Röportaj

Efsane besteci Brad Fiedel ile Terminator’leri konuştuk!

Terminator, sinema tarihinin en sevilen serileri arasında yer alıyor, özellikle de The Terminator ve Judgment Day! James Cameron ve Arnold Schwarzenegger önderliğinde hazırlanan ilk iki film, zamanın çok ötesinde yapımlardı. Kendi adıma konuşmam gerekirse, favorim ikinci film. Dilimize "Kıyamet Günü" olarak çevirilen bu yapım, ülkemizdeki sinemalarda uzun kuyruklar oluşturan nadir yabancı filmlerdendi. Tam 102 milyon dolar yapım bütçesi vardı ve "Dünyanın en pahalı filmi" unvanlı bu film, gişede 520 milyon dolar hasılat elde edip 4 tane de Oscar'ın sahibi olmuştu. Bu filmlerin başarılı olmasında elbette müziklerinin de payı büyüktü. Brad Fiedel tarafından hazırlanan müzikler, günümüzde de vurucu etkilerini koruyor ve YouTube'da pek çok farklı tarzda cover'ları bulunuyor. Yakın zamanda vizyona giren Terminator: Dark Fate filmi ve yine yakın zamanda satışa sunulan Terminator: Resistance oyununda bile bazı müzikleri tekrar kullanıldı (Her ne kadar Fiedel'ın oyunlarla ilgisi olmasa da). Hatta "The Terminator Live" adı verilen ve farklı ülkelerde sahnelenmesi planlanan bir gösteri bile var. Umarım bir gün bu şovu Türkiye'de de izleriz. Ana tema müziğinin nasıl ortaya çıktığını merak ediyorum. Bir ilham kaynağınız var mıydı ve mesela neden "da dan dan da dan?" Ana temayı, filmi gördükten sonraki sabah yazdım. Piyanonun başına oturduktan sonra filmde beni etkileyen şeyleri düşünerek hareket ettim. Hikâye, duygular, renkler, ışık ve diğer detaylar. Tema müziği, yaptığım doğaçlama ile ortaya çıkmış oldu. Genellikle hayal gücümü kullanarak, çok da düşünmeden yani. Çalışmam müzikal şeklini almaya başladıktan sonra, kafamda duyduğum şeye mümkün olduğunca en yakın şeyi ortaya çıkarmayı denedim. The Terminator, fazlasıyla karanlık ve korkutucu bir filmdi. Bunda müziklerin de katkısı vardı. Terminator 2 ise daha aksiyon odaklı, daha soğuk renk filtrelerinin olduğu (buz mavisi gibi) bir filmdi ve bu filmler yıllar geçmesine rağmen hâlâ popüler. Kendimi filmlere odakladım. Terminator 2 öncesinde zaten tema müziği belliydi ve bir devam filmi olarak bu temaya destekleyici nasıl sesler olabilir düşüncesi üzerine odaklandım. Çok büyük bütçeli bir filmdi ve dolayısıyla farklı işitsel çalışmalar gerekiyordu. İlk filmin tüm bu yıllar boyunca izleyici üzerinde yarattığı büyük etkiyi hayal edemezdim. T1 ve T2 için hangi enstrümanları kullanmıştın? The Terminator'ü bir tane Oberheim synth, bir tane Drum Machine, bir tane Emulator, bir tane Prophet 10, bir tane akustik piyano ve bir de canlı elektrikli keman (Ross Levinson) ile yapmıştım. Terminator 2'de ise, Fairlight CMI'in akustik piyanosu ve elektrikli kemanı kullanıldı. Özellikle Terminator 2'nin müzikleri çok soğuktu. Sanki metal, çelik gibi ama öte yandan da fazlasıyla duygusal ve vurucu. Tüm bu unsurları nasıl bir araya getirip sunabildin? İlginçtir, aslında Terminator 2'nin müziklerinin ilk filmdekilerdeki müziklere kıyasla bazı yönlerden daha duygusal ve zengin olduklarını düşünüyorum. T2 müzikleri, Fairlight üzerinde yaptığım pek çok ses düzenlemesi (teller, perküsyon, pirinç gibi) içeriyor. Ayrıca The Terminator'deki metalik sesler ağırlıklı olarak elektronikti, sadece piyano akustikti. Gerçekten merak ediyorum, ilk iki filmden sonra diğer Terminator filmlerinde müziklerinle neden yer almadın? Çünkü ilk iki filmin ardından hiçkimse yeni filmlere dahil olmak ister misin diye sormadı. İki filmde de favori müzik ve sahne kombinasyonların neler? The Terminator'de, Kyle Reese'in rüyasında geleceği gördüğü, kırık televizyon ekranından ateşin izlendiği sahne ve müzik uyumu favorilerimden biri. Terminator 2'de ise, finale doğru, Terminator'ün lavlara doğru yavaş yavaş indiği sahne ve müzik uyumu favorim. Günümüzde Boston Dynamics, yapay zekâ ve robotlar üzerine dikkat çekici çalışmalar yapıyor. Pek çok farklı teknoloji firmasının da bu yönde çalışmaları var. Mesela sürücüsüz otomobiller ve insansız hava araçları gibi. Tüm bunları bir arada düşünürsek, "gelecek" az da olsa seni korkutuyor mu? Yani filmler gerçek olabilir mi? Bu soruyu James Cameron'a da sormayı çok isterdim! Pek çok sürecin makinelere devrediliyor olmasından dolayı endişeliyim. Bence filmler hâlâ konularıyla güncel. DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Sebastian Bach’dan sonra efsane Bruce Campell da patladı: “Çoğunuz kıçımı öpebilirsiniz ama…”

4 yıl önce bu sayfalarda Sebastian Bach'ın internet ve sosyal medya kullanımı üzerine yaptığı eleştirilerden söz etmiştik. Bach, o sıralar Give 'Em Hell isimli yeni solo albümün çıkarmıştı ve Amerika'da ilk haftada yalnızca 4 bin adet satılınca küplere binerek Facebook'taki bir milyona yakın hayranına şöyle seslenmişti: "Facebook sayfamda 800 binden fazla hayranım var. Birçok şey yazıyor ve paylaşıyorum. 800 bin hayran ve bunların 75-80 bini sürekli sayfayla ilgili konuşan kişiler. Ama yeni albümüm Give 'Em Hell çıktığında ise, ilk haftada Amerika'da yalnızca 4 bin adet satıldı ve Bilboard Top 200'e 72. sıradan giriş yaptı. Buradan o yaklaşık 5 bin kişilik hayran grubuna teşekkür ediyor ve geriye kalan 795 bin kişiye soruyorum: 'Neden sayfamdasınız? Neden beğendiniz ve ne yapıyorsunuz? Fotoğraflarımı beğenmeye mi geldiniz yoksa?' Hadi 800 bin kişinin 70 bini sayfada konuşuyor. Ama ne konuşuyorsunuz? 'Onu seviyoruz, yeni bir albüm çıkardı, ama almayacağız' mı diyorsunuz? Rock albümleri bugünlerde pek satmıyor gibi. Country müzik yapılıyor ve fanlar albümlerini alıyor. Rap müzik sevenler gidip CD alıyor, Justin Bieber hayranları da gidip CD alıyor. Benim Facebook sayfamda 800 bin hayranım var, ama 795 bini almıyor. Teşekkürler ya! Rock müzik ölüyor ve bunun katili sizlersiniz." Tabii her isim gibi Bach'ın dili "korsan" sebebiyle de fazlasıyla yanmıştı. Bu tip örnekler hâlâ var aslında. Bu yazının devamı için aşağıya tıklayınız: [embed]http://www.delikasap.org/2018/04/23/sebastian-bach-fakebook-fuckbook-diye-cemkirdi/[/embed] Şimdi gelelim günümüze...

Jim Carrey çarkın tekerine çomak sokmayı sürdürüyor

Seveni ve nefret edeni bol aktörlerden Jim Carrey, uzunca bir süredir alternatif bir aydınlanma deneyimi yaşadığı çağrışımlarını zenginleştiren son bir çıkış yaptı. Moda endüstrisine dair bir partiye katılan sanatçı, kendisiyle röportaj yapmak isteyen muhabiri deyim yerindeyse dumura uğrattı. "Tüm bu şaklabanlıklar yalan üstüne kurulu" diyen Carrey, "Hayatımda daha anlamsız ne yapabilirim diye düşündüm ve bu partiye katıldım" dedi. https://www.youtube.com/watch?v=l5s0vpVIOXg Muhabirin eveleyerek ve geveleyerek "ve fakat siz bir ikon değil misiniz?" şeklindeki sorusunu "Ne ikonu? Yok öyle bir şey. Tüm bunlar birer yalan" diye yanıtlayan Jim Carrey, kişiselliğin çok ötesinde şeyler olduğunu belirterek fenomenal dünyaya adeta meydan okudu. Tüm bu olup bitenler, hayranları da parçalara böldü. Kimisi Jim Carrey'in star sistemine meydan okuduğunu ileri sürerken bazıları da aktörün muhabiri trollediğini öne sürdü. Bazı sosyal medya kullanıcıları Carrey'nin uyuşturucu etkisinde olduğunu söylerken bir kısım fanlar ise aktörün önümüzdeki dönemde ünlü halisünatif guru Terence McKenna'nın hayatını canlandıracağı için bir nev'i prova yaptığını dile getirdi. Biz ise sanatçının hakikatin ve bilgeliğin peşinde, duyarlı bir insan olduğunu düşünüyoruz. Tabi ki son zamanlarda güç zamanlar geçirdiği, sevgilisinin intiharından sonra büyük duygusal kırılmalar yaşadığı da aşikâr. Tüm bu acı deneyimler, "moda endüstrisi" gibi yalanın ve saçmalıkların tepe noktasında yaşandığı sahte ortamlara dair tepkiselliğini arttırmış olmalı diye düşünüyoruz. Ezcümle: Jim Carrey, daha çok saldıracak feleğin tekerine ve çomak sokmayı sürdürecek.  ...

Right Menu Icon