HEAVY METAL VE PUNK KARŞI KÜLTÜRÜN İSYANKAR RUHUNA EŞLİK EDEN KLASİK – ALEKSANDER BERKMAN’IN KOMÜNİST ANARŞİZM’İ İLK KEZ TÜRKÇEDE
Aşırı sağın yükseldiği, küresel çatışmaların derinleştiği ve kapitalizm ile liberal serbest piyasa merkezli sömürünün Gazze’den Venezuela’ya, Sudan’dan Küba’ya kadar kuralsız bir emperyalizm biçiminde sertleştiği günümüz dünyasında dikkat çekici bir başka gelişme de halkların rizomatik, ani ve merkezsiz biçimde örgütlenmesi. Gazze halkına yaşatılan zulümle tetiklenen ve liberal ekonomi politikalarına yönelik küresel tepki dalgalarıyla büyüyen protestolarda siyah-kırmızı bayrakların ön saflarda yer alması da sürpriz değil. Bu dalga öyle bir noktaya ulaştı ki ABD hükümeti, ülkedeki ve Avrupa’daki Antifa (Anti-Faşist) hareketlerini dahi terör örgütü kategorisine aldı.
Bu tarihsel devinim yalnızca sokaklarda değil, onlarca yıldır Heavy Metal ve Punk karşı kültür sahnesinde de müzik ile yankılanıyor. Punk’ın doğasındaki katıksız anarşist damar ve otorite karşıtı refleksi; grindcore’dan politik thrash’e uzanan çizgide müziğin en sert formuna dönüştü. Napalm Death’in endüstriyel barbarlığa karşı patlayan sesi, Rage Against The Machine’in şirket-devlet kompleksine yönelttiği doğrudan politik öfke ve Sepultura’nın küresel eşitsizliklere karşı yükselen favela mahallelerinden doğma isyanı, Berkman’ın metinlerinde formüle edilen itirazın kültürel yankıları durumundadır.
Tam da bu tarihsel ve kültürel atmosferde, 20. yüzyıl başında ABD’de işçi hareketini örgütleyen en etkili isimlerden biri olan Aleksander Berkman’ın başyapıtı “Komünist Anarşizmin ABC’si: Zamanımız ve Gelecek”, Epos Yayınları tarafından ilk kez Türkçeye kazandırıldı. Deli Kasap yazarlarından Gazeteci Emre Öztürk (Doğulu) tarafından çevrilen 312 sayfalık eser, anarşist düşüncenin en erişilebilir ve en etkili klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor ve bugün politik rock/metal dinleyicisi için de şaşırtıcı derecede güncel bir arka plan sunuyor.
Hayat arkadaşı Anarşist düşünür Emma Goldman ile birlikte Chicago’dan New York’a uzanan geniş bir hatta işçileri örgütleyen Berkman ve diğer sendikalist anarşistler, dönemin ABD yönetiminin hedefi haline geldi; hükümet bu süreçte sendikalist anarşistleri ve birçok sol hareket liderini sınır dışı etme kararı aldı. Berkman’ın fikirleri daha sonra İspanya İç Savaşı’ndaki anarşist cepheye baştan sona ilham vermiş; Howard Zinn’den Paul Avrich’e kadar pek çok saygın tarihçi, bu kitabı hem ABD’de hem Avrupa’da işçi sınıfı hareketlerini anlamak için temel kaynaklar arasında göstermiştir. Bugün Berkman’ın düşüncesi Batı yarımkürede yeniden canlanırken, bu düşünsel hat özellikle politik punk, crust, ska ve ekstrem metal sahnesinde hissedilir biçimde yaşamaya devam ediyor.
Kitabın odağında, mevcut toplumsal düzenin bireyler üzerinde kurduğu baskı yer alıyor. Berkman’a göre devlet; yasalar ve tahakküm aygıtları aracılığıyla eşitsizliği kalıcı hale getirirken, kapitalist ekonomi de emeği sömürerek yoksulluğu yeniden üretiyor. Suç, şiddet ve toplumsal düzensizlik gibi olguların kökenini “insan doğası”nda değil, bu baskıcı yapılar içinde arıyor. Bu nedenle çözümün daha güçlü bir devlet ya da daha sert yasalar olmadığını ileri sürüyor. Bu perspektif, özellikle 1980’lerden bu yana politik hardcore, crust punk ve radikal / politik metal sahnesinde tekrar tekrar dile getirilen sistem eleştirileriyle güçlü bir düşünsel paralellik kuruyor.
“Komünist Anarşizmin ABC’si: Zamanımız ve Gelecek”, anarşist komünizmin işleyişini somut örnekler üzerinden tartışıyor. Eser, üretim ve kaynakların ortaklaşa düzenlendiği, hiyerarşi ile zorunluluğun ortadan kalktığı bir toplumsal yapıda insanların gönüllü işbirliği temelinde yaşayabileceğini savunuyor. Berkman, çalışmanın bir zorunluluk değil topluma katkı olarak anlam kazandığını belirtirken; eğitimin, dayanışmanın ve karşılıklı yardımlaşmanın bu modelde merkezi bir konumda bulunduğunu özellikle vurguluyor. Bu vurgu, yeraltı punk kolektiflerinden bağımsız metal ağlarına kadar (ana akım metal sahnesi değil!) uzanan karşı-kültürel üretim pratikleriyle de dikkat çekici biçimde örtüşüyor.

ALEKSANDER BERKMAN KİMDİR?
(21 Kasım 1870, Vilnius/Litvanya – 28 Haziran 1936, Nice/Fransa)
Rus İmparatorluğu’na bağlı Vilnius’ta doğan Aleksander Berkman, genç yaşta devrimci faaliyetlere yöneldi. Sankt-Peterburg’daki teknik okuldan disiplin sorunları nedeniyle ayrıldıktan sonra 1888’de, henüz 18 yaşındayken ABD’ye göç etti. New York’ta anarşist işçi çevrelerine katıldı ve 1889’da hayat arkadaşı ve yoldaşı ünlü Anarşist düşünür ve eylemci Emma Goldman ile tanıştı.
Hayatının en çarpıcı dönüm noktalarından biri 1892’deki Homestead Grevi sırasında bir sanayiciye yönelik suikast girişimi oldu. Bu eylem nedeniyle 14 yıl hapis yattı. 1906’da serbest kaldıktan sonra doğrudan şiddetten uzaklaşıp Mother Earth dergisinde yazılar yazarak teorik ve düşünsel faaliyetlerine yöneldi. Berkman bu süreçte çok sayıda gazete de yayımladı.
1919’da mahkeme kararıyla “yıkıcı yabancı unsur” ilan edilerek ABD’den sürgün edildi ve Sovyetler Birliği’ne gitti. Berkman, Avrupa’da bulunduğu dönemi kıtadaki anarşist hareketleri destekleyerek ve kitaplar yazarak geçirdi. 1928’de Paris’te kaleme aldığı metinlerde anarşizmi “insanın şimdiye dek düşündüğü en yüce fikir ve özgürlüğe ulaştıracak tek yol” olarak tanımladı. Son yıllarında ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden Berkman, başkalarına bağımlı yaşama endişesiyle özerkliğini ve onurunu korumak adına yaşamına son verdi.
Berkman’a göre anarşizm, “uyumun ve özgürlüğün hüküm sürdüğü bir toplumsal hayatın en rasyonel ve en uygulanabilir kavrayışı”dır. Yerleşik toplumsal kurumların devlet ve kapitalizm inancı üzerine kurulu olduğunu savunan düşünür, bu inançların zayıflamasının kaçınılmaz bir çözülmeyi beraberinde getireceğini de ileri sürmüştür.







