VARLIK OLARAK MÜZİK. MÜZİĞİN ÖZÜ VE MADDESİ NEDİR? (ARİSTOTELES) KEŞFEDİLEN FRAGMANLAR, TANIM

–BİRİNCİ TARTIŞMA–

Klasik dönemin büyük düşünürü Aristoteles’e atfedilen yeni fragmanların keşfi, düşünürün müziği yaşamının bir döneminde “varlık” olarak tanımladığını gündeme getiriyor. Aristoteles’in müzik hakkındaki düşüncesi varlık temeline dayanmaz ancak yaşamında bir dönem böyle düşünmüş olması bizi “hangi mantıkla bu sonuca vardı?” sorusuna yöneltiyor. Söz konusu Aristoteles olduğu için, müziğin tanımı ve mahiyeti de klasik felsefe çerçevesinde yeniden ele alınmayı zorunlu kılıyor. Bu yazımızda, bu şaşırtıcı ve heyecan verici keşiften hareketle düşünürün temel felsefesini -özellikle Organon’daki mantıksal silsileyi- esas alarak, müziğin bir türü olan bizim müziğimiz, yani Rock müzik için zorunlu bir Aristotelesçi yeniden tanım kurmaya çalışacağız.

MAHİYETİ DEĞİŞEN MÜZİK TANIMI

2 bin 600 yıllık felsefe tarihinin klasik dönemi için üç büyük isim işaret edilir: Sokrates, öğrencisi Platon ve onun öğrencisi Aristoteles. Sonuncuya ilişkin yakın zamanda merak uyandırıcı ve biz müzik tutkunlarını yakından ilgilendiren bir gelişme yaşandı. Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Aristoteles’in Fragmanları: Kayıp Eserlerinin Yeniden Yapılandırılması” araştırma projesi kapsamında düşünüre ait olduğu tahmin edilen 2 yeni fragman okunabilir hâle getirildi. Yakın zamanda proje bülteninde de yer alacak bu yazıların, düşünürün ya hocası Platon’un yanında bulunduğu dönemde kaleme aldığı erken dönem yazıları ya da kayıp bölümleri olduğu bilinen Eudemos’a Etik eserine ait olduğu düşünülmekte.

Rock müziğin özü belirli bir ethos’u (insan karakterine ve ruh hâline yön veren öfke, başkaldırı, melankoli ya da coşku gibi yönelimleri) mümkün kılan ritmik–harmonik formel yapıdır.

Fragmanların tamamını yayımlanınca okuyacağız; ancak açıklanan bilgiler arasında bizi dumura uğratan şey, Aristoteles’in felsefe sisteminde hiçbir noktaya oturtamayacağımız ve konu hakkında daha önce yazdıklarının aksine müziği “bir varlık” olarak ontolojik şekilde tanımladığının iddia edilmesi. Politika eserinin 8. Kitabı’nda ana hatlarıyla belirlenen müzik için Aristoteles’in kurduğu tanımlar arasında “taklit sanat” olduğu, ancak “insan ruhunu biçimlendirici”, “duygusal arınma (katharsis) yaratan” ve “eğitsel” olduğu gibi ifadeler yer alır. Müziğe “varlık” denildiğinde ise bu belirgin düşünce evreninin dışında bir şey söylenmiş olur. Müziği varlık düzeyinde ele alan düşünürler, sayıları az da olsa vardır. Örneğin Schopenhauer için müzik, temsilin ötesinde “irade”nin kendisidir; Nietzsche’de müzik, düzenli bir form değil, Dionysosçu oluşun kendisidir. Heidegger’de, sanat olarak varlığın hakikatinin açığa çıkışıyken, Adorno’da tarihsel-toplumsal sürecin bir varlığı, Deleuze–Guattari’de ise bir oluş ve yoğunluk akışıdır. Söz konusu Aristoteles olunca yük artar nitekim eksiksiz bir varlık ve mantık evreni de kurulmak zorundadır; nitekim bu onun yöntemidir ve böylesine bir tanım felsefenin her alanında geçerli, tanımlanabilir ve ispatlanabilir bir hâl almak durumundadır. Bir önerme ancak bu şekilde geçerli olabilir. Eğer müzik düşünürün hayatında bir noktada varlık idiyse, müziğin mantıksal tanımı ve kavramın niteliği dönüşür ve işte bu delicesine heyecan verici bir gelişme. Biz bu yazımızda keşfedilen fragmanlarda düşünürün kendi mantık ve varlık felsefesini kullanarak, “filozof bir döneminde müziği varlık olarak adlandırmışsa bu tanım düşünürün dünyasında nasıl kavramsallaşmış olsa gerektir?” sorusuna cevap arayacağız.

AKIL VE MANTIKLA MÜZİĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
İnsanlığın temel düşünme biçimi ve mantığını oluşturan Aristoteles’i, hocası Platon, “nous”, yani “temelleri ve ilkeleri kavrayan akıl” olarak adlandırır. Hocası Sokrates hariç herkesi yerin dibine sokmakta pek maharetli olan Platon’a bunu söyleten, Aristoteles’i “akıl” yapan temel önermeleri ise mantık külliyatı olan Organon ve Metafizik eseri ile birlikte mahiyetini ortaya koyar. “Duyulur ya da akledilir bir şey nedir?”, “onu o şey yapan özellikler nelerdir?” ve en temel soru olarak “o şeyin bilgisi nedir?” gibi soruların cevaplarına götürecek kavramlar ve yöntemler bu eserlerde verilir. Aristoteles müziği neden yaşamının bir noktasında varlık olarak düşünmüştür bilmiyoruz; ancak bildiğimiz şey, Aristoteles her neyi düşünürse düşünsün onun varlık tanımının tüm evreni kaplayan, mantık, doğa, fizik ve metafizik ile tanımlanabilir bir şey olduğudur.

NEFSTEN OLAN VE NEFSE YÖNELEN ROCK MÜZİK
Modern felsefenin aksine varlığın merkezine düşünceyi değil, düşüncenin merkezine varlığı yerleştiren Aristoteles’in felsefesi, var olanı bölerek değil, aynı varlık düzeni içinde farklı kipleriyle ve özellikleriyle düşünme çabasıdır. Aristoteles için doğa, sanat, bilgi, duyum ve akıl ayrı alanlar değil; aynı ontolojik devamlılığın farklı yoğunlaşma biçimleri ve özellikleridir. Organon’daki varlık, Aristotelesçi kategoriler içinde tümel ya da tekil, canlı ya da cansız olarak temelde ayrılabilir. Fragmanların devamı olmadığı için bunu henüz bilmiyoruz; ancak madem düşünür bir döneminde “varlık olarak müzik” demiştir, o hâlde bu varlık (bizim örneğimizde müziğin türü olarak artık Rock müzik diyeceğiz) Aristoteles’in ve felsefenin (doğası gereği) ana kavramları ile tanımlanmak zorunda. Doğadaki etkin ve duyumsanabilir bir varlık olarak artık kabul edeceğimiz Rock müzik, hareket, zaman ve yetkinleşme içinde insan nefsinde bilgiye ve yaratıma dönen temel bir imkândır. Rock müzik, Aristotelesçi kavramlarla ele alındığında doğrudan açıklanabilir bir varlık alanı hâline gelmek durumundadır. Bunun nedeni, Rock müziğin yüzeydeki sertliğinin altında son derece güçlü bir form, hareket ve amaçsal, belirli bir gayeye yönelik, onun oluşunun sebebi olan bir mantık taşıması ve nefsten olup onu kavrayan insanın nefsine de sirayet etmesidir ki bu sirayet bahsini Aristoteles açıkça Politika’nın 8. Kitabı’nda ifade eder. Düşünür, pasajlarında açıkça müziğin insanı eyleme geçiren bir arzu ve isteme hareketliliği (órexis) yarattığını da iddia eder.

Rock müziğin sureti, riff merkezli yapı, ritmik yoğunluk, sesin sürekliliği ve kararlılığı ile tekrar mantığı gibi biçimsel ilkelerin bir arada oluşturduğu formel bütündür.

MÜZİĞİN AKLEDİLİR RUHU
Yukarıda Aristoteles’in nefs (psukhē) (ifadeyi modern anlamda ruh olarak da anlayabiliriz) kavramından bahsettik. Aristoteles, hocası Platon’un aksine bu dünyadaki bilgi ile bu dünyada olmayan, “idealar âlemine ait” sonsuz, mükemmel ve eksiksiz bilgi alanlarında ayrım yapılamayacağını açıkça ifade eder. Düşünür için de üstün–metafizik bilgi ve varlık vardır; ancak o bile mantık ile açıklanabilir olmak durumundadır ki kendisi de bu açıklamanın kapsamını kurmuştur. Nefs, bu anlamda canlı bir varlığın kendi canlılığının ana ilkesi olarak düşünür için insan varlığının da ilk etkinliğidir. Ruh, insanda bedenin de formudur. İnsanın büyümesi, algılaması, duyumsaması, hareketi, düşünmesi onun nefsidir. Nefs/ruh üç temel tür altında toplanır. Bunlardan ikincisi duyusal–aisthetikon/aisthēsis nefs; algı, arzu, hareket faaliyetleri iken, akılsal–logistikon/nous nefs ise düşünme ve kavrama faaliyetleridir. Varlık olarak müzik, cevherinde, özünde bu iki alana da temas eden bir nefs hareketliliği sağlar. Müziği hem duyumsarız hem de aklederiz (nóēsis).

ROCK MÜZİĞİN ÖZÜ VE ARAZLARI
Aristoteles’in cevher/öz (ousia) anlayışını da böylece ele almalıyız. Aristoteles’te cevher, kendi başına var olan, var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymayan, var olanın altında dayanak olan (hypokeímenon) anlamında kullanılır. Düşünürün evreninde öz ve töz, bilgi nesnesi söz konusu olduğunda sıklıkla iç içe geçmiş hâlde kullanılır. Bu nedenle müzik, Aristotelesçi anlamda doğrudan bir cevher değil, cevhere yüklenen bir formel etkinlik alanı olarak düşünülmelidir. Örneğin bir Rock parçasında tekrar eden bir riff, yalnızca seslerin tekrarı değil, ritimle birlikte işitildiği anda dinleyicide gerilim, yönelim ve uyarım oluşturan formel bir harekettir. Bu hareket ne yalnızca fiziksel ses titreşimidir ne de başlı başına zihinsel bir kavramdır; duyusal formun ruhta fiilen çalıştığı bir etkinlik alanıdır. Rock müzik bu anlamda bir “cevher” değil, icra edildiği ve duyumsandığı sürece var olan formel bir işleyiştir. Böylece Rock müziğin özü de belirli bir ethos’u (insan karakterine ve ruh hâline yön veren öfke, başkaldırı, melankoli ya da coşku gibi yönelimleri) mümkün kılan ritmik–harmonik formel yapıdır; bu yapı icrası esnasında da ruhta fiilen etkinleşir. Cins olan müziğin türü olarak Rock müzik bağlamında bu öz, tek tek müzik edimlerinde fiilen ortaya çıkar. Belirli bir beste, belirli bir kayıt, belirli bir konser icrası, Rock müziğin özünün bilfiil gerçekleştiği tekil edimlerdir ve bu tek tek edimler aracılığıyla Rock müziği “Rock müzik yapan şey nedir?” ve “Rock müzik nedir?” soruları cevaplanabilir hâle gelir. Buna karşılık Aristoteles’in kategorilerinde Rock müziğin bu formel etkinliği dışında kalan özellikler, bu etkinliğe eşlik eden arazlar ve ilinekler (sumbebēkos) olarak adlandırılır. Yani bu özellikler, Rock müziğe ait olmakla birlikte onun özüne karşılık gelmez; onlar olmaksızın da Rock müziğin formel yapısının düşünülebilmesi mümkündür. Örneğin Rock müziğin sözlü ya da enstrümantal olabilmesi gibi niteliği, 3 ya da 16 dakika olabilmesi gibi niceliği, konser alanında ya da rock pub’da icra edilmesi gibi yeri, 1970’lerde ya da 1990’larda yapılmış olması gibi zamansallığı, elektro gitarlı ya da folklorik çalgılarla işlenmesi gibi iyeliği ya da konserde akustiğin ya da açık havanın müziği yutması gibi edilgenlikleri Rock müziğin özünü oluşturan unsurlar değil, onun özüne eşlik eden arazlardır. Tüm bunlar değişkendir; hiçbiri Rock müzik olmadan tek başına belirleyici değildir ve her biri ancak Rock müzik dediğimiz ana formel yapı içinde anlam kazanır. Değişmez olan ve varlığını bu özelliklere borçlu olmayan şey, Rock müziği Rock yapan formel ilkedir. Bu ayrım oldukça önemli; çünkü Rock müziği yalnızca sertlik, agresyon ya da gürültü gibi özelliklerle tanımlayan her yaklaşım, Aristotelesçi mantıkta özü arazlarla karıştırma hatasına düşer.

Rock müziğin dinlenmesi, Aristotelesçi anlamda çift katmanlı bir hareket sağlar: hem olma sürecinde formel yapısı gereği ortaya çıkan hareket hem de dinleyicinin ruhunda ve aklında, onun maddesi gereği gerçekleşen hareket.

ROCK’IN MADDESİNDE NE VARDIR?
Rock müziği gerçekten “Rock” yapan şey, onun suretidir (eîdos). Aristoteles’te madde ile birlikte suret kavramı, öz olarak nitelediğimiz asıl varlığı ortaya çıkarır. Suret, Aristoteles felsefesinde dışsal bir kalıp değil, bir şeyi “o şey” yapan içkin ilkedir. Böylece Rock müziğin sureti, riff merkezli yapı, ritmik yoğunluk, sesin sürekliliği ve kararlılığı ile tekrar mantığı gibi biçimsel ilkelerin bir arada oluşturduğu formel bütündür. Ancak suret tek bir varlığı işaret ettiği için Rock’ın bu özellikleri de yekûn ve tek bir suret hâlinde olmalıdır. Buna karşılık tempo, ses yüksekliği, vokal tarzı ya da sahne estetiği gibi özellikler Aristoteles’in kategorileri açısından formel yapıya eşlik eden ilineklerdir ve yukarıda ifade ettiğimiz üzere Rock müziğin özüne karşılık gelmez. Bu özellikler değiştirildiğinde müzik hâlâ Rock müzik olarak kalabilir. Rock’ın özü formdur ve form kavramı Aristoteles felsefesinin omurgasını oluşturur. Aristoteles’te madde (hylē) ise kendi başına var olan bir şey değildir; ancak hangi formu gerçekleştirecekse ona yönelik bir potansiyel taşıyan ilkedir ve zıt şeyleri de peş peşe kabul edebilir. Bu bilkuvve/potansiyel hâlde olma durumu, Rock müziğin maddesinin her defasında aynı türsel formu fiilen gerçekleştirebilme kapasitesine sahip olması anlamına gelir. Madde ancak bir surete büründüğünde “ne olduğu” belirginleşir. Suret kazandığı anda aktüel hâle gelerek varoluş amacını tamamlar (entelekheia). Bu nedenle Rock müzik parçalarının birbirinden bütünüyle farklı olabilmesine karşın (zıt şeyleri kabul edebilmesi) aynı tür altında toplanabilmesi, Aristotelesçi anlamda aynı suretin farklı edimlerde fiilen gerçekleşmesinden kaynaklanır. Aynı maddeden farklı suretler altında başka müzik türleri de doğabilir; ancak Rock müziğin formel yapısı ile Pop müziğin sureti aynı değildir. Dolayısıyla Rock müzik, Pop değildir.

TÜR VE CİNSE DÖNÜŞEN ROCK BİLGİSİ
Rock müzik formunun nasıl bilindiği sorusu, bizi Aristoteles’in tümevarım (epagōgē) anlayışına götürür. Aristoteles’te tümevarım, günümüzdeki sayısal genellemelere benzemez. İnsan zihni, tek tek deneyimler aracılığıyla tümeli kavrar; bu kavrayış önce duyuların o şeyi doğrudan algılamasıyla (Rock müzikte işitme) başlar, ardından zihnin potansiyel durumdan aktüel kavrayışa geçmesiyle, yani nous’un (aklın) bu formu doğrudan kavramsallaştırma yetisiyle tamamlanır. Böylece tümevarım süreci ile bilimsel bilginin (epistēmē) ilk ilkeleri kavranır. Rock müzik dinleyicisi de Rock’ın ne olduğunu tek bir tanımdan ya da birkaç şarkıdan öğrenmez. Tek tek parçaları dinledikçe, işitme duyusu aracılığıyla riff yapısını, ritmik yoğunluğu ve formel bütünlüğü algılar; bu tekrar eden deneyimler sonucunda zihinde bu müziğin formu soyutlanarak kavramsallaştırılır. Rock müziği akletme sürecinde, edilgin ve henüz potansiyel olan insan zihni, Rock müziğin fiilen etkin olan formunu önce duyularla algılar, ardından akıl yoluyla soyutlayarak kavramsallaştırır. Akıl, bu formun doğrudan kavranmasıdır. Bu noktadan sonra dinleyici, örneğin bir parçanın “Rock müzik olup olmadığını”, “olması gerektiği yerde bittiğini” ya da “doğru biçimde ilerlediğini” artık bilir hâle gelir. Rock’ın ne olduğu bilgisine akılda ulaşan dinleyici kendisi müzik yapmaya başladığında da bu kavrayış sayesinde müzik yetkinliğini gerçekleştirir. Bu noktada Rock artık yalnızca duyulan bir ses değil, kavramsal olarak tanınan bir form; ardından bir tür (Rock müzik) ve cins (müzik) hâline gelir. Aristoteles açısından bu tümevarım süreci, gerçek anlamda bilimsel bilgiyi mümkün kılar; bilginin sureti, tam olarak bu süreç sonucunda zihinde form olarak ortaya çıkar.

DUYUMSANAN DOĞADAN BİLGİ YARATAN MELODİ
Rock müzik yaratıldığında, üstte açıklandığı üzere artık bir varlık olarak ayrıca duyumsanan dünyanın, doğanın parçası hâline gelir ve biz bu varlığı önce bu duyumsanabilir hâliyle (aisthēsis) algılarız. Estetik kelimesi de bu ifadeden türemedir. Dolayısıyla müzik, bildiğimiz anlamıyla işitsel bir estetik varlığa dönüşür. Antik Yunan düşüncesinde doğa (phusis/phýsis) denildiğinde evrenin, bildiğimiz anlamdaki doğanın ve insanın da içinde olduğu bir oluş, dönüşüm, bozuluş ve varlık bütünlüğünün akla geldiğini ve duyumsama denildiğinde ise duygulanma, hislenme değil, bir bilgi üretme sürecinin, yani doğrudan epistemolojik bir kavrayışın devreye girdiğini tasavvur etmeliyiz. Aristoteles, doğayı varlığın kendi içinde taşıdığı hareket ve değişim ilkesi üzerinden açıklar. Düşünür için doğa, hareket ve değişimin ilkesini kendi içinde barındıran varlık alanıdır. Doğa, bize kesin bilimsel bilgiye ulaşma sürecinde bilginin ilk ilkelerinin duyusal temelini sunan öncelikli alandır. Dolayısıyla Rock müzik icra edildiğinde dinleyicinin artık duyularına konu olan bir bilgi unsuruna da dönüşür. Aristoteles için işitme ile dokunma en temel ilk bilgi üretici duyulardır. Bu noktada duyumsanan Rock müzik, formu bakımından aktüel durumda olan duyusal ve etkin bir nesnedir; duyumsayan ise (dinleyici) edilgin ve potansiyel hâlde bu formu almaya hazır durumdadır. Duyumsayan/işiten Rock parçasını duyduğunda ne yalnızca muazzam bir gürültü, ne yalnızca duyusal bir melodi ne de sadece enstrümanların ayrı ayrı sesini algılar. Hepsini “karışım” olarak duyumsar ve duyumsadığı şey, hepsinin “orta ölçüsü”, yani algısal dengesidir. Rock müziği duyumsayan akıl, potansiyel hâlde bulunan ve her türlü formu almaya muktedir olan bir yetidir; ancak aktüel olabilmesi için nesne/varlık ile temas etmesi ve kavramsallaştırması gerekir. Bu noktada duyumsananların bilgisi; uçlar (yüksek ses, hafif melodi vb.) ya da ayrı ayrı olanlar (vokalin tonu, gitarın distorsiyonu vb.) değil, algılayanı bilginin tümevarımına götürecek olan ortalamasıdır. Örneğin bir insanın siyah ve beyazı algılayabilmesi için duyularında ve aklında renk ne yalnızca beyaz ne de yalnızca siyah olabilir. İnsanın maddesinde ikisi de olmalıdır ve bu karışım ile hem iki renk duyumsanır hem de ayrım ve kıyas yapabilme fırsatı doğar. Dolayısıyla “sahne performansı harikaydı”, “çok cool bir vokalist”, “o sololar, ritimler inanılmazdı”, “bateri beni benden aldı” gibi ifadeler tek başına Rock müziğin özünü vermez. Ancak “Harika bir şarkı” yargısı, Rock müziğin formel yapısının dinleyici tarafından bütünsel olarak kavrandığını gösteren tikel bir ifadedir; çünkü diğerlerinin aksine bu ifadenin tümeli (harika müzik) türü işaret eder ve formu kapsar. Bu ifade Rock müziğin özüne, şarkı hakkındaki geri kalan tüm detaylar Rock müziğin arazlarına denk gelir.

Aynı maddeden farklı suretler altında başka müzik türleri doğabilir; ancak Rock müziğin formel yapısı ile Pop müziğin sureti aynı değildir. Dolayısıyla Rock müzik, Pop değildir.

İŞİTİLİR OLAN ROCK’IN DOĞASI
Müzik bir technē’dir; yani insan yapımıdır. Tam olarak burada Aristoteles’in nasıl olup da müziği bir döneminde varlık olarak tanımladığı sorusunu sormaya başlarız. Çünkü insan yapımı olan bir şey, düşünürün doğa tanımının dışındadır. Biz bu yazıda Aristoteles’in bir döneminde müziği varlık kabul ettiği bir noktada bulunuyoruz. Dolayısıyla Rock müziğin, icra edildiği anda bedende ve ruhta zorunlu hareketler ürettiği için technē olmasına rağmen doğayı taklit eden (doğaya benzer) bir işleyiş kazandığını söyleyebiliriz. Rock müzik içerisinde ritim, bedenin istemsiz tepkilerini doğurur; ses titreşimi duyuyu sarsar, zihinsel gerilim ve hareket yaratır. Böylece müzik, Aristoteles’in açıkça ifade ettiği haliyle “insan ruhunu etkiler.” Bu etki, müziğin kendisinde değil, müziğin ruhta başlattığı süreçte içkindir. Bu yönüyle Rock müzik yalnızca yapılan bir şey değil, olup biten bir varlık sürecidir. Bir technē olarak müzikte hareket ilkesi, onu icra eden ve algılayan insanda bulunur. Aristoteles’in Dört Neden öğretisi açısından bakıldığında Rock müziğin gayesel nedeni, etkilediği formda, yani insanda belirli bir dönüşüm yaratmasıdır. Bu nedenle Rock müziğin özü, insanda değişim üreten formel yapısıdır.

ROCK MÜZİĞİN HAREKETİ
Görüldüğü üzere, varlık olarak düşünüldüğünde Rock müzik, icra edildiği sürece süreklilik arz eden bir etki hareketine sahiptir. Aristoteles’in hareket (kínēsis) ilkesi, ait olduğu doğaya uygun biçimlenir. Hareket, düşünürün evreninde bir şeyin potansiyel hâlinden, kendi maddesinde var olan ve ona uygun olan (ergon) aktüelliğine yönelmiş, ancak henüz tamamlanmamış hâline geçişidir. Yani hareket bir sonuç değil, bir oluş (génesis) sürecidir; kendi telos’una ulaştığında sona erer. Rock müziğin kendi kinesis’i; ritmin hızlanması, yoğunluğun artması, yapının çözülüp yeniden kurulması gibi müziğin kendi içinde gerçekleşen dinamik ilerleyişlerdir. Aynı zamanda dinleyicinin ruhunda da gerilim yükselir, boşalır ve yeniden kurulur. Bu nedenle Rock dinleme edimi, Aristotelesçi anlamda çift katmanlı bir harekettir: hem olma sürecinde formel yapısı gereği ortaya çıkan hareket hem de dinleyicinin ruhunda ve aklında, onun maddesi gereği gerçekleşen hareket. Bu süreç oluştuğunda Rock müzik, gayesel nedenini fiilen gerçekleştirir; Dört Neden öğretisine göre müziğin varlığı ve ona ilişkin bilginin ortaya çıkışı bu şekilde tamamlanmış olur.

ZAMAN OLUŞTURAN MELODİ
Aristotelesçi hareketten söz ettiğimiz anda, hareketin yarattığı bir zaman da olmak zorundadır. Aristoteles’te zaman (chrónos), hareketin kendisi değil, hareketin önce ve sonraya göre sayısıdır. Zaman, bu anlamda cismin ya da bir varlığın hareketi aracılığıyla sayılır ve ölçülebilir bir birimdir. Bizim örneğimizde, Rock müzikte bu zamansallık; ritim, ölçü, partisyonlar ve parçaların süreleri üzerinden belirginleşir; müzik, icra sırasında ortaya çıkan hareketiyle birlikte zamanı da görünür kılar. Örneğin Doom Metal zamanı ağırlaştırarak neredeyse katılaştırır; Thrash Metal zamanı yoğunlaştırır ve hızlandırır; Progresif Metal zamanı parçalar. Bu, zamanın bozulması değil, zamanın farklı kiplerde işitilir ve duyumsanır hâle gelmesidir. Rock dinleyicisi bu nedenle müzik ediminde gündelik kronolojik zamandan kopar; formun görünür kıldığı öznel bir zamansallığın içine girer. Aristotelesçi anlamda bu, müziğin kendi hareketi sayesinde zamanı sayılabilir kılmasıdır.

SES TİTREŞİMİNİN MEKÂNI
Hareketin gerçekleştiği her durumda, zamanın yanı sıra hareket edenin bulunduğu bir yer de (tópos) vardır. Aristoteles’te mekân, bildiğimiz anlamdaki uzay alanı, bir boşluk ya da Kartezyen düşüncedeki “yer kaplayan” alan değildir; cismi ya da varlığı çevreleyenin en yakın sınırı, yani çevreleyen, onu saran alanın iç yüzeyidir. Rock müziğin cevheri, formel gücü her mekânda aynı ölçüde aktüel hâle gelmez. Sahne ve kolektif dinleme mekânları, Rock’ın formel yapısının en yüksek düzeyde gerçekleştiği uygun yerlerdir. Rock müzik bu mekânlardan koparıldığında, formel gücünün gerçekleşme düzeyi azalır ama tümüyle kaybolmaz. Örneğin evinizde ya da yolda giderken de Rock müzik dinleyebilirsiniz; ancak bu form, konser alanındaki kadar güçlü bir etki yaratmaz. Bu durum, Rock müziğin yalnızca işitsel bir olgu olmadığını; icrası ve algılanması sürecinde mekânla ilişkili bir gerçekleşme dinamizmine sahip olduğunu açıkça gösterir.

Sonuçta değerlendirme, yaşamının bir döneminde müziği varlık olarak tanımlayan Aristoteles’in düşüncesinden yapıldığında şu bilgiler açıkça ortaya çıkar: Müzik (bizim örneğimizde müziğin türü olarak Rock müzik), Aristotelesçi felsefede kendi özü, formu ve sureti olan, potansiyel ve aktüel süreçleriyle işleyen, doğa benzeri içkin hareketler üreten, zamana ve mekâna sahip, oluş içinde dönüşen ve değişim sağlayan, duyuyu, ruhu ve aklı birlikte harekete geçiren teşekküllü bir varlık kipidir.

SOKRATES İLE ROCK DİYALOĞU
İkinci bölümde tüm zamanların en büyük tartışmacılarından birini sahaya çıkaracağız. Öyle ki felsefe, ondan öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılır. O isim, tek başına kendisini takip eden beş ayrı okulun kurulmasına sebep olmuştur. Klasik dönemin üç büyük isminin ilki: Büyük hoca Sokrates. Sorgulamayı merkeze alarak bilmeyi, kesinliği ve bilginin sınırlarını ilk kez açık biçimde çizen isimdir Sokrates. Yaşadığı dönemde “en bilge olan” diye anılmasına karşın, “bilmediğimi biliyorum” diyerek bilginin gelişmeci ve diyalektik doğasını ortaya koyan ilk filozoftur. Siyaseti ve inancı kendilerine meşru alan kılarak her türlü yozluğu ve yobazlığı üreten politikacıları da acımasızca eleştirmiştir Sokrates. Bunun bedelini de canıyla ödemiş, felsefenin ilk şehidi olmuştur. Bu kez bir kurgu yapacağız; hem gülümseyecek hem de Rock müziğin bilgisini Sokrates’in metoduyla bir diyaloğa dönüştüreceğiz.

Yalnızca dayatılan kültürün dahil olduğu değil, hiçbir sözde “egemen” üretim ilişkisini “doğal nitelikli” ve “kendiliğinden” kabul etmeyin! Uyanık, farkında, tabusuz, ahlak normlarını yıkmış özgür bireyler ve zihinler olarak kalın!

EMRE DOĞULU

Paylaş

Önerilen Haberler

Bir yanıt yazın