#türkçerock Tag

Yerli-Rock tarihimizde 37 sene önce bugün: 1984’te Açıkhava’yı kim yıktı?

Axe’in Açık Hava Tiyatrosu’nu yıktığı gün: 13 Mayıs 1984     Güneşli bir Pazar günü. Dünya’da NWOBHM tam gaz hız alırken Türkiye’deki Rock ve Metal grupları da boş durmuyor. Tam 37 yıl önce bugün, Repo Prodüksiyon’un düzenlediği Rock Festivali var İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda. Katılan gruplar : Asım Can Gündüz ve Ambulans, Devil, Whisky, Axe(Ankara), Denge, Clips, E-5, Painted Bird, Grisou, Çetin Cengiz Dans grubu ve Acrobatik Rock And Roll dansçıları Dansco ve Sema.   Sırasıyla :  * Konser afişinin ana teması : “Bahar...

Galiz: “Sanat direnendir: Ölüme, köleliğe, alçaklığa ve utanca direnir…”

Galiz 2014 yılında kurulmuş. Gitar ve vokallerde Mehmet Akif Durak, davulda Recep Yılmaz, bas gitarda Ertan Kandemir’den müteşekkil Galiz ilk parçası “Öteki”yi yayınladı. Galiz, DeliKasap ekibinden Yasin Çoban’ın sorularını yanıtladı. Galiz nasıl başladı? Bununla birlikte bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Makif: Recep’le ben Ankara’dan üniversite arkadaşlarıyız. Okul döneminde birlikte çalmaya başladık. Ankara’da çeşitli mekanlarda ufak çapta konserler verdikten sonra Recep’in iş durumundan dolayı İstanbul’a taşınmasıyla mecburi bir ara vermiş olduk. Ancak daha sonra benim de yolum İstanbul’a düştü. İstanbul’da elimizdeki besteleri değerlendirmeye karar verdik. Bu dönemde karşımıza Ertan çıkınca böyle bir yeteneğin “harcanmasını” istedik ve aramıza aldık. Şakası bir yana Ertan aslında gitaristti ancak gruba bas gitarist ihtiyacı olduğundan dolayı bu görevi üstlenmek istedi ve son halimizi almış olduk. Recep: Buradan DTCF insanlarına da selam edelim. Galiz ismi nereden geldi? Recep: Aslında isim koymak konusunda çok yetenekli değiliz, çokça öneri ve aday arasından hiç birini seçemedik. Bir gün provada Makif, Galiz Kahraman önerisiyle geldi. Ben de bunu gereksiz uzun ve detaylı buldum ve Galiz isminde anlaştık. Öteki parçasına bir de klip çektiniz. Klibiniz Türkiye standartlarında olabildiğince ‘öteki’ ve başarılı bir klip. Türkiye’de LGBTİ+ bireylerin yaşadıkları zorluklar ortada; müziğiniz ve klibinizle desteğiniz açık. Bunun dışında öteki kavramına siz nereden yaklaşıyorsunuz, bunun için neler söylemek istersiniz? Makif: Eğer düşüncelerin, fikirlerin, hareketlerin, davranışların, vücudun, kendini ifade etme biçimin, yaşam tarzın, kısacası varlığın bu olagelen düzende kabul görmüyorsa ve sen bu yüzden gölgelerde dolaşmak zorunda kalıyorsan, ötekisin. Hem varsın hem yoksun.  Ertan: Üretim sürecinde ve öncesinde her müzisyen gibi kendimizi öteki olarak hissediyorduk. Ülkemizde öteki olmak iktidar ekseninde çok kolay olduğu için açıkcası biz kendimizi zaten öteki olarak bulduk. Recep: Bu şarkının bestesini ilk ortaya çıkarttığımızda aklımızda böyle bir söz yazımı yoktu ancak her gün yaşadığımız bu baskı ve faşizm ikliminde yapacağımız bir kaç politik şarkı bizi asla tarif edemezdi; buradan yola çıkarak öteki kavramı üzerine Makif sağolsun çok başarılı sözlerle geldi. Aldık, düzenledik ve ürün ortaya çıkmış oldu. Klipte drag queen kullanmak kimilerine göre cesur bir hareket gibi gelebilir ancak bu bir sanat ve anlatım modelidir. Öteki olmak için anlatılabilecek en iyi hikayeyi anlatmamız gerekiyordu ve drag queen performansı konseptinin bu konuda en etkili yöntemlerden biri olabileceğini düşündük. Biz olması gerektiği gibi LGBTİQ+ haklarını insan hakları olarak gören bir grubuz. Bu açıdan LGBTİQ+ hareketle ilişkilendirilmek iktidar ve devlet gözünde bize zarar verir mi kısmını da hiç düşünmedik bile. Birilerinin sırça köşklerine gerek bu konudan gerekirse de bütün baskılara direnen bireyler açısından dokunabildiysek ne mutlu. https://www.youtube.com/watch?v=5iLa4MnGjrg Sound olarak kendinizi nasıl tarif edebilirsiniz? Ertan: Biz de her yaşıtımız gibi jenerasyon olarak büyüdüğümüz müziklerden etkilendik. 90’lar sonu 2000’ler başı soundu kulaklarımıza yerleşmişti ancak şahsen ben müziğe ilk adımlarımı atmaya başladığım dönemlerde daha da kökenlere inmek istedim. Sevdiğim gruplar ve sanatçılar kimlerden etkilenmişler, nerelere ne açıdan dayanmışlar bunları merak ettim. Müziğin içine daha fazla girip kafa yormaya başladığım zamanlarda fark ettiğim şey şuydu: 60'ların ve 70'lerin analog soundları ve bu soundların daha modernize versiyonları hoşuma gidiyordu. Gruba dahil olduğum ilk zamanlardan beri de bunu bize katmaya çalıştım. Makif: Belirli bir tanım yapmak zor. Ancak üretirken blues'dan metale çeşitli öğeler görebiliyorum müziğimizde.  Recep: Ben pek bilgili değilimdir ama bana hep 2000’ler başı Türkçe rock yapıyoruz diye gelir, buna benim dışımda herkes karar verebilir; eminim daha doğru sonuçlar gelecektir. Üretim süreciniz nasıl geçiyor, kim hangi görevleri üstleniyor ya da her şeyi ortaklaşa mı yapıyorsunuz? Makif: Görev dağılımı yapmayı tercih etmedik ama sistemimiz biraz öyle oturdu. Söz ve müziklerin taslakları hepimizden gelebiliyor, ben gitar kısmını üstlenip düzenledikten sonra modeli ve şekli oturmuş oluyor, son aranjesini stüdyoda hep birlikte bitiriyoruz. Ertan: Ben teknik taraflarda bilgili olduğumu düşündüğüm için işin müzikal teori kısmını üstleniyorum. Sound konusunda atacağımız adımlar benden geçiyor. Yine de bazı bestelerimiz emprovize olarak ortaya çıkıyor, kolektif üretimin hazzı başka tabi. Recep: Makif’le ilk başladığımız süreçte ya makif’in elindeki şarkıları değerlendiriyorduk ya da benim tek telden gitar çalarak çıkarttığım melodileri Makif riff haline getirip ilerleme kaydediyorduk. Ertan’ın da dahil olmasıyla son düzlükte benim görevim biraz daha artmış oldu. Grubun görsel işlerini ve idari kısımlarını genelde ben üstleniyorum. Sosyal yaşamınızda neler yaparsınız, neler izler, neler dinlersiniz? Makif: Malum pandemiden ötürü sürekli evdeyim ve sosyal bir yaşam mümkün değil. İnsanlarla mümkün olduğunca internetten iletişim kurmaya çalışıyorum. En son Snowpiercer adlı diziyi izledim, güzel bir sezon finali oldu. Ve şu sıralar Queensryche dinliyorum; bütün gün albümler dönüp duruyor. Taktım kafayı biraz...

Türkçe Rock Müziğin İstanbul’u Kesmeşeker Tam 30 Yaşında

Cenk Taner’in kaptanlığında 90’lı yılların başında Kadıköy’de, Belen Ünal, Tayfun Çağlar ve Melih Rona tarafından kurulan Keşmeşeker 30 yıldır Türkçe Rock Müziğin İstanbul’u olmaya devam ediyor. Kesmeşeker günümüzde Cenk Taner, Demirhan Baylan, Gökhan Özcan ve Onur Sanverdi ile yoluna devam ediyor. Grubun üyeleri zaman içersinde değişse de Kesmeşeker; aşkın, barışın, sevginin, umudun sözleri ve melodisi olma niteliğini hala korumakta… 30 senede neler duyduk peki Kesmeşeker şarkılarında? Hiç bilmediğimiz şehirlerin sokaklarında yürürken aşkın kokusunu duyuran, burunlarımızdan ciğerlerimize aksettiren; damarlarımızda aşk gezdiren bir nesil olmanın rahatsız edici huzurunu kavradık Kesmeşeker şarkılarıyla… Çoğu zaman bıktığımız yarışları, nihayetsiz çabalarımızı, yalanlarımızı, yorgunluklarımızı düşünüp yıldığımızda şeyler arasında bir şeyden ötesi olmadığımızı bize hatırladık Kesmeşeker şarkılarıyla… Fotoğraf: Zeynep Nur Tiryaki Üstümüz başımız şehir tozuna bulanmış deniz kumundan yerleri arzularken tıkılıp kaldığımız evlerimizden çarşılara süzüldükten sonra Taksim’den Kadıköy’e dönmek için Karaköy’de vapur beklerken, hâlâ tek kişi olabilmenin karla karışık sağanağını içimizde hissettik Kesmeşeker şarkılarıyla… Yeri geldi Kadıköy’de gün batımını izlerken çok güzel solduk Kesmeşeker şarkılarıyla… İçine nereden düştüğümüzü bilemediğimiz bu kusursuz cinayetler çağında savaş ve kan isteyenlerle mücadele etmeyi, sessiz kalırsak gözyaşları dökebileceğimizi öğrendik Kesmeşeker şarkılarıyla… Fotoğraf: Zeynep Nur Tiryaki En güzeli İstanbul’u, İstanbul’un eşsiz ruhunu öğrendik Kesmeşeker şarkılarıyla… Kesmeşeker, bize 30 senelik müzik yaşamları içerisinde birçok şeyi öğretti. Dinleyicilerini çok sevdi, onları uçsuz bucaksız bir azınlık olarak nitelendirdi. Kaç olduklarına değil kim olduklarına baktı. Biz de onların 30. yaş günlerini en içten dileklerimizle kutluyor, bundan sonra nice 30 seneler boyunca kulaklarda en çok da aşkın, umudun ve barışın sesi olarak kalmalarını temenni ediyoruz… https://www.youtube.com/watch?v=PNcnY5lVgvM DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

2000’ler fenomeni Direc-t nereye koşuyor?

[vc_row][vc_column][vc_column_text]Üçüncü Yeniler, Alternatif Müzik, Klasik Rock tartışmalarına devam ediyoruz. Bu defa Direc-t konuşuyor: “Gençlerin belli bir müzik zevki yok” Yeni nesil müzikal eğilimler, canlı müzik ve stream müzik dinleme alışkanlıkları, Üçüncü Yeniler, rock’n’roll’un geleceği, Gaye Su Akyol bizi kurtarır mı, derken mikrofonu özellikle 2000’li yılların ilk çeyreğinde hatırı sayılır bir fan kitlesine ulaşan Direc-t grubuna yöneltiyoruz. Grunge’ın Türkiye şubesi gibi bir yaftalamaya da maruz kalan grup üyeleri aslında “her zaman kafalarına göre takıldıklarını, belli bir şöhret peşinde hiçbir zaman koşmadıklarını” söylüyorlar. https://www.youtube.com/watch?v=3DWKZUc7mzY Türkiye yerli rock ve alternatif müzik tarihimizde geçmişten bugüne çok güzel ve özel vakalar da yazılıdır, çok talihsiz ve tuhaf mevzular silsilesi de…  Bir tabir olarak “rockçılık müessesesi” dünden bugüne hala en itibarlı müzikal sınıflamalar arasında yerini koruyor. Özlem Tekin’in yıllar boyunca “Ben bir rockçı değilim, ben elektronik müzik yapıyorum” demesine rağmen medyanın onu ısrarla “Rockçı Özlem” diye kodlaması, onun da en sonunda “Tamam ulan rockçıyım” demesi misali, örneğin bir Gaye Su Akyol’un rockçılık icazeti ta New York’lardan, ana akım dergi ve gazetelerden bile verilebiliyor. “Rock’n’roll’un büyüsünü ve etkisini kırmak çok zor, bazı tabuları devirmek de imkansız. Mesela alternatif rockçı Kurban grubunun vokalistinin gereksiz ve tuhaf bir “tabu devirme girişimi” sonucu “heavy metal işaretini aşağılamaya çalışması” –Ronnie James Dio’ya yapılan bir saygısızlık olarak algılanmış-, grup affedilmemiş ve bu özgün grup müzik tarihinin tozlu yaprakları arasına atılabilmiştir. Youtube kayıtları acımasızdır. Direc-t grubunun vokalisti Bilge Kösebalaban’ın da çok isabetli bir tesbiti ile “Cep telefonlarımızda artık dünyalar var…” Artık en ufak bir hata affedilmiyor, zaten seçenekler de sınırsız, dinleyici ise sıkılgan, bıkkın ve internet çağının doğası gereği, umarsız… Bilge artık haliyle kendini bir “genç müzisyen” olarak görmüyor. Grunge’ın alameti farikası Eddie Vedder’ın bile elli beş yaşına bastığı bugünlerde dünün “yeni nesil alternatif grupları” artık olgun birer “rock abisine” dönüşmüş gibidir: “Tamam ben de her şeyi dinlerim ama belli bir tarza daha fazla yoğunlaşırsın. Ama şimdiki yeni neslin böyle bir kaygısı pek yok. Çünkü cep telefonundan bir bombardımana maruz bırakılıyorlar, 10 saniye ondan, 10 saniye bundan… Buna ne bir müzik türü yetişebilir ne de bir grup. Mesela şu anda rap popüler. Yarın belki yine rock popüler olur. Ama onun da popülerliği en fazla bir sene. Sonra yine bambaşka bir şey popüler olabiliyor.” Hakikaten de bugün şaka gibi gelse de 90’lı yıllarda Jet Sosyeteye dahi sirayet etmiş “rock” ve “heavy metal” modasını akla getiriyor Bilge’nin söyledikleri. Neslihan Yargıcı’nın “metalci” takılması, bugünün kaşarlaşmış TV fenomenlerinin rock festivallerinin gediklisi olması… Peki ya öncesinde? Seksenli yılların Türkiye’de en “moda” akımı olarak görülen punk’ın öncüleri kimdi dersiniz? Bu belgeler rapçileri uyarıyor adeta: “Yarın ne olacağınız belli değil, bizden söylemesi…” Seksenli ve doksanlı yıllardan bugüne bir zaman sıçraması yapıyor ve tekrar Bilge ve dadaşlarına dönüyoruz… “2019 yılında Direc-t’nin yaptığı müzik ne anlam ifade ediyor” sorusunu Bilge Kösebalaban ve arkadaşlarına yöneltiyoruz. “Biz her zaman beraber çalmayı sevdik. Yaptığımız albümlerde yoğun bir emek ve keyif var. Belki beş senede bir ya da senede her gün bir araya gelsek de dinleyici bizi doğru değerlendirecektir. Yaptığımız dört albümde de kafamıza göre takıldık, ‘ama böyle olsun, şöyle olsun’ diye bir kurgu yapmadık.” Burası çokomelli. Hayata ve müziğe bir anlam katabiliyor musun? Duruşunu belirleyen ne? Şan ve şöhretin beyhudeliği ve ünlü olmanın geçici hazzının illüzyonu mu yoksa şu üç günlük dünyada kafanıza göre takılma keyfi mi? Doğrusu Direc-t, başlıktaki sorunun yanıtını duruşuyla veriyor: Kurban örneğinin tam tersine “rock’n’roll yüksek okulu”ndaki sınavlarını düşe kalka da olsa vererek, derslerini aksatmayarak yoluna devam ediyor; tevazu ile, ağır ağır… [embed]https://www.youtube.com/watch?v=kSZex_JkZTo[/embed] [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]...

ROCK’N ROLL BÖYLE BİŞİ

Anıl Yurdakul Sokaklar hep loş 30 Kasım Cuma sabahının deprem oluşu, gece olacaklara işaretti.  Cesur, maceraperest denizcileri dahi kulübülerinden dahi dışarı adım attırmayan Beyoğlu’nun deli kalabalığını akşam saatlerinde loş ve tenha bir hale getiren fırtına İmam Adnan Sokak’ta bulundan DoRock Bar’daki siyaha bürünmüş kalabalık için geçerli değildi… Otuz yılı aşmış olan Objektif denilince akla gelen yaşlanmayan adam Vecdi Yücalan’ın yeni ekibi Murat Tükenmez, Çağlar Abanoz, Umut Mutku ile Onur Akça’dan oluşan Objektif ile soundtrack sonrası old school Leman Kültür Kafe’de sohbete dalınıyordu… Saatler 22:15 sularında DoRock’a geçiliyor, Objektif’in en eski ve nefer haline gelmiş olan Arıza lakaplı Ali Rıza Bektaş karanlık kalabalığın arasında ortaya çıkıyordu. Arıza, Trabzon’dan İstanbul’a gelen liseyi okuyamama acısını kitap kurdu olarak ve gerçek bir proleter haline gelerek telafi ediyor, Sepultura hayranı olarak İstanbul’un pis caddelerini tabanlarıyla ezdikten sonra Objektif’i tanıyacak ve Vecdi Yücalan’ı hayatı boyunca bırakmayacaktı. 22:30 sularında sahneye çıkan Objektif, kalabalığı kendine getirerek dışarıdaki fırtınanın, Zeus’un gürlemesini, Thor’un şimşeklerinin sesini bastıran sound’ına başlıyor, ateş suyu art arda içiliyor, Rock’n Roll’un nasıl bişi(!) olduğunu hatırlatıyor, sahneye Vecdi’nin otuz yıllık arkadaşı GOD lakaplı Engin Tanrıverdi sahneye çıkarak eşlik ediyordu… Mahkumlar parçası çalmaya başladığında haksız yere on dört yıl hapse mahkum edilen atık kağıt işçisi Cengiz’i anıyordum… Parçanın sonunda Vecdi Yücalan “1990 yılında Tımarlı Hastane albümünü Ankara’da bir stüdyoda kısıtlı imkanlar ile dile kolay on saatte kaydediklerini söyleyecekti… Birkaç parça sonra ise Vecdi Yücalan bir konuşma gerçekleştirerek sahneye Rock’n Roll’un Old School ekibi olan Murat Beşer’i, Aptülkadir Elçioğlu’nu ve tavla hastası Güven Erkin Erkal’ı sahneye çağırıyor, ilk sahneye çıkan Murat Beşer seyircilere “Benden ne istiyorsunuz ama umarım dayak yemeyiz” dedikten sonra Aptülika ve Güven’in sahneye geç çıkmasına “Yaşlandılar” diyerek takılıyordu. Ekibin sahneye çıkması sonrası Vecdi Yücalan “Türk Rock’n Roll’unun fotoğrafını çekiyorsunuz” dedikten sonra mikrofonu ilk devralan Aptülika “Derslerini iyi çalışsınlar” diyerek kısa kesiyor, Murat Beşer “Yavşak Medyanın yazmadığını yazıyorum” demesiyle alkış kıyamet bir destek alacaktı. Güven ise uzun bir konuşma yapacaktı… Objektif geceye Künye ile devam edecek kalabalığa gece boyunca “Rock’n Roll’un Böyle Bişi” olduğunu hatırlatacaktı… #gallery-1 { margin: auto; } #gallery-1 .gallery-item { float: left; margin-top: 10px; text-align: center; width: 20%; } #gallery-1 img { border: 2px solid #cfcfcf; } #gallery-1 .gallery-caption { margin-left: 0; } /* see gallery_shortcode() in wp-includes/media.php */          ...

Kadıköy Soundu’nun mucidi Kesmeşeker 10. albümünü yayımladı

Müzik literatürüne Kadıköy Sound'u sokan, yılların eskitemediği grup Kesmeşeker’in 10. Albümü “Kadıköy”, Ada Müzik Etiketiyle 22 Aralık’ta yayımlandı. Kesmeşeker 1990 yılında kuruldu. 27 yılı aşkın müzik yaşamına Dipten ve Derinden (1991), Aşk ve Para (1993), Tut Beni Düşmeden (1995), İnsülin (1998), İçinde İçindekiler Vardır (1999), İzin Vermedi Yalnızlık (2000), Kum (2004), Doğdum Ben Memlekette (2011) gibi albümlerin yanı sıra şimdi de onuncu stüdyo albümünü sığdıran Cenk Taner ve arkadaşları, son albümleri 'Kadıköy'de de yine kendine has soundunu sadık dinleyicisine sunuyor. Şarkı sözlerinde yine her zaman olduğu gibi Cenk Taner'in imzasını görüyoruz. Cenk Taner’e bas gitarda Canay Cengen, vurmalı çalgılarda ise Gökhan Özcan eşlik ediyor.  Ayrıca, Cansun Küçüktürk, Özgür Ulusoy ve İlkay Özboyar da albüme katkıda bulundular. Tüm düzenlemeleri  Kesmeşeker’e ait olan bu albümün Kayıt ve Mix’i Canay Cengen- 2017, Mastering Levent Büyük, Çağdaş Şenel - Stüdyo 18, Kapak çalışması ise Engin Güneysu imzası taşıyor. Kesmeşeker “Kadıköy” 22 Aralık’ta tüm müzik marketlerdeki yerini alırken 29 Aralık’tan itibaren ise tüm dijital mecralarda yayına girecek. “Kesmeşeker dinleyicisidir ki 'uçsuz bucaksız azınlık'tır; onlar 'kaç' değil 'kim'dir…” Cenk Taner'in 'Yoldan Çıkmış Şarkılar' adlı solo albümü de 2013'te Ada Müzik etiketiyle yayınlanmıştı....

İsmi de kendileri de güzel grup Teneke Trampet’ten itiraz: Olmaz!

Haysiyetli müzisyenlerden müteşekkil kalender rock grubu Teneke Trampet’in ikinci albümü yine haysiyetli plak şirketlerimizden Kalan Müzik’ten piyasaya merhaba diyor: “OLMAZ” Kendileriyle tanışma şerefine nail olmuş bir müziksever olarak sıcak kalpliliklerini müziklerine yansıtmayı başaran güzel insanlar diyebileceğim Teneke Trampet'in kökleri bir hayli sağlam...

Asım Can Gündüz’e buruk veda

Bir ay kadar oldu; bir haber hazırlamış ve "gitarın efendisi Asım Can Gündüz müjde verdi" demiştim, iyi olduğunu duymak güzeldi. Yeni şarkıları için yeni klipler hazırlıyor, hız kesmeden konserlerine devam ediyordu. Coşku düzeyi yüksek ama aynı oranda hassas bu müzik adamı, facebook sayfasında Delikasap haberinin altına yorum yapan genç bir müzikseverle "hayat görüşü" bağlamında sert bir polemik yaşadığında ise şaşırmıştık. Delikasap'ta kendisine dair hazırladığımız haberin çok hoşuna gittiğini söylemiş, onunla dalga geçen genç rockçıyı ise kırmamak için elinden geleni yapmıştı...

Sattas’tan Yunus Emre’li, MFÖ’lü reggae tadı

Reggae müziğin Türkiye'deki yegane temsilcisi Sattas, Yunus Emre'ye ait dokunaklı sözleri içeren derinlikli Mazhar Alanson ve Fuat Güner bestesine Jamaika tadı kattı. Türkçe sözlü reggae üreten Sattas, konserlerinde kendi şarkılarının yanı sıra yerli ve yabancı müzik üstatlarının cover versiyonlarına da yer veriyor. Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün iflah olmaz destekçisi olan grup, aynı zamanda Kara Kartal için de bir reggae marş besteliyor. [embed]https://youtu.be/LQQHJBc3jqI[/embed]...

Right Menu Icon