Dark Wave’den Post-Punk’a: Pink Turns Blue İstanbul’da

Önümüzde Gothic’den Punk’a kadar giden bir grup listesi olsa kuşkusuz ilk görmek isteyeceğimiz isimler The Cure, Siouxsie and the Banshees, Killing Joke, Dead Kennedys, Bauhouse gibi isimlerdir. Peki ya onların etkisiyle ortaya Dark Wave gibi yepyeni bir tarz çıkartmayı başaran gruplar? İşte bu konu açıldığında ise akıllara gelen ilk gruplardan biri oluyor 1985 Berlin çıkışlı ve kült sayılan ‘If Two World Kiss’ albümünün sahibi Pink Turns Blue.

Avrupa’nın Krautrock (1960 sonları ve 1970 başlarında Amerika ve İngiltere’de gelişen Psychedelic-Avangard temelli müzik türünün Almanya’daki karşılığı) gelişiminden sonra 1970 sonlarında soğuk savaş dönemiyle global anlamda siyasi olayların meydana gelmesiyle bağlantılı olarak dünyayı kasıp kavuran Punk kültürü Alman müzisyenlerin de aidiyet hissettiği bir alt kültür olmaya başlıyor ve 1985 yılına gelindiğinde Pink Turns Blue Almanya’nın Berlin kentinde kuruluyor. Peki neden Pink Turns Blue? Punksever Pink Turns Blue, Amerikalı Hüsker Dü’nün 1984 yılında yayınlanan Zen Arcade albümünde yer alan ‘Pink Turns To Blue’ parçasından bir hayli etkileniyor ve bu anlamlı parça grubun isim babası oluyor (Bahsi geçen parçada ise genç bir kızın uyuşturucu bağımlılığı ve yüksek doz sonucu ölümü anlatılmakta).

Şarkıya bir kulak verelim:

O yıllarda yetenekli gençler olan Thomas Elbern (vokal ve gitar) ve Mic Jogwer (vokal, bas ve klavye) ikilisiyle kurulan Pink Turns Blue, 1986 yılında gruba davulda Marcus Giltjes’in de katılımıyla Köln çevresinde sahne almaya başlıyor. Sahne almaya başladıkları ilk dönemlerde Almanya’nın önde gelen radyo istasyonu olan WDR’den ‘yeni yetenek ödülü’ almaları müzikal anlamda isimlerini duyurmalarında mihenk taşı olur.

Grubun The Cure, The Chameleons, the Sound gibi Post-Punk gruplarından etkilenen Punk çizgisi yetenekleri ve icra ettikleri müziğe bağlılıkları sebebiyle plak şirketlerinin istediği tarzda müzik icra etme olasılıklarını sıfıra indirerek kendi müziklerini kabul edecek bir stüdyo arayışına geçmelerine sebep oldu. O dönemde If Two World Kiss LP’sinde de anlaşılacağı gibi grubun daha melankolik temelli, karanlık ve bir o kadar da dinamik soundu synthesizer ile birleşerek Dark Wave kültürünün de temellerini atan çizgisiyle albüm yayınlayacak bir şirket arayışlarını bir hayli güçleştirdi. Yine de akıllarında üç parçalık bir albüm yayınlama fikri olan Pink Turns Blue, 1987 yılında FunFactory Records ile anlaşarak bir longplay yayınlamaya karar verdi. Bu sürecin akabinde Elbern gruptan ayrıldı. Aynı yıl Mic Jogwer bastan gitara, 1986’da gruba klavyeci olarak dahil olan Ruebi Walter ise basa geçti.

                                                                                Pink Turns Blue ekibi 1987 yılında kahve keyfi yaparken

If Two World Kiss albümünün yayınlanması grubun adını duyurmasını sağladı. Çünkü melodi, tempo ve akıcılık açısından grup yenilikçi bir ritim elde ediyor ve bu yeni tarz da karanlık ve kasvetli soundla birleşince mükemmel bir armoni oluşturuyordu. Özellikle Walking On The Both Sides parçası gitar odaklı Gotik Rock’a yeni bir soluk getirdi. Albüm sonrası gelen turne teklifleri ile İngiltere, Fransa, İsviçre ve Hollanda’da konser veren grup Mart 1988’e kadar birçok turnede yer aldı. Bu sürecin ardından isimlerini Almanya sınırları dışına taşımayı başaran Pink Turns Blue disiplinler arası sanat anlayışını benimseyen ve bir dönem Neo-Nazi destekçiliği ile suçlanan Yugoslav grup Laibach ile turneye davet edildi. Bu davet üstüne Pink Turns Blue ikinci albümleri olan Meta’nın kayıtlarına Krizaj ile Ljubljana’da (Slovenya’nın başkenti) devam etti. Ancak Laibach’ın çoğu eserinin prodüktörlüğünü yaptığı bilinen Janez Krizaj tarafından kaydedilen Meta’nın kayıtları bir stadyumun altındaki bodrum katında kaçak bir stüdyoda gerçekleşti. O zamanlar Yugoslavya’nın bir parçası olan Slovenya’da bulunan stüdyo uygun fiyatlıydı ancak birçok modern kayıt imkanından yoksundu. Bu sebeple grubun albümü bitirebilme misyonu kayıt süresi karşılığında değerli batı ekipmanlarını sınır dışına kaçırmaktı. Kayıt sırasında ve sonrasında gelişen bu kaos albümün sounduna da yansıyarak albümün Post-Punk, Dark Wave ve Death Metal unsurlarını bir arada barındırmasını sağladı. Bu esrarengiz olduğu kadar ilgi çeken albüm sekiz haftada 2.300 adet kopya sattı.

.

Terli Terli Pink Turns Blue (1988)

Üçüncü albümleri Eremite bir önceki albümleri Meta gibi Krizaj’la birlikte Slovenya’da kaydedilirken 1989 yılında tamamlandı. Fakat çalıştıkları yapım şirketi FunFactory’nin mali problemleri sebebiyle plak şirketi değişikliğinde bulunmak durumunda kaldılar.  Uzun arayışlar sonucunda yeni plak şirketi Our Choice Records ile üçüncü albümleri Eremite 1990 yılında piyasaya sürülmüşken Eremite’in piyasaya sürülmesinin ardından Marcus Gilitjes gruptan ayrıldı. Bu ayrılığın ardından Ruebi Walter’ın kardeşi Reinhold Walter klavyeye geçti. Sonraki dönemlerde 1991 yılında Jogwer ve Ruebi ile Aerdt (Art+Earth), 1992’de Overloaded ve Star singleları ve yine aynı yıl İngiliz davulcu Louis Pavlou ile Soni Dust, 1994’de 6. albümleri Perfect Sex’i The Cure ve Sisters Of Mercy’nin yapımcısı David M. Allen ile kaydedip yayınlarlar. Altıncı Albümlerinin ardından gruba yeni katılmış olan Louis Pavlou The Cure’a katılmak üzere gruptan ayrıldı. 1992 yılında Londra’ya taşınmış olan Mic Jogwer grubun hali hazırda kalan son eski üyesiydi. Grup zaman içerisinde müzikal yönelimini yitirerek dağılmaya başlamıştı ve 1995 yılında Pink Turns Blue tamamen dağıldı. Grubu ayakta tutmaya çalışan son üye olan Mic Jogwer ise müzik ve medya alanlarında web sitesi hazırlayarak kariyerine yine müzikle iç içe olarak devam etti derken 2003 yılında sekiz yıllık aranın ardında Pink Turns Blue kısa süreli de olsa tekrar sahneye döndü.

Pink Turns Blue makara yaparken (1994 Londra)

Grup 2003 yılında tekrar eski kadrosuyla bir araya geliyor fakat bu olaya vesile olan farklı bir durum söz konusu. Bu sebeple 2003’e geçmeden hemen önce 2001 yılına ışınlanacağız. Takvimler 2001’e geldiğinde dağılan Pink Turns Blue’nun ardından Mic Jogwer, Brigitte Anderson’ın kurduğu Violetta Superstar grubunun Die Fiesen Diven derleme albümünün içerisinde yer alan üç parçanın yapımcılığını üstlendi. Süreç içerisinde Brigitte Anderson ile Orden adında iki kişilik bir elektronik müzik oluşumu kurarak bir takım demo denemelerinde bulundular. Bu demolarla önü de açılan Mic Jogwer 2003 yılında Wave-Gotik-Traffen’in yöneticisinin Pink Turns Blue’nun eski grup üyeleriyle canlı bir performans icra etmeleri ricası üzerine Mic Jogwer, Brigitte Anderseon, Thomas Elbern, Reini Walter ve Louis tam kadro olarak Pavlou Wave-Gotik-Traffen’da sahne aldı. Bu performans  Re-Union adlı albümde bir araya getirildi. Dilerdik ki Pink Turns Blue hiç dağılmasın ama biz konumuza dönelim…

Yedinci albümleri Phoenix yine Janez Križaj desteğiyle 2005 yılında piyasaya sürüldü.  Phoenix Sonic Seducer, Orkus, Zillo dergilerinin Ayın Albümü ödülüne layık görülürken Almanya listelerinde sekiz hafta 3. Sırada yer aldı. 2007 yılında da albüm çıkartmaya doyamayan Pink Turns Blue sekizinci albümü Ghosts’u piyasaya sürerek sonraki yıllarda da Storm ve The AERDT – Untold Stories’i yayınlayarak dünya çapında birçok alternatif müzik festivalleri ve turnelerde sahne aldı. 2009 yılında başlayan arayı bol bol turnelerle kapatırken 2021’de Post Punk Com (New York) tarafından yılın albümü seçilen Tainted piyasaya sürüldü. Bateride Paul Richter, gitar ve vokalde Mic Jogwer, Basta Luca Sammuri ile hazırlanan Teinted ulusal ve uluslararası birçok platform listesinde ilk sıralarda yer alırken bu başarısını da yine aynı müzisyen kadrosuyla çıktıkları Teinted Tour ile taçlandırdı.

2021 yılından itibaren birçok ülkeyi Teinted Tour ile ziyaret eden Pink Turns Blue, 3 Şubat 2024 tarihinde Türk dinleyicilerini büyülemek ve eski günleri yad ettirmek amacıyla Tainted Tour Europe 2024 kapsamında ilk durağı olan İstanbul’da (Dorock Heavy Metal Club’ da) sahne alacak. DeliKasap Dergi Post Punk ve Gothic Fraksiyonu olarak bizler Pink Turns Blue’ya doy(ama)maya hazırız, ya siz?

Paylaş

Similar Posts

Bir yanıt yazın