Motocultor Macerası: Gün 2

Cuma günü, 14 Ağustos, Motocultor 2026’nın ikinci günü. Tozlu ve gürültülü bir güne heyecanla uyandığımız bir sabah oldu. Herkes kendi yorgunluğunca uyumuş, konser alanlarında buluşmaya başlamıştı. 

Bir takım alışverişler ve sabah yürüyüşlerimi tamamlar tamamlamaz medya alanında hem ekipmanımı şarj etmek, hem çektiğim fotoğraflardan az tozlu görünenleri seçmek ve Oompf! ile yaptığım keyifli röportajı yedeklemek adına yerimi almıştım.

Medya çadırının mainstage’lere çok yakın olması sayesinde, bugün de çalışmalar güzel müzikten yararlanarak başladı. Kulak misafiri olduğum ve oldukça beğenerek fotoğraflarını çekmeye çıktığım bir grup Ice Sealed Eyes oldu. Brüksel bazlı genç bir newcore grubuymuş Ice Sealed Eyes. Hem müzikal olarak hem de sahne duruşu olarak ben gayet beğendim, başarılarının da devamını dilerim. 

Ice Sealed Eyes’a bir göz attıktan sonra harika bir işim vardı. Türkiye’yi oldukça sık ziyarete gelen, Motocultor’den yaklaşık 1 ay sonra İzmir, Ankara ve İstanbul’da dinlediğimiz efsane grup Soen’in bateristi Martin ile bir sohbetim vardı. Heyecanla bir kez daha Espace Glenmor’a (sanatçıları ağırlayan kültür merkezi) doğru tırmanıp, bol bol Türkiye konuştuğumuz harika bir sohbet gerçekleştirdim!

Video yakında yayınlanacak, izlemek için YouTube ve İnstagram hesabımızı takip etmeyi unutmayın!

Ayrıca ufak komik bir anımı da paylaşmak isterim. Tahmin edersiniz, beğendiği musikileri icra eden dev sanatçılarla sohbet edince insan oldukça heyecanlanıyor. Ben de işte heyecandan adamla fotoğraf çekmeyi unutmuşum! Her nasıl oluyorsa, fotoğrafı unuttuğumun farkındalığı gelir gelmez Martin yanımdan geçti. Ben de bunu bir işaret olarak görüp peşinden koşarak işte şu selfie’yi çektim:

Röportajın verdiği keyifle biraz etrafı turladım. Pazar günü raporumda size daha detaylı içerik hazırlayabilmek için önden ilginç bulduğum dükkanları ve ortamları bir gezindim. Buyrun kadrajıma takılan birkaç an.

Ardından adeta eski bir dostu ziyaret etme vakti geldi. Karşınızda aylar önce Paris’te görüp, yakın zamanda sizlerle paylaşabildiğimiz Lord of the Lost vardı. Ne yalan söyleyeyim, aynı enerjileri ve aynı tavırlarıyla koca festivali coşturmaları bana imkansız gelmişti ama durum tam olarak da buydu. İşte böyle konser salonlarında aile gibi, festivallerde de lider gibi davranabilen grupları çok takdir ediyorum. Profesyonelliği ve samimiyeti harika bir dengede tutarak işlerini yapan insanlar.

Lord of the Lost vokalde Chris ‘the Lord’  Harms, gitarda Benjamin Mundigler, bas gitarda Dominik “Dom” R. Crey, klavyede Gared Dirge ve bateride de Niklas Kahl  ile Bazaar Bizarre, Damage, Drag Me to Hell, I Hate People, Blood for Blood, Priest, Loreley, I Will Die in It, Blood & Glitter, Light Can Only Shine in the Darkness eserlerini çaldılar. Açıkçası 4-5 ayda oldukça değişen grup üyesi düzenlerine rağmen soundları oldukça sabit kalmıştı.

Bakınız Lord of the Lost dinlerken sıcaktan etkilenen metaldaşların suyla serinletilmesi kadrajıma nasıl da tatlı yansıdı!

LOTL sonrası sıra, sohbetini sabah etmiş olduğumuz duyguları canlı olarak dinlemeye, Martin’e, yani Soen’e gelmişti. Soen kalitesiyle yine şaşırtmadı. Oldukça kumlu olan zemin miydi, müziğin can alıcılığı mıydı bilinmez, nefesler kesilmişti. Baterist Martin Lopez, vokal Joel Ekelöf, gitaristler Lars Enok Åhlund ve Cody Lee Ford ve bas gitarist Stefan Stenberg harika bir gösteri sundular. 

Festivalin bu tatlı cuma gününün kalan kısmı biraz fantastik ve gürültülü olacaktı.

Dinlediğim sıradaki grup, Visions of Atlantis, oldukça ilgimi çeken ve başarılı bulduğum bir korsan metal grubuydu. Vokaller Clémentine Delauney ve Michele Guaitoli öncelikli olacak şekilde o kadar teatral ve çarpıcı bir performans sergilediler ki, şahsen o an bir güvertede mi yoksa bir metal festivalinde mi olduğumu anlamak zordu.

Ekibimiz vokaller Clémentine ve Michele ile birlikte gitarist Christian Douscha, bas gitarist Herbert Glos ve baterist Thomas Caser‘den oluşmaktaydı. Setlistleri de şu şekildeydi: The Land of the Free, Clock, Tonight I’m Alive, Armada, Legion of the Seas, Pirates Will Return, Master the Hurricane ve Melancholy Angel. 

İzleyicilerden bizzat korsan olanlar da vardı. Crowd surf yapanından keyifle konseri dinleyenine rengarenk bir tayfaydık.

Sıradaki konser ise heyecandan ellerimin titremesi ve toz bulutları içinde kaybolmam sebebiyle ilginç görseller topladığım Slaughter to Prevail’di. Canlı performansları gerçekten beklentimin üzerindeydi. Özellikle paylaşmak istediğim bir an tabii ki Alex Terrible’ın şov vaktiydi. Bilirsiniz fotoğrafçıları ilk 3 şarkıdan sonra fotoğraf çekme alanından çıkarırlar. Sonrasında ne haliniz varsa görür, en iyi ‘uzaktan fotoğraf çekme’ noktasını ararsınız. Ben de bu aramaya ayrıcalıklarımdan yararlanıp VIP bölmesinde bahsettiğim yüksek platformda devam ettim. İşte Alex tam da bu noktada mikrofonsuz bağırma ritüelinden gerçekleştirdi ve bulunduğum noktanın sahneye olan uzaklığı yüzünden tabiri caizse mahvoldum. Böyle bir diyafram nasıl bir insanda bulunabilir inanın hala sorguluyorum. 

Sırada da dergimizle gönül bağı olan, bana efso fotoğrafçımız Bilal’in tanıttığı Eihwar grubu vardı. Geceyi kapatmak için oldukça keyifli bir tercih olan Eihwar, iki kişilik fransız kökenli bir grup ve o kadar masalsı bir ortam yaratıyorlar ki, uyanıkken rüyalar alemine gidebiliyorsunuz konserleri sırasında. Destansı güzelliği, zarafeti ve duyunca tüyleri diken diken eden sesiyle Asrunn’u vokalde ve vurmalılarda, sert tavırları, hafif ürkütücülüğü ama  bir o kadar da koruyucu kollayıcı tavrıyla müziklerinin bel kemiği olan Mark’ı da ritimde ve gitarda dinledik. Şarkıların büyüleyiciliği bir yana şarkıları söylemeden anlattıkları hikayelerle bizi ışıklı diyarların hayalini kurmaya ve beklediğimiz güzelliklerden gelen birer işaret bulmaya yönlendirdiler. Konser boyunca dedikleri gibi ‘freres’ ve ‘soeurs’ yani kardeşler haline gelmiştik en sonunda.

Göreceğiniz fotoğrafların edit’ini Bilal yaptı. Kendisine çok teşekkürler. Bu grubu çok yakında onun kadrajından da görmeyi diliyorum.

Eihwar sonrası, ‘Sweet viking dreams’ dedik ve günü kapadık. Önümüzde bizi bekleyen yoğun bir hafta sonu ve dehşet büyüklükte gruplar vardı. Dinlenmek iyi bir karardı.

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın