiş, metal ile rap’i harmanlayan rapcore’un önünü açmıştır! Metallica’ya maddi kazanç ama manevi yük bindiren temiz suratlı sarışın şerefsiz Bob Rock’ın ayağını kaydırıp koltuğuna oturan bu asık suratlı ama geniş yürekli şeytan sevdalısı abimiz, Slayer’ın kötücüllüğünü Metallica’nın naifliği üstüne başarıyla oturtturup Lars ve dadaşlarının akıllarını alarak gruba Death Magnetic ile ikinci baharını yaşatmıştır… https://www.youtube.com/watch?v=MNKg73kQLjs Tom Petty, Red Hot Chili Peppers, Shakira, Lady Gaga gibi banyo yapmayı seven sanat erbabına da; The Strokes, Danzig, Kid Rock, Slipknot, Green Day, System of a Down gibi yeminli vatan millet düşmanı bölücü mihraklara da hizmet etmekten sakınmayan bir vizyona sahiptir! Ezcümle Rick Rubin, her ne kadar ana akım ve s.kko yüzlerce pop müzik ve hip hop müzisyenlerine sektörde para basan berbat albümler yaptırsa da –ki Şeytanilik bunu gerektirir- metal ve rock dünyasının mutfağında yer alan en mühim dava adamlarından biridir ve bu şahıs Heavy Metal’in T. E. Lawrence’ıdır… Saygı! Daha fazlasını isteyenler DeliKasap Dergi 666+2. Sayısını edinsin: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Metal bile dinlese kayyum kayyumdur!

Boğaziçi öğrencilerinin eylemleri ilk günlere göre biraz sönümlense de hala devam ediyor. Malum, ülkenin gündemi bir Slayer şarkısı temposunda gittiğinden, bir meselenin uzun süre konuşulması pek mümkün olmuyor. Yine de kayyumla atanan rektörün istifa etmemekte direnmesi, öğrencilerin ve hocaların geri adım atmaması dolayısıyla direniş de belirsizlik de sürüyor. Konu sadece bir atama değil. Kayyumlar, iktidarın üniversiteleri de ele geçirme projesinin bir parçası. Bu gerçeğin ışığında; “ülkenin en zeki gençlerinin” renkli eylemlerinden söz etmemek olmaz tabii. Kayyum rektör Melih Bulu da bu süreçte ne dese battı, ne dese rezil oldu.  En komik açıklamalarından biri ise gençlere şirin gözükmek için, “Hard rock dinleyen, Metallica dinleyen bir rektörüm” demesi oldu. Kayyum rektör aslında kendince ince bir taktik uyguluyor. Çok iyi biliyor ki “Ülkenin en zeki gençleri” ancak kaliteli müzik dinleyebilirlerdi ve öğrenci kitlesi içinde metal müzik dinleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Kendisinin yaptığı elbette tribüne oynamaktan farksız! Şimdi gidip Fatih Çarşamba’da bir apartmana yöneticisi olarak atansa, aynı sözleri söyler mi? Elbette söylemez! Ne alakası var şimdi demeyin. Kayyumdur bunun adı, ne zaman nereye atanacağını bilemezsiniz! Birincisi sevgili Bulu, biz de Metallica’yı severiz, dinleriz fakat ortama ayak uydurmak için metal müzik dinlediğini söyleyip sadece Metallica’yı sayanlara da “kıro” diyoruz! Öte yandan son dönemdeki piyasacı hallerinden ötürü, 30 yıl önceki şaheserlerini daha çok sahipleniriz bizim cenahta. Eğer onları kastediyorsanız eğer, dinlemiş fakat belli ki anlamamışsınız. Metalci rektörün en sevdiği şarkı da “Nothing Else Matter’mış. Bunu duyunca dakikalarca kahkaha attım. Belli ki ergen döneminde aşık olunca dinlemiş, kırk yıllık metalciymiş gibi davranıyor. İntihal kokan makalesinde yaptığı gibi, eminim şarkıların sözlerine de zahmet edip bakmamıştır kendisi. And Justice For All ile cevap verelim kendisine: “Burnun Kaf Dağı’ndaOnların ayrıcalıklarından sen de faydalanıyorsunSöylediklerine inanamıyorumÖdediğin bedele inanamıyorumHiçbir şey kurtaramaz seni” Master Of Puppets ile devam edelim: “Sürünerek yaklaş, çabuk olEfendine itaat etKuklaların efendisiyim benİplerin benim elimde O Metallica deyince Boğaziçi’liler de boş durmadı tabii. Grubun For Whom The Bell Tolls parçasını kendisine uyarladılar. Şarkının orijinalini üst üste bu kadar dinlememiştim desem abartmış olmam. Lütfen siz de dinleyin. Bu harika gençlik headbang yaparak götürecek sizleri! https://www.youtube.com/watch?v=xEVtTOBW7Ok “Elinde pankartla Boğaziçi’ndeMücadele eden kim?Kuzeyde, güneyde şimdi her yerdeÖğrenci ve hocalar hepsi birlikte Gecenin yarısı o haber geldiDemokrasiye darbeDurur mu haykırı tüm BoğaziçiHazırlan bu söz sana, şimdi bak dinle!Boyun eğmeyizBiz kayyumaVazgeçmiyoruzİSTİFA! Makalen çalıntı her şeyin yalanFark etmeyiz mi sandın?Okulu şirkete çevirmek neymiş?O iş yatar kayyum, bence anladınBugün de yarın da yine buradayızSeçimdir hakkımızCV’inde neler var bundan bize neKayyuma karşıdır tüm Boğaziçi” *** Boğaziçi öğrencileri başta olmak üzere kayyum rektörü protesto eden tüm rocker üniversiteliler ile el ele verdik ve “ben hard rock dinliyorum, Metallica dinliyorum” diyen rektörü tiye alarak heavy metal kavramı ve haybecilik üzerinden beyefendiyi trend topiğe soktuk. Eylemlerimiz sürecek. Siz de DeliKasap’ı destekleyerek bizlere güç verebilirsiniz… DELİKASAP DERGİ’NİN NOTU: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncilığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Right Menu Icon