#heavymetal Tag

Yerli-Rock tarihimizde 37 sene önce bugün: 1984’te Açıkhava’yı kim yıktı?

Axe’in Açık Hava Tiyatrosu’nu yıktığı gün: 13 Mayıs 1984     Güneşli bir Pazar günü. Dünya’da NWOBHM tam gaz hız alırken Türkiye’deki Rock ve Metal grupları da boş durmuyor. Tam 37 yıl önce bugün, Repo Prodüksiyon’un düzenlediği Rock Festivali var İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda. Katılan gruplar : Asım Can Gündüz ve Ambulans, Devil, Whisky, Axe(Ankara), Denge, Clips, E-5, Painted Bird, Grisou, Çetin Cengiz Dans grubu ve Acrobatik Rock And Roll dansçıları Dansco ve Sema.   Sırasıyla :  * Konser afişinin ana teması : “Bahar...

Jeff Matz’ın Ortadoğu’ya ilgisi artarak sürüyor

Zeke, High On Fire gibi sıra dışı gruplardan aşina olduğumuz Stoner-bas gitar üstadı Jeff Matz, DeliKasap'ta yayınlanan High On Fire yazısı sonrası dergimize Türkçe teşekkür mesajı gönderdi. Daha önce Ortadoğu ve bizim diyarlarda doğmuş müziklere ilişkin ilgisini birçok kere belli eden, kendi youtube kanalında da bol bol Aşık Mahsuni, Ali Ekber Çiçek, Muhlis Akarsu'ya hayranlığını dile getiren sanatçı, kültürümüze ilişkin ilgisini bu defa da dergimizin instagram sayfasında editörlerimizle etkileşime girerek Türkçe yazışmak suretiyle dışa vurmuş oldu. O zaman herkese bol güneşli pazartesiler dileyerek şu güzel HOF şarkısıyla pazartesi sendromuna orta parmağımızı göstermiş olalım: https://www.youtube.com/watch?v=op9E1fhyV2Y DELİKASAP DERGİ 666+2. SAYISINI YAYINLADI...

High On Fire: “Sevdiğimiz şeyi yapmak için ödüle ihtiyacımız yok”

Öyle bir grup düşünün ki Metallica'nın seksenlerde yaptığı devrimsel nitelikte albümler silsilesi ve doksanlardan iki binlere dörtnala koşan muazzam kariyer yolunun benzerinin tohumlarını bir kuşak sonrasında rock'n'roll dünyasına ejaküle etsin ve ortaya çıkardıkları nurtopları gibi "kirli ve pasaklı" ama olabildiğince hakikatli punk-metal çocuklarını ticarileşme sıkıntısından mümkün mertebe ırak tutmayı da başarabilsin. İşte bu grup; doksanlı yılların sonunda kurulan High On Fire ve herifçioğulları prog-sludge-stoner-doom-metal derken kariyerlerine Grammy bile sokuştururken "pür-i pak" kalmayı -yani tecimsellik belasına bulaşmamayı- becererek saygıyı da sevgiyi de köküne kadar hatta kökünden sonrasına dek hak ediyorlar! İşte tüm bu heybetiyle "kabaca" stoner-metal-punk olarak özet geçebileceğimiz kendilerine has tarzlarıyla High On Fire, çağdaş metal çıtasını son kertede hanidiyse arşa çıkarttı ve Electric Messiah ile kazandıkları Grammy ile hâlâ yükseklerde takılmaya devam ediyorlar. Pandemi öncesinde en son Dallas semalarında uçan ve leş rock barlardan afili publara hemen her yerde konser vermekten gocunmayan bu tipsiz ağabeylerimiz, müzikal zirvelerde öylesine yoğun bir rock'n'roll'u yaşıyor ve yaşatıyorlar ki, alçak güzergahlara pek uğramayacakları aşikâr...

Bahçelerde metal, dinlet bize bazı bazı!

Gün geçmiyor ki metal müziğin bir faydası ortaya çıkmasın sevgili metalseverler. Daha önce Avustralyalı bilimcilerin yaptığı araştırmaya göre, metal müziğin insanları mental rahatsızlıklardan koruduğu ortaya çıkmıştı. Rock & metal müzik dinleyicilerinin psikolojik problemler yaşamaya yatkın olduklarına dair toplumlardaki malum önyargıların aksine, bu müzik türünü dinleyerek büyüyen insanların genç yaşlardan itibaren sorunlarla baş etmede ve çözüm yollarına ulaşmada daha başarılı olduğu ortaya konulmuştu. Hatta azımsanmayacak kadar fazla kişi simsiyah giyinip, türlü dövme ve piercing takan, müziğin sesini kökleyip en sert davullar ve gitar sololarıyla coşan, brutal vokaller eşliğinde headbang yapan metalcilerin görünenin ve sanılanın aksine ne kadar sakin ve iyi insanlar olduklarını görüp şaşkınlığa uğradığından bahsetmiştir. İnsanlara karşı nazik, yardımsever ve saygılı davrandıkları kimsenin özel hayatına müdahale etmedikleri ve kazık atma peşinde olmadıkları bilinen gerçekler. Hatta biraz daha ileriye gidersek şu sözleri de çok duymuşuzdur: “Hiçbir ateist hırsız, ateist tecavüzcü, ateist katil görmedim!” Aynısını metalciler için de rahatlıkla ifade edebiliriz. Yani yıllar önceki, “Bunların hepsi satanist, kedi kesiyorlar.” palavrasından sonra köprünün altından çok suların aktığını zaten biliyoruz. Bunun sebebi de sanıyorum ki metalcilerin, dinledikleri sert müzik sayesinde her insanın içinde olan öfke, düşmanlık, hayal kırıklığı gibi duyguları törpülemeleri; yine her insanın içinde olan hayvani duyguları bastırmalarıdır. Yine bu konu hakkında yapılan bir araştırmaya göre, kızgın bir ruh halindeyken heavy metal dinlerseniz bu size olumlu etki ediyor ve büyük olasılıkla sakinleşiyorsunuz.  Queensland Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyan Leah Sharman isimli öğrencinin yaptığı araştırmaya göre, “Bu müzik insanların ayarsız duygularını dizginleştiriyor, onları düşünmeye itiyor ve pozitif bir ruh haline sokuyor.” Konu hakkında yapılan deneyde, 18-34 yaş aralığında seçilen 39 kişinin davranışları 16 dakikalık “sinir yüklemesinden” sonra not ediliyor. Daha sonra 10 dakikalık sessizliği seçmeleri ya da 10 dakika kendi seçtikleri şarkıları dinlemeleri isteniyor. Bu aşamadan da sonra ise deneklere sosyal yaşantıları hakkında sorular sorulup, cevapları karşılaştırılıyor. Heavy metal dinleyen deneklerin sorulara daha sakin ve mantıklı cevaplar verdiği gözleniyor.  İşte bu onur verici araştırmalardan sonra şimdi metal müziğin bitkiler üzerine olumlu etkisi ortaya çıktı sevgili dostlar. “Türkiye’nin Tek Hafta Sonu Gazetesi” sloganıyla bu hafta sonu 11. sayısı çıkan, dopdolu içeriğiyle piyasadaki tüm günlük gazeteleri şimdiden solladığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz Oksijen Gazetesi’nden alıntılayalım. Gazetenin “Evrim Ağacı” köşesini yazan Çağrı Mert Bakırcı, bu hafta bitkilerin sanılanın aksine tatlı tatlı konuşarak büyümesine bir faydalı olunamayacağını, bunun için en sert metal müziklerin dinletilmesinin sağladığı titreşime başvurulabileceğini yazdı.  Söz Çağrı Mert  Bakırcı’da: “Bazı insanlar bitkileriyle konuşmaya meyillidir ve onlarla güzel konuştuğunuzda “daha iyi” veya “daha sağlıklı” büyüdüklerine yemin edebilirler. Ne yazık ki bitkilerimizin daha iyi veya sağlıklı büyümelerini istiyorsanız, onlara güzel sözler söylemek yerine, bulabildiğiniz en sert metal müziği dinletmeyi deneyebilirsiniz. Bilirsiniz, boğazı yırtılırcasına böğüren bir death metal müzik dinletmekten söz ediyorum. Çünkü bitkilerin büyümesine yardımcı olan şey, sizin sözleriniz değil onlarla konuşurken ağzınızdan çıkan karbondioksit ve ses tellerinizin yaydığı titreşimlerdir.” Bu sözlerinin deneysel olarak test edildiğini ve doğrulandığını ifade eden Bakırcı, şöyle devam ediyor:  “Mythbusters ekibi 7 ayrı serada 2 grup bitkiye küfürler ve hakaret, 2 grup bitkiye sevgi ve aşk sözcükleri, 1 gruba klasik müzik, 1 grubaysa black/death metal dinletmişlerdir. Son grup ise kontrol grubu olarak bırakılmıştır. En hızlı büyüyen grup, metal müzik dinletilenler olmuştur.” https://gazeteoksijen.com/yazarlar/bitkiniz-sizi-duyamaz-ama-sert-muzigi-sever/ Bu kanıtlar ışığında metalciler olarak bir kez daha göğsümüzün kabardığını ifade etmek isteriz. Ayrıca, klasik müziğe de saygı duruşunda bulunarak ifade etmek isteriz ki, Rock‘n Roll ve metal dünyası insanlarının doğaya ve çevreye duyarlı, savaş karşıtı, hümanist, insan hakları savunucusu olduklarını tüm dünya zaten biliyor. O halde çılgın proje önerimiz şudur: Günden güne tükenmeye başlayan Amazonlar ve yağmur ormanları boyunca gerekli altyapıyı kuralım, hatta tüm şehirlerin meydanlarında, cadde ve sokaklarında gün boyu metal müzik yayını yapalım. Hem yeşili korumuş ve büyütmüş hem tüm dünyaya kaliteli müzik dinletmiş, hem de sakin, rahat ve düzgün bir insanlık yaratmış oluruz! Ne dersiniz, fena mı olur? DELİKASAP’I DESTEKLEYİNİZ! DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, belgeseller, özel röportajlar, basılı dergiler, anlamlı etkinlikler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncılığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Empyrium & Markus Stock: “Ortaçağ’ın cadı avları, dinsel baskıları ve korku tacirliği dönemlerinden bu yana pek bir şey değişmedi”

“DOĞAMIZA DAİMA BOYUN EĞECEĞİZ, ÜBER DER STERNEN!” DeliKasap’ın vampir tabiatlı yazarlarından nev-i şahsına münhasır Gürkan Haydar Kılıçarslan ya da nam-ı diğer GHK dostunuz, Empyrium’un kafa elemanı Markus Stock ile bir konser çıkışı alkol, metal ve vampirlik üzerinden tohumladığı ve özenle büyüttüğü metal-bromance münasebetini Empyrium’un son albümü UBER DER STERNEN’i kutlama maksadıyla bir özel röportajla taçlandırdı! İşbu mülâkatı hem Türkçe hem İngilizce sunmaktan kıvanç duyarız… Merhaba Markus. Öncelikle hem şahsım adına hem de Deli Kasap dergisi olarak 26 Şubat 2021’de Prophecy Productions’dan yayınlanan “Über Der Sternen” adlı altıncı albüm için kocaman tebrikler. Facebook’tan takip ettiğim kadarıyla 2020 yılında sonbaharda yayınlamayı planlıyordunuz. Ancak çeşitli nedenlerden 2021’in kış mevsiminde yayınlandı. Doğrusu biraz geç olsa da sanki daha iyi oldu diye düşünüyorum. 2020 yılını pandemi nedeniyle bütün gezegen halkları unutmak istiyor. 2021 yılı için hala umut var ve Empyrium albümü de bu umudu biraz daha büyüttü. “Umut” sözcüğü ve Empyrium birbirine ne kadar yakın veya ne kadar uzak? “Teşekkürler ve söyleşiye başlamak için ilginç bir soru bu. Dürüst olmak gerekirse,  toplumsal meseleler hakkında umutlu olduğunu iddia edebilecek doğru bir kişi değilim gerçekten. İnsanlık ve bu toplumların yarattığı daha geniş, malum büyük resim söz konusu olduğunda genellikle bir hayli kötümser bir ruha sahibim. Ve biraz daha dürüst olmak gerekirse, yeryüzündeki mevcut durum buzdağının sadece görünen kısmı olduğu için her yıl daha da kötüye gidiyor. Ancak Empyrium erken dönemlerinden beri bu umutsuzluktan kaçmak için daima sığınağım ve kaçtığım barınağım oldu. Aynı zamanda sadece bana değil, dinleyicilere de çevrelerini saran tüm bu bu boktanlıkları unutturarak geleneksel romantik ideallerin ve insan olmanın özü olan masum bir hayatın var olabildiği bir yere seyahat etmeleri için bir kapı açıyor.” Bu albümün yaratılma sürecinde neler yaşadınız? Yıllar mı sürdü? Yoksa daha kısa bir zamanda mı yazdınız? “Mevcut pandemi durumu ortaya çıkmadan albüm bitti aslında. Geriye kalan tek şey, Mart 2020'de bitirdiğim mix kayıtlarım oldu. Albüm üzerinde uzun yıllar aralıksız çalıştık. Onu yaratmak epeyce güzel bir yolculuktu. 2019'da gerçekten bitirmeye odaklandık. Tüm davulları 2019 Eylül ayında yeniden kaydettim ve son olarak Kasım ve Aralık aylarında son kayıt oturumunu yaparak tüm vokal bölümlerini kaydettik. Ardından konuk müzisyenlerle beraber viyolonsel / keman ve flütleri kaydettim.” Albümün açılış şarkısı “The Three Flames Sapphire”, ikinci şarkı “A Lucid Tower Beckons on the Hills Afar” ve albüme adını veren kapanış şarkısı “Über Der Starnen” aslında hüzün okyanusunda boğulmak için can atan hayranlara çok uygun Empyrium şarkıları değil. Öte yandan her biri sanat eseri ve muhteşem başyapıtlar. Empyrium’un bilgelik ve ustalık dönemi şarkıları olarak görüyorum.  Bu şarkılar önceki albümlerde yer alan atmosferde yazılmamışlar gibi. Özellikle son 20 yıl içinde farklı projelerin de katılmasıyla müzikal kariyerinizde Empyrium için değişen nedir? Markus için değişenler nedir? Thomas için değişenler nedir? Hem estetik olarak hem de felsefi anlamda? “Ben şahsen bu albümün şimdiki zamana ulaştırılan erken dönem tarzımızın bir devamı olduğunu düşünüyorum. İlk albümler olan ‘A Wintersunset…-1996, Songs of Moors and Misty Fields - 1997, Where At Night The Wood Grous Plays – 1999’ yazıldığında 16-20 yaşları arasındaydım ve 1999'da Empyrium’a Thomas Helm’in katılımıyla 2002’de yayınlanan ‘Weiland’ albümünde  birlikte çalıştığımızda 20-22 yaşlarındaydık. Şimdi 20 yıldan fazla bir süre geçti ve elbette hayatımızda çok şey değişti. Bugünlerde çok daha olgun müzisyenleriz. Stüdyomda başka gruplara ait yaklaşık 300 albümün üretiminde çalıştım. Müzik yapımcısı olarak da çalıştığımı bazıları biliyor olabilir. Alcest’ten Secrets Of The Moon’a, Silencer’dan Bethelehem’e çok sayıda grubun albümlerini ürettik. Böylece, çok daha fazla deneyim kazandık. Ayrıca pek çok insani deneyimler de yaşadık. Mesela ikimiz de aile babasıyız. Bizim için en zor olan şey, daha önceki çalışmalarımızda sahip olduğumuz naif yaklaşımları ve şarkılarımızdaki o beklenen duygusal etkiyi sürdürmek oldu.” Albümde sekiz parça var. Bunlardan beş tanesi görece uzun ve dinleyicilerin alışık oldukları albümdeki esas Empyrium şarkıları. Bir tanesi daha kısa ama yine vokale sahip. İki tane şarkı ise görece kısa ve hatta enstrümantal. İlk üç şarkıdan sonra “Moonrise” ile dinleyicilere soluk alma fırsatı vermeniz iyi bir fikir. Ben kendi adıma sisli bir ormanda esrarengiz ağaçların arasında gezdikten sonra kendimi bir suyun başında, ayın doğuşunu izlemek üzere dinlenirken hissettim “Moonrise” ve “In The Morning Mist” şarkılarında… Fotoğraf sanatçılığınızı büyük bir zevkle takip ediyorum. Doğanın sanatını bulup bize sunuyorsunuz. Her biri gerçek bir sanat eseri...

CANNIBAL CORPSE BU HAREKETİ BEĞENDİ! Amcasının ölüsünden gitar yaptı

Gün geçmiyor ki metal dünyasının sadık neferlerinden, adından söz ettiren bir haber gelmesin kıymetli metalseverler. Yine hepimizin göğsünü kabartan bir yaratıcılık örneği ile karşı karşıyayız, gururluyuz. ABD’nin Florida eyaletinde “Prince Midnight” lakaplı müzisyen “Yaago Anax”, yeni gitarıyla dikkatleri üzerine çekti. Çünkü Anax, yeni gitarını yıllar önce hayatını kaybeden amcasının kemiklerinden yapmıştı.  Çılgın ruhlu müzisyenimiz, amcası Filip’in, kendisine heavy metal müziği sevdirdiğini ve onun iskeletinden bir gitar yapmanın amcasını onurlandırmanın en iyi yolu olduğunu açıkladı. Gitarına “Skelecaster” adını veren Anax, amcasıyla pek çok anısının olduğunu ve bu gitar sayesinde de amcasına tekrar yakın hissettiğini anlattı. Lütfen çekinmeyiniz çünkü detaylara bakılınca Anax, ilk akla geldiği gibi bir gün gözü dönerek mezarı açıp bedeni canice parçalara ayırmamış. Yunanistan’da 28 yaşındayken elim bir trafik kazasında hayatını kaybeden amcasının, kendi isteğiyle bedeni bir tıp fakültesinde kadavra bağışlanmış. Uzun yıllar öğrencilere hizmet veren bedeni bir süredir kullanılmadığından atıl hale gelmiş. Kalıntıların sorumluluğu üzerine kalan ailesi de mezar yeri satın almak için para ödemek istemeyince müzisyenimiz devreye girmiş ve vefa borçlu olduğu amcasından kalan bu yegâne hatıraya sahip çıkmış. Cenazenin Yunanistan’dan ABD’ye gönderilmesi için yetkili mercilerle görüşen, uzun uğraşlarla konunun peşini bırakmayan Anax, nihayet hedefine ulaşıp iskelete sahip olmuş. Anax yaşananları şöyle anlatıyor: “Kemik kutusunu Yunanistan’dan aldım. İlkin ne yapacağımı bilmiyordum. Gömmeli miydim, yoksa yakmalı mı? Tavan arasına mı koymalıydım? Hepsi de beni heavy metale alıştıran kişiyi anmak için kötü bir yol gibiydi.” Daha sonra gitar yapımıyla uğraşan bir arkadaşından ilham aldığını anlatan Anax’ın, çılgın fikrine annesi karşı çıkmış, bunun amcasına bir saygısızlık olacağını ve ebedi istirahatte olması gerektiğini söylemiş. Anax ise annesine, “Sence Filip amca gitar olmayı mı tercih ederdi, yoksa bir kutu dolusu kemik mi?” diye sormuş ve böylece kararını vermiş. Amcası bilse ne derdi bilinmez ama Anax, bu fikre bayılacağını düşünerek kolları sıvamış. İskeletten gitar yapan birini bulamadığını, bu yüzden kendisinin bazı denemelerden bulunduğunu anlatan Anax, “Aslında omurları ve kemikleri deliyordum ama biri çatlayıp kırıldı! Gitarı tamamlasam da bazı tuhaflıklar var. Yine de bazen aletlerimizdeki sınırlamalar onları harika yapan şeylerdir. Belli bir sesi var ve bence kulağa harika geliyor. İskeletten yapılma gitarı çalmanın epey metal olduğunu söyleyebilirim.” Gitardan nasıl bir ses çıktığını merak edenler için bir video da çekmiş Anax; https://youtu.be/6xQD-MfOuQA Anax’ın dediği gibi, iskeletten gitar gerçekten de ancak bir metalcinin aklına gelebilir ve eline, müziğine yakışabilir. Ayrıca kendisini, dünyanın kaynakları hızla tükenirken geri dönüşüm konusundaki bu örnek duruşu konusunda kutlarız! Şaka bir yana, toprakta çürüyüp gitmesi yerine başta organ bağışının, daha sonra bilim için bedenini kadavra olarak bağışlamanın ne kadar mühim olduğunu yeri gelmişken tekrar hatırlatmak isteriz. Bir başka çılgın haberimizde tekrar görüşmek dileğiyle. Unutmadan, metal müziği aşıladığınız dost ve akrabalarınıza dikkat edin, gördüğünüz gibi ne yapacakları pek belli olmuyor! ...

Edelvays Çiçeklerinin Tohumlarını Metal İle Harmanlayan Dağlı Grup: Eluveitie

Heavy Metal & Hard Rock aleminde diğer musiki janrlarında daha nadir rastlanan bir “Kafa Eleman” fenomeni mevcuttur. Daha klasik metal gruplarından örnek verecek olursak Annihilator’ın “kafası” Jeff Waters’dır mesela. Motörhead’te sadece Lemmy tek başına ekoldür. Iron Maiden’da salt Steve Harris yegane kalsa o gamsız adam grubu tek başına sürdürebilir, ama destur; Maiden müziğinin ruhunu o biçimlendirmiş, tözüne o alkol katmıştır çünkü. Kezâ Iced Earth’te John Schaffer, Metallica’da ise Lars Ulrich ipleri tutan beyzadelere örnek olarak verilebilir (James ve diğerleri gruptan ayrılsın, Lars üç ayda yeni elemanlar monte edip Metallica’yı devam ettirmeye kalkışmazsa kalıbımı basarım). Bu saydığım öznelerin her biri göle maya çalan egosantrik deli-dahilerdir, adanmışlık onların göbek adıdır. "Bağlantısız Ülke" İsviçre'nin sulak yerlerinin, Bern'in buz gibi sularından beslenen Eluveitie kafa elemanı ise hiç şüphesiz ki Chrigel Glanzmann’dır. Alp dağlarının zirvelerinde kök salan Edelvays çiçeği kokusu gibi güçlü bir metal koklama yeteneğine haizdir bu Glanzmann ve grubun uzun süreli üç üyesi, vokalist ve laternacısı (Hurdy-Gurdy) Anna Murphy, gitarist Ivo Henzi ve davulcu Merlin Sutter gibi “kafa” olmasalar da handiyse grubun kolları ve bacakları sayabileceğimiz elemanlarının yitimi sonrasında “Durmak Yok Yola Devam” şiarını belleyerek, en hayati uzuvları gerektiğinde kesip atabileceğini dosta düşmana göstermiştir! Birlikte 10 yılını geçirsen de gecen ve gündüzün bir olsa da an gelir; birileri alır başını gider. Glanzmann gibilerinin yapacağı tek şey vardır; bildiğini okumak. O da bilir çok zor olacağını her şeyin ama her grubun bir ruhu vardır ve o ruh çoğu zaman tek kişinin iradesiyle varlığını sürdürür. Yoksa çoğu grup gibi yiter giderler müzik sahnesinden. Bakınız Chrigel abimiz mevzuya dair neler söylüyor: “Tabii ki beraber yoldaşlık ettiğim insanlarla yolları ayırmak tuhaf bir durum. Herkes için garip bir dönem geçirdik ve olan oldu. Ama yaşadığımız gelişmelere bakacak olursak, şahsen ben durumdan memnunum. Krizi fırsata çevirmeyi başardığımız kanaatindeyim. Herkes için en iyisi oldu. Gerek bizim grubumuz gerekse de ayrılanlar için. Aramız gayet iyi, hâlâ görüşüyoruz.” Chrigel, üç önemli elemanını kaybettikten sonra zaman geçirmeden yaşları yirmilerinde çıtır elemanlarla grubunu besleyip adeta memleketinin dağlarının dirençli çiçeği Edelvays’ın kendini yeniden yaratması misali her zamankinden daha büyük bir enerjiyle grubunu ayakta tutmayı başardı. Şimdi her zamankinden daha güçlü bir aileye dönüştüğüne inanıyor Chrigel. Eluveitie’nin müziği İsviçre Alpleri’nde tohumlanmış olsa da Kelt ve İskoç ezgileri, Alman ve İskandinav Folk müziği ve Avrupa geleneksel halk müziği ile klasik heavy metalin dengeli bir sentezini de içeriyor. Çağdaşı Korpiklaani gibi salt “mütemadiyen gır-gır geçme” ve “vur patlasın-çal-oynasın” tipi eğlenceli “Köylü-Metali”nden daha çok mitoloji, mistisizm, drama ve “ağırbaşlılık” içeren bir Folk-Metal bu. Elbette ki eğlenceyi de ıskalamıyorlar; sonuçta damardaki kanın akışını hızlandıran kır ezgileri Eluveitie’nin de iskeletini oluşturmakta. İsviçre’nin Bern kentinin sembolü “seksi kutsal ayı tanrıçası”nın romantik çığlıklarını bile duymak olası bu gizemli grubun müziğinde. Çok dilli, çok renkli, çok “varlıklı” bir müzik deneyimi bu; eski İngilizce, Galce, Bretonca, Kernevekçe ve envai tür Kelt aksanı ve geleneksel enstrümanlarıyla, Alplerde hoplayarak gezen Heidi ruhu taşıyan ultra-romantik müziğiyle, kalabalık kadrolu bu “köklü” ama bir anlamda “yeni” grubun müziğiyle bir katharsıs duygusu yaşamamak için odunsu bir tabiatınızın olması gerekir. Folk-metal'e kayıtsız kalanlar, duygu dolu bu metalik türe hakkını vermeyenler, melez-metale omuz silkenler, oflayıp puflayanlar ne bahtsız varlıklardır! *** DeliKasap Dergi tam 19 yıldır basılı ve dijital yayınlarını sürdüren yegane rock’n’roll kültürü mecmuasıdır. Dergimize destek olmak ve 666+2. Sayıya ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Avustralya Çöllerinde Bir Vaha

King Gizzard & The Lizard Wizard grubunu geçen sene Spotify’da keşfemiştim. İlk dinlediğim anda fark ettim ki müziğinin içine çeken ve insanı farklı devr-i diyarlara götüren bir gruptu. Kendime King Gizzard & The Lizard Wizard grubunu neden bu kadar geç keşfettiğim için kendime kızmıyor da değilim.  Flying Microtonal Banana albümünü baştan sona sanırım bir ay boyunca hiç durmadan dinlemiştim. Özellikle o albümündeki Anadolu ezgileri ile harmanlanmış Neo-psychedelic Rock tarzı ile beni kendilerine hayran bırakmışlardı. Albümde Sleep Drifter, Billabong Valley ve Nuclear Fusion parçaları benim açımdan öne çıkan müziklerdi. Grubun müziklerindeki mikrotonal perdeye sahip gitarların yanında vokal melodisi de benim dikkatimi çeken bir diğer unsurdu. Mikrotonel gitarın üstadı olan Tolgahan Çoğulu’nun sunumunda duyduğuma göre bağlamadaki gibi ek perdeyi 2/3’lük kısmına koyarken onlar tam ortaya koymuşlar. Sleep Drifter parçası işte bu yüzden Kara Toprak parçasından yorumlanmış gibi geliyor. Nuclear Fusion'da ise size Hardal, Bunalımlar, Moğollar gibi Türk gruplarını hatırlatacak armoniler var. Müziğin sınırlara ait olmadığını Avusturalyadan çıkıp tüm dünyaya bir kez daha göstermişlerdir. Müziklerinde Anadolu ezgilerini takip ettiklerini ve Erkin Koray, Selda Bağcan ve Barış Manço’nun ilk döneminden parçalarını konserlerde seyircilere de dinlettiklerini kendileri de söylüyorlar. Kim ne derse desin Anadolu kültürünü bu kadar dışarıdan inceleyip bu kadar bize yakın eserler çıkarmaları büyük bir başarı, bu açıdan bile bir kez dinlenmeyi muhakkak hak ediyorlar. Garage Rock'tan Progressive Rock'a oradan Psychedelic Rock’a o kadar güzel harmanlamışlar ki dinleyenleri farklı yönlerden doyuma ulaştırıyolar. Müzik kariyerleri 2015 ile başlayan grup; müziğin yeni arkayit haline karşı çıkıp bayağı paldır küldür farklı tatlardan ve kültürlerden Rock müzik ve Psychedelic Rock üreten; taze, sıcacık aynı zamanda da hep üretmek isteyen; dinleyenlerin kulaklarından beyinlerine enfes tınılar ile iz bırakıyor. Müzikleri dinlerken İngilizce sözleri olan bir türkü dinliyormuş gibi hissediyorsunuz çoğu zaman. Avustralya Rock demişler ama bu bildiğiniz bizim Anadolu Rock… Birçok kültürden harmanladıkları melodiler ve alt yapılarla üretken bir grup King Gizzard &The Lizard Wizard, üstelik nefis bir enerjileri var. Hiç ara vermeden albüm çıkaran grup ve her albümlerinde bir müzik evreninden diğerine atlıyor. Rock'tan Progressive Rock'a oradan Psychedelic Rock, oradan metal müziğe zıplıyorlar ve her albümlerinde kendilerini dinletmeyi başarıyorlar. King Gizzard & The Lizard Wizard son 2 yılda 7 albümle dinleyicinin karşısına çıkmıştır. 2019 yılında Thrash Metal çok öksüz kalmış diyerek bir de onu deneyen King Gizzard & The Lizard Wizard, bunda da gerçekten başarılı olmuştur. Albümü King Gizzard & The Lizard Wizard’ın geçmiş albümlerinden farklı olarak daha sert tınılarla Thrash ve Heavy Metal arasında dans ediyor. Infest The Rats’ Nest albümü son yıllarda dinlediğim metal albümleri içerisinde en kalburüstü albümlerden biri olduğu ise şüphe gütmüyor. Albümün genel uzunluğu kıvamında olmasına rağmen ben her dinlediğimde hiç bitmesin istediğim için çok çabuk bitmiş hissiyatında bırakıyor beni. Albümde benim kulağıma hoş gelen parçalar: Planet B, Superbug, Hell, Organ Farmer oldu. Yeni şeyler denedikleri bir albüm olmuş buna rağmen yürüyüşler hakikaten çok güzel yapılmış. Thrash & Heavy Metal denemelerine rağmen yine kendi özlerinden kaymadıkları aşikâr. Benim gibi bu türleri hala severek dinleyen insanlar için hem bu grubun diğer albümleri hem de bu albümü keyifli bir müzik ziyafeti çekmek için iyi bir fırsat diyebilirim. Vokal teknikleri açısından Lemmy ve James Hetfield’ın gençlik dönemlerindeki sert vokali anımsattı. Infest The Rats’ Nest albümde hem gitarların hem de baterinin yürüyüşleri gerçekten çok başarılı. Benim açımdan üstlendikleri Thrash Metal’i yeniden gün yüzüne çıkarma çabaları takdire şayan son yıllarda çıkan Thrash Metal albümleri geçmişin tekrarı gibi olmasına rağmen King Gizzard & The Lizard Wizard buna dur diyerek yeniden o kültüre nefes aldırdı diyebilirim. Son zamanlarda çölleşen müzik piyasasına karantinanın iyice tuz biber olduğu şu dönemde, Infest The Rats’ Nest albümü ile King Gizzard & The Lizard Wizard Avustralya çöllerinde görülen bir vaha gibi, güzel insanlara Anadolu topraklarından çok selamlar.                                                              Infest The Rats’ Nest tracklist:1. Planet B2. Mars For The Rich3. Organ Farmer4. Superbug5. Venusian 16. Perihelion7. Venusian 28. Self-Immolate9. Hell DeliKasap 666+2. Sayı ön siparişe açıldı. Metallica'nın kapağını süslediği sayıya ön sipariş vermek için tıklayınız. ...

Knight Errant’tan Yıllar Sonra Yeni Albüm: “Ruhların Büyük Göçü”

Türkiye, Heavy Metal açısından gerçekten efsane grupların çıkışına ev sahipliği yapmış, bu türün hemen hemen her tarzı dâhilinde birçok önemli grubun üretimleri ve kendine özgü soundlarına şahit olmuştur. Müzisyenler yaptıkları her albümle hayatlarımızda derin izler bırakmıştır. İşte onlardan belki de en önemlileri arasında yer alan Knight Errant ilk albümleri KE’ı 1999 yılında yayımlamıştır. Grup melodik ve sert müziğiyle Keman’ı birbirine harmanlayarak oldukça özgün bir tarz sunmuş, hepimizi mest etmişti. Grubun etkili müziği elbette hepimiz için çok özel bir yerde… İlk albümleriyle metalseverlerden tam not alan grup, ikinci albümü Divan’ı ise 2005 yılının sonlarında uzunca bir aradan sonra yayımlar. Albüm yine destansı ve etkileyici güçlü şarkılardan oluşmaktadır. Bu albümün yeri benim için çok ama çok ayrıdır. Albümü o kadar çok dinlerdim ki, bir gün kendilerini canlı izlemek en büyük isteğimdi ve onu da 2011 yılında Unirock Festivali’nde gerçekleştirdim. Bu albümden sonra uzun bir sessizlik dönemine giren grup, tüm dünyanın pandemi belasıyla savaştığı bu zor günlerde hepimize sürpriz yaparak yalnızca dijital mecralarda yayımladıkları üçüncü albümleri ‘’Ruhların Büyük Göçü/The Grand Migration Of Souls ‘’ ile bizi bizden aldılar. Dokuz kült şarkıdan oluşan albüm, Senfoni ve Heavy/Power Metal gücünün yüzde yüz ruhla buluştuğu ve biz sevenlerini bugün yaşadığımız bu karanlık çağdan alıp farklı diyarlara yolculuk yapmamızı sağlıyor. Türkçe ve İngilizce şarkılardan oluşan albümde ayrıca enstrümantal öğelerde yerini bulmakta ve bu albümün yapım ve prodüktörlüğü bizzat grup tarafından yapılmış durumda, yani yüzde yüz bir Knight Errant ürünü ile karşı karşıyayız. Albüme gelecek olursak Anafor muazzam sözleri ve eşsiz melodisiyle beni benden aldı, bu şarkı son zamanlarda dinlediğim tüm tarzlar dâhilinde en iyi ve etkili şarkı, onun için bu şarkıya ayrı bir parantez açmak istedim. Dinlerken tüylerimi diken diken eden bir diğer başyapıtsa Ready to Believe kesinlikle ve yine albümün öne çıkan epik eserlerinden biri. Albüme adını veren Ruhların Büyük Göçü art arda dinlediğim ve dinlemeye doyamadığım en güçlü çalışmalardan, yine bu güçlü ruhun en etkili eserlerinden ikisi olan Rüzgar ve Toprak albümde öne çıkanlardan, Rüzgar ismiyle müsamma sizi derinden etkileyecek naif ama gayet tokat gibi bir eserken Toprak ise albümde cayır cayır Heavy Metal‘in güçlü ve dik duruşunu en iyi simgeleyen 3 şarkıdan biri, diğer ikili ise Virtual Reality ve Confusing ki onları dinlerken o muhteşem ruhun etkisiyle kendinizden geçiyorsunuz ve iyi ki Heavy Metal var diyorsunuz birkez daha. Albümün enstrümantal eserleri Dark Tides ve Gilgamesh (Authentic) ise kısa olmalarının yanında dinlemeye doyamayacağınız cinsten. Evet, işte Knight Errant yıllar sonra böyle özel şarkılardan oluşan yepyeni bir başyapıta imza attı. Ruhların Büyük Göçü her bir yanınyla hayatımızda derin bir iz bırakacak bir başyapıt kesinlikle ve şimdilik sadece dijital platformlarda yerini aldı. Biz dinleyiciler bu albümün mutlaka CD formatının basılmasını istiyoruz çünkü Knight Errant gibi efsane bir grup bugüne dek yarattığı üç albümle hayatımıza damga vuran ve yarınlarda da bugün olduğu gibi birçok müzisyene muazzam vizyonuyla, etkili eserleriyle ışık olacak ve yön çizecek ve elbette arşivlerimizde çok özel bir yerde olacak bir grup. 2001 yılında Wacken gibi bir festivalde çalmaları ise gerçekten çok yerindeydi çünkü bunu fazlasıyla hak ediyorlar ve gerçekten kendilerine özgü muazzam bir ruhları ve tarzları var. Bu arada yazıda şu önemli parantezi de açmamız gerekir; bu efsane albümün dijital platformlarda 25 Haziran’da yayımlanmasının sebebi, yıllar sonra gelen albümün, grubun kuruluş tarihi olan 25 Haziran 1993’e sembolik bir gönderme olması. Evet, oldukça köklü bir grup olan Knight Errant’ın biz dinleyicilerinde yerleri çok ama çok özel. Kendilerini çok ama çok özlemiştik bunu bir kez daha belirtirken, bu muhteşem albümü de tüm rock ve metalsever dostlarımıza şiddetle tavsiye eder, albüm içinse bir kez daha tüm Knight Errant elemanlarını en içten samimiyetimle selamlarım. KNIGHT ERRANT Barbaros Bensoy - Vokal Uluer Emre Özdil - Vokal Ilgın Ayık - Kemanlar Deniz Turan - Bass Gitar Ali Ulupınar - Gitarlar Murat Arslanoğlu - Davul Not: Bu muhteşem albümün, muazzam kapak çalışması ise grafik/animasyon sanatçısı Özlem Arslan tarafından yapılmış. Kendisi gerçekten harika bir çalışmaya imza atmış. DeliKasap 19. Yıl 666+1. Koleksiyon Sayısı’na sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Right Menu Icon