#doommetal Tag

Neden Doom Metal?

Tarihler 1970 yılını gösterdiği vakit kilise çanlarının çalması ve yağmurun tüm uğursuzluğuyla yer yüzüne düştüğü ve Heavy Metal’in doğduğu zaman Black Sabbath kendi ismini verdiği ilk albümünü yayımlamıştı. O albümde büyük usta Tony Iommi Tritone şeytan aralığını müziğine dahil ederek karanlığın baş müsebbibi olmuştu. İşte grupla aynı ismi taşıyan bu şarkı sadece Heavy Metal’i değil dünyada ardından gelecek bütün türleri etkilemiş, bir türün doğmasına açıkça sebep olmuştu. O da Doom Metal adı verilen ve diğer metal türlere göre daha ağır, hüzünlü ve karamsar bir türdü. İlk örnekleri ise Candlemass, Saint Vitus ve Pentagram (Tabii ki bizim olan değil.) tarafından çıkarılsa da esas şeklini 90’ların başında Cathedral, Solitude Aeturnus, Count Raven, Anathema, Katatonia, Paradise Lost, The Gathering ve My Dying Bride gibi isimlerle almıştı. Kendi içinde çeşitlilik gösteren bu türün en etkili isimleri bu büyük gruplar olmuştu. Türkiye’de ise bu harekete öncülük eden isimler Tears Of Beggar, My Garden, Leviathan, Seraphim ve Sermon grupları olmuştu. BENİM DOOM HİKAYEM NASIL BAŞLADI? Elbette metal dinlemeye ya da metal icra etmeye ben de doom metal ile başlamadım. 90’ların ortalarında ağır ve karanlık doom ruhunu ilk olarak Pentagram ve Witchtrap ile keşfettim. Pentagram’ın “Dark is The Sunlight” şarkısı beni benden almış deyim yerindeyse süründürmüş, o yaşlardaki büyük sarsıntılarımın fon müziği olmuştu. Witchtrap ise en sevdiğim gruptu ve bugün de aynı hislerdeyim. İlk albümleri Witching Black Black Metal’in kült eserleri arasında olsa da içinde barındırdığı doom ruhunu hissetmemek mümkün değildi. Köklerime bu iki grubu alırsam ilk dinlediğim doom metal kaydı ise o gün bugündür hayatımın grubu olan My Dying Bride’in 1994 tarihli kült albümü “Turn Loose The Swans” ve Anathema’nın “Crestfallen” isimli EP’leriydi. Bunların ardından gelen bir başka kült albüm ise Tiamat’ın “Wild Honey” isimli baş yapıtıydı. O dönemde İstanbul’dan gelen bir arkadaşımın, bana gelirken hediye olarak getirdiği ve hayatıma attığı en büyük kazıktır bu üç albümü dinletmek. Dışarda Slayer fanı olup memleketten Darkphase ve Metalium dinleyerek güç alırken evde yalnız kaldığımda ve sahil kenarında saatlerce vakit geçirdiğimde bu çekme kasetleri dinler, iç dünyamla hesaplaşırdım. Zaten mutsuz, geçimsiz, içine kapanık ve bir o kadar da duygusaldım fakat yine de müzikte uzun yıllar Black, Death ve Thrash Metal grupları ile yol aldım. Bu tarz gruplarla her sahneye çıktığımda yaşadığım bu düzene her anlamda kin ve öfke kustum. Bunu yüksek perdeden sahnede yapmayı çok seviyordum.  Yıllar sonra bir gün internetin de aracılığıyla tekrar uzun süredir dinlemeyi ıskaladığım bu türe daha fazla eğilmeye karar verdim ve her keşfettiğim grubun içinde kayboldukça kayboldum. Bu her kayboluş yeni bir sancı oluşturdu ve bu sancı melodilere yansımaya başladı. İşte o anlardan birinde yaşadığım hayatın kabusu bir kez daha üzerime çökünce bir karar verdim. Yeni bir grup kuracağım ve Doom Metal tarzında müzik yapacağım! HOŞGELDİN KARANLIK BU İLK BULUŞMAMIZ DEĞİL  Yıl 2007 o yıl babamı kanser illeti yüzünden kaybettim ve üstüne sevdiğim birçok insanı...

Koza Han’dan Eyfel Kulesi’ne Uzanmış Metal: YUZDE5

Doğumu 2015'e dayanan YUZDE5 Serkan Sulku tarafından solo bir proje olarak kuruldu. 1999 yılında kurdukları ilk yerli Black Metal gruplarından Morpheus'un küllerinden yeniden doğan YUZDE5, yeni parçası TORVA MESSOR'u kısa süre önce yayımladı. Black ve Doom etkileşimli bir proje olarak ilerleyen YUZDE5, TORVA MESSOR parçasında ölüm ve yaşam temalarını ele aldı. Grubun kurucusu Serkan Sulku ile yaptığımız sohbette grup ve bu zamana kadar yayımladığı parçalar hakkında detaylı bilgiler edindik. Bunları sizler için derledim. Buyrun muhabbete: Öncelikle merhaba. Karantina süreciniz nasıl geçiyor?  Karantina günleri açıkçası enteresan geçiyor. Tüm aile 3-4 aydır evdeyiz. Fransa ilk zamanlarda kötü etkilendiği için mart ayından beri evden çalışıyorum ve günün yine 10 saati işle geçiyor. Ama tabii yolda zaman harcamadığım için aileme ve müziğe daha çok zaman ayırma fırsatı buldum. Bununla birlikte yine beste ve parça ürettim. Tüm aile için farklı bir deneyim oldu. Çok tanıtımını yapamasam da farkındalık yaratmak adıma Corona MK'yi yaptım ve yakın dinleyici kesimine ulaşabildim.  Biraz kendinizden bahseder misiniz? İsmim Serkan. Edirne’liyim. Lise sona kadar Edirne’de yaşadım. Daha sonra üniversite için İstanbul'da 5 yıl kaldım. Master için 1 yıl yurt dışına gittikten sonra çalışmak için Bursa'ya yerleştim. Evliyim ve 1 kızım var. Yakın zamanda bir erkek çocuk daha bekliyoruz. Endüstri mühendisiyim ve otomotiv sektöründe çalışıyorum. Son 3 yıldır işimden dolayı ailemle beraber Paris’te yaşıyoruz.  Müzik kariyeriniz nasıl başladı ve devamında neler yaşadınız? YUZDE5’ten bahseder misiniz? Ortaokul yıllarında abim ve çevrem sayesinde metal müzikle tanıştım. Lise yıllarında o dönemde Edirne'nin ilk Black Metal grubu Morpheus'u arkadaşım Abdullah ile kurduk ve Tears of Innocence isminde bir demo çıkarıp birkaç konserde çaldık. Üniversite yıllarında da okulda ve çevrede birkaç grupta daha çalmaya devam ettim. Abdullah ile beraber Bursa’da tekrar yollarımız kesişti ve müzik yapmaya karar verdik. Bu şekilde YUZDE5'i kurduk. Daha çok cover odaklı çalıyorduk. Sonrası malum, 2017'de teklif gelince iş için Fransa'ya geldim ailemle beraber, tabii ekiple yolları zorunlu olarak ayırdık ve YUZDE5 bugün ki one man band halini aldı. Buraya geldikten sonra bir şekilde bu işi bırakamayacağıma karar verdim ve ufak bir iki ekipman ve iPhone ile kendim beste ve kayıtlara başlamış oldum. Daha çok Doom, Black ve Gotik türleri üzerinde çalışıyorum. Aslında yıllardır yapmak istediğim müzik türü bu. Doom, Black ve Gothic türlerini birleştirip, biraz da kendine özgü bir tarz oluşturmak.  Neden YUZDE5?  Grubu kurduğumuzda stüdyoda çalarken isim ne olacak diye konuşuyorduk, bir arkadaş YUZDE5'i önerdi ve herkes benimsedi.  Kendini ifade etmenin birçok biçimi varken müziğe yönelmenizdeki sebep nedir? Müzik icra ediyor olmak sizin için ne ifade ediyor? Metal müziği yıllardır dinlemem ve hayatımda önemli bir yer teşkil etmesi. Ben üniversiteye kadar Edirne'de büyüdüm. Yeni bir grup dinlemek, İstanbul Akmar'a giden tanıdıklardan gelen yeni bir albümü almak ve t-shirtleri giymek heyecanlandırıyordu. Ayrıca o dönemin yerli grupları ve yaptıkları güzel işler beni de kendi müziğimi yapmaya teşvik etti. (Asafated, Metalium, Death Room, Hole in the Wall, My Garden, Tears of Beggar, Radical Noise vb...

Solstice – “Cennetten Kovulduk ve Artık Kanayabiliyoruz!”

Solstice, 1990 yılında Rich Walker tarafından İngiltere Dewsbury’de kurulmuş bir epik doom metal grubudur. Döneminde ki türdaşları Candlemass ve Solitude Aeturnus gibi doom metal türünün öncü gruplarından biri olmuştur. Tabiri caiz ise İngilizler'in doom metale verdiği cevap diyebiliriz. Her şeyden önce, soğuk ve melodik gitar riffleri sizi kendine çekerken, bir anda Simon’ın vokalleriyle size ikinci şoku yaşatıyor. Her bir parçası ağıt niteliğinde olan ve hep birlikte yegane Lamentations (1994) albümünü oluşturan bu şarkılar sizi soğuk ve karanlık bir yolculuğa çıkaracak. Zaten grubun vokalisti Simon Matravers, Rich’in evinin soğuk ve nemli bodrumunda üşüyerek ve istemeyerek kayıtları yaptıklarını söylüyor. Simon’ın müziğe uyumsuz olan vokal tarzı, kendisini de müziğin üzerine çıkmakta çok zorlamış. Konserlerde de sesini duyurmakta zorlandığını söyleyen Simon, her ne kadar bu işi çok gönüllü olarak yapmamış olsa da, sonuçtan oldukça memnun. Zamanında yaptıkları işlerin bu denli tutulması ve bildiğimiz üzere sonradan değerlenmesi, onu günümüzde de müziğe dönmek konusunda cesaretlendirmiş. Sürekli yaptığı vokallerin Rich’in güzide besteleriyle uyum sağlamadığını söylese de, hayranları ve Rich bu durumdan son derece memnun. Neticede Simon, çıkardığı işlerle hepimizi dinlerken hüzünlendirmeyi ve alıp başka diyarlara götürmeyi başarıyor. Elbette yaptığı işten herhangi bir takdir göremeyen grup, ufak çaplı konserlere ve turnelere başlıyor. Hatta Polonya’da verdikleri bir konserde, bir hayran grubunun onları ünlü bir grup ile karıştırıp, aşırı ilgi gösterdiğinden bahsediyor Simon. Bu denli bir ilgiye alışık olmayan grup, hayranlarının ilgisinden tam memnun olacakları esnada, durumun bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu öğrenince oldukça kötü hissediyor. Her ne kadar istedikleri boyutta bir şöhretleri olmasa da biz Solstice gibi eşsiz bir grubu, unutulan ve hakkı yenen başarılı gruplar arasına yerleştirmekten onur duyuyoruz. Yaptıkları en başarılı turnenin bir diğer İngiliz grubu olan Count Raven ile birlikte olduğunu da dile getiriyorlar. Gerçi Simon aynı turnede, Anathema üyelerinin biralarını çaldıklarını söylüyor fakat bu bizim çözebileceğimiz bir sorun değil. Doksanlar metalinin kendine has garip ve çekici atmosferini hepimiz biliriz ve çoğumuz da ziyadesiyle severiz. Bu dönemin tarzına uygun olarak da Solstice, kendi farkını ortaya koyuyor. Grup kariyerine devam etmek için motive olmuşken, ilk yan çizen Simon oluyor. Tam bu sıralarda ki babasının vefatı ve çeşitli psikolojik sorunları Simon’ı alkol bağımlılığının pençesine itiyor. Yavaş yavaş hayat amacını kaybetmeye başlayan genç Simon, bir vokalist olarak yetersiz olduğunu düşünüyor ve gruptan ayrılmak istiyor. Böylece bizim sevdiğimiz, kalbimizde taht kurmuş olan içten vokalleri ve duygusal ruh hali yerini depresyona bırakıyor. Şimdilerde hayatını düzene sokmuş ve baba olmuş olan Simon, yeniden müziğe dönüşünü Matravian isimli yine İngiliz bir doom metal grubuyla yapıyor. Ayrıca kendi parçaları üzerinde de çalıştığını söyleyen Simon’a kariyerinde başarılar diliyoruz. Metal camiasında sıkça rastladığımız bu vokalist şımarıklığı sendromu, birçok güzide grubun sonunu getirmiştir. Elbette “şımarık” derken ufak bir nükte ediyoruz. Yoksa herkes gibi Simon’ın da zorlu bir dönemden geçtiğine şüphemiz yok. Grubun kurucusu Rich’in, neden vokalleri Simon’ın yapmasında bu kadar ısrarcı olduğunu, Lamentations albümünü dinlediğimizde anlıyoruz. Şu da bir gerçektir ki, Rich’in beste yapma ve söz yazma becerilerini de yabana atmamak lazım. Tüm grubu toplayan, her işe koşturan ve herkesle uğraşan idealist müzisyenimiz ise yeni kadrosuyla Solstice için çabalamaya devam ediyor. Bizim nihai amacımız ise bu şekilde göz ardı edilmiş gruplara bir nebze de olsa ışık tutmak ve yeni nesli de bu emektar gruplarla tanıştırmak. İstediği başarıya ulaşamamış olsa da Solstice, doom metal türünde öncü gruplardan olmuştur. Bizim için farklı duyulan riffleri, değişken ve akıcı geçişleri, Simon’ın melodik ve cezbedici sesi ile kendi kulvarını oluşturdu bile. Peki ya siz, halen Lamentations albümünü dinlemediniz mi? https://www.youtube.com/watch?v=5UVhE2ZsyD0 Grubun 2020 kadrosu ise şu şekildedir: Rich Walker - GuitarsAndrew Whittaker - GuitarsDaryl Parson - BassRick Budby - Drums DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Doom-Metal’in (Kızkaçıran-Metal) kudretli grubu The Skull seyirciyi ön saflara çağırıyor

Kızkaçıran Metal (Doom-Metal) konusunda haklı bir şöhrete sahip eski kulağı kesiklerin namlı grubu Trouble'ın kurucu üyeleri solist Eric Wagner ve basçı Ron Holzner'in önderliğinde 2012 yılında yola çıkan hint keneviri kokulu saçlı abilerden müteşekkil The Skull, Kızkaçıran Metal'in bir başka efsane grubu Cathedral'ın tokmakçısı Brian Dixon desteğinde adeta kendi çapında bir süper-grup olarak dikkatleri üzerlerinde tutmaya devam ediyorlar. Son albümleri The Endless Road Turns Dark ile hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaştıklarını söyleyen Wagner gene de konserlerine yeteri kadar BAYAN izleyici gelmemesinden şikayetçi...

Right Menu Icon