Temmuz Metal Kasırgası Notlarım: In Flames, Napalm Death, Accept, Destruction, Lamb of God

Arkadaş, bu Temmuz ne metal yaptı be… “tayyiperdoğan Rejimi, döviz kurunu baskılıyor diye ekonomistler ağlaya dursun, yurdum rock ve metalcisi işbu durumun en fazla keyfini çıkaran bireyleridir desek yeridir. Baskılanan döviz ne demek? Organizatörlerin görece ucuz döviz ile enfes grupları memleketimize daha rahat getirebilmesi demek; sanayici batmış, iş adamları kan ağlıyormuş metalcinin umurunda mı? Kardeşim onu da mı biz düşüneceğiz, bal tutan parmağını yalar, ihracatçının tasasını da tayyiperdoğan düşünsün, bana ne oğlum, ben her gün balık yiyorum!”

İşte konser alanlarında kafası az çok ekönömi mes’elesine basan rocker yurttaşların yaşı az biraz geçkince olanların bakış açısı buydu. Bereketli yaz mevsiminde ilk olarak BABALAR, Accept Paşalar ile yazıma başlıyorum sayın izleyiciler.

Accept İle Buruk Bir Sevinç

Heavy Metalcilik kariyerimde babamın çalıştığı işyerinde tip ve şekil olarak karikatür gibi sevimli bir metalci abi vardı, sanırım on üç yaşlarında olmalıyım, hem metal tişörtü giyen hem de saçları uzun bir rocker görmenin nadir rastlanan bir doğa olayı olduğu dönemlerdeydi ve Beşiktaş’ta babamın çalıştığı oralet fabrikasında (bir nevi şekerli içecek) işte bu türden bir abi bana şefkatle yaklaşıyor, heavy metal eğitimime bir profesör titizliğiyle yaklaşıyordu. Murat abinin akrabalarından biri o fabrikanın sahibiydi, o da onlara yardım etmeye oraya geliyordu. Hatta Murat abinin de “hızlandırıcı etkisiyle” metalciliğim belirginleşmeye başladığından dolayı, siyah tişörtlerle babamın işyerine gittiğimde hınzır arkadaşları “Küçük Murat geldi” diye gülüşürlerken benim ise hoşuma gidiyordu bu şekilde bana takılmaları. “Aaa, ne güzel, beni Murat abiye benzetiyorlar ehe ehe” diye seviniyordum. Benim ismim de Murat’tı ve “Küçük Murat” kavramının erotik bir şaka barındırdığını bilmeyecek yaştaydım ama hiç sorun yok, Murat abimin Küçük Murat’ı olmak, şereftir! (Nitekim Murat abi hakikaten de profesör oldu, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde ve hala metalci, hala sevgi dolu, Zeus ve Odin uzun ömür versin ona!)

O dönemde bir üniversite öğrencisi olan Murat abi, o güzel el yazısıyla grubun şarkı isimlerinin olduğu çekme kasetleri bana hediye ederken “plak kaydı” ile doldurulmuş bir çekme kasedin ne kadar lezzet dolu olabileceğini de bana öğretmiş oluyordu.

Adamın “öğreticiliği” genetikmiş demek ki…

Her neyse, işte o tedrisatın en önemli gruplarından biri Accept idi. “90’lık çekme kaset”, bir yüzüne Metal Heart, öteki yüzüne Rus Ruleti albümlerinin plak kaydı. Boşluklara da (yıllar sonra Judas Priest olduğunu öğrenecektim, ama dinlerken gözümün önüne sarışın hoş bir kadın vokalin geldiği ve bu yüzden yıllarca Rob Babanın sesini kadın sesi olarak dinledim, meğerse sadece ruhu kadınmış Allahsızın, neyse, en azından orasını tutturduydum!) “şuh bir metalci ablanın(!)” ses kaydı!

Neyse işte bu ruh haliyle Accept’in konserindeydim. Lakin ben, şahsım ve de kendim, biz üçümüz de UDO Babanın dergahının talebeleriydik, ne olacak!? “UDO ÜZÜLÜR YA” dedim Burak İzmirlioğlu’na, “Destruction için gittim dersin moruk” dedi, Udo Baba da yer ya… Neyse.

Saygıda kusur etmedik tabi, hemen hemen tüm Accept klasikleri çalarken grupta kusur yok gibiydi, fazla söze hacet yok. Teşekkürler Wolf ve dadaşları, Udo’suz buruk bir sevinç yaşattınız gene!

Setlisti hiç boşuna yazmayayım, “Metal Heart” ile giriş yaptılar demem zaten yeterli olacaktır!

Destruction Destursuz Daldı

Ulan her grupla anımız var; Destruction sahne aldığında takır takır thrash soundu zihnimize fiili livata gerçekleştiriyorken tecavüz kaçınılmazsa zevk al iğrenç atasözünden hareketle ben bir yandan kafa sallıyor bir yandan da Destruction ile olan anılarımızı düşünüyordum.

Bizim DeliKasap dergiyi kurarken dergimizin ismi ne olsun diye kafa yorduyduk, herkes, aklına gelen isim alternatiflerini ortak mail grubuna atsın diye konuştuyduk. 25 sene önce. İşte kadim dostum Burak İzmirlioğlu’nun önerdiği isimlerden biri de delikasap idi. “Lan” dedim, “bunu mu koysak?”

“He, bu olsun!”

“Schmier üzülmesin?!”

“Yok lan, ne üzülcek, sevinir!”

Hakikaten de yıllar sonra bir röportajda Schmier babaya dergimizin isminin esin kaynaklarından birinin Destruction grubunun maskotu olduğunu söyledik, adam “Good name!” diyerek kahkaha attıydı.

Ha, bu arada, Destruction’ın gezegendeki en büyük hayranı KAVANOZ BURKANA, yani Bulgar Orhan biraderim de evladıyla konserdeki yerini almak için Bulgaristan’dan konsere geldi, ona da tekrar selam olsun.

Ve Schmier ve mahdumları, taktik maktik yok, bam bam bam diyerek tüm bilindik şarkılarını takır takır verdiler seyirciye, acımadılar! Peki hangi şarkılardı diye soran metalcilere el cevap:

Curse the Gods, Nailed to the Cross, ,Mad Butcher, Bestial Invasion, Thrash ‘Til Death, Death Trap, Diabolical, The Butcher Strikes Back, Eternal Ban, Life Without Sens!

Konser bitti Bulgaristan tayfası hala kafa sallıyordu, Burkana ve dadaşları, fanınızım!

Lamb of God’tan Aşırı Kedi Yanlısı Propaganda

Bir de metalciler için kedi kesiyorlar, satanistler filan derler, ulan Allah belanızı versin. Nitekim LoG frontmani Randy Blythe “Sevgili İstanbullular, sizin en çok kedilerinizi sevdim, nah bu üzerimdeki tişörtteki kedi de benim kedim, adı Drakula!” diyerek iyiden iyiye sempatimi kazandı. Grubun enerjisi kesinlikle iyiydi ama çalan şarkılardan pek bir şey anlayamadım zira ses sistemi 90lı yıllar Gitanes Bar atmosferi yaşattı! Bir de pogo yapmasını bir türlü öğrenemeyen canım Türk milletine bir şeyler söylemek isterdim ama, hiç mide asidimi arttırmak istemiyorum! Göze batan şarkılar:

Ruin, Laid to Rest, Blood Junkie, Into Oblivion, Resurrection Man, Now You’ve Got Something to Die For ve memleketim şarkısı Redneck!

Napalm Death Sersemletti!

Barney Baba her zamanki gibi radikal sol söylemlerle kitleyi ajite etmeye çalıştı ama kitle daha çok “Ne diyor bu dayı ya” kafasındaydı. Az sayıdaki hard-core oldschoolcular heyecanlandı tabii, ırkçılara, faşistlere laf sokan Barney Baba hakikaten de soyadını hak ediyor gibi! (Greenway)

Yine LGBT bireylere yönlik hak ihlallerini de protesto eden bir konuşma yapan Napalm Death üyelerini istikrarlı politik tutumlarından dolayı tebrik etmek lazım. Artık bir politik görüş sahibi olmanın bile anlamının yittiği bir dünyada Napalm Death gibi gruplara nadir bulunan bir elementlermiş gibi yaklaşılmasını da, “Deli bu dayı yaa” denmesini de anlayabiliyorum. Gerçekten de adama deli muamelesi yapanlar vardı konserde.

Halbuki “Ekstrem Müziğin Allahı” diye google’a yazsan, ilk sıraya bu devrimci abiler çıkardı, hiç şüphesiz!

Napalm Death grubunun emektar basçısı Shane Embury, ise maalesef konsere iştirak edemedi. Embury, aşırı alkol kullanımı tetiklediği pankreatit (pankreas iltihaplanması) hastalığıyla uğraşmaktan şu sıralar biraz dinleniyormuş söylentilere bakılırsa… Yaşadığı bu sağlık sorunları nedeniyle üç kez hastaneye kaldırıldığını ve bazı turnelerden ayrı kalmak zorunda kaldığını açıklamışlardı zaten. Sağlık diliyorum kendisine, “Aşırılı Metal” olayının kült kişiliklerindendir.

Barney Baba biraz da komik bir görüntü ortaya sern müthiş ikonik dansı eşliğinde başta dünyanın en kısa şarkısı You Suffer olmak üzere Scum, Nazi Punks Fuck Off (Dead Kennedys cover’ı), Suffer the Children,  Amoral, Dead, Instinct of Survival, Everyday Pox, Contagion, Throes of Joy in the Jaws of Defeatism, When All Is Said and Done, Practice What You Preach, Mentally Murdered gibi klasikleri bombaladılar.

Bir anımı da şöyle nakledeyim. Cihangir bugünkü süslü Cihangir olmadan önce orada Bilsak Kafe diye bir mekan vardı. En ekstrem Türk metal grupları da burada sahne alırdı. Bunlardan biri de Metalium grubu idi. Solisti Mazhar’ın bir konserde yaklaşık 5 kere şimdi bir Napalm Death coveri yapıyoruz diyerek You Suffer’ı çaldığını hatırlıyorum 😊 Şarkı üç saniye çünkü ahahaha!

Son kertede Napalm Death sersemletti diyebilirim. Ama her iki anlada da! Sağlam ve sadakatli seyircisini mest ederek, grubu anlayamayanları ya da aklınca hor görenleri şapşala çevirterek!

Neyse ya, sinirlenmeyeyim.

Sıra geldi festivalin yıldızı gruba: In Flames! (Çalan her grup bence yıldızdı ama seyircinin beklentisi bağlamında söyledim)

Bir kere Napalm Death gibi kült bir grupla birlikte çalmaktan duydukları onuru dile getirerek kalbimi çalmayı başardılar. Böyle küçük jestlere bayılıyorum. Umarım Napalm Death’e deli manyak muamelesi çeken bir kısım ergenler utanmışlardır.

Grubun seyirciyle etkileşimi de ders verir bir nitelik taşıyordu: Enfesti! Ses sistemi de sanki daha iyiydi. Bir ekstrem metal konserinde değil de sanki kaliteli bir pop konserindeymişçesine rafine bir atmosfer vardı doğrusu. Bu grubun fanlarıyla kurduğu bağ doğrusu parmak ısırtan cinstendi. Çaldıkları parçalar ise sırasıyla şu şekildedir:

Colony, Deliver Us, In The Dark, Voices, Paralyzed, The Quiet Place, Meet Your Maker, The Chosen Pessimist, Cloud Connected, Artifacts of the Black Rain, Trigger, Only for the Weak, Foregone Pt. 2, State of Slow Decay, Alias, The Mirror’s Truth, I Am Above, Take This Life…

Bir sonraki konserde görüşmek üzere!

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın