İskandinav Soğuğundan HellFest Sıcağına, Sabaton’un Davulcusu Hannes Van Dahl, DeliKasap’a Konuştu

Derin bir nefes, gözyaşları. Sakin durmaya çalışmam lazım. Gözümün önünde ölüyorlar, inandıkları dava için gözlerini kırpmadan savaşıyorlar. Sonu ne ki bunun? Belki inandıkları cennet yok bile. Sadece biraz önce durmuş kalplerindeki umut ve inanç bunu açıklayabilir. Savaşa dayanamıyorum, en büyük korkularımdan biri, keşke 3 dakika önceye dönebilsem. Sakin olmalıyım, bu sadece bir şarkı.

Haydi katılın bana, hangi grubun herhangi bir şarkısını dinlerken minimum duygusallık seviyeniz bu oluyor. Yanıtınız doğru (yani ben başka yanıt kabul edemem), tabii ki Sabaton. Kardeşim Yaman’ın bana öğrettiği bir grup olmasının da verdiği duygu yoğunluğuyla, temalarına bayıldığım, ağlamak, koşmak, gülmek ve kafa sallamak gibi her aktivitemde müziğini dinleyebildiğim efsaneler efsanesi grup Sabaton’la yollarımızın kesişeceğini nasıl bilebilirdim ki?

Bu haziran dostum Gulia’yla bizi mutluluktan çıldırtan bir haber aldık: Sabaton’dan Thobbee ve Hannes bizim röportaj isteğimizi kabul etmişti. DeliKasap dergiyi temsil etmek için gittiğimiz Hellfest 2026’da efsaneler efsanesi Sabaton’u video röportajla konuk etme şerefine erişecektik. Diğer yazılarda bahsetmiştim ya heyecandan uyuyamadığımızdan, işte sebeplerinden biri de tam olarak buydu.

Hellfest gelip çattığında kafamızdaki bin soruyu toparlak için nefes aldık ve saatler sürmesini istediğimiz 15 dakikalık bir röportaj için fikirlerimizi derleyip toplamaya başladık. Röportaja az kala öğrendik ki bize sadece Hannes eşlik edebilecekmiş. Güzel haberdi, sahnelerde tanka binip uzaklara giden yar, röportaj günü yanımıza gelecekti.

Ben muhabir Akça Yılmaz. Bugüne kadar sevdiğim bir sürü sanatçıyla röportaj yaptım. Heyecandan çoğu kez ingilizceyi ve hatta türkçeyi katlettim. Ancak Hannes Van Dahl’ın karşısında yaşadığım o duyguyu tarif edecek kelimeler henüz icat edilmemiş olabilir. Şöyle düşünün, karşınızdaki kişiyi ilk defa görüyorsunuz ama aslında çok iyi tanıyorsunuz çünkü sürekli dinlemişsiniz, heyecandan ölmek üzeresiniz ama bir o kadar da ait olduğunuz yerde hissediyorsunuz. İşte bu tarz heyecan ve duygu kaoslarıyla, atıldık röportaj odasına ve başladık sohbetimize. Grubunu, enstüramanını tanıtmadan ‘Evet bugün Hannes bizimle.’ diye dangır dungur başladığım çok keyifli, grubun tarihinden sahne tasarım ekibine kadar uzanan, espiri, filozofi ve anı dolu sohbetimizi, Hannes -neyse ki bu konularda deneyimli olduğu için- toparlayarak başlattı;

Hannes: Merhaba çocuklar. Benim adım Hannes Van Dahl ve Sabaton grubunun davulcusuyum, İsveçliyim ve geldiğimiz yer çok soğuk, burası ise çok sıcak.

 

Akça: Evet. O zaman sana sorabileceğim ilk soru şu: Bugün nasılsın? Hellfest hakkında nasıl hissediyorsun, buraya gelmek nasıl bir duygu?

 

Hannes:  Süper. Evet, birkaç  yıl önce burada çalmıştık. Muhteşemdi. Sanırım iki gece üst üste çaldık çünkü yanlış hatırlamıyorsam bir grup iptal olmuştu ve biz devreye girmiştik. Kamyonlarımız çoktan yoldaydı ve bir gece daha çalmamız istendi. Bu yüzden kamyonu geri yolundan döndürüp geri gelmek zorunda kaldık ve çok unutulmaz bir gösteriydi. Buraya dönmek harika ve çalmayı dört gözle bekliyorum.

 

Akça: Yani buraya ikinci kez geliyorsunuz ama bir bakıma üçüncü de sayılır.

 

Hannes: Hayır, aslında daha çok kez çaldık. Kaç tane olduğunu hatırlamıyorum. Evet.

 

Akça: Tekrar hoş geldiniz. Temalarınıza dair bir soru sorarak başlayabilirim… Ya da tarihe dönelim. Sen müziğe nasıl başladın? Bir davulcu olarak müzik yolculuğun nasıldı?

 

Hannes: Şahsen ben… Evimde hep müzik vardı. Büyükannem her zaman plak çalardı, bilirsiniz, gramofonla, büyük orkestra caz tarzı müzik. Yani her zaman çok müzik vardı. Sonra büyük kuzenlerim davul çalmaya başladı. Bir grup kurdular ve böylece ben de müziğe girdim. Kuzenim bana ilk Metallica albümünü verdi. Ve işte o an bağımlı oldum. İşte bu kadar.

 

Akça: Ve böylece, ‘Evet, davul çalacağım!’ mı dedin?

 

Hannes: Hayır davul olduğunu bilmiyordum. Ama bu sesleri nasıl çıkardığınızı anlamak istedim. Tam ne olduğunu bilmediğinde, bir nevi araştırman gerekiyor. Ah, bu tamam. (elleriyle davul çalma hareketleri) Bu böyle çalışıyor. Yani, evet. Bu kadar. Mükemmel.

 

Akça: Peki, Sabaton için durum nasıldı? Gruba nasıl katıldın? Nasıl oldu, nereden çıktı?

 

Hannes: Evet. O zamanlar Evergray adında bir gruptaydım, İsveçli bir progresif metal grubu. Acaba bugün hala buradalar mı? Sanmıyorum. Belki…

ABD’de turneye çıkıyorduk. Ve 2000’lerde Sabaton adında bir destek grubumuz vardı. Birbirimizi tanıdık. Ve bir davulcuya ihtiyaçları vardı. Bu yüzden Pär benimle iletişime geçti. Evet, iyi anlaştık. İyi bir eşleşmeydi. İşte buradayız. 13 yıl sonra.

 

Akça: Şimdi, yanılmıyorsam, şarkılarınızı yaparken önce müzikten yola çıkıyorsunuz, sonra temaları, sözleri ve seçtiğiniz kahramanları veya efsaneleri belirliyorsunuz, değil mi? (Hannes onaylar) Peki süreç nasıl işliyor? Bir davulcu olarak nasıl hissediyorsun ve duygularını yaptığın müzikte nasıl ifade ediyorsun? Bu süreç nasıl şekilleniyor?

 

Hannes: Bu güzel bir soru… Önce demo kayıtları yapıyoruz ve bunları geliştiriyoruz. Ama stüdyoya girdiğimizde neredeyse işimiz bitmiş oluyor. %90’ı bitmiş diyebilirim. Geri kalanını ise bulunduğumuz yerde yapabiliyoruz.

Yani evet, şarkı için, şarkıyı daha iyi hale getirmek ve şarkının omurgasını oluşturmak için neden yaptığımı anlamak benim için önemli . İşte böyle. Çalıyoruz, tartışıyoruz ve sonra hepimizin üzerinde anlaştığı, uygun bir şeye ulaşıyoruz. Bunu birkaç albümde yaptık. Harika bir yaratım süreci. Herkes işin içinde. Herkes ilgili. Gerçekten çok keyif alıyorum. Bilmiyorum. Aslında çok güzel bir süreç.

 

Akça: Çok uzun sürüyor, değil mi? Beste yapma, söz yazma ve her etap arasında ileri geri geliyorsunuz.

 

Hannes: Sürekli devam ediyor. Yani hiç durmuyor. Belki kısa bir süre duruyor, sonra tekrar sürekli devam ediyor.

 

Akça: Peki, şarkı şarkı mı ilerliyorsunuz yoksa albüm için mi oluyor bu?

 

Hannes: Evet, evet, yıllar öncesine dönüyoruz, 10 yıl önce aklınıza gelen fikir neydi? Hadi onu alalım ve bunun üzerinde çalışalım diyoruz. Çok açık, dramasız bir süreç.

 

Akça: Bu çok iyi. Ve bence birbirinizle çok iyi anlaşıyorsunuz, bu sayede çok hızlı üretim yapabiliyorsunuz, değil mi? Grup olarak.

 

Hannes: Evet. Yani gerçekten hızlı üretmeye gerek yok ama çok iyi anlaşıyoruz. Çok iyi. Evet.

 

Akça: Sanırım son yıllarda bazı üye değişiklikleri de oldu, değil mi?

 

Hannes: Evet. Evet, sahnede bazı değişiklikler olduğunu fark ettim.

 

(Burada heyecanımdan yaptığı mükemmel espiriye hak ettiği tepkiyi verememişim! Affet Hannes!)

Akça: Ama her şey yolunda, değil mi? Dinamikleri çok fazla değiştirmiyor.

 

Hannes: Hayır. Evet. Ve şöyle oldu, çünkü şu anda da grupta olan Thobee vardı. O zamanlar gruptaydı, sonra başka bir şey yapmak istedi. Tommy sekiz yıllığına katıldı ve sonra Tommy de kendi işlerini yapmak istedi. Thobee geri döndü. Yani aslında 8 yıl süren bir tatile çıktı. Evet! Geri döndü.

 

Akça: Bu harika bir şey. Ve yanılmıyorsam… 2000 kaçtan beri gruptasın?

 

Hannes: 2013.

 

Akça: Tamam. Ah, mükemmel. Anladım. Bu çok iyi. Şarkıların temaları hakkında konuşalım… Tarihten efsanevi olaylar seçmenizin özel bir nedeni var mı ? Ben hep öyle duydum. Sizi çok dinledim ve oldukça özel efsaneler ve tarihi olaylarla karşılaştım. Bunun özel bir nedeni veya grupta bu konuyla ilgilenen özel bir kişi var mı?

 

Hannes: Yüzde yüz. Evet, yani, şimdi grubun başlangıcına dönelim. Bunlar grubun kurucuları Joakim ve Pär. Bence gerçekten önemli olduğunu düşündükleri, ilginç buldukları ve hayata geçirdikleri bir şey hakkında şarkı söylemek istediler.

İşte böyle. Bence gerçekten… Evet. Yani samimi olmalıyım. Çok olumlu temalar işlediğimizi sanmıyorum.

Evet. Onlar gerçekten tarih meraklıları ve biz de hepimiz çırağız… Yetişmeye çalışıyoruz.

 

Akça: Peki, üzerinde çalıştığınız konular çok… Nasıl desem? Hem sert hem de duygusal ve ayrıca ‘şiddet içeren’ demek istemiyorum ama bazılarında insanlık trajedileri var. Siyasi olmaktan veya olaylara çok keskin bir bakış açısıyla yaklaşmaktan nasıl kaçınıyorsunuz? Bu şekilde dinleyicilerinizi nasıl kaybetmiyorsunuz?

 

Hannes: İyi soru… Oldukça basit. Tarih hakkında şarkı söylüyoruz ve tarih olması için başlamış olması, yaşanmış olması ve bitmiş olması gerekiyor. Bu yaşandı, şu zaman yaşandı. İster beğenin ister beğenmeyin, yaşanan bu. Sonra tüm tarihçiler gelip kendi paylarına düşeni yapabilir ve biz de tarihçilerin yazdıklarından pay alabiliriz. Ve bazen müzik yazarken de gerçek, doğru kaynaklardan yardım almamız gerekiyor çünkü biz hala heavy metal müzisyenleriyiz ve mümkün olduğunca geniş bir bakış açısıyla hikayeyi olduğu gibi anlatmaya çalışıyoruz.

 

Akça: Çok iyi, evet, bir sonraki soru da bununla ilgiliydi Yine de konuşabiliriz ama sanırım ben cevabımı aldım. Biliyorsun, günümüz dünyası biraz karışık bir yer ve belli bir bakış açısından bakarsanız her şey kontrolden çıkmış durumda. Günümüz olaylarını ve bunların şarkılarınız üzerindeki etkilerini nasıl görüyorsun? Sizin de böyle bir şeyiniz var mı yoksa güncel dünyadan ve trajedilerinden, savaşlarından uzak mı duruyorsunuz? Evet.

 

Hannes: Evet… Şey, bu tarih değil, işimize yaramyor. Yani tarih orada, biliyorsun ki grubun amacı bu değil, çok fazla taraf tutmak değil, yani…

Belki bir film gibi görmek lazım… Steven Spielberg gibi bak, biliyorsun Schindler’in Listesi’ni yazdı, bir bakış açısı olsa da… Öyle. Maalesef şarkılarımız bitmeyecek.

 

Akça: Ne mutlu bize?

 

Hannes: Tarihten hiçbir şey öğrenmiyoruz gibi görünüyor ve bu bir gerçek sanırım. Evet, maalesef.

 

Akça: Evet, ne mutlu ki şarkılarınız olacak, ama dünya maalesef akıllanmayacak. Kusura bakma. Gelecekte daha fazla şarkınız olacağını duyduğuma sevinmiştim. Başka ne sorabilirim? Ah, şöyle bir sorum var. Yani, bu tamamen sana kalmış bir soru. İstediğin gibi cevaplayabilirsin. Bir Sabaton konserinde yaratmayı hedeflediğiniz atmosferi nasıl tanımlarsın? Müziğin ötesinde, izleyicilerinize ne tür bir deneyim sunmak istiyorsunuz? Böyle bir şeyiniz var mı?

 

Hannes: Bunu çok sık konuşmuyoruz. Dürüst olmak gerekirse, gerçekten iyi vakit geçirmeye çalışıyoruz. Ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya ve 15 yaşında olsaydım görmek isteyeceğim türden bir gösteri sunmaya çalışıyoruz: (15 yaşındaki halini taklit eder) “Şunu görmek isterdim, bunu görmek isterdim, büyük bir kale görmek isterdim, belki tankı alıp uçurabiliriz ya da şunu yapabiliriz.” Yani bence bu, dürüst olmak gerekirse, kendiniz de birer müzik hayranı olmamızdan kaynaklanıyor.

 

Akça: Yani kendinizi bizim yerimize koyuyorsunuz ve gidip çalıyorsunuz.

 

Hannes: Evet, yani biz müziği seviyoruz. Hayatımız boyunca konserlere gittik ve birçok harika grup gördük, biliyorsunuz, ve evet, bundan daha karmaşık bir şey yok. Harika bir gösteri yapmaya çalışıyoruz ve yeni albümlere bakıyoruz, her şeye soruyoruz bundan ne yapabiliriz diye? Ve bunlar üzerinde çalışıyoruz. Harika bir şey.

 

Akça: Bunu bu gece görmeyi umuyoruz! Bunun için çok heyecanlıyız. Bu gece özelinde değil belki ama gösterilerinizde çok fazla görsel unsur, dekorasyon, askerler, bazen Napolyon, tanklar ve bir sürü şey var… Bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunun için çok çaba harcıyor musunuz, bir ekibiniz mi var yoksa üyeler olarak mı planlıyorsunuz?

 

Hannes: Evet, yani, bu tamamen biziz. Yüzde yüz. Bir fikir ortaya çıkıyor ve biliyorsunuz, sanırım birkaç yıl önce burada… Biliyorsunuz, İsveç’te büyük bir bayram olan Yaz Ortası Bayramı’ndayız.

 

Akça: Yani, her zaman yaz ve her zaman gündüz, değil mi? Gün sonsuza dek sürüyor.

 

Hannes: Evet. Her zaman aydınlık. Yani, birkaç yıl önce, sanırım burada sahnede İsveç dekorları ve benzeri şeylerle dolu bir Yaz Ortası masası kurmuştuk. Sonra Ikea’ya gidip tüm yiyecekleri ve diğer şeyleri almak zorunda kaldık, yani… Her performansta her zaman grup üyeleri yer alıyor, sahneden eğlenceli şeylere kadar her şeyde…

 

Akça: Ve ekibinizle, yani teknisyenlerinizle ve sahneyi kuran herkesle çok iyi geçiniyorsunuzdur, değil mi? Kolay görünmüyor.

 

Hannes: Hayır, hayır, çok profesyoneller!  Ben 13 yıldan fazla süredir davul teknisyenimle birlikteyim. Harikalar. Hayır, eğer ekip olmasaydı, gösteri pek de iyi olmazdı. Bunu size söyleyeyim.

 

Akça: Bu çok iyi.

 

Hannes:  Gösterileri onlar mümkün kılıyor.

 

Akça: Aynen öyle. Onlar sayesinde sizi görüyoruz ve gösterilerde her şey çok iyi gidiyor. Evet, sizi seviyoruz. Belki genel bir soru sorabilirim…

(uyarı gelir: az zamanımız kaldı)

Nasıl desem… Tamam, bu iyi bir kapanış sorusu… Sabaton’un geleceğinde bizi neler bekliyor? Yakında bir şeyiler var mı yoksa? Kısa süer önce Legends çıktı. Bekleyebileceğimiz başka bir şey var mı?

 

Hannes: Evet, yani Legendary turnesinin başındayız, biliyorsunuz: bu, uzun yıllardan beri ilk ‘gerçek’ festival yazımız. Yani evet, Legends albümü daha yeni başlıyor diyebilirim. Bir sürü harika şey var.

 

Akça: Evet. Ah, tahmin edebilir misin, hangi şarkınız beni çok ağlatıyor? Eskilerden olsa bile?

(Bunu yapmasam olmazdı sanırım, Hannes’ın yüzündeki şaşkınlığı görmeniz lazım!)

 

Hannes: Seni ne yapıyor?

 

Akça: Beni çok ağlatıyor. Evet. Ama bu bir tuzak soruydu… Cliffs of Gallipoli.

 

(ve burada Hannes ‘tabi yaa’ dercesine kafasını sallıyor)

Evet, demiştim. Tuzak soruydu. Peki, Türk izleyicilere söylemek istediğin bir şey varsa, son sözlerini memnuniyetle dinleyebilir ve günü sonlandırabiliriz.

 

Hannes: Evet! Türkiye, izlediğiniz ve dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Çok uzun zaman önce İstanbul’daydık ve her zamanki gibi harikaydı. Çok teşekkür ederim.

(röportajın sonu)

Kameralar kapandığı anda kendisine de belirttiğim gibi, hayatımın en heyecanlı anlarından biriydi, bu yüden sorulmamış soru, üstünde durulmamış fikir varsa affola. Ancak bence gayet sempatik bir röportaj oldu ve içimden bir ses de diyor ki Sabaton-DeliKasap kardeşliğinin daha başındayız. Bu daha Première Victoria!

Ayrıca Hannes Van Dahl’a da harika sohbeti, sempatikliği ve profesyonelliği için sonsuz teşekkürlerimizi sunalım. Türkiye’ye bir çok konsere bekliyoruz Hannes!

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın