#metallica Tag

Kreator lideri Mille Petrozza: “Metal camiasında ırkçılığı cool olmak zanneden çok mal var”

MILLE AÇTI AĞZINI YUMDU GÖZÜNÜ: Heavy Metal olayına ilk dahil olduğumda tüm dünyadan farklı renklerden herkesin birbirleri ile dayanışma içerisinde olduğunu hatırlıyorum. Zaman içerisinde ise birden bire metal camiasının bir kısmı mala bağladı; insan ayrımı yapmanın, “zenci” kelimesini kullanmanın ya da şu beyaz üstünlük gibi yarrak kürek mevzuların metal camiasının bir kısmını etkilediğine şahitlik ettik. Bundan hoşlanmıyorum çünkü benim metalden anladığım bu değil. Kreator’un durduğu yeri belli etmek için her daim sahnedeyken bunu dile getiriyorum. https://www.youtube.com/watch?v=4ntwKzpX9Cg Safımız belli olsun; politik bir hattan besleniyoruz. Metallica bile o damardan beslenir, biz her zaman insan haklarından yana olduk, salak hükümetlerin saçmalıklarına karşı olduk ve sağduyulu bir tavır aldık. Heavy Metal’in durduğu yer, geldiği yer budur. Bu düşüncelerim bazılarını rahatsız ediyor olabilir ama fikrimi belirtmem bazen gerekli olabiliyor çünkü metal camiasında ırkçılığı matah bir şey sanan çok mal var. DELİKASAP DERGİ 666+2. SAYISINA ULAŞTI...

Avustralya’nın Ahmet San’ı yaşamını yitirdi

Metallica, Bon Jovi, Madonna, Rolling Stones, Slayer, Police, Iron Maiden, Bruce Springsteen gibi büyük pop, rock ve metal gruplarının kıtalar-arası seyahatlerini Avustralya yöresine doğru kaydıran Michael Gudinski hayatını kaybetti. Organizatör ve kültür yapımcısı olan Gudi, 1972'de 20 yaşındayken Mushroom Records müzik şirketinin kurucuları arasında yer almıştı. Avustralya'nın Ahmet San'ı diyebileceğimiz organizatör Gudinski, Melbourne'deki evinde, uykusunda yıldız tozu oldu. AC/DC, Kylie Minogue, INXS ve Jimmy Barnes gibi Avusturalyalı yıldızları kıta ötesine ihraç eden de oydu. Bruce Springsteen, yaşamını yitiren organizatörün ardından "Dünyanın dört bir yanından Avustralya'ya adım atan her sanatçı onu hatırlayacak." ifadesini kullandı. Russell Crowe ise "O, Avustralya kültürünün yükselen değeriydi." dedi. Gudinski, Motorhead, Frontier Touring, Mötley Crüe, Frank Sinatra ve Rolling Stones gibi fenomenleri Avustralya'ya getirmişti. Bruce Springsteen, The Rolling Stones, Paul McCartney, Billy Joel, Police, Ed Sheeran ve Taylor Swift gibi yıldızların ülkesinde konser vermesini sağlamıştı. Müzik endüstrisinin simgesi Gudinski, 2006'da Avustralya Şövalye Nişanı üyesi olmuş, 2013'te ise Victoria Müzik Ödülleri'nin "Onur Listesi"nde yer almıştı. Avustralya'nın Ahmet San'ını uğurlarken bizim "Yerli ve Milli" Ahmet San'ımıza uzun ömürler diliyor, DeliKasap'ın 20. yılında hazırladığımız özel koleksiyon baskımız 666+2 Numaralı DeliKasap Dergi'de "Stadyum Konserleri Özel Dosyası"nda kendisini hürmetle andığımızı da buraya not düşüyoruz. Bu özel sayıyı edinmek isterseniz: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Cliff Burton, Direnen Boğaziçililere İthaf Edilen DeliKasap Dergi 666+2. Sayıda…

Metallica'ya entelektüel biçimini veren güzel adam Cliff Burton'ı direnen Boğaziçili Üniversite Öğrencilerine ithaf ettiğimiz DeliKasap 666+2. Sayıda unutmadık… O, Ernest Hemingway gibi devrimci yazarların, H.P. Lovecraft gibi karanlık yazı emekçilerinin, William S. Burroughs gibi avangart sanatçıların, Edgar Allan Poe gibi sıra dışı edebiyatçıların, Friedrich Nietzsche gibi arıza filozofların, Dalton Trumbo gibi komünist yazarların, Faulkner gibi nitelikli kalemlerin metinlerini Papa Het'in zihnine kazıdı. Tüm bu okumalar bizlere The Call Of Ktulu, One, For Whom the Bell Tolls, Creeping Death, Broken, Beat & Scarred, Atlas Rise gibi şarkıların edebiyat ve felsefe etkileşimli sözlerini armağan edecekti.DeliKasap Dergi 666+2. Özel Koleksiyon Baskısını edinmek isteyenler için aşağıdaki linke göz atabilirler: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Metal bile dinlese kayyum kayyumdur!

Boğaziçi öğrencilerinin eylemleri ilk günlere göre biraz sönümlense de hala devam ediyor. Malum, ülkenin gündemi bir Slayer şarkısı temposunda gittiğinden, bir meselenin uzun süre konuşulması pek mümkün olmuyor. Yine de kayyumla atanan rektörün istifa etmemekte direnmesi, öğrencilerin ve hocaların geri adım atmaması dolayısıyla direniş de belirsizlik de sürüyor. Konu sadece bir atama değil. Kayyumlar, iktidarın üniversiteleri de ele geçirme projesinin bir parçası. Bu gerçeğin ışığında; “ülkenin en zeki gençlerinin” renkli eylemlerinden söz etmemek olmaz tabii. Kayyum rektör Melih Bulu da bu süreçte ne dese battı, ne dese rezil oldu.  En komik açıklamalarından biri ise gençlere şirin gözükmek için, “Hard rock dinleyen, Metallica dinleyen bir rektörüm” demesi oldu. Kayyum rektör aslında kendince ince bir taktik uyguluyor. Çok iyi biliyor ki “Ülkenin en zeki gençleri” ancak kaliteli müzik dinleyebilirlerdi ve öğrenci kitlesi içinde metal müzik dinleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Kendisinin yaptığı elbette tribüne oynamaktan farksız! Şimdi gidip Fatih Çarşamba’da bir apartmana yöneticisi olarak atansa, aynı sözleri söyler mi? Elbette söylemez! Ne alakası var şimdi demeyin. Kayyumdur bunun adı, ne zaman nereye atanacağını bilemezsiniz! Birincisi sevgili Bulu, biz de Metallica’yı severiz, dinleriz fakat ortama ayak uydurmak için metal müzik dinlediğini söyleyip sadece Metallica’yı sayanlara da “kıro” diyoruz! Öte yandan son dönemdeki piyasacı hallerinden ötürü, 30 yıl önceki şaheserlerini daha çok sahipleniriz bizim cenahta. Eğer onları kastediyorsanız eğer, dinlemiş fakat belli ki anlamamışsınız. Metalci rektörün en sevdiği şarkı da “Nothing Else Matter’mış. Bunu duyunca dakikalarca kahkaha attım. Belli ki ergen döneminde aşık olunca dinlemiş, kırk yıllık metalciymiş gibi davranıyor. İntihal kokan makalesinde yaptığı gibi, eminim şarkıların sözlerine de zahmet edip bakmamıştır kendisi. And Justice For All ile cevap verelim kendisine: “Burnun Kaf Dağı’ndaOnların ayrıcalıklarından sen de faydalanıyorsunSöylediklerine inanamıyorumÖdediğin bedele inanamıyorumHiçbir şey kurtaramaz seni” Master Of Puppets ile devam edelim: “Sürünerek yaklaş, çabuk olEfendine itaat etKuklaların efendisiyim benİplerin benim elimde O Metallica deyince Boğaziçi’liler de boş durmadı tabii. Grubun For Whom The Bell Tolls parçasını kendisine uyarladılar. Şarkının orijinalini üst üste bu kadar dinlememiştim desem abartmış olmam. Lütfen siz de dinleyin. Bu harika gençlik headbang yaparak götürecek sizleri! https://www.youtube.com/watch?v=xEVtTOBW7Ok “Elinde pankartla Boğaziçi’ndeMücadele eden kim?Kuzeyde, güneyde şimdi her yerdeÖğrenci ve hocalar hepsi birlikte Gecenin yarısı o haber geldiDemokrasiye darbeDurur mu haykırı tüm BoğaziçiHazırlan bu söz sana, şimdi bak dinle!Boyun eğmeyizBiz kayyumaVazgeçmiyoruzİSTİFA! Makalen çalıntı her şeyin yalanFark etmeyiz mi sandın?Okulu şirkete çevirmek neymiş?O iş yatar kayyum, bence anladınBugün de yarın da yine buradayızSeçimdir hakkımızCV’inde neler var bundan bize neKayyuma karşıdır tüm Boğaziçi” *** Boğaziçi öğrencileri başta olmak üzere kayyum rektörü protesto eden tüm rocker üniversiteliler ile el ele verdik ve “ben hard rock dinliyorum, Metallica dinliyorum” diyen rektörü tiye alarak heavy metal kavramı ve haybecilik üzerinden beyefendiyi trend topiğe soktuk. Eylemlerimiz sürecek. Siz de DeliKasap’ı destekleyerek bizlere güç verebilirsiniz… DELİKASAP DERGİ’NİN NOTU: 2001 yılından bu yana gerek basılı dergilerimizle gerekse de dijital medya alanındaki duruşumuzla mücadeleyi sürdürüyoruz. DeliKasap, karşı kültür ve eleştirel popüler kültür yayıncılığında bağımsız bir hattı koruyarak kültür hayatına mizahi, sert ve “rock’n’roll” müdahalelerde bulunuyor. DeliKasap Dergi’ye vereceğiniz her destek, daha kaliteli video içerikler, özel röportajlar, basılı dergiler ve daha nitelikli yayınlar yapabilmemize katkı sunacak. DeliKasap Dergiyi destekleyiniz. Bağımsız yayıncilığa güç veriniz. DeliKasap Dergi basılı ve dijital yayınlarımıza abone olabilir, bizleri patreondan destekleyebilir ya da koleksiyon sayılarımızı ayrı ayrı edinebilirsiniz… https://www.delikasap.org/urun/delikasap-6662-sayi-on-sipariste/ ...

Iron Maiden, David Bowie, Judas Priest, Metallica albümlerine tersten bakınca…

Aralarında Metallica, Iron Maiden, Judas Priest gibi baba grupların bulunduğu bazı müzisyenlerin efsane albüm kapaklarına "tersten" bakalım mı? Harvezt adındaki çılgın rocker bu efsane albümlerin arka taraftan nasıl göründüklerini merak ederek böyle bir işe imza atmış. Albüm kapaklarının tüm detaylarını ele alıp tersi yönde çizen Harvezt'in resimleri hoş bir nostalji duygusu yaratıyor. Bazı orijinal kapaklar insanı 'Böyle olsa daha iyi olabilirdi' dedirtecek türden güzel değil mi? İşte efsane bazı albümlerin ters yönden çizimi… ...

“Monsters of Rock”-Moscow’91’de bir Türk metalci… (3) METALLICA İLE BAŞ BAŞA

Yirmi sekiz yıl evvelinin Sovyetler Birliği’ne zaman yolculuğumuz devam ediyor. Veysel Barışsever, yine bir çanta dolusu kutu biraları kapmış, Pantera’nın ortalığı velveleye vermesinin şaşkınlığını çoktan üzerinden atmış, The Black Crowes ile rahatlamış ve arkadaşlarıyla tekrar uzaklara, “sahneye” kilitlenmiştir… Çünkü Metallica sahneye çıkmış, tüm ihtişamıyla komünist devletin yurttaşlarına metal işaretini çakmıştır bile… Bu arada, bu yazı vesilesiyle DeliKasap olarak alkol bağımlılığından kurtulma amaçlı rehabilitasyon merkezine kendi isteğiyle yatan James Hetfield’e acil şifalar diler ve sözü tekrar Veysel Aga’ya bırakırız… Metallica...

“Monsters of Rock”-Moscow’91’de bir Türk metalci… (1)

“İlk başta, Moskova sokaklarında barikatlar ve tanklar vardı-buna inanmak zordu ve garip hatta biraz ürkütücü bir rüya gibi görünüyordu. Sonra her şey yatıştı, hayat eski haline döndü, derken “Monsters of Rock” patladı ve buna inanmak sokaklardaki tanklara ve tarama seslerine inanmaktan daha da zordu…” Sözler anonim ama buna sonra geleceğiz… Öncesi var. 19 Ağustos 1991’de radyoda (sabah 6'dan itibaren başlayarak) ve daha sonra SSCB'nin Merkez televizyonunda, «Vremya» haber programının spikeri tarafından «Sovyet Yönetimin Beyanı " başlıklı resmi bir metin okundu. İşin özü kısaca şuydu; Gorbaçov ve kabinesinin izlediği demokratikleşme “Perestroyka” politikasını tasvip etmeyen bazı SSCB Komünist Partisi yöneticileri ve özellikle Başkan yardımcısı Yanayev Genadiy İvanoviç, KGB şefi Krüçkov Vladimir Aleksandroviç, İçişleri bakanı Pugo Boris Karloviç ve daha beş yüksek düzey devlet adamı SSCB’nin belli bölgelerinde, sabah 00:04’ten itibaren altı aylığına OHAL ilan edip yönetime el koyduklarını televizyon ekranlarından beyan ediyorlardı. Kendilerini ГКЧП (okunuşu GeKaÇePe- Государственный Комитет по Чрезвычайному Положению), OHAL Devlet Komitesi olarak adlandırarak, tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşların faaliyetlerini, mitingleri, sokak yürüyüş, gösteri ve grevleri kanun dışı ilan edip yasaklıyorlardı. Geçici olarak bazı merkezi, Moskova kentsel ve bölgesel sosyo-politik yayınların durdurulduğu bildirildi. Geri kalan yayın organlarına ise koyu bir sansür uygulaması öngörülüyordu. Gerçekte, asıl çatışma Gorbaçov’un Kırım’da tatilde olmasını fırsat bilen bu “8’li çete” ile 1. Rusya Federasyonu başkanı olan Yeltsin’nin demokrasi ve değişim taraftarları arasında gerçekleşiyordu. SSCB Savunma Bakanı Yazov Dimitriy Timofeyeviç'in emriyle 19 Ağustos sabahı Moskova'ya: *4 bin asker ve subay, *279 piyade savaş araçları, *148 zırhlı personel taşıyıcı, *362 tank  sokuldu ve tüm ana alanlar ve stratejik önem taşıyan kuruluşlar ve de tabii ki Merkezi Televizyon Binası ele geçirildi. Yeltsin’in şehir dışındaki evi özel kuvvetler tarafından ablukaya alınıyor ancak o olan bitenden haberdar olur olmaz emirlere boyun eğmeyerek Moskova’ya gitme kararı alıyordu. “Kendisine engel olunmaması” emri geliyor ki bu darbecilerin en büyük hatası olur. Yeltsin akşam saatlerinde Beyaz Ev’in (hükümet binası) önünde tank üstüne çıkarak o ünlü konuşmasını yapar:  “Rusya vatandaşları. 18-19 Ağustos 1991 gecesi, yasal olarak seçilen ülkenin cumhurbaşkanı iktidardan men edildi. Bu men edilmenin nedenleri ne olursa olsun, sağcı, gerici, anayasaya aykırı bir darbe ile karşı karşıyayız.” Yeltsin, OHAL Devlet Komitesi’nin hareketlerini kanuna aykırı ilan ederek halkı darbecilere karşı koymaya davet eder. Yeltsin’in bu konuşmasından sonra insanlar sokağa dökülür, Beyaz Ev’in etrafına, yollara, tünellere barikatlar kurup nöbet tutmaya başlarlar. Yeltsin taraftarı subaylar, KGB ajanları ve Afganistan gazileri silahlanarak Beyaz Ev’e yardıma koşarlar. Diğer taraftan asker ile halk kaynaşmaya başlar ve birçok yerde ordu halk tarafına geçer ve tankların namlularını darbecilere karşı çevirirler. Yine de yer yer ordu ile halk arasında çatışmalar olur. 20 Ağustos’ta, Beyaz Ev’in önünde Yeltsin’e ve demokrasiye destek vermek amacıyla 200 bin Moskovalı toplanır. Aynı gün sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Leningrad’ta darbe karşıtı 400 bin kişilik gösteri yapılır. O gece, Beyaz Ev’in yakınlardaki tünelde nöbet tutan üç gösterici zırhlı araç altında kalarak can verir. Gelişen olaylar karşısında halk arasında yükselen öfke dalgasından korkan OHAL Devlet Komitesi geri adım atar ve ordunun ve savaş araçlarının şehri terk etmesini emreder. 21 Ağustos günü  Komitenin bazı üyeleri Kırım’a Gorbaçov ile görüşmeye uçarlar ancak o onlarla görüşmeyi rededer. O gece Rusya Federasyonu başsavcısı OHAL Devlet Komitesi üyelerinin tutuklanması kararını imzalar ve Kırım dönüşü hepsi tutuklanıp yargıya teslim edilir. 22 Ağustos sabahı Gorbaçov Moskova’ya döner. Eveeeeett...

Slipknot’ın son albümü: Doğal felaketler silsilesi

Slipknot’la ilk defa lise yıllarımda tanıştım. Tanışır tanışmaz da hoşlanmadım. “Metal müziği bozuyorlar,” diye ortalığı yaktığımı hatırlıyorum. Ama tabii o dönemden şimdiye gelinceye kadar düşüncelerim de değişti, müzik piyasası da değişti.   Genç jenerasyondan ayakta kalmayı başaran dokuz kişilik bu oluşumda, basscısı öldü, perkisyoncusu tahminen mobbing durumlarından gruptan uzaklaştı ve son yılların en çılgın bateristlerinden Joey Jordison’un gruptan çıkmasından sonra her şeyi nasıl toparlayacakları ben dahil, bu müzik türüyle ilgilenen herkes için şiddetli bir merak konusuydu. İhtiyar metalcilerin artık bir bir “veda turneleri”ne çıktığı şu süreçte, metal müziğin evrimi noktasında bulunuyor Slipknot. Nu-metal gibi ekstrem tarz metal gruplarına hep mesafeliydim. Ta ki “Iowa” albümünü dinleyene kadar. Milenyum çağının en çalkantılı grubuydu Slipknot. Taktıkları “korkunç” maskeleriyle bazen dalga konusu olurlardı bazen de sahne şovlarıyla kendilerine hayran bırakırlardı. Hatta lisedeyken hep bir dedikodu dolaşırdı, “Joey Jordison en yetenekli baterist seçilmiş, biliyor musunuz?” diye. O dönemlerde grup, bateristinden solistine kadar her yerde ortaya koydukları projeleriyle çalkalanıyordu ama sonun geldiği de anlaşılıyordu. Çünkü özellikle 2010’lara geldiğimizde, Corey Taylor’ın yan projelere daha önce çıkacağını sanıyordum ben. En azından ben öyle düşünüyordum. Sonrasında malum, olan oldu ve Joey Jordison gruptan ayrıldı. Basscısı öldü, perkisyoncusu gruba kendilerini ait hissedemediğini için bence ayrıldı.   Grup uzunca bir süre sessizliğe büründü. Bu süre zarfında The Gray Chapter’ı.(perkisyoncusu gruptan daha ayrılmamıştı) yayınladılar ve “Durun, biz daha ölmedik!” mesajını verdiler. Ama sonra tekrar ortalıktan kayboldularTa ki 2019’un Haziran ayına, “Unsaited” yayınlayana kadar. Gelecek olan albümün tüm tekinsizliğini ve yeniden bir şeylerin arayışı içinde olduklarına işaret ediyorlardı sanki. “Aslında metal müzik yeniden bir atak yapacak mı, bu piyasaya demir yumruğunı indirecek mi,” derken Slipknot cidden o yumruğu indirdi. Bu yeni ve kuvvetli albüm endüstriyel metal müzik için çağımızın müziği olacağı anlamına geliyor benim açımdan. İnce ince o demir yumruk piyasanın ortasına yumruğu vuracakmış gibi hissettiriyor.bence.Kendilerini ne kadar yenileseler de bu türün de sınırları var diye düşünürken, bakıyorum da gayet “aşmış” durumdalar. Slipknot fanlarına ve müzik eleştirmenlerine göre epey de geçer not aldılar. Evet bateri konusunda, artık o eski yaratıcılık yok. Yine evet, Jay Weinberg’e, eski Slipknot’ın yaratıcı bateri ritimlerinden uzak standart metal ritimleriyle işini yaptırmışlar. Bass gitarda (Alessandro Venturella), yine aynı şekilde kendisinden istenenleri veriyor fakat bir şarkı sırtladığı yok.Yeni grup elemanlarına mesafelerini The Devil In I şarkısının klibini izleyerek görebiliriz. Ama şarkı sözleri, Corey Taylor’ın tekinsiz vokalleri ve yenilen maskelerle birlikte üç şarkıya çekilen klipler (Solway Firth, Unsainted, Birth Of The Cruel) bile grupta bambaşka bir yenilik anlayışının olduğunu hepimize güzel güzel gösterdi. Dolayısıyla albüm benim açımdan sanki doğal felaketler silsilesi gibi.   Genel bir değerlendirme yapacak olursam, albümü sevdim. 10/8’lik bir albüm bu. Okuduğum eleştirmenler ve grubun hayranları da albümü genel olarak beğenmiş zaten. Albüm, geçmişteki Slipknot albümlerinden bağımsız değerlendirilmeli. Bu da Slipknot icin normal bir tepki aslında. Corey Taylor’ın ürpertici ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan clean ve brutal vokaliyle her şey gayet de “olmuş.” Metal müzikte, yeniliklere kapalıysanız kesinlikle uzak durun ama bu albümden. Yeni tatlar arıyorsanız da mutlaka açın dinleyin. “We Are Not Your Kind’’ böyle bir albümdür. Ben her dinlediğimde farklı tınılar ve farklı duygular içerisine giriyorum. ...

Lou Reed’in “aynalı kitabı” sınırlı sayıda yeniden okura sunuluyor

Metallica ile beraber kaydettiği son stüdyo albümü Lulu sonrası yaşama gözlerini kapayan çok yönlü sanatçı Lou Reed'in, daha önce yayımladığı ve ilk dönem şarkı sözlerini içeren kitabı I’ll be Your Mirror: Collected Lyrics, Faber & Faber tarafından güncellenerek yeniden yayımlanacak. Ayna materyalli özel baskı kapak ve siyah kumaş ciltli sınırlı basım kağıt versiyonun yanı sıra e-kitap formunda da yayımlanacak olan eser 7 Kasım'da hayranlara ulaştırılacak. Kitaba sanatçının dul eşi Laurie Anderson, meşhur yönetmen Martin Scorsese ve James Atlas  da birer sunuş yazıları ile katkı sunacak. Lou Reed'in son albümü eleştirmenlerce çok sert eleştirilere maruz kalmışken henüz o zamanlar hayatta olan David Bowie ise "forever kanka"sına sahip çıkmış ve Lulu'yu eleştirmenlerin aksine göklere çıkararak methetmişti. Reed'in Sally Can't Dance albümünden el yazması şarkı sözlerinin de basılması planlanan kitaba ön sipariş vermek isteyenler için link: https://www.faber.co.uk/shop/non-fiction/9780571346004-ill-be-your-mirror.html David Bowie ile Lou Reed yaşam enerjilerinin zirvesindeyken...

Right Menu Icon