FAUN ile “Akışta Kaldık”, Büyülendik: 9 Mayıs 2026’da Biz, Sevgisizlik Ordusunu Yendik

Bu muhteşem ânda, 9 Mayıs 2026 gecesi Faun’un müziğiyle kusursuz örtüşen bir Harbiye Açıkhava Tiyatrosu gecesinde “akışta kaldık(*)”; bu kutlu gecede atalarımızdan yadigâr bir “huzur arayışı”na tanıklık ediyorken hatta tanıklığın da ötesinde, adeta suç ortaklığı yapıyorken bir yandan büyülü düşüncelere gark olmuş bir yandan da “içmeden sarhoş eden” bir garip müziğin esrikliğine şahitlik ediyordum… Muhteşem organizasyonla adeta kolektif-trans halinde, müzikal esrikliğin zirvesine bizleri tırmandıran, gecenin “ay ışığında ve yağmur altında Şeytan ile raks eden iştirakçilerinden biri olarak” ruh halimi sizlerle paylaşıyorum, mecnunluğumun sebebi sensin ey Faun, beni dervişe çevirdin ey Faun!

Yazan: Murat Arda (the Man From Atlantis), Fotoğraf: Bilal Babatlı

Büyük sinema üstadı John Cassavetes’in, yarattığı eserler ve filmlerindeki karakterler hakkında konuşurken söyledikleri, insanın hayat denilen şu acaip şaka içerisinde yaşarken bir hayat felsefesine sahip olması gerektiğini işaret etmesi beni heyecanlandırmıştı (Evet dostlar, bu bir Faun konser yazısıdır, merak etmeyin).

Bini aşkın pagan yürek, bu gece biz, dev gibi bir orduyu, sevgisizlik ordusunu Faun’la yendik

Verdiği mülakatta “Eğer” diyordu, “…bir yaşam felsefesine sahipsen öncelikle sevebilmeyi öğrenmen ve sevginin ne manaya geldiğini bilmen lazım.” (9 Mayıs 2026 gecesi Açıkhava tiyatrosu’nda Faun ile hemhâl olanların, zihinleri açık olanların elbette, sevgiyi ve içsel huzuru, o gece damarlarında hissettiklerine şahitlik ederim, tabii ki bazılarının eğer kalpleri mühürlenmişse ona bir şey yapamam, o işlere Yüce Odin bakmakta!)

Aşk kavramını didaktik kullanmıyordu aslında Cassavetes, aşkın, yerine göre “yıkımı da içerebileceğini” düşünüyordu. İnsan, dinginlik ve huzur için olduğu gibi bir çatışma alanı olarak da aşkı algılayabilmekteydi (Yavaş yavaş Faun’a uzanıyoruz, tamam sahne aldılar işte).

O’nun karakterleri “Sevme Sanatı”nı idrak etmeye çalışırken sevgiyi analiz ederler; birbirini incitirler, öldürürler, paramparça ederler, tartışırlar ancak bir nev’i huzuru da ararlar. İşte, Cassavetes “bir arayış” olarak ele aldığı bu durumu ve bu yüce ve soyut duyguya dair felsefesini “aşkı ve sevmeyi aramak” temalarıyla film karakterleri üzerinden irdelemeyi deniyordu. Sanki ona göre aşk ideası bazen “suç ortaklığı” bile içerebiliyor gibidir (Aman tanrım, bu kadın müzisyen, ne kadar da yetenekli!? O üflediğin şey nasıl bir alettir arkadaş, Engizisyon kaçkını adeta!).

Ruhi mücerret dedikleri nedir? Budur belki de, Odin bilir

Ve evet: İşte 9 Mayıs 2026’da Faun’un müziğiyle kusursuz örtüşen bir Harbiye Açıkhava Tiyatrosu gecesinde atalarımızdan yadigâr bir “huzur arayışı”na tanıklık ediyorken hatta tanıklığın da ötesinde, adeta suç ortaklığı yapıyorken ben bir yandan da bu düşüncelere gark olmuştum… Muhteşem organizasyonla adeta kolektif-trans halinde, müzikal esrikliğin zirvesine tırmanıyor gibiydik.

Ruhun sıfata yansıması nedir? Budur belki de ya da Zeus bilir

Grubu izlerken aklımdan geçen bu düşünceler yumağı, Faun’un bizlere deneyimlettiği transandal bir aşk duygusunu löp diye aklıma düşürüvermişti.

Sevimli Cinler Periler Hem Çalıyor Hem Oynuyor isimli epik bir roman yazılsaydı, kitabın kapağını bu grup üyeleri süsleyebilirdi
Yağmur çiselerken yavaş yavaş koltuklarımızı terk etmeye, dans etmeye ön saflara doğru seğirtiyorduk, sarışın abla da bunun farkında, sarışın abla bu yüzden neş’eli!
Faun üyeleri bromance’lık keyfini deneyimlerken

Pagan-folk bir Ortaçağ estetiğiyle, Umberto Eco’nun Gülün Adı romanındaki ruhun müzik formuna dönüşmüş hâliyle büyülendiğimizi hissediyordum. Yücelerin yücesi, ulu büyük atam Epiktetos’un yaşama sevinciyle bahçesinden gökteki yıldızlara bakıp “ATARAXIA” diye haykırdığı ruhaniyetin kopyası, benliğimi sarmalamıştı.

Faun, hele beni bir dinleyin; eğer adsız ozana “Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” dedirtmişse bu yüce aşk duygusu, işte ben de sizlere haykırıyorum, “Faun, sen bu Ortaçağ-Pagan-Folk müziğinin yüce bir dağısın!” Çünkü bunu hak ediyorsunuz, sizi saçaklı kavm-i Cermen bireyler…

Biz İstanbullulara hakikaten de unutulmaz ânlar hediye eden Faun, günümüz dijital dünyasının yapay zekasına da yapaylaşmış seslerine de tezat bir duruşu sembolize ediyor gibidir. Siz sadece dünün müziğini temsil etmiyorsunuz yoldaşlar, siz, şu ânsınız ve de geleceksiniz!

Faun, çağlar ötesinden bugünümüze taşıdığı analog ve “sahici” tınılarıyla geceye büyüleyici bir müzikal atmosfer salınımı zerk edivermişti ve bu salınım öylesine sarhoş ediciydi ki, bu duyguya sadece “aşk” gibi yüce bir kavram karşılık gelebilirdi.

Peki neden Faun’a “siz, geleceksiniz” dedim?

Edebiyat eserlerinin bile yapay zekaya yazdırıldığı şu post-truth çağında gün gelecek, insanlar sadece hakiki olana yönelecektir. İşte, Açıkhava tiyatrosunu Faun için dolduran şu binler, bunun müjdecisidir. Ne demiş Arapların peygamberi, “Her şey aslına rücu eder.” Hakiki olan ile buluşma, insanoğlu ve de insankızı’nın yazgısıdır. İşte biz şanslı olan bir azınlık, orada, Faun’laydık. Büyülendik. Bu sihir, sahiciliğin büyüsüdür. Aşk, budur! Aşkın olandır. Ve de bu durum, bir gün filozoflar çağının da geleceğinin ispatıdır. İnanmayan, sahneye bir baksın. Sadece felsefe değil, nitelikli edebiyat, hakiki sanat ve elbette ki yüce ve gerçek müzik! Dönecektir. Biliyoruz ve de görevimizin başındayız.

Şairin de dediği gibi: “Böylece bir sıra çift yıldız gözü, o baykuşların oturduğu dalları aydınlattı”

Ve evet, ısrarlıyım, Faun, Açıkhava Tiyatrosunu dolduran bu güzel kitleye aşkı duyumsattı ve siz eyyy Bavyera’nın soylu çocukları, sefil ruhları terbiye edici bu musiki şölene teşekkür etmek için ne yazsak, azdır! Aksini düşünen beri gelsin sevgili yurttaşlarım; müteveffa John Cassavetes de şahidim, işte cennet, işte sahne, işte Valhalla, işte Faun, inanmayan onlara sorsun!

Yücelerin yücesi, yıldız tozlarının en görkemlilerinden Sylvia Plath’in grupla aynı adı taşıyan o güzel şiirini çağrıştırırcasına; çıkardıkları seslerle, bizleri evlerine doğru sendeleyerek giden sarhoş su tavuklarına çevirdiler ve o gece yıldızlar suya batmış gibi asılı duruyordu, Faun’dan ötürü!

“Böylece bir sıra çift yıldız gözü, o baykuşların oturduğu dalları aydınlattı.”

Tıpkı Faun’un oturduğumuz koltuklarda ya da bizleri dans ettirdiği ânlarda ruhlarımızı ışıldattığı gibi.

Biz o gece, Faun aracılığıyla “Tanrının nasıl yükseldiğini ve o kılıkta ormana doğru dörtnala koştuğunu fark ettik.” Yağan yağmur içimize işledi, biz o pagan ormanında çılgınlar gibi kendimizden geçtik, sarhoş periler gibi dans ettik. Yahya Kemal’in ruhu da şad olsun;

Binlerce müziksever Açıkhava Tiyatrosunda çocuklar gibi şendik

Bini aşkın pagan yürek, o gece dev gibi bir orduyu, sevgisizlik ordusunu Faun’la yendik

Fazla söze hacet var mı?
“Sen hiç ayışığında Şeytanla Dans Ettin mi?” diye Faun bir soru sormadı. Ama kitle bunu ta içlerinde duyumsadı; O zaman: DANS!

Konserden Ekstra Notlar

World Hex Tour kapsamında ağırladığımız, tüm gece boyunca Açıkhava’yı dolduran kitleyi “Akış Halinde” hissettiren Faun’un bizleri “içmeden sarhoş eden”, gece boyunca icra ettiği şarkılar ise; sırasıyla, Baldur, Diese kalte Nacht, Alba, Walpurgisnacht, Nacht des Nordens, Lament, Gwydion, Andro II, Umay, Iduna ve Galdra olarak terennüm etmiştir.

Ve teşekkürler;

Elbette ki; Faun’u oluşturan değerli müzisyenler,  Oliver SaTyr; vokaller, nyckelharpa (anahtarlı keman), arp ve otantik telli çalgılarda harikalar yarattığın için…

Laura Fella; Vokaller, çerçeve davul ve mandola ile yüreklerimize sihir saçtığın için…

Stephan Groth; Vokaller, tekerlekli lir (hurdy-gurdy), flütler ve siter ile bizi bizden aldığın için…

Adaya Lancha Bairacli; Vokaller, gayda, flüt ve çeşitli etnik çalgılarla ruhumuza meleksi sesler üflediğin için…

Niel Mitra; Synthesizer, örnekleyici (sampler) ve elektronik ritimler ile eski ile yeniyi şahane harmanladığın için…

Alex Schulz; davul ve perküsyon ile bizlere Şaman genlerimizi anımsattığın için…

Ve geceye ruhunu katan herkes; her türlü zorluğa rağmen profesyonelliği ve çalışma etiğiyle bu enfes organizasyona omuz veren, müziğin ve alt-kültürün yaşaması için sahne arkasında ter döken tüm emekçilere yürekten teşekkürler…

…Ve son kertede, bu gece DeliKasap Team kadrosunu tamamlayan, konser troykamızın çılgın ikilisi; muhteşem fotoğraflar için yurtta ve sınırın öte yakasında, garpta konser yoldaşım olan Mösyö Bilal Babatlı ve pagan dans figürleriyle gecenin Orman Cini ödülünü hak eden Miss Şahika Işıl İbişlere de ayrıca teşekkürler ve bu yazıyı sonuna kadar okuyan herkese de büyülü geceler… Mutlu uyuyun, mutlu uyanın, rabbim Zeus sizleri Faun’suz komasın!

(*) Akışta Kalmak, Akışta kalmak (flow state), geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin endişeleri yerine tamamen içinde bulunulan “an”a, yapılan işe ve deneyime odaklanmak demektir. Antik Yunan’da ve kadim Roma’daki “Carpe Diem” felsefesinin bilimsel yorumu diyebileceğimiz bu tabir, hayatın getirdiklerine direnç göstermeden, kontrol çabasını bırakıp, o anın getirdiği meydan okumalarla uyum içinde, huzurlu ve çabasız bir ilerleme halini ifade eder. Tıpkı sahnede sadece ve sadece Faun’a odaklanmamız ve o ânın ta kendisine grupla birlikte dönüşmemiz gibi, zira o ânda tek önemli olan büyüdür; o akış ânında tüm diğer dertler, sıkıntılar bizden ırak, Zeus’a yakındır (Ya da Odin’e)…

Epilog;

Müteveffa Mihaly Csikszentmihalyi ustamın “Akış Teorisi” üzerinden çalışma hayatında işe anlam katma, mobbing ile mücadele, finansal özgürlük, tembellik hakkı, yaratıcı işler peşinde koşmak gibi mevzuları işlediğim bir video hazırladıydım, ilginizi çekebilir diye onun da linkini aşağıya iliştiriveriyorum, konunun Faun ile ne alakası var diyeceksiniz, ulan her şey Faun ile alakalıdır be! Çünkü as’lolan hayattır…

 

 

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın