Pantera İstanbul Konseri ve Cavalera Bruderler Darbesi Sonrası Notlarım

Doğrusu Phil Anselmo ve dadaşları başarıyla İstanbul sınavından geçtiler; ben konsere ilişkin, Pantera ve öznel olarak Pantera geçmişim hakkında bir iki malumat vermeden dosyayı kapamayayım istedim. İşbu yazı aynı zamanda bir darbe girişiminin de hikâyesini içermektedir. Ama Lula’ya yapılan darbeden farklı bir Brezilya darbesidir bu! 

Konsere giderken şu duygular içerisinde kendi kendimle söyleşiyordum, zihnimin içinde…

Öncelikle Pantera grubunun kendisi müzikal anlamda açık fikirli politik anlamda biraz kafası karışık arkadaşlardan oluşmaktadır, müteveffa Dimebag bruderimiz dahil…

Eh, ben de politik anlamda kısmen açık fikirli sayılırım; müzikal anlamda ise biraz kafası karışık bir bireyimdir, tam good match!..

İşte bu yüzden Pantera ile ilişkim de hep karmaşa dolu olmuştur. Elbette ki Phil geçmişte bir gün, lavukluk yapıp sarhoşken çukulata renkli arkadaşlarımıza terbiyesizlik yapmış mıdır? Yapmıştır.

Ama özür de dilemiştir. O zaman kin tutmaya gerek yoktur. Hem biz kimiz ki yargı dağıtıyoruz arkadaş, hatasız kul olmaz.

Ama doğrusunu söylemek gerekirse Dimebag bruderimizin ailesinin onu cenazede istememesi de soru işaretleri doğurmuştur. Ama bunlar çok özel mevzular, Anselmo’nun sorunlu bir tipleme olması sanki çok mu anormal arkadaşım, adam heavy metal müzisyeni yahu, çiçek çocuk mu? Phil için her şeyi söyleyebilirsiniz ama parlak bir heavy metal yıldızı olduğu gerçeğini ört bas edemezsiniz.

Bu yüzden o sahnedeyken kafaları salladık, mosh pite girdik, stage-dive yaptık, slam-dance eyledik, halaya bile girdik!

Ama öncesine gelelim. Ortaokuldan beri severek izlediğimiz metalin ekstrem tarzını popülarize eden en Latin kardeşlerimiz; Cavalera biraderlerin hakkını bir verelim önce…

Bilen bilir, benim ikinci vatanım Brezilya’dır; eh, dolayısıyla Sepultura varislerine pozitif ayrımcılık yapmamda da bir beis yok, sonuçta hemşehri sayılırız ve fakat, siz ne güzel adamlarsınız Cavalera biraderler, onlara yardım ve yataklık eyleyenler ve diğer eşlikçileri!

Kadim dostum Burak ve Nüf ile konser girişinde içerken “sekiz buçukta sahne alacakmış abi yea” saptamasıyla rahat rahat dışarıda takılıyorduk… Lakin fondipleme keyfimizin içine eden bir sound aniden peyda oluverdi: “Refuse & Resist” şarkısının davul partisyonlarının “dıgıdıbıgıd dıbıddıttırıt” ezgilerinin kulağımıza pelesenk olması ve “Lan! Erken mi çıkıyolar” diye biraları püskürtmemiz ve bir anda kendimizi konseri kaçırmamak için maraton koşusunda bulmamız aslında heyecan unsurunu arttıran enstantenelerdi. (Karında bira dolu spor tarafımdan önerilmemekte, özellikle atletik koşular, yapılmamalıdır, ama biz yaptık!)

2026 Pantera Kadrosu Ataköy Alanında Kafa Sallarken Düşünmeden Önce

Arkadaş, koştukça kafamız daha mı kıyak oluyordu yoksa alana girdik daha bismillah demeden dergimizin emektarları, eski dostlar Cevher’di, Kubilay’dı, ulan bira üstüne bira, Allahsız herifler, bu metalci milleti neden bu kadar içiyor bilemiyorum arkadaşlar ama ben de “istemem” diyordum, “yan cebime koyunuz!”

Kişisel heavy metal tarihimin en fazla şahsıma bira ısmarlanılan etkinliği olmuştur, bundan sonraki hayatıma göbekli bir birey olarak mı devam edeceğim yoksa diye içimden geçiriyorken bir anda da “Propaganda” şarkısında kafa sallıyor, “Nomad”de zıplıyordum!

Cavalera Bruderler Adeta Pantera’ya Darbe Yaptılar! Yeni Kapı Ruhu Out & Ataköy Ruhu In!!!

Lan! Aptulika’nın dergisine “Kafa Sallarken Düşünelim” diye bir yazı yazmıştım zamanında, manyak mısın oğlum, kafa sallarken ne düşüneceksin yahu, salla kafayı, iç birayı bak keyfine, Allah belanı vermeye Sarı! (Kendi kendime çemkirdim.)

Kafa sallarken düşünmemeye çalıştığım anda aklımda kalan şarkılar Biotech, War For Territory, Chaos A.D derken, abi o değil de… BİRA SATIN ALAMIYORUZ YAHU!?

Yani bizim bu Türkler, konserlerde bira satma işini beceremedi bir türlü, başka bir şey demeyeyim. Yani eski kankalar sürekli bira getirdikleri için başta anlayamadıydım ama gidip kendim alayım dediğimde kollarımı göğe kaldırdım ve haykırdım: “ZULÜM!!!”

Ve Pantera sahnede…

Aslında rumuz olarak Pantera kelimesini kullanan bir arkadaşın suratına Eski Kemancı’da nasıl işediğimin hikayesini anlatsam bu yazıya çok iyi giderdi ama ilk romanım Pelin’de detaylı yazdığım için tekrara düşmeyeyim dedim.

Rabbim sizi inandırsın Pantera sahne aldığında o kadar sarhoş oldum ve o kadar şımarıklık yaptım ki, konserde üzdüğüm, canını sıktığım tüm metal bireylerden özür dilerim, ehe ehe ehe… Hatırlayabildiğim şarkılar ise şöyle, Hellbound, I’m Broken, 5 Minutes Alone, This Love, Walk, Fucking Hostile filan… Bi ara sıkı Pantera fanlarından Göker ile kafa sallarken rahmetli dostumuz Ahmet için kadeh kaldırdığımızı falan da hatırlıyorum. Bi de ara sıra kulak misafiri olduğum hardcore Pantera fanlarının burun kıvırdığı Charlie Benante abimize haksızlık edilmesine itirazım vardır. Yahu adam koskoca Anthrax’ın orijinal davulcusu, YAPMAYIN ETMEYİN KARDEŞLERİM!!!

Pantera konserinin ön değerlendirmesi; alanda metalcilerle DK tayfa nabız tutarken. Üzerimdeki tişörtü orta-okuldan beri giyiyor oluşum ise bambaşka! (Ortadaki Sarı Birey, benim)

Bir de Zakk Wylde dayıya da omuz silkilmesine anlam veremedim. Yahu Vinnie Paul abimiz de hakkın rahmetine kavuşmuş, olabilecek en iyi eşleşme olarak Charlie abimiz tokmak başına geçmiş, Dimebag’in yerine de Zakk dayı gelmiş, iki metal-süper-star, tadını çıkarın işte, nesini beğenmiyorsunuz arkadaş! Sinirlendim. Ben en iyisi bu yazıyı bitireyim.

Yalnız yazıyı bitirirken dahi kulaklarımda tınlayan şarkı, War For Territory arkadaş…

Demek ki, Cavalera biraderler, Anselmo ve mahdumlarından rol çalmış, eh, dost acı söyler… Bu bir Brezilya komplosu, adeta bir kalkışma, sanki bir darbe girişimi! Hah… Bu metafor oldu bak… Darbe girişimi deyince, alanda komşumuz Rusya’dan da inanılmaz sayıda metalci konsere iştirak etmişlerdi, çok da keyiflilerdi. Rusya politik ve kültürel olarak sıkıştırıldıkça bu ülkenin yüzü batıya dönük yurttaşları için bizim memleket adeta bir vaha oluyor sanırım. Ataköy Marina bir konser alanı olarak aslında muhteşem dizayn edilebilecek olan, denize sıfır noktasında ama asla denizi göremediğimiz engellerle sarılı bir acaip lokasyon! Eskiden Pontus diyarında, Karadeniz’de bir köyün Rum Köyü mü Türk köyü mü olduğunu nasıl anlarlarmış biliyor musunuz? Bizimkiler evlerinin cephesini denize vermezmiş! Burası da o hesap. Deniz var ama yok! Gel de bunu Rus kardeşlerimize anlatalım aga, ANLATAMAZSIN!

Adamlar resmen darbe yaptılar kardeşim, hem de bizim dandik temmuz darbe tiyatrosu gibi glu glu dansı da değil haa, SEPULTURA DARBESİ BU, destttttuuuuur!!!!

Phil Baba burada “Ulan Cavaleraaaa, ulan Cavaleraaaa, çaldın ulan konserimizi!” der gibidir…

 

 

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın