#thrash Tag

Tek Kişilik Ordunun Yükselişi: Toxic Holocaust!

Toxic Holocaust, 1999 yılında Joel Grind tarafından tek kişilik bir proje olarak kuruldu. Radiation Sickness demosuyla ilk ürününü 1999’da çıkardı. İlk zamanlarda Black Metal ve Punk, daha sonra Black/Thrash ve en sonunda ise Black/Thrash/Speed etkileşimli bir proje olma ayağında ilerledi ve 2002'ye kadar demo ve split çıkarmaya devam etti. Grubun genel olarak lirikleri; satanizm, katliam, yok oluş, şeytancılık, din düşmanlığı ve ölüm temaları üzerine kuruldu. 2003 yılında 21 yaşında olan Joel Grind, Evil Never Dies albümünü çıkardı. Bu albüm, Joel'in en nitelikli işlerinden ilki olarak görülür. Öyle ki; davul, gitar, bas ve vokal işlerini en üst seviyede yapmıştır.  Evil Never Dies albümünde liriklerde yine son derece din karşıtı, soykırımcı, şeytani ve satanist temalar içermektedir. Evreni yok etmek için bir takım saykoluklar peşinde olan Joel, tür olarak Black/Thrash etkilerini açıkça kullanmıştır. Artwork sanatçısı Mick Mullin’in hazırladığı albüm kapağında da savaş, seks ve satanizm gibi lirikler ön plandadır. Ayrıca grup, Evil Never Dies'dan sonra Bestial Mockery, Nocturnal, Vomitor ve Morbosidad gibi gruplar ile birçok split çalışmalarına parmak bastı.  2005 yılında Hell on Earth isimli daha Thrash/Punk aromalı bir albüm doğdu. Bu albüm underground piyasanın en sağlam label şirketlerinden biri olan Amerika'lı “Nuclear War Now! Productions” tarafından kaydedildi. Albüm kapağı dandik "retro thrash" gruplarına ilham kaynağı olsa da lirik ve tema bakımından yine en iyi işlerden biriydi. Hell on Earth albümünden sonra yine çeşitli splitler, demolar çıkaran Toxic Holocaust; Enforcer, Merciless Death, Blüdwülf ve Goat Messiah gibi gruplarla ayrı ayrı splitler çıkardı. Ayrıca birçok konserde boy gösteren grup, bunlardan en önemlisini 2006 yılındaki Brazilian Slaughter konserinde gerçekleştirdi. (Bu konserin full kaydını sizler için aşağıya bıraktım.) Konserde yeraltı piyasasının old school işlerine imza atmış müzisyenler davul, bas, ve gitar çaldı. https://www.youtube.com/watch?v=R026cgKh7b8&feature=youtu.be 2008 yılına geldiğimizde Toxic Holocaust'u “gereksiz insanlar” dinlemeye başlamıştı. Metal'den bir haber olan dandik insanlar, “An Overdose of Death...

Biranın Mükemmel Etkisi: Tankard

1982 yılında 4 alkolik adam tarafından kurulan Tankard Alman Thrash Metali'nin efsane gruplarından biri. İlki Heavy Metal Vanguard, ikincisi Alcoholic Metal olmak üzere iki demoyla piyasa giriş yapan grubun 38 senedir halen aynı mizaçta müzik üretmeye devam eden, Alkolik Metal’in mucidi Tankard’ı; kurulmasından, oluşum sürecine; karşılaştıkları zorluklardan, beş kişilik kadro değişikliğine günümüze kadar nasıl geldiğini bu yazı ile daha yakından tanıyalım. 13 yaşını dolduran Andreas Fritz Johannes, Mayıs 1980’de yerel futbol takımı olan Eintracht tarihteki en büyük başarısı olan UEFA kupasını kazandığında ilk kez sarhoş olmuştu. Bu durum ileride kariyerinin oluşumunu önemli ölçüde etkileyecekti. İki yıl sonra Andreas, liseden arkadaşı olan uzun saçlı Axel Katzmann’ı ve bizlerin bugün bilmiş olduğu gruba kadar gelmiş Frank Thorwart’ı zorla gruba soktu. Başlangıçta kendilerine Vortex ve Avenger gibi isimler bulmuşlardı, ta ki bir sözlükte ‘bira maşrapası’ anlamına gelen Tankard kelimesini keşfedene kadar… Haftalar süren çalışmalardan sonrasında, uzun tonlara sahip 8 dakikalık ilk şarkıları Ray Death’i yazdılar. Nükleer savaşla ilgili bunaltıcı bir şarkı olan Ray Death’ten kısa bir süre sonra ise tempoyu iki kat artırmaları gerektiğine karar verdiler. Çalışmalar sonucunda başarılı bir formül bulan grup bu formülle günümüze kadar geldi; Fast Thrash-Punk! Bu müzik, saf düzensizlik ve eğlence elementleri içeren, alışılmış çığlık ve ritimlerden ibaretti. Andreas, bu eğlence öğesini, ‘mizahsız çıkmayız’ diye ifade eder. Kendilerini bulmalarından bir yıl sonra, 28 Mayıs 1983’te bir sınıfta ilk mini performanslarını sergilediler. Alkol okulda yasak olduğu için, biralarını çalarken de içebilecekleri süt kutularına doldurdular. Gitarist Bernard Rapprich, babasının muhafazakar biri olması yüzünden gruptan zorunlu olarak ayrılmak durumunda kaldı. Babasının baskısı yüzünden şu an muhtemelen başarılı bir beyin cerrahı. Onun yerini alan şahıs da şüphesiz ki en iyi seçimleriydi. Bu şahıs onların paralel sınıflarındaki AC/DC manyağı Andy Bulgaropulos idi. Böylece kadro tamamlanmış oldu. 1984 yılında Tankard, Sindlingen’de efsanevi olayını yaşadı. Sodom ve “üçlemenin güneylisi” Destruction ile aynı sahneyi paylaştı. Orada yaşadıkları olayı “Orada bulunan SVP çalışanı Manfred Schütz, bize bir teklifte bulundu. Fakat bizi çalarken görünce geri aldı.” diye sırıtarak anlatan Andreas üzerine şunu ekliyordu: “Bizim fena olmadığımızı söyledi. Fena değil mi? Tek kelimeyle orayı salladık!”. Sodom ve Destruction SPV ile anlaşma yapılmıştı fakat Rabel Steamhammer ile Tankard’ın hala bir sözleşmesi yoktu. Onların asıl ihtiyacı olan Heavy Metal Vanguard ve Alcoholic Metal gibi başarılı performans ve demolardan başka aynı zamanda iş hassasiyetiydi.   İlk albümleri Zombie Attack ise 1986 yılında yayımlandı. Alköl'ün şerefiyle yaptıkları hızlı metal parçaları grubun Alcoholic Metal adında yeni bir tarz yaratmasını sağladı. Zombie Attack gibi birçok klasik parçanın bulunduğu albüm ile piyasayı sallayan grup ikinci albüm Chemical Invasion ile fan kitlesini iyice artırdı. Bu yükseliş The Morning After, The Meaning of Life albümleriyle devam etti ve grup 1991 yılında Fat, Ugly and Live isimli kaydı oldukça temiz olan, harika bir konser albümü yayımladı. 2002 yılında 20. yıldönümünü kutlayan grup aynı sene B-Day albümünü çıkardı. Ve 2006 yılına gelindiğinde  Tankard, The Beauty And The Beer albümü ile karşımızdaydı. Muhteşem bir klasik old school Thrash steel albümü ve kuvvetli bir prodüksiyon ile grup ruhundan hiçbir şey kaybedilmeden hala aynı çizgide yola devam edildiğini kanıtladılar… 1988’de Stern dergisinde yayımlanan bir yazıda, grubun yaptığı müzik "bira maşrapası dolu olan bir treni rayından çıkarabilecek bir müzik" şeklinde tanımlanmıştı fakat o dönemde Mettalica bile Twisted Sister’ı destekledikleri Almanya turnelerinde onları gülüp geçiştirmişti. Hetfield ve Ulrich, tur posterlerinin headline’ına baktıklarında "breakdansçılarla savaşta" yazısını gördüler ve bununla eğlendiler. O dönemde At War with Satan albümü piyasada olan Venom da büyük ihtimalle bundan zevk duymuştur. Tankard, poser ve thrasher’lar arasındaki kavgayı TV saçmalıklarına bıraktı ve albümleriyle uğraşmaya koyuldular. Mezuniyetlerinden sonra ilk albümleri Zombie Attack’i kaydetmek için Berlin’e gittiklerinde orada yanmış fırınlarla, günde üç kez ısıtılmış et parçalarıyla, kırık yataklarla ve çökmek üzere olan bir otelle muhattap olmak zorunda kalmışlardı. Prodüktörlüğünü Harris Johns’un yaptığı, konsept albümü Chemical Invasion 1987’de piyasaya sürüldü. İmajlarına bir ek de daha önce Slash, Mick Jagger ve Keith Richards gibi starları da çizen ve Spiegel için çalışan Sebastian Krüger’in artworkleri oldu. Bu sefer Tankard, B-Day için daha önce Holy Moses grubu ile çalışma yapan Andy Classen ile çalıştı. Birçok kez prodüktör değiştirmek zorunda kalan grup bu süreçte oldukça sıkıntı yaşadı. Tankard’ın sahne aldığı mekana gelerek grubu dinleyen Buffo Schnadelbach ile bu sorun çözülüyor. Bir çeşit keşif olarak da nitelendirelebilecek bu olay sayesinde ilk albüm kontratına sahip oldular ve Zombie Attack albümü raflarda yerini aldı. Buffo, 80’lerin ortasında bu genç arkadaşların potansiyellerinin farkına varmıştı artık. Alkolik mizahın, politik ironinin, vurucu ritmin ve Andreas'ın sahnedeki varlığının kombinasyonu popüleritelerinin artmasını sağlıyordu.  Birkaç yıllık yokluğundan sonra Krüger yeni yıl dönümü albümü kapağı için boya fırçalarını yeniden oynatmaya karar verdi. B-Day’deki artworkü efsanevi Alien and Bomber’ı içerecekti. Chemical Invasion kapağındaki Papa’nın sigara içerken tasvir edilen görüntüsü ise Tankard’a sürpriz olarak bir problem yaratmadı. 1990’da sanki Tanrı bile onların tarafında ve onlara tanıklık ediyormuş gibi Rock Hard Show'da bardaktan boşalırcasına yağmur olmadan çalabildiler.  Müzik kariyerlerine sorunsuz bir şekilde devam eden Tankard, bizleri bira eşliğinde mutlu etmeye devam edecek gibi.  DeliKasap 19. Yıl Koleksiyon Sayısı’nı sipariş vermek için; https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Şeytan’ın Aman Tanımaz Uşakları: Sarcófago

Brezilya denildiği zaman ilk akla gelen grup genellikle Sepultura olmuştur. Fakat Thrash/Death/Black türlerinin atası olarak kabul edilen Sarcófago gelmelidir.  Brezilya topraklarında büyüyen bu "şeytani" çocuklar, Thrash/Death/Black türleri arasında sentezlenerek Darkthrone ve Satyricon gibi ikinci kuşak Black Metal gruplarına ilham kaynağı olmuştur. Öyle ki bu gruplar, bazı Sarcófago şarkılarına cover yapmışlardır. Sarcófago, Sepultura'nın ilk üyelerinden olan Wagner Lamounier tarafından 1985 yılında kurulmuştur. Sodom, Slayer, Possessed, Venom, Bathory ve Hellhammer gibi grupları örnek alan Lomounier, genellikle eserlerinde anti-hıristiyan ve şeytani ideoloji, seks, alkol gibi konular üzerinde odaklanmıştır. Sepultura grubundan ayrılan vokalist ve lead gitarist Wagner Lamounier, Sepultura'dan ayrılma nedenini, müzikal ve ideolojik çizgiden sapmaları olarak belirtmiştir. Sarcófago’nun ilk albümü INRI, Black Metal türünün büyük bir etkisi olarak görülür. Thrash/Death/Black türlerinin karşımı olan bu albüm, günahkarlığın, kafirliğin ve din karşıtlığının savunucusu olmuştur. Satanizme olan güçlü yaklaşımlarının sonucu olarak şeytani ve karanlık atmosferleriyle, primatif Thrash-Black tarzında ve özellikle Alman Thrash Metali’ne yakın olan müzikleriyle, Black Metal eğilimli vokalleriyle, boğuk ses efektleriyle, çift bas davullarıyla, ham ve kirli yapıdaki Thrash riffleriyle ve aşırı manyakça davul vuruşlarıyla kendilerini kanıtlamışlardır. Corpse paint makyajları, deri ceketleri ve kurşun kemerleri ile Black Metal'in görsel sunumu ve stilinin ilk kesin ifadesi olarak kabul edilir. INRI albümü, Black Metal türünün şekillenmesine yardımcı olan ilk kuşak albümlerden biri olarak kabul edilir. INRI albümünün başarısına rağmen Lamounier, sonuçlardan memnun kalmamış, kayıtların kalitesinden ve grubun iç çekişmelerinden sürekli rahatsız olurdu. INRI albümünü piyasa sürüldükten sonra Sarcófago kısa bir süreliğine dağılmıştır. Bu ayrılığın ardından grubun kariyerinde devrim olarak adlandırılan The Laws of Scourge ile küllerinden doğmuşlardır. Daha iyi bir kombinasyon ve daha sofistike söz yazımı, onları Technical Death Metal ruhuna taşımıştır. Sarcófago'nun bu yönü, yeni üyeler Fábio ve Lúcio Olliver tarafından beğenilmiştir ve Godflesh, Paradise Lost ve Bolt Thrower gibi metal gruplarından esinlenilmiştir.  İkinci albümleri olan The Laws of Scourge ile piyasaya sürülen ilk Technical Death Metal kayıtlarından biriydi. Bu albüm kaydında yer alan klavyeci ve davul programlayıcı Eugenio ile grup ilk kez müziğinde klavye unsuruna yer vermiştir. Bu albümle ilgili olarak grubun, müziğini biraz daha arıttığı ve daha teknik ve profesyonel bir yapıya soktuğu çalışma olduğunu söylemek mümkündür. Ancak grup hala belirgin özelliği olan agresifliğini ve olabileceği kadar süratli müziğini çalmaya ve nefret dolu çehresini göstermeye devam etmekten geri kalmamıştır. The Laws of Scourge, Sarcófago'nun en çok satan ve bu tarihe kadar en kapsamlı tura neden olan albümü olmuştur. Venom ve Hellhammer gruplarından ilham alan Sarcófago'nun şarkı sözleri şeytani bir ruh taşımaktadır. Öyle ki grubun Hıristiyanlık konusundaki tutumu, Şeytan'dan daha agnostikti. Şarkılarında çoğunlukla tanrı inancını eleştiren Sarcófago, Brezilya toplumu üzerindeki yabancılaştırıcı etkisi uzun yıllar boyunca eleştirilmiştir.  Artık dağılmış olan Brezilya'nın şeytani çocukları Sarcofago, kesinlikle Thrash/Death/Black türlerinin üçünde de sayısız gruba ilham kaynağı olmuştur. Tekniği çok fazla ön plana çıkarmadan çaldıkları Old School müzikleriyle, şeytani ruhlarıyla, nefret dolu lirikleriyle, Corpse Paint makyajlarıyla taşları yerinden oynatmışlardır. Sarcofago, Thrash Metal/Black Metal akla getirildiği zaman sadece Güney Amerika kıtasının değil dünya piyasasının saygın grupları arasındadır. Son albüm hariç hiç bir zaman çizgilerinden sapmamaları ise Sepultura ya göre daha geri planda kalmalarına neden olmuştur. DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

“Irak’tan Esen Thrash Metal Rüzgarı” Dark Phantom

Heavy Metal asla sıradan bir müzik olmadı. Bu müziğin doğasında genel hatlarıyla tepki, isyan, öfke gibi unsurlar daima barınır. İşte tam da bu minvalde bir gruptan bahsedeceğim birazdan ama önce Heavy Metal’in yaratıcılarından efsane ses Ozzy Osbourne’un şu muhteşem sözüne bir kulak verelim: “Dünyada kızgın gençler oldukça Heavy Metal yaşayacaktır.” Bu türün yaratıcılarından Ozzy çok haklıydı. İşte şimdi bahsedeceğimiz kızgın gençlerden oluşan grup Irak Savaşı sonrasında yaşadıkları isyanın fon müziği olan Heavy Metal ile tanışıp, yaşadıklarını enstrüman öğrenerek müziğe aktaran ve oldukça zor şartlarda besteler üreten; Kürt, Arap ve Türkmen gençlerin oluşturduğu, Kerkük’te kurulan Dark Phantom İsyanın müziğini en samimi duygularla ve oldukça cesur sözlerle icra edip yaşadıklarını tüm dünyaya duyuruyorlar. Vokalde Mir, gitarda Murad ve Rabben, bass gitarda Sarmad, davuldaysa Mahmood’dan oluşan kadroyla 2016 yılında “Nation Of Dogs” ismiyle ilk albümlerini yayımladılar. İsyanın müziğini tokat gibi sert bir şekilde icra eden grubun tarzı Death/Thrash Metal şeklinde tanımlanabilir fakat müziklerinde yaşadıkları bölgenin folk ruhunu da hissetmek mümkündür.  Etkilendikleri gruplar arasında Metallica, Slayer, Death, Lamb Of God gibi isimleri sayabiliriz, aynı zamanda Türkiye’den Pentagram’ı da çok seviyor dostlarımız. Irak’ta yaşayan ve farklı etnik kökenlerden oluşan grup üyeleri, yıllar boyunca yaşadıkları haksızlıkları, adaletsizliği ve isyanı en güçlü şekilde dünyaya haykırıyorlar. Düşünün ki, orada bu müziğe şeytani gözle bakılıyor ve bu müziği yapmak büyük bir tehdit olarak algılanıyor. Birçok sıkıntı ve baskı altında müzik icra etmeye çalışan grup üyeleri her şeye rağmen az da olsa farklı etkinliklerde sahne alıyor. Onca zorluğun içinde bile dünya piyasasında kendilerine yer bulan grup, müziğiyle birçok ülkede hayran kitleleri kazanmış durumda. Her grup gibi onların da en büyük hayali farklı farklı ülkelerde konserler verip, hayranlarıyla buluşup; isyanlarını, acılarını ve çok daha fazlasını yansıttıkları eserlerini sunmak… 2016 yılında yayımladıkları albümleri Nation Of Dogs’a iki video klip çeken grubun özellikle geçtiğimiz sene kitlesi iyice genişledi. Albümleri birçok ülkede CD ve kaset olarak yeniden basıldı. Şarkılarında yalnızca bestelerle değil sözlerle de dikkat çekmeyi başarmış olan grubun yaşadıkları coğrafyadan beslenen isyanı yozlaşmış politikacılara, dinlere ve yaşanılan tüm haksızlıklara karşı duran bir isyan ve bu isyanlarını dünyaya Heavy Metal ile duyurmaya çalışıyorlar.  Türkiye’ye yakın her grup gibi onlar da burada birçok seveni olduğu için bir konser vermek istiyorlar. Onlar için öyle çok büyük bir yerde çalmaları önemli değil, yalnızca bir sahnesi olması bile yeterli. Bu müziği oldukça iyi şartlar altında yapan farklı ülkelerdeki çoğu gruptan daha samimi ve çok daha gerçekçiler çünkü Dark Phantom Irak Savaşı sonrası keşfettikleri ve sımsıkı sarıldıkları bu müziği yeri geldiğinde gitarlarına tel bulmakta bile zorlanarak ve ülkelerinde onları anlamayan bir siyasi yönetimin binbir zorluğu altında yapıyor. Bu baskılar Nation Of Dog’s isimli ilk albümlerindeki yer yer Death Metal’e meyleden sert bir öfkeye dönüşüp tüm dünyaya yayılan bir çığlık. Bu çığlığı keşfetmeye, kardeşlerimiz Dark Phantom’un isyanına ortak olmaya hazır mısınız? O halde sizleri aşağıda verdiğimiz linklerden grubu takip etmeye davet ediyoruz. Emin olun çok şey kazanacaksınız.Grupla İlgili Son Gelişmeler İlk albümleri Nation Of Dogs’un ardından sıkıca hazırlanan grup, şu sıralar yeni albümleri üzerinde çalışıyor. İlk albümlerine göre daha da sert bir albümle geri döneceklerinden bahseden grup gerçekten ellerinden gelenin en iyisini yapmak adına büyük bir özveri ile çalışıyor. Grubun bass gitaristi Sarmad Jalal kısa bir süre evvel gruptan ayrıldı ve kariyerine solo olarak devam ediyor. Sarmad’in yerine şu anda bass gitarları grubun solisti Mir üstleniyor ve bir süredir konserlerde bass/vokal şeklinde devam ediyor. GRUP ÜYELERİNİN FARKLI PROJELERİ Oriental Death Metal tarzında Cyaxares isimli solo çalışması bulunan grubun sesi Mir bu anlamda çok yönlü ve üretken. Whores of Babylon (2014), House of the Cosmic Waters (2017) ve en son şu sıralar büyük bir zevkle dinlediğim Shahnameh (2019) isimli albümü yayımladı. Cyaxares dışında Mir ayrıca 2020’nin ilk günlerinde Torture Hymns isimli projede Sami Noorallah isimli müzisyenle bir araya gelip tavizsiz bir albüm olan Mass Obliteration’a imza attı. Mir daha birçok projede ismi olan bir isim. Mir gibi solo proje konusunda aktif olan bir diğer kişi ise grubun sevilen gitaristi Rabeen, ilk albümü Black Tears 2014 yılında yayımlandı. Kendine özgü eşsiz bir gitar çalış stiline sahip olan gitarist, Heavy/Thrash metal çizgisinde enstrümantal albümler yapıyor. En son 2018 yılında yayımladığı Resurrection da oldukça etkili bir albüm. Grup Üyeleri; MIR - Lead vocalist & Bassist MURAD - Guitarist REBEEN - Guitarist MAHMOOD - Drummer Grubun linkleri; Facebook: https://tr-tr.facebook.com/metalbandIraq/ Twitter: https://twitter.com/darkphantom_iq Spotify: https://open.spotify.com/artist/5xnui1xnHDEqPXjLCYxOud Youtube: https://www.youtube.com/channel/UCKa9MUNPylmcwe2dVSJFz6w Grubun klipleri; https://www.youtube.com/watch?v=b33thPE-lb8 https://www.youtube.com/watch?v=vKGcC3vXY5Y&feature=youtu.be&fbclid=IwAR2IOVD4Cj_4V9cD1pYvH60iX_JszRJlHd68D87i1QlFf87S4UwOMT1aTaE DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı'nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Metal’e “Fransız” kalmayın: Delikasap Hellfest 2016 güncesi

Değerli DeliKasap okurları, 2016 Hellfest Festivaline sizler için gittik ve gözlemlerimizi, festival deneyimlerimizi ve izleyebildiğimiz grup performanslarını kağıda -klavyeye- dökmeye çalıştık… 2016 Hellfest biletlerinin en hızlı tükendiği yıl oldu. Bu yıl özellikle Graspop ve Hellfest line up bakımından oldukça iddalı olduğu için hele ki Wacken’in biletlerinin 24 saat içinde bittiği düşünülünce festival düşüncesi olan metalciler bu yıl daha fazla ilgi gösterdi. Ancak Hellfest ve Graspop’un aynı tarihlerde olması ve line up’larının hemen hemen aynı olması festival tercihinde katılımcılara güçlük yaşattı. Bu sene Hellfest’in bir özelliği de Lemmy’nin anısına olmasıydı. Hellfest organizatörleri bu konuda gerçekten büyük çaba harcamışlar. Bu konuya daha sonra değineceğiz.. 16 Haziran’da İstanbul Paris uçuşu ile seyahatimiz başladı. Hellfest Fransa’nın Nantes şehrinin Clisson kasabasına yakın bir bölgede yapılıyor. Paris’ten Nantes’a hızlı tren ile gitmek en akılcı yol, Fransa’da yaşanan genel grev bizi endişelendirse de trenimizde bir aksama olmadan Nantes’a ulaştık. Daha önce 2014 yılında araç kiralayarak da gittik ancak hem çok uzun sürüyor hem de Nantes’tan sonra Clisson’a varana kadar inanılmaz bir trafik oluyor. Ayrıca arabayı park edecek yer sıkıntısı da cabası.. Tren süper, 3 saatte Nantes’a  oradan tekrar bir aktarma ile 20 dakika da Clisson’a varılıyor. Clisson tren istasyonundan shuttle ile 10 dakika sonra festival kapısındasınız. Akreditasyonumuzu yaptıktan sonra kamp alanında çadırımızı kuracak bir yer aradık. Geç kalmıştık ancak itiş kakış bir yer bulduk. Hava durumu 3 gün yağış tahmini veriyordu, 3 günlük kamplı bir festivalde en berbat şey yoğun yağmur yağması...

“Ergen Pentagram” 1990'da Fame City'yi işte böyle inletti: Zaman yolculuğuna hazır mısınız?

Daha henüz Sovyetler Birliği bile yıkılmamış, dünya iki kutuplu, Türkiye ise kıytırık da olsa laik bir ülkeydi. Tayyip Erdoğan, "fakir ama gururlu bir dindar genç politikacı" olarak üst üste Beyoğlu'ndan belediye başkanı olmak için çırpınıyor ve belki inanmayacaksınız ama her defasında seçimleri kaybediyordu! RTE'nin mitinglerde "hırsızlık babadan oğula geçer" diye Turgut Özal'a çattığı işte o günlerde, aynı zamanda İstanbul'da cihat rüzgarlarından çok farklı, özgürlük hissiyatlı bambaşka bir sound kasırgası esiyor, gençlik thrash-metalin ve Türkiye'nin en hakikatli heavy-metal grubu Pentagram'ın keyfine işte böyle varıyordu! İşte seksenlerin sonu, doksanların en başı Pentagram, işte geçtiğimiz günlerde Bakırköy'de yıkılan Fame City'deki metal coşkusu...

Right Menu Icon