Alice Cooper, Ölümsüz Ruh Fantom ve Billy the Kid İle Tuhaf Bir Orman Sefası

Ölümsüz Ruh Fantom (S.A.V.) büyüğümüzün yedinci göbek uzaktan bir akrabası olarak bazen ormanda yaşamak bazen de “zehir” almak için şehre inmek, artık genlerimize kadar işlemiş bir Atlantis’ten Gelen Adam geleneğiydi ve fakat bu defa “Poison” zerk edicisi çirkin bir sanat erbabının ormanın tam ortasında, ormanda yaşadığım karargâha kuş uçuşu birkaç mil uzaklıkta olduğunu öğrenince kafam biraz karışmıştı. Öyle ya, ulu büyük büyük dedelerimizden ne görmüştük?

Yazı: Murat Arda (Atlantis’ten Gelen Adam) & Fotoğraf: Bilal Babatlı (Billy the Kid)

“Ormanda Fantom için ‘Ölümsüz Ruh’ derler… Bazen ormanda, bazen kenttedir. Kimse nereden geldiğini bilmez ama o her yerdedir. Alice Cooper adında İblis-i Ekber ormana geldiyse destur çekmeli ve ifadesi alınmalıdır!”

Ulu Büyük Büyük Dedem Fantom, Manitacılık Peşindeyken

Tabi genç kuşaktan arkadaşlar büyük ihtimalle “bu sarı kafalı herif neden bahsediyor ya, içmiş bu gene” gibi iftira dolu düşüncelere gark olmuş olabilirler. Hatta, dahili ve harici bu kem gözlüler, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Ne demek “Fantom kim abi yea… Bize Alice Cooper’dan bahset!”

Höst!

Fantom’u bilmeyen adam (ve kadının) ormanda Alice Cooper izlemeye hakkı yoktur! Alın size bilgi:

Ona “Ölümsüz Ruh” derler. Ormanda “10 kaplan gücünde” olduğu söylenir. (Ulu büyük büyük büyük dedem benim!)

Ancak gizli görevleri (korsan avlamak veya suçlularla savaşmak) için sık sık büyük kentlere iner ve normal bir insan, Kit Walker kimliğiyle medeni dünyada dolaşır. Ulu büyük büyük büyük dedem Fantom, işte böyle bir adamdır. Rivayet odur ki Alice Cooper ile dedem, Vietnam savaşı döneminde Genç Alice Cooper’ın bi takım fevri söz ve ifadeleri yüzünden dalaşmışlardır.

“O kahrolası çekik gözlüleri saklandıkları yerlerde bulup tepelemeliyiz!” Bak bak bak…

Çekik gözlüleri andığımız anda saatler öncesinden konser alanına giriş yapmış ve en az bir Vietkong gerillası kadar haşmetli ve çipil gözlü dostum Ati Babanın telefonumu çaldırması tanrısal bir tesadüf gibiydi:

“Nerdesiniz huleyn!?”

Ati Babanın da gözleri çekikti ve hemen ona Alice Babanın Vietnamlılarla ilgili duygularını paylaştım telefonda.

Ulu büyük büyük dedem ile benzer politik görüşlere sahip, kendine has bir humor anlayışı olan ve bizim DeliKasap Derginin emektarlarından ve hatta kıdemlilerinden Atilla Görk Baba da gülerek şunları söylüyordu:

“Babanın cehalet zamanları, affedelim! Hadi gelin olm Kargo sahneden inmek üzere!”

“Kargo mu? Solist kim?”

“Koray Candemir!”

“Anaa… Yaşıyor mu la o… Tamam Ati Baba, geliyoruz!”

Açılışı Direc-T yapmış ve Ogün Sanlısoy ile Kargo da Alice Baba öncesi ortamı ısıtmışlardı, Ati Baba maaş’allah fanboy gibi hepsini izlemişti, tebrik ettim kendisini. Telefonu kapattığımda bir çekik gözlü olmasına rağmen Ati Babadan tutun da ulu ulu büyük büyük dedeme kadar tüm büyüklerimiz Alice dedeyi affetmiş, bize ne oluyor diye kendi kendime söylendim! Vazifemizin farkındaydım. HELALLEŞMELİYDİK!

Elbette ki zaten ben de rock müziğin kötülük ve korku saçan ihtiyarı, ulu büyük büyük büyük dedemin cankuşu Alice Cooper Kuzey Ormanlarına neden gelmiş, dur şunun bir ifadesini alayım diyerek, işte bu duygularla yola koyulmuştum sayın izleyiciler, yanımda da konser badim Billy the Kid vardı ve ilk hedefimiz sahnenin en önüydü! Vietkonglu Görk familyası da abla kardeş dayı ve de evladı, adeta tüm sülale olarak konsere iştirak etmişlerdi, bizi bekliyorlardı! (Kesin çok içeceğiz!)

Yalnız o ne?! Keşke Fantom’u bilmeyenlerin Alice Baba’yı izlemeye hakkı yoktur, demeseydim! Zira alana girerken tesbit edebildiğimiz kadarıyla konsere gelenlerin sayısı Türkiye’de Ölümsüz Ruh Fantom’u tanıyanlardan belki üç beş yüz kişi fazlaydı. Bakın bu, dramdır. Alice Cooper, daha fazlasını hak eden bir rock ikonudur; zira Metallica üyeleri Ramazan Bayramı, Şeker ya da Kurban Bayramında “kimin elini öpmeye gitsek?” diye kendi aralarında tartışsa, şüphesiz ki Alice Baba ilk on içerisine giren bir evliya ruhlu pirimizdir! (Affettik dedik ya, ulen!)

Ama yok! Varsa yoksa Metallica, olmadı Guns N’ Roses! AMA OLMAZ BÖYLE!

Neyse, konser yolunda, mekâna ilerlerken, Billy (Bilal Babatlı) biraderimle festival alanının bulunduğu bu hoş ormanda hedefe doğru yürürken aynı zamanda başarılı bir konser fotoğrafçısı olan Bilal (yazının bundan sonrasında salt Billy yahut Billy the Kid olarak geçecektir) biraz endişeli görünüyordu.

“Nen var kuzum?” dedim, eski TRT filmlerindeki dublaj sanatçıları haleti ruhiyesiyle ve sonra hemen titreyip normal halime döndüm:

“Neden işkilleniyorsun Billy? Bilmiyor musun, işkilli büzük, dingilder!”

“Yok be abi,” dedi, “sadece Alice Babayı iyi ekipmanlarla çekmek istiyorum, görüyorsun, koca bir çanta makine getirdim bu etkinlik için. Acaba kapıda bir sorun çıkartırlar mı diye endişeleniyorum.”

“Neden çıkartsınlar ki aga, kapı gibi basın akreditasyonumuz yok mu? Koskoca yirmi beş yıllık rock ‘n roll kültürü mecmuası olarakkkk….”

“Dur be abi, hemen coşmayalım… Benim endişem şu; bu konsere Alice Cooper’ın ekibinin davetlisiyiz, organizasyon firmasının değil. Kıllık yapabilirler…” Bunu söylerken çocuğun adeta suratı kararmış, bakışları donuklaşmıştı. Hemen onu teskin etmek için bir şeyler geveledim:

“Ohooo abi, sıkıntı mıkıntı olmaz bence, torpilimiz yüksek yerden! Haydi Billy, Gamlı Baykuşluk yapma! Neşelen biraz kuzum! (kuzum!?) Zaten Alice Baba da benim ulu büyük büyük dedem Fantom’un cankuşudur.”

“Cankuş ne abi? Fantom kim?”

Suratında “ne diyor ya bu deli adam” ifadesi oluşan Billy’nin yüzü söylediklerimle iyiden iyiye kararmış adeta bizim derginin eski yoldaşlarından rahmetli Zenci Memed gibi çukulata kıvamına dönüşmüştü. O an endişelendim ve Billy’nin sırtını sıvazlayarak hemen konuyu değiştirdim. Zira işkilli büzük dingilder ata sözü boşuna değildi ve Billy’ye çaktırmamama rağmen benim büzük de yavaştan, ağır ağır dingildemeye başlamıştı. Çünkü Billy adeta reankarne oluyor, eski dostum Zenci Memed’e dönüşüyordu!

(dingil dingil dingil…)

Bilal: “Abi garip bi ses geliyor, sen de duyuyor musun?”

(dingil dingil dingil) “Yok Memedim, soundchecktir o soundcheck!”

“Abi kafan mı güzel, ne Memed’i ya, Bilal benim adım!” Dingildeme sesleri yükseliyordu.

İyice terledim ve dingildeyen büzüklerimizin soundtrack’i eşliğindeki kekremsi duygularımızla mekana giriş yaptığımız ilk anda korktuğumuz başımıza geliverdi!

Kapıda “görevli” abilerden aldığımız ilk reaksiyon tabii ki tanıdık bir “iş yaptırtmama” soundu olarak işkillenen büzüklerimizin dingil seslerine karışacaktı.

“Fotoğraf maginasını alamayık, amirim gızıyo!”

Billy öfkeyle: “Abi ne amiri, Alice Cooper’ın davetlisiyiz biz!”

“Alis ney!?”

“Bu konseri verecek kişinin davetlisiyiz!”

“Höyynk!? Gene de amirime sormam lağzım!”

Bir Ankara bebesi olan ve özellikle “kekolarla mücadele” konusunda şerbetli olduğu yolunda iddialı bir rock’n’roll mücahidi olduğunu gözlemlediğim Billy’nin midesindeki asit miktarının yükselmekte olduğunu görünce Ölümsüz Ruh Fantom genlerim kabardı ve kapıdaki arkadaşa eski Türk filmlerindeki meşhur sırt sıvazlayıcı karakter Kadir Savun edasıyla “amirin hangisi pir sultanım, şu ensesi kalın ve hüzünlü bakışlara sahip eti-bol arkadaş mı?” dedim (Tam o anda bir şey fark ettim. Dingil sesleri azalmaya başlamıştı sanki).

O anda badigart-konser görevlisi ya da ünvanı neyse, yanında bir yancı olan ve muhtemelen analitik zekası bir tık daha üstte bir başka görevli, Billy’nin onlara uzattığı “All-Pass” kartını inceliyor ve badisine “Reyiszs, bırahalım la, davedli bunnar” diyerek onu akl-ı selime davet ediyordu. Sorumu yanıtsız bırakan badigarta tekrar seslendim:

“Pardooon, bakar mısınız!? Amiriniz diyorum… Şurdaki şişman bey mi?”

“He!”

“Gel Billy!…” (Billy hışımla amire doğru süzülür.) Amir, ona doğru ilerleyip “selamın aleykum başkan” dediğimizde birdenbire ve hiç ummadığı bir anda bağışlandığını öğrenen bir idam mahkumunun duyabileceği heyecanla bize baktı ve “bıyır?” dedi.

“Konsere şu taraftan mı ilerleyeceğiz?”

Amir: “Ha… Evet!”

Ben: “Bilalciğim, gel canım…”

O esnada adeta bir CEVAT KELLE gibi devasa makinaları sırtında taşıyan sevgili Billy dostumun ağzından çıkan sinkaflı küfürleri buraya yazmaya terbiyem müsaade etmez ve ağzımda yarım ağız bir sırıtmayla Billy’ye şöyle fısıldadım:

“Sus la, duyacaklar…”

Biraz sonra Billy sakinleşti ve yüzündeki kararma normale dönmeye başlamıştı. Huzur dolu bir ifadeyle fısıldadı:

“Abi fark ettin mi?”

“Neyi Bilalim?”

“Dingil sesleri…”

“Kayboldu di mi?”

Başını sallayarak, gururla “Evet” işareti yapan bir vücut dili sergiledi. Ben de kulak verdim. Hakikaten de dingil sesleri kaybolmuştu! Azametle konser alanına seyirttik. Billy tam bir görev adamı edasıyla bana veda etti ve çekim yapacağı alana doğru yöneldi.

“İlk dört beş şarkıdan sonra ben sizi bulurum abi!”

“Rast gele bruder…”

Billy’yi sağ salim uğurladıktan sonra, hemen akabinde konser alanında önce bir kenefi ziyaret, sonra sevgideğer arkadaşım, DeliKasap dergimizin Tıbbiyeli fraksiyonundan Atilla Görk, kızı Deniz Görk ve bilimum farklı rock’nroll insanları ve akraba taifenin olduğu V.I.P bölümüne giriş yaptığımda, birden bire organizasyon firmasına karşı karnımdan kelebekler uçuşmasına vesile olan şu haberi Ati Baba bana muştulayıverdi:

Çekik gözlerinde o an pek de tekinsiz bulduğum çok acaip bi ışıltıyla şunları fısıldıyordu kulağıma:

“İçki alkol, hepsi beleş eheh ehehe…. Eheheheh… Ehehe!”

“Ne diyorsun Ati Baba!?”

“Valla beleş, bak, gel… Afedersiniz, iki bira rica edebilir miyiz?”

(Güler yüzlü bar görevlisi hanım): “Buyruuuun…”

-BİRAYA SALDIIIRRRR!!!!- (Lök lök lök, gnam gnam gnam…) Oh, bi dene daha!

…derken, ücretsiz alkollü içkilerin beyin damarlarımda yaratmaya başladığı yıkım sürecine rağmen çalan intro ve halktan gelen bağırış çağırış sonucu Yüce Alice’in sahne aldığını ayrımsarız… En önlere doğru seyirttirirken “Hello Hooray” kitleyi coşturmaya başlamıştır bile…

Gitarda “Amerikan Ulusalcısı”  Nita Strauss yerine “İngiliz Yurtseveri” Anna Cara’yı gören bir kısım Alice fanının şaşkolozluğu bir yana, şu anda doğum izninde olan Strauss ablanın gruba bilahare dönmese bile Anna hanımın Amerikalı mevkidaşının yerini gayet sıkı bir şekilde doldurduğunu söyleyebilirim, “Ati Baba, bira ısmarlayayım mı?”

“Hayır ben ısmarlayayım ehehehe…” (Beleeeşşşşş)

Biz biraları yudumlar ve peş peşe Who D U Think We Are, Spark In the Dark gibi şarkılarda zıp zıp zıplayarak, hop hop hoplayarak coşarken telefonumun zortlamasıyla irkildim. Billy the Kid hatta. Bakalım ne diyecek diye telefonu açtığımda Billy’nin titrek sesinden daha baskın kulağımın içini dağlayan o ses, dingildeme soundu ile yine bir takım sorunların olabileceğini anlamıştım…

“Buyur Billy, nasıl gidiyor!? Gel de bira iç aslanım… Bu dingil sesi gene geliyor, ne iş?”

(dingil dingil dingil) “Abi, gene sorun çıkartıyor bu lavuklar!”

“Haydaaa… Anlat derdini Sarı Paşa’ya, gene ne oldu!?”

“Abi, fotoğraf çekilen en öne girmeme izin vermiyor buradaki ayu  yavrusu!”

“Allah Allah, niyeymiş!?”

“Dedim ki, Alice Cooper’ın özel davetlisiyim, fotoğraf çekme iznim bizzat turne menejeri tarafından onaylı, nah bu da belgesi! DeliKasap Dergisindenim”

“Eee!? O ne dedi?”

“Bize öyle bir talimat gelmedi, Abi ben bunların a….” (Foto Muhabir Billy the Kid’in o esnada sarf ettiği bazı kelimeler basın etik yasaları çerçevesinde dergi yönetimi tarafından oto sansüre maruz bırakılmıştır. Ama kısaca sinkaflı sövüyor diye özet geçelim.)

“Dur Billyciğim, sakin ol, mide asidimizi yükseltmeyelim.”

“Biri gidiyor biri geliyor yok bize böyle bir talimat gelmedi, yok amirim kızar, yok ebegümeci… Dedim, bakın beni bilmemne bey ilgilendirmiyor, ben geçer, konseri çekerim! Yerel organizasyon şirketi beni bağlamıyor dedim. Bir hanım geldi, işi çözmeye çalıştı, sonra başka bir keko geldi, yine bana müdahale etti!”

Bilal haklı öfkesini kusarken o an Alice Cooper No More Mr. Nice Guy şarkısını çalmaya başladı.

“Bilal dedim. Duyuyor musun?

“Duyuyorum abi.”

“O zaman, NO MORE, MISTER NICE BILLY!”

Bu adeta tanrısal bir işaretti ve Billy gökten ona gelen işaretle badigart, görevli ve iş yaptırtmamaya yeminli her türlü müşavir ve de Saatleri Ayarlama Enstitüsü bürokratından oluşan barikatı “No More Mr Nice Guy” şarkısı eşliğinde yarıverdi! Bir Ankara Bebesini durdurmak imkân dahilinde değildi!

Ve bu hikâyeyi süsleyen muazzam fotoğraflar Billy yoldaşımın deklanşöründen büyük mücadeleler sonucunda sizlere ulaştı. Dingildeme sesi o gece bir daha duyulmadı.

Ve Billy’nin de bize katılımı ve sebil alkolden yoldaşımızın da faydalanmasıyla hep beraber Feed My Frankenstein, Hey Stoopid, Poison, Only Women Bleed gibi sayısız Alice hitiyle coşmaya devam ettik. Bir ara Pink Floyd’un Another Brick In the Wall’u bile School’s Out’a eşlik etti, o derecede çılgın bir setlist vardı yani.

Tek hoşuma gitmeyen şey “Smells Like Teen Spirit” cover’ı oldu. Bence Alice Cooper halet-i ruhiyesi ile hiç de uyumlu bir seçim değildi. Ne yalan söyleyeyim, o an biraz keyfim kaçtı.

Under My Wheels ile kapanış gerçekleşti.

Ve biz de sarhoş orman cinleri ile beraber, önce sahile indik, sonra da Ölümsüz Ruh Fantom’un komşu köyündeki karargâhımıza mutlu mesut bir şekilde geri döndük. Gecenin yıldızı Alice Cooper olsa da, bence ekürim Billy the Kid bu akşamın asıl kahramanıydı.

Not: Dergimize gösterdiği yakın ilgi ve organizasyonda ekibimize sağladığı kolaylıklar sebebiyle, Alice Cooper ustamızın menajerlik şirketi Alive Enterprises yetkilisi Toby Mamis’e kalpten teşekkürler…

 

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın