Author: Delikasap Haber Ajansı

Beyoğlu’nun kült simgelerinden Şeref Görünmüş’ün cenazesi Manisa’dan kaldırılacak

Parkinson grubunun solisti olduğu için underground dünyada daha çok "Parkinson Şeref" olarak tanıdığımız, Beyoğlu'nda sahaflık yapan sıra dışı karakter Şeref Görünmüş'ün ölüm nedeni belli oldu. Ablası Şükran Terziler'den aldığımız bilgiye göre, yedi yıl önce geçirdiği bir kaza sonucu organik beyin sendromuna bağlı Epilepsi hastalığına yakalanan ve bu yüzden ilaç kullanımını sürdüren Şeref Görünmüş, yıllar içerisinde üç kere daha düşmüş, hastanedeki tedavilerinin ardından taburcu edilmişti. Ancak bu defa, doktorlar Şeref abimizi hayata döndüremedi. Cenazesi Cuma günü Manisa'dan kaldırılacak. Şeref abinin yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. ...

ANTIMATTER İLE ÇOK ÖZEL… Mick Moss: “Hayvan gibi huzursuz bir aklım var”

"Bazı besteciler sadece tekrar tekrar aynı şeyleri üretemiyor. Fakat bazıları da üretebiliyor. Bu tamamıyla sizin iflah olmaz bir sanatçı veya acınası bir tembel olmanızla alakalı bir şey." Antimatter’ın projesinin lideri konumundaki Mick Moss müzik üretim süreçleri ile alakalı ders niteliğindeki fikirlerini DeliKasap Dergisi ile paylaştı. 12 Mart Perşembe akşamı ise grubun canlı performansı ile bizlere söylediklerini sahnede de test edebileceğiz… İlk albümden bu yana bazı şarkılarda senfonik ve folk öğeler kullanıyorsunuz. Bu enstrümanların seçimini nasıl ve neye göre yapıyorsunuz? Kişisel olarak, şarkılarımın çoğunu akustik gitar kullanarak kompoze ediyorum, her zaman böyle olmuştur. Akustik gitarı elime alınca kendimi meditasyonda gibi hissediyorum. Zihinsel olarak da müzikal fikirlerin üretilmesi ve şarkı sözlerinin akıp gelmesi açısından daha verimli bir yol olduğunu düşünüyorum. Bu noktadan hareket edersek devamında iş ilk olarak detaylarıyla şarkının aranjesini başından sonuna kadar kronolojik olarak bitirmek olarak tariflenebilir. İkinci olarak sonradan şarkıdan tamamen çıkartılıp elektrik gitar ile tamamıyla yer değiştirilecek dahi olsa akustik gitarla başlayıp diğer enstrümanları akustik gitarın etrafına inşa etmek diyebilirim. Tabii ki önemli bir seçenek de parçayı akustik şarkı olarak da bırakabilirim. Bu metot aşağı yukarı 1996 yılında “Too Late” şarkısını yazdığımdan beri bu şekilde devam ediyor. Şarkı oluşumunun bir formülü, matematiği olduğuna ve bunun takip edilmesi gerektiğine inanıyor musun? Ben her aranjör veya bestecinin tekrarlama ve öğrenimine göre kendi formülünü geliştirdiğine inanıyorum.  Deneme ve yanılma. Hepsinin bir formülü var ve hepsi kendine özgü. Ayrıca bazı insanların –hepsinin değil- periyodik olarak oldukları noktaya bir şekilde geri döndüklerini ve bu işe devam etmelerini sağlayacak bir neden üretebilmek, yeni kan edinebilmek için kendilerini yolun dışına itip formüllerinden uzaklaştıklarını düşünüyorum. Çünkü bazı besteciler sadece tekrar tekrar aynı şeyleri üretemiyor. Fakat bazıları da üretebiliyor. Bu tamamıyla sizin iflah olmaz bir sanatçı veya acınası bir tembel olmanızla alakalı bir şey. Edebiyat ve felsefeyle ilgileniyor musun? Eğer öyleyse bu ilgin müziğini ve sözlerini nasıl etkiliyor? Etkilendiğin düşünür ve yazarlar var mı? Daha ziyade sosyolojik metinler, belgeseller, podcastlerle ilgileniyorum. Fakat şarkı sözlerimle alakalı bütün işaretleri kendimden alıyorum. Hayvan gibi huzursuz bir aklım var ve bu yazmak için fantastik bir kaynak; aynı zamanda birçok kez deliliğin sınırlarına götüren cezalandırıcı içsel monologlar yapmama hizmet etti. Özellikle zeki bir insan olduğumu söylemiyorum. Ne kadar zeki olduğumu veya olmadığımı söylememem. Herkes farklı şeylerde zeka parıltısı gösterebilir. Fakat demek istediğim şey yukarıda çalışan bilgisayarım hayatımın daha iyi olan 25 yılından beri aşırı yüklenmiş halde. Sanırım bunu yapıcı bir şeye yönlendirebilmiş olmam iyi bir şey. Aksi takdirde her şey benim için daha farklı olurdu. Bu durumda bile sosyal kaygı ve paranoya sorunlarıyla uğraşıyorum. Black Market Enlightenment bize ne anlatıyor? Albümden ve oluşum sürecinden bahseder misin? Albüm başlığı, 20'li yaşlarımdayken LSD ve esrarın benim için nasıl göründüğüne atıfta bulunuyor. İroniktir ki bu uyuşturucuların aydınlanmaya giden yol olduğuna ikna olmuş olmama rağmen derin varoluşsal kriz, bunun yanına psikoz, panik ataklar, kronik paranoya, derealizasyon (çevreye duyarsızlaşma) ve agorafobi dertlerinden mustarip oldum. O yüzden biraz alaylı bir başlık. Basit bir şekilde gerçekten ne demek istediğimi anlatmaya çalışan bir tez yazmak için konuya nereden gireceğimi bulmaya çalışarak aylarımı harcadım. Önceden böyle bir şey yapmazdım. Genelde sözlerden başlar ve geri kalanı kafamda inşa ederim. Fakat ‘Black Market Enlightenment’ zamanında söz yazmak için elime kağıt kalem almadan önce not kağıtları dolduruyordum. Çalışmanın çok yoğun bir şekliydi, fakat sonuç muazzamdı. Yayınlanmamış herhangi bir şarkıya -2003 yılından beri ‘Lights Out’ haricinde hiçbir şey yapmamıştım-, karşı koyduğum hedefleri hiçbir zaman başaramayacağıma dair kararları çok erken aldığımı fark ettim. Devamında ise kendimi tamamıyla sil baştan bir çalışma ortamı yaratma konusunda zorladım. Ayrıca deneyerek ve yazarak akustik gitarımdan olabildiğince uzak kalmaya çalışarak kendimden yeni bir şey çıkartmaya çalıştım. Bunlardan sonra bu sadece… Özgürlüktü. Özgürleşmek. Müziğin sana gelmesi ve olduğu gibi olmasına izin vermek. Şarkıların hangi türde olursa olsun en güçlü kimlikleriyle yükselmesine izin vermek. Albümün giriş parçası olan “The Third Arm” şarkısının klibinde karşımıza bir döngü çıkıyor. Bu döngü bize ne anlatıyor? Bu döngüde kırılması güç olan, değişimin önüne geçen şey ne? Sence değişim mümkün mü? Sembolik olarak her gün, her saat düzenli olarak yapılan aynı hataları gösteren, basitçe bir bağımlılık çemberini göstermek istedim. Dürtü yoluyla herhangi bir maddeyi kullanırken, herhangi bir madde olabilir; eroin, alkol, esrar ve bunun gibi; zaten bir problemin olduğundan haberdar oluyorsun ve değişmen gerektiğinden de. -Aksi takdirde gerçekten bir narsistsinizdir.- Her gün boş bir tuvalle işe koyulmak gibi; taze bir başlangıçla başlarsınız… Tek yapmanız gereken günün sonuna kadar zulanıza el uzatmadan bitirmeyi başarmanız. Bunları yaparken dramatik bir şekilde hayatınızı bir sonraki adıma taşımak için ilk adımı atmış olacaksınız fakat genellikle, kaçınılmaz olarak, o gün içinde, bir noktada, bir yerde sıçıp batırırsınız. 2019 yılına “An Epitaph” adı altında eski şarkıları yaylı dörtlüsüyle beraber yeniden yorumladınız. Şarkıları bu şekilde yeniden yorumlama düşüncesi nasıl oluştu? Bu albümü müzik platformlarında göremedik, sebebi nedir? 2016 yılında ‘The Judas Tour’ turnesinin ortasında Kiev’e gidip bir yaylı dörtlüsüyle çalma fırsatı karşıma çıktı. Bir turnenin ortasında olmamız, radikal şekilde birbirinden farklı üç setlist’in ve hepsinin sahne için üç farklı versiyonlarının olması -elektrik, akustik ve bas gitar arasında dönüp durduğum- gibi şeyleri göz ardı ederek, bir seferlik de olsa dördüncü versiyonun olması isteğimle de, bu fikre balıklama atladım. Hepsi bir yana bir yaylı dörtlüsüyle çalmak benim her zaman hayalimdi ve bunun ellerimden kaymasına izin vermeyecektim. Aşağı yukarı bir ayrım yapmak, şarkıları seçmek ve şarkıları dijital ortama dökmek ki benim için bir ilkti, ekstra dokunuşlar yapmak, karşılıklı etkileşimler eklemek çaylaklığımdan ötürü ilk seferlerde zorluydu. Bir şeylerin akustik kısmını araştırıp didiklemek istediğimi ve bu şekilde bir yaklaşımda bulunmam gerektiğini biliyordum. Bir dörtlüyle çalmaya çalışan elektrikli bir grup olmaktansa, bangırdayan davullar, distortion ve o gücün üstüne çalmaya çalışan yaylılardansa, Antimatter’ın her zaman olduğu ‘Weight of The World’, ‘Conspire’, ‘ Fighting For a Lost Cause’ kısmına yönelmek istedim. Her şeyin ötesinde eğer en ağır şarkılarımızın bir ya da iki tanesini bile bu formata uygun hale getirebilsem bile benim için bir artıydı. ‘Stillborn Empires’ müthiş bir uyum sağladı. Dijital olarak yayınlamadım henüz. Çünkü dinleyenlerin  hala var olan zaman çizgisinde nasıl bir grup olduğunu gösterebilmesi için ‘Black Market Enlightenment’ albümünün dijital piyasalarda yayınlanan en yeni albüm olarak kalmasını istedim. 2003 yılında Türkiye’de bir konser verdiniz. Bu konserle ilgili ne düşünüyorsunuz? Kemancı’daki o konser müthişti. O konser sahnedeyken seyircilerle beraber şarkılarımı söylediğim ilk konserdi. O vakte kadar dinleyicilerim çok statikti, eğer şarkılarıma eşlik eden dinleyicilerim olursa genelde köşede bir veya iki kişi Duncan’ın birkaç Anathema şarkısına eşlik ediyordu. Fakat o kadar zaman sonra İstanbul’a geldiğimizde dinleyiciler muazzamdı ve tüm duyabildiğim Over Your Shoulder şarkısına eşlik eden onlarca sesti ki gerçekten beni şok etmişti! Ayrıca sahnede Duncan’ın Alternative 4 albümünden bir şarkısını çalarken duygusallaşan adamları hatırlıyorum. İnsanların sahnelediğimiz şarkılarımıza aşık olması, onlara bu şekilde dokunabiliyor olmamız gerçekten gözlerimi açan bir deneyimdi. Türkiyeli dinleyicilerinize konser öncesi son mesajınızı alalım… Gazeteciler sorduğunda sizlere ve tüm dinleyicilere söylediğim gibi: Bunu siz ayakta tutuyorsunuz. Sizsiz, biz müzisyenler sadece şarkı yazan ve hiç duyulmayan, boş odalara konser veren kişileriz. Size kalbimin derinlerinden teşekkür ediyorum. Biz de bu içtenlikli röportaj için teşekkür ediyoruz. DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Taci Uslu’nun ardından…

Taci Uslu, bu fani dünyadaki yolculuğunu yıldızlara taşıdı. Sanatçı, ardında bıraktığı eserlerle varlığını sürdürecek. Uslu’nun son albümü “Uslu Şarkılar” Ada Müzik Etiketiyle yayımlanmıştı. "Uslu Şarkılar”da Emin İgüs, Ezginin Günlüğü, Harun Tekin, Hüsnü Arkan, İlkay Akkaya, Serdar Keskin, Vedat Sakman, Yasemin Göksu, kız kardeşi Ayşegül Uslu ve kuzeni Muhlis Uslu tarafından adeta bir imece usulü ile hazırlanmıştı. Albümde; Ahmed Arif, Attila İlhan, Arkadaş Z. Özger, Edip Cansever, Enver Gökçe, Halim Yazıcı, Nazım Hikmet, Necati Cumalı ve Seçkin Gündüz şiirlerinin Taci Uslu’nun besteleriyle buluştuğu şarkılar yer almaktaydı. Sonsuzluğa uğurladığımız Taci Uslu kimdir? Temmuz 1956 yılında Bergama’da doğan Taci Uslu, lise yıllarından itibaren profesyonel olarak müziğin içinde olmuş, konservatuvar eğitimi sırasında ve sonrasında da profesyonel müzik hayatına devam etmiştir. 80’li yıllarda Grup Yorum ile müzik yapmış, konserler vermiş, kendi albümünü yapmak üzere gruptan ayrılmış ve 1989’da “Adını Gelincik Koydum” albümünü çıkarmıştır. 2015 yılında 2. albümünü çıkarmak üzere çalışırken hastalanmış ve ses tellerini kaybetmiştir. Taci Uslu henüz aramızdayken, albümün çıkış sürecine dair kız kardeşi Ayşegül Uslu, şunları söylemişti: “Bu albüm Şişli Etfal'in küçük bir odasında abime içimden, sessizce verdiğim bir söz, sonrasında ise kurduğum bir hayaldi. Pek çok şeyin anlamını, değerini kaybettiği bir zamanda büyük bir içtenlikle, yalansız çıkarsız olarak Taci Uslu'nun oğlu, kız kardeşi, kuzeni, kadim dostları, müzisyen arkadaşları, müzik ustalarının el birliği ile bu hayal gerçek oldu ve Taci Uslu'nun 28 Ağustos 2015'te usulca, sessizce ayrıldığı sesi çoğalarak, büyüyerek geri döndü. Bu albüm Taci Uslu'ya gitarını, kalem kağıdını, kısaca müziği bırakmaması için bir mesaj olma özelliği de taşıyor. Ve dilerim şarkıları dinleyen, hikayesini bilen herkes için gerçek sevginin, iyiliğin, güzelliğin, çıkarsızlığın, dayanışmanın ve yalnız olmadığımızın bir kanıtı ve umudu olur. Sözümü ve hayalimi gerçek kılan, elimi tutan, maddi manevi destek sağlayan, emek veren, abime ses olan herkese sonsuz teşekkür ederim.” Güzel insan Taci Uslu, 64 yaşında aramızdan ayrıldı. ...

Deep Purple Yeni Albümlerini Müjdeledi

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Turnesi kapsamında Türkiye’de de konser vereceklerini açıklayan Hard Rock müziğin vazgeçilmez ismi Deep Purple yeni albüm duyurusunda bulundu. NOW What (2013) ve inFinite (2017) albümlerinin ardından 12 Haziran 2020 tarihinde yayımlanacak olan Whoosh'un CD ve DVD'leri sınırlı sayıda üretilecek, içeriğinde bir saatlik 'Roger Glover ve Bob Ezrin Sohbeti' ve Hellfest 2017'nin tüm sahne performansları video halinde dinleyiciye sunulacak. Whoosh albüm kapağı Albümün şarkı listesi ise şu şekilde: Throw My Bones 12Drop the WeaponWe’re All the Same in the DarkNothing at AllNo Need to ShoutStep by StepWhat the WhatThe Long Way AroundThe Power of the MoonRemission PossibleMan AliveAnd the AddressDancing In My Sleep DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Deer From Space’ten Albüm Müjdesi

2016 yılında “Home” adlı bir EP yayımlayan Deer From Space, 14 Şubat’ta yayımlanacak olan albümleri Escape’nin ilk şarkısı olan Burn Baby’i bugün yayımladı. Şarkıların oluşum ve kayıt süreçlerinin yaklaşık 2 sene sürdüğünü belirten grup bunun “insanlık için küçük ama kendileri için büyük bir adım” olduğunu söylüyor. Berzan Önen, Uğur Onatkut, Serkan Özgen, Mehmet Engin, Burcin Gülbahar işbirliğiyle ortaya çıkan albümün ilk şarkısını dinlemek için; https://open.spotify.com/album/181V7zs61TLMXlkKUgyOjL DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Notwithstanding: “Türkiye’de metal müzik icra ediyor olmak Don Kişot gibi hissettiriyor”

Güzel İzmir’in en kıdemli hardcore/metal gruplarından NWS'i memleketlerinde ziyaret ettik. Verecekleri konser öncesinde DeliKasap'a samimi bir video röportajı veren grup Notwithstanding’in nasıl kurulduğunu, TRT anılarını, uzun yıllardır onları müzik piyasasında tutan motivasyonlarını, Türkiye rock-metal piyasasını anlattılar. Notwithstanding, dördüncü albümleri olan Hurricane’i 2018 yılında Big Fat Mama etiketiyle yayımladı. Gerek ismi, gerek müziği, gerek sözleri, gerekse kapağıyla bir bütünlük içinde dinleyicilere sunulan albüm “Türkiye’de doğru düzgün albüm çıkmıyorculara” cevap niteliğinde olmuş. Notwithstanding ile DeliKasap.org ekibinin yaptığı röportajı izlemek için tıklayınız: https://www.youtube.com/watch?v=XsrnRkXaL8w DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

Right Menu Icon