Zamanda Metal Yolculuğu, İstikamet L’Élysée Montmartre!
Paris’te dev gibi bir bazilika vardır, Sacre Cœur. Oldukça bilindik ve etkileyici bu tapınağın manzarasını gören bir de turistik sokak vardır. Bu sokakta da satıcılar Eiffel Kuleli çoraptan baget şeklinde şarap açacağına kadar her şeyi satarlar.
10 Nisan 2026 günü bu satıcılar dükkanlarının önünü kapatan uzun bir sırayla karşılaştılar.
Saçları renk renk ve kıyafetleri koyu olan bir nüfustu bu. Aralarında da bir tane corpse paint’li rahibe vardı. Turist sokağını dolduran alternatif insanlar ve büyük bir dini yapının bölgesinde kullanılan ilginç sembollerle dolu bu karşıtlık senfonisi beklediğimizin aksine oldukça sıcak ve neşeliydi. Satıcılar ve sıradaki insanlar birbirine günlerini ve neden orada olduklarını anlatıyorlardı.
Birileri hediyelik eşya satmak için oradayken diğerleri Lord of the Lost, Dogma ve League of Distortion’u dinlemeye gelmişti.
Biz de Delikasap’ın cici bici Parisien ikilisi Akça ve Gulia olarak oradaydık. Keyifli, havada serin ama kalpte sıcak bir akşamda, Paris’teki bir metal gecesinde daha sizin için listeler, yazılar yazdık ve fotoğraflar çektik. Biraz geç olsa da paylaşabildiğimiz bu anımızı okurken umarım siz de serin bir Nisan akşamında yüksek sesli müziğe zıplamış kadar olursunuz.
İlk grubumuz, league of Distortion oldukça etkili bir performans sergiledi. Vokalleri Anna ‘Ace’ Brunner, gitaristleri Jim ‘Arro’ Müller, bas gitaristleri Felix ‘Ax’ Rehmann ve davulcuları Tino ‘Aeon’ Calmbach gerçek anlamda bir şov sergilediler. Hem ‘heavy’ hem de sempatik tavırlarıyla hepimizi büyülediler ve sahneye verdikleri emekle, her hareketindeki ciddiyetleriyle eminim her izleyiciyi o salonda bulunmaktan memnun hissettirdiler. İşlerini böyle ciddiye alan, böyle güzel sanatçıları görmek gerçekten nadir ve kıymetli bir şey.
Setlistleri de Galvanize, My Hate Will Go On, My Enemy, Wolf or Lamb, Crucify Me, L.O.D. eserleriydi. İntikam, asalet ve güç odaklı temalı şarkılarıyla grup gerçekten yoğun bir dinamik sundu.

Sıradaki grup dillere destan Dogma’ydı. İsimlerinden de anlaşıldığı gibi bu hanımefendiler grubu inanç odaklı bir takım durumları sorgulayarak ve sorgulamalarına oldukça seksi bir görüntü katarak müziklerini icra ediyor.
Dogma ile ilgili minnacık bir not bırakıyorum şuraya, 2025’te Alvaro Rabaquino (Dogma’nın yaratıcılarından biri olan besteci ve yapımcı) tarafından paylaşılan bir instagram gönderisine göre gruptaki kötü muameleler sebebiyle şarkıcı Grace Jane Pasturini (Lilith II), gitarist Amber Maldonado (Lamia II) ve gitarist Patri Grief (Rusalka) zamanında Dogma’dan çıkmışlar. Proje anladığım kadarıyla uzun beste süreçleri ve büyük ekiplerden geçen eserlerin kadın müzisyenler tarafından sahnelenmesi üzerine. Bu hikayenin bilgisiyle projenin devam ettiğini görmek ve grubun yeni üyelerinin daha iyi muamele gördüğünü ummak üzere gelmiştik.
Projenin yeni yüzleri aynı isimlerle karşımızdaydı. Lilith: vokal, Lamia: gitar, Rusalka: guitar, Nixe: bas gitar, Abrahel: davul. Gerçek dünyada dönen entrikalar ve kaoslar elbette çoğu grubun kaderi ama Dogma’nın buna rağmen başarabildiği şey bizi sürreal bir boyuta taşımak oldu. İnanç sistemlerini sorgulayan ve hatta biraz halden hale sokan ,üsluplarına rağmen yine de baz aldıkları malzeme din olduğu için, karanlık taraftan da olsa ilahi dünyaların insanlar tarafından betimleme çabasını izlemiş olduk. Bizi Forbidden Zone, My First Peak, Made Her Mine, Fate Unblinds, Canal Liberation, Like a Prayer (evet evet bildiğimiz Madonna coverı), Father I Have Sinned, Pleasure From Pain eserleriyle kutsadılar.
Gerçekten çok etkilendik çünkü onca corpse paint arkasında da olsa kızlar oldukça genç ve güzellerdi. Bayılıyorum şu sanatın her şeklinin insanın yüzüne ışık vurmasına.

Son olarak da kameralarımızı dolduracak, telefon ses kayıt cihazlarımızı son megabyte’a kadar zorlayacak bir konser bizi bekliyordu. LOTL, açılımı Lord of the Lost. Bu grup 2023 Eurovision’da Blood & Glitter eseriyle parlamış bir Alman Gotik Metal grubu. Oldukça keyifli ve doğal tavırlarıyla bizi etkilemelerinin yanı sıra bir de axolotl hayvanını (içinde lolt geçtiği için) maskotları yapmaları çok kalbimizi çaldı. Yaşasın hayvan dostu gruplar!
Ekibimiz çok tatlıydı. Vokalde Chris ‘the Lord’ Harms, gitada Pi Stoffers, bu turne bas gitarda olan Dom R. Crey, gitarda gülüşleriyle adeta içimize mutluluk dolduran Benjamin Mundigler, klavyede Gared Dirge ve bateride de Niklas Kahl’ı dinledik. Kadro ve uyumları müthişti. Bunun yanı sıra da o kadar uzun süre çaldılar ki gerçekten arkadaşlar arasında bir after party falan yapıyormuşuzcasına samimi, tatlı bir hisle konseri dinledik. Ekibe gerçekten bravo.
Setlistleri de Kill The Lights, My Funeral, Damage, Prison, Forever Lost, Drag Me to Hell, I Hate People, Blood For Blood, Priest, In the Field of Blood, I’ll Sleep When You’re Dead, On This Rock I Will Build My Church, In Darkness, In Light, Loreley, La Vie Est Hell, Winter’s Dying Heart, I Will Die In It, The Things We Do For Love, Doomsday Disco, Blood & Glitter, Please Break The Silence (bu eserde Anna Brunner vokallerde eşil etti), Cha Cha Cha (Käärijä cover), Light Can Only Shine In The Darkness eserleriydi.

Bu paylaşımı geç olsun güç olmasın motivasyonuyla yapıyorum, Nisan’dan bu yana hayatta ve Momtmartre’da köprünün altından ne sular aktı kim bilir. Ama benim aklımdan asla gitmeyecek bir anısı var o ihtişamlı bazilikanın manzarasının. Bazen böylesine dev manzaraların kıyısında, bir sahnede hayata biraz sinirli, biraz fazla enerjili ve altın kalpli bir seyirci kitlesini kara makyajlı ve yüksek sesli sanatçıları dinlerken bulabilirsiniz. İşte büyük kentlerin, hayatın, gürültünün ve onu gizleyen sessizliğin içinde böyle keşifler yatar bazen.
Sıradaki maceramızda görüşmek üzere!







