Makalelerin sitede bulunduğu alan.

Valla En Güzelini Özlem Tekin Yaptı

Ona devamlı surette “rockçısın sen rockçı kal” dediler, kızı hiç dinlemediler. Devamlı bir tevatür yaptılar; “rockçı mıydı popçu muydu elektronikacı mıydı lezbiyen miydi sapık mıydı” dediler, kızı hep daralttılar, kıza…

1 Yorum

Türkiye Punk Haritası 3- (2010’lar)…

Geçtiğimiz haftalarda 1970’lerden başlayıp bir seçki halinde 90’lar ve 2000’lerde Türkiye’de Punk’ın gelişimini incelediğimiz bu çalışmada sona geldik. Bu bölümde 2010 ve sonrasında kurulan grupların bir bölümünü anlatacağım. 2010 sonrası…

1 Yorum

EGEMENLİK ARACI OLARAK HABERCİLİK

Gazetecilik mesleğinin günümüzde geldiği noktayı tartışırken ya da ele alırken, konuyu benim her zaman tercih ettiğim bütünsel bir yaklaşımla ele almayı uygun görüyorum. Günümüz post-modern analizlerinin çoğu konuda eksik bir…

0 Yorum

HAYALETLERİN SUSKUNLUĞU

Freud ensest ilişki eğilimli, Marx, Hegel ekolünden geldiği için “fazlasıyla determinist ve ütopik”, Darwin “anti hümanist” ve Nietzsche “çelişkilerle dolu” olarak ifade edilir. Acaba öyle midir? Emre Doğulu 16. Yüzyıldan…

0 Yorum

Arzuların ikrah saatinden devrime doğru bireysel bir adım

[vc_row][vc_column][vc_column_text]George Orwell’a göre sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir. Bu topraklardan konuşacak olursak gerçeği söylemek imandandır, içinde tutmamak ise ibadettir derim. Bu yazı akıldan bedene, sözden harekete davet eden devrimci bir ibadettir.

Yazan: Aylin Subaşı
Ocak 2020, İstanbul

Arzu Uzunali (atgotten) bir podcast yayınlamış.
Arzu, benimkine çokça zıt dünya görüşü, kadınlık oluşturduğu çizdiği kendine has düşünsel haritayla bana ışık olmuş bir hanım yazardır. Ayrıca, gördüğüm en iyi kötü gün dostudur. Kızımı doğurduğum gün annemle aynı anda girmişlerdi kapıdan, birlikte gözyaşı dökmüşlerdi tanık oldukları mucize için. Bana kalırsa müthiş bir terazisi var, hayatı ne çok ciddiye alır ne de boş verir. Blogu http://atgotten.blogspot.com/ çok sevilmiş, sıkı takipçiler edinmiş bir blog. Artık yazmak kesmemiş olacak ki geçtiğimiz haftalarda podcast yayınına başladı. Bu yazının konusunu oluşturan ses kaydını buradan dinleyebilirsin:

 

Ses kaydını günlerdir görüp heyecan duyuyordum, ancak dinleyebildim. Yaptığı şey çok hoşuma gitti. Görüyorum ki, içinde tutmamanın kendisi müthiş hizmet. Arzu’nun ses kaydında bahsettiği, yazar George Orwell’a göre böyle zamanlarda hakikatleri konuşmak bile devrimci bir hareket. Arzu’nun konuşmasında içimde bir süredir yanan “devrim ateşi”ne karşılık buldum. Cesaret ettiği şeye, içinde tutmamasına saygı duydum. Ayrıca içimde bir yerlere dokundu, o yüzden şunları yazdım:

İş dünyasıyla ilgili söyledikleri görüp görmezden geldiklerim, kâh özenip denediklerim, kâh kaçtıklarımla ilgili ayna oldu. Erkekleri de es geçmemesi “ohhh” dedirtti. Herkes payını alsın. Ancak burası bu kadar, ilerlemek istiyorum. Asıl konuşmak istediklerim başka.

Konuşmasında bireyselleşme meselesine değinmesi çok dokundu içime. Nitekim aşırı bireyselleşme, Bir süredir markajımda olan bir konu. Özellikle integral felsefenin cesaretlendirdiği parçalara ayırma, parçaları analiz etme süreçleri, bireyselleşmenin geçmişini, gelişimini, yayılışını, artılarını, eksilerini, çıkışını, siyasi politikaların ve en son kişisel gelişim endüstrisinin pompalarını, modernizm, post modernizm akımlarının bireyselliği sahiplendirişini görünür kıldı. Tüm haritayı dökmek benim işim değil. Bireyselleşme meselesi bir kavram olarak bin yedi yüzlü yılların ortalarında Avrupa’da ortaya atıldığında tabii ki ayrıştırma aracı olarak kullanıldı. Hareketin en hayvani yayılımı, postmodern temeli elbette Amerika. Zaten yılanlar diyarı bence orası. (daha&helliip;)

0 Yorum