Teşekkürler Green Day, Merci Paris

Sayın okurlar, Paris’ten bıktık mı? Umarım cevap ‘hayır’dır çünkü Paris’ten size getireceğim birkaç küçük doz var hala. Haziran’ın 18’inde yine Accor Arena’daydık. Bercy’de yine sokaklardaki barlar, meydanlar, otobüsler aynı grubun kıyafetleriyle pankartlarıyla doluydu. Bu sefer farklı bir detay daha göze çarpıyordu; insanlar yeşil detaylarla süslenmişlerdi. Saçlar, kıyafetler, makyajlar…

Sokakların yeşil olmasının sebebi tabii ki Accor Arena’nın ağırladığı grubun Green Day olmasıydı. Paris’te Green Day’i izlemek gibi büyük bir şansı olan fanları da anlamak hiç zor değildi. Uzun yağmurlu günlerin sonunu getiren nemli gün 18 Haziran’da, sahne önüne koşabilmek için DeliKasap olarak sıradaydık. Herkesle beraber 19:00‘da açılacak kapıları bekliyorduk.

Accor Arena her zamanki ihtişamıyla 20300 izleyiciyi misafir etmeye hazırdı. Seyirciler de efsanevi Green Day ve ön grup The Interrupters için hazırdı. Vokal Aimee Allen, baterist Jesse Binova, bas gitarist Justin Binova, gitarist Kevin Binova ve klavyeci Billy Kottage’dan oluşan The Interrupters oldukça dinamik ve keyifliydi. Setlistleri şu şekildeydi: Gave You Everything, Title Holder, Anything Was Better, On a Turntable, By My Side, Kiss the Ground, In the Mirror, Raised by Wolves, She Got Arrested, Bad Guy (Billie Eilish’ten bir cover), Take Back the Power, She’s Kerosene. Grup heyecanları doruklara çıkarmış, herkesi Green Day için ısıtmıştı.

Şimdi sıra, verilen molanın geçmesini beklemekteydi. Biralar, sosisliler alındı, herkes yerlerine geçti. DeliKasap olarak sahne önünde biz de yerimizi aldık ve adım adım Green Day’in çıkacağı sahneye yaklaşmaya başladık.

Önce Bohemian Rhapsody ve Blitzkrieg Bop ile ortamı hazırladılar. Burada çok tatlı bir detay olan ‘Drunk Bunny’ sahneye çıktı ve delimanyak hareketleriyle hepimizin keyfini çok getirdi. Sonra bomba bir intro başladı, ekranda Green Day’i andırabilecek her görsel yansıtıldı. Logolar, albüm kapakları, devrimci resimler, grafitiler, grubun gençlik fotoğrafları… Birkaç dakikalık heyecen sonrası karşımızda Billie Joe Armstrong, Mike Drint ve Tre Cool vardı. Gruba gitarlarıyla Jason White ve Kevin Preston, klavyeyle de Jason Freese eşlik etti.

Konser Dookie albümünün 30. yılı ve American Idiot albümünün 20. yılının da kutlamasıydı. Gerçekten destansı olan bu iki albüm tüm seyircileri coşturdu. Mükemmel bir detay da sahne dekorlarının, bu iki albüm kapağının şeklinde olmasıydı. Konfetiler, ateşler, efsane arka plan görselleri ve şişme birer Dookie ve American Idiot figürü tüm konser boyunca herkesi büyüledi. Setlist şu şekildeydi: The American Dream Is Killing Me, ardından Dookie albümünden Burnout, Having a Blast, Chump, Longview, Welcome to Paradise, Pulling Teeth, Basket Case, She, Sassafras Roots, When I Come Around, Coming Clean, Emenius Sleepus, In the End, F.O.D., All by Myself, Know Your Enemy (bu şarkı için çok şeker bir ablamızı sahnede konuk ettiler), Look Ma, No Brains!, One Eyed Bastard, Dilemma, Hitchin’ a Ride (sonrasında küçük bir Iron Man salladılar), Brain Stew. Sonra sıra geldi American Idiot’a: , American Idiot, Jesus of Suburbia, Holiday, Boulevard of Broken Dreams, Are We the Waiting, St. Jimmy, Give Me Novacaine, She’s a Rebel, Extraordinary Girl, Letterbomb, Wake Me Up When September Ends, Homecoming, Whatsername. Devamında: Bobby Sox ve Good Riddance (Time of Your Life) ile bitiridiler.

Green Day’in insanı yakalayan ritim ve sözlere sahip olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Konser ortamı ise bambaşka bir büyüydü. Herkesin bağıra bağıra her şarkıya eşlik ettiği, kimi zaman dans etmekten nefes nefe kalınan kimi zaman da gözyaşlarına boğulunan  bir konser oldu. 30 yıldır çıtırlıklarını ve enerjilerini koruyan Green Day de bir kez daha fanlarını gururlandırdı.

Good Riddance’ın da verdiği hafif hüzünle, Billie Joe’nun gül yüzünü tekrar görmek umuduyla bizi çıkışlara yönlendiren güvenlikleri dinledik ve kapılara doğru yürüdük. Merch arabaları ve punk rockçılarla dolu Bercy meydanı bir konser çıkışı daha çeşitli duygulara ev sahipliği etmişti.

Teşekkürler Green Day, merci Paris.

Yazı: Akça Yılmaz

Fotoğraflar: Gulia Huseynova

Paylaş

Similar Posts

Bir yanıt yazın