19 Haziran 2026; Cehennem’de ikinci gün

Nantes’ın Haziran sıcağında heyecanla kalktığımız bir sabahtı. Festivalin en sorumluluk dolu ama bir yandan da o kadar keyifli geçecek günü başlamıştı.

Günün önemini size ufak bir reels videosuyla anlatayım isterseniz; bugün Türkiye’yi, İsveç, Amerika ve Fransa metal devleriyle buluşturma görevimiz vardı:

https://www.instagram.com/reel/DZ6-6sjIPp-/?igsh=eHhoemRid3dvNzR4

Profesyonelliğimizi takınıp heyecanımızdan gerekli dozda yanımıza aldık ve Hellfest’e doğru yola koyulduk. İlk durağımız Leclerc Clisson’du. Bu da başka bir yazımızın konusu olur ileride ama bu işletme her sene Hellfest’ten biraz önce herkese açık ve yeni grupların sesini duyurabileceği ‘Le Off’ isimli bir festivalin organizatörü. Ayrıca gündelik aktivitelerimizden olan market alışverişini Hellfest temasına uydurarak öyle bir süsleyip püslüyorlar ki, bu dönemde Clisson’a yolunuz düşerse mutlaka bu markete girip çıkın derim. Biz de öyle yaptık; gün içinde bizi enerjik tutacak gıdaların ve abur cuburların yanı sıra birkaç da kare aldık.

Sonra yola çıktık, istikamet iki günde ikinci evimiz gibi olan Mainstage’di. Bu sefer sabahı çok özel bir grup izleyerek başlatma keyfine erişecektik. Amerika’dan gümbür gümbür yükselen metalin sesiyle, Wings of Steel’in performansıyla günü başlattık. Heavy metalin en has seslerini her enstrümanda duyuran bu ekip, albüm kayıtları kadar başarılıydı. Vokalde Leo Unnermark, gitarda Parker Halub ve Stefan Bailet, bas gitarda Mathieu Torbec ve bateride de Marcel Binder’i dinledik.

Bu grupla ilgili bir çift lafımız var. Sadece seslerini duyduğunuz zaman karşınızda Helloween, Iron Maiden ayarında bir ekip beklerken bir de bakıyorsunuz genç ve kıpır kıpır bu tayfayı görüyorsunuz. Değerli okurlarımız, sizin için dedik ki bu genç heavy sound’ları bizim okurumuza özel neden dinlemiyoruz? Canımız okurlarımıza, takipçilerimize bir Hellfest Wings of Steel özel röportajı yapalım dedik. Buyurunuz röportajımız; iyi keyifler, iyi seyirler dileriz.

Sonra Brezilya’nın parlayan yıldızları Crypta’yı izlemeye gittik. Bas gitar ve vokalde Fernanda Lira, bateride Luana Dametto, gitarlarda da Tainá Bergamaschi ve Victoria Villarreal ile Crypta kızları Temple’ı salladılar. Çaldıkları eserler sırasıyla The Other Side of Anger, Lullaby for the Forsaken, Stronghold, The Outsider, Trial of Traitors, Under the Black Wings, Lord of Ruins ve From the Ashes oldu. Kelimelerle anlatılmaz; o yüksek sesleri duymanız, Fefe’nin bakışlarıyla göz göze gelmeniz gerek bu büyüyü anlamak için. Crypta bildiğimiz gibi teknik, gürültülü ve çok güçlüydü.

Ardından Fransa’da aldığımız eğitimlerin hakkını vererek dedik ki neden Fransız heavy metaline de bulaşmıyoruz? Mainstage 1’e geri döndük. Vokal Christian « Zouille » Augustin, gitaristler Olivier « Commandant » Spitzer ve Michaël Zurita, bas gitarist Sébastien « Shag » Bonnet, baterist Clément « Cadet » Rouxel ile karşımızda Sortilège vardı. Bize D’ailleurs, Progéniture destructrice, Vampire, Chasse le dragon, Poseidon, Le Poids De L’âme, Mourir pour une princesse, Amazone ve Sortilège eserlerini çaldılar.

Bu memlekette metal denince akla gelen en baba isimlerden Sortilège hem sound’larıyla hem temsil ettikleri değerlerle hem de duygusal hikâyeleriyle radarımıza girmişti. Bu yüzden bu grubu da objektifimize aldık, Fransızcamızın izin verdiği derecede sorularımızı sorduk. Röportaj çok yakında YouTube kanalımızda sizlerle olacak.

Söyleşilerimizin heyecanına kısa bir Bloodywood molası verdik. Bayıldığımız, Paris’te bir kez yollarımızın kesişmiş olduğu bu grubun Hellfest performansı da her performansları gibi yüksek enerjili ve dans ettiren bir havadaydı. Ekip gitarist Karan Katiyar, şarkıcı Jayant Bhadula ve Raoul Kerr, dholist Sarthak Pahwa, baterist Vishesh Singh ve bas gitarist Roshan Roy’dan oluşuyordu. Biz sadece Aaj ve Nu Delhi eserlerini duyabildik ama dünyanın iki başkentinden bir başka başkente yerleşip yolu kesişen bir dost çifti için bu yeter de artardı bile. Capital city riot efendim! Daha azı bizi kesmez.

Sonrasında adrenalinin had safhaya çıktığından bahsetmek zorundayım. Sıcağın ve Hellfest’te olmanın yanı sıra muhtemelen hayatımız boyunca unutmayacağımız bir ana hazırlanmaya yola çıktık. Press çadırında, Wings of Steel’le sohbetimizde de adını andığımız bir efsaneye sorularımızı sormaya gidiyorduk.

Bu röportaj hakkında bıraksanız makale bile yazarım, o yüzden burada sizi çok darlamamaya karar verdim. Zaten bir cümle işin ciddiyetini anlatmaya yetecektir: Sabaton’un bateristi Hannes Van Dahl ile röportaj yaptık. Röportajın videosuna aşağıdan ve yazılı hâline de “İskandinav Soğuğundan Hellfest Sıcağına, Sabaton’un Davulcusu Hannes Van Dahl, DeliKasap’a Konuştu” başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz. Tek kelimeyle harika bir insan olan Hannes Van Dahl’ı dergimizde ağırlamaktan gurur duyduk.

Sıradaki durağımız, mis (!) kokulu Temple oldu tekrar. Onurlu bir göreve gidiyorduk; sıradaki grup black metal tınılarını senfonik hislerle ve gergin temalarla birleştiren, aramıza hangi diyardan geldiklerini gram belli etmeden yüzleri sıcağa rağmen corpse paint’li duran, saçları pırıl pırıl savrulan ve gözleri deli deli bakan Carach Angren’di. Vokalde Dennis “Seregor” Droomers, klavyede Clemens “Ardek” Wijers, bateride Ragnar Sverrisson ve gitarda Bastiaan Boh ile The Sighting Is a Portent of Doom, The Carriage Wheel Murder, The Necromancer, Bitte tötet mich, Franckensteina Strataemontanus, A Strange Presence Near the Woods, Monster, The Resurrection of Kariba, Ik kom uit het graf ve Bloodstains on the Captain’s Log eserlerini çaldılar.

Gerçekten büyüleyici bir ekipti bu Carach Angren. Bu kadar çaldıklarının hissine kapılarak müziklerini icra eden sanatçılar görmek müthiş. Tabii şarkılarının hakkında yazıldığı temaları pek gerçek hayatta yaşamamalarını temenni ediyoruz. Son olarak yapabileceğimiz yorum, Seregor’un seyircinin üstüne tükürmesine biraz alındığımız olabilir. Şahsen kendisini çok severim, uzun süredir hayranı bile sayılırım ama tükürüğün hedef tahtasında olmamak iyi oldu. Bir sürü insanın sıcakta zaten yeterince depresif ve morbid havalı temalara maruz kalmış olduğunu düşünürsek, bir de kafalarına tükürülmesi pek 385 euroluk Hellfest bileti mesafesi vermiyor. Black’çi oğlanlar da böyle, ne yapalım…

Black keyfimizi yaptıktan sonra dedik ki: “Bulmuşuz headliner’ları, terk eder miyiz hiç Mainstage’lerimizi?”

Terk etmedik tabii ki. Sandviçlerimizi yaptık, tüm gün yanımızda evladımız gibi gezdirdiğimiz tripodumuzu yere bıraktık ve gözlerimizi kapadık; karşımızda Bruce Dickinson, Steve Harris, Adrian Smith, Dave Murray ve Simon Dawson vardı. DeliKasap’ı çok kısa süre önce yakından görmüş Iron Maiden’ın önündeydik. Özletmeden kendimizi tekrar konserlerine katılmış olduk. Herkesi formunda bulduk ancak Wasted Years gibi bazı eserlerde yaptıkları tempo değişiklikleri ve çok arada sırada kaçırdıkları notalar dikkatimizi çekmedi değil. Bunun dışında tüm sahne dekoru, ekibin formu ve setlist harikaydı. Bize gerçekten büyülü ve mistik anlar yaşattılar. Murders in the Rue Morgue, Wrathchild, Killers, Phantom of the Opera, The Number of the Beast, Infinite Dreams, Powerslave, 2 Minutes to Midnight, Rime of the Ancient Mariner, Run to the Hills, Seventh Son of a Seventh Son, The Trooper, Hallowed Be Thy Name, Iron Maiden, Aces High, Fear of the Dark ve Wasted Years çaldılar.

Sırada bugünü zaten bizim için mükemmel kılmış bir grup vardı. Yeni dostumuz Hannes’i tankının üstünde bateri çalarak izlemek üzere Sabaton’u izlemeye geldik. Grup arkadaşları vokal Joakim Brodén, bas gitarist Pär Sundström, gitaristler Thobbe Englund ve Chris Rörland ile tek kelimeyle şov yaptılar. Ghost Division, Yamato, The Red Baron, The Last Stand, Great War, Stormtroopers, Christmas Truce, Soldier of Heaven, Night Witches, I, Emperor (bu şarkıda Napoleon’u sahneye çıkardılar ve Fransız millî marşını söylettiler seyircilere), The Attack of the Dead Men, Bismarck, Hordes of Khan, Templars, Primo Victoria, Swedish Pagans ve To Hell and Back’i çaldılar. Bizim için başarı ve duygu dolu bir konser oldu.

Hayatlarımızın en yoğun ve en güzel cumalarından biri olacak bu günü, canımız Sabaton’la kapatarak eve doğru yollara düştük. Bizi uzun bir hafta sonu bekliyordu.

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın