soen 177985 GOBELLER

Karanlığa Meydan Okuyor, Metal İle Direnişe Devam Diyoruz: SOEN, SEÇİMLER ve UNBREAKABLE

Malumunuz, iki turlu bir seçim serüvenini geride bıraktık. Her türden mecrada seçimin sonuçlarını enine boyuna analiz eden tahlillere bolca rastlayacaksınız. Peki, biz eksik mi kalalım?

Halimizden anlayan dergimiz, canımız DeliKasap’ın basılı ve dijital formatlarında, daha önce Soen’i büyük bir heyecan ve şevk ile yazıp, sizlere ulaştırdım. Evet, itiraf etmeliyim ki, yeni bir Soen albümünden önce yayımlanan ilk tadımlık şarkıyı dinlememin akabinde oturup bu parçayı seçim sonuçlarına bağlayabileceğimi hiç düşünmezdim. Ama, oldu. Bunu ben değil, Soen yaptı.

Önce biraz kendimden bahsedeyim. Değerli arkadaşlar, ben “efendi” metalciyim.

Şahsen tanıma şerefine eriştiğim gerçek punk ve asla hizaya gelmez gerçek metalheadlere saygım sonsuz, fakat ben onlardan değilim. Ben, YouTube’daki Thurisaz videolarının altındaki yüzlerce Türkçe yorumların kesiştiği yerdeyim. Ben, Lake Of Tears’ın açamayan mavi çiçeğinin solduğu yerdeyim.  Tabi ki hep ağlayacak değiliz; Bon Jovi’nin enerjisi, Eclipse’in melodisi, Judas’ın riffi, Maiden’ın introsu da benim. Müzik zevkimin belli kodları bu şekildedir efendim.  İşte Soen, bunların tümü benim için. Öyle mübarek, öyle mümtaz bir grup şahsımca.

Bu yıl yeni bir albüm gelecekmiş ağalardan, ismi Memorial, Eylül başı raflarda. Albümden ilk şarkı yayımlandı, Unbreakable. Şarkının tüm liriklerini baştan aşağı yazıp çizip, üzerine konuşmaya hacet yok. Yalnızca ana fikre odaklanalım. Ayrıca, işin müzikal boyutunu da hür irademizle ihmal ederek, bu mevzuyu başka bir yazıya konu edelim.

Esere adını veren “Unbreakable” sözcüğü, bu şarkı özelinde lafzı ve ruhu itibariyle, daha ziyade yenilmezliği ya da biraz daha yorum katarsak çelik iradeyi betimlemektedir. Peki, kim bu yenilmezler? Soen bize onların körü körüne bir şeylere inanan, bağnaz, tutucu bireyler olduklarını, kaldı ki bu zevatın herhangi bir şeye körü körüne inanmaz ise varlık nedenlerinin bulunamayacağını salık veriyor. Zira, şarkının nakarat bölümü gayet yüksek bir tonaj ve orkestrasyon ile “I need something to believe” diye başlıyor. Efendim daha sonra hayat kaynağımız güneşe lanetler yağdırılıyor, “Army of the unbreakable” denerek bu yenilmezler ordusunun aydınlığa meydan okuması dillendiriliyor. Bu tiplerin hak verirsiniz ki, muhakkak bir kutsala ihtiyaçları vardır. Bilirsiniz; vatan, millet, bayrak, devlet, ırk, inanç, vs… Yine bu tipler, şarkı içinde değinildiği üzere adeta birer öksüz çocukturlar, körü körüne inandıklarını bu kutsallık deryasında minicik bir sığınak bulan…

Şimdi izninizle şarkı sınırlarını az biraz aşarak, grubun resmi YouTube kanalında şarkı açıklamasında yer verilen grup elemanlarının albüme dair görüşlerinden yaptığım çıkarımları aktarmak isterim. Davulcu Martin Lopez, satır arasında “blindly believing” gibi şairene bir tanımı kullanırken, vokal Joel Ekelöf ise siyasetçiler ve medyanın ortaklaşa gerçekleştirdiği bir manipülasyondan dem vurmaktadır. Özetle; muhakkak bir düşman ile var olunması gerektiği, her şeyin ya siyah ya beyaz olduğu, ortak zeminde buluşmanın mevcut koşullarda hayal olduğu vurgulanmaktadır.

Değerli dostlar, gücüm yettiğince Soen’in en taze şarkısı Unbreakable nezdinde anlatmaya çalıştığım şey, ne yazık ki, büyük ehemmiyet arz eden cumhurbaşkanlığı ve mebus seçimlerinde yaşadığımız gerilemenin adeta bir şarkı olarak tezahürü gibidir. En başta gerçekliğe, kendi onuruna, cebine, tarihine, kültürüne sırt çevirmiş bir yurttaş toplamının sayıca bizleri alt ettiği, sözde bir seçimi daha yaşadık. Hakkında hiçbir şey bilmedikleri kutsallarını kendilerine sığınak yapmış bir topluluk bu. Gerçeklik yüzlerine ne şekilde vurulursa vurulsun o sığınağı terk etmemeye yeminliler…

Buraya kadar kabul. Peki; bizler, yani güneşe hasret olanlar, aydınlığa susamışlar… Bizler aydınlanmanın, ilerlemenin neferleri, hiçbir kutsalın hayatın kutsallığından öte bir meal taşıyamayacağını iddia edenler, tarih ve toplum bilinci öyle veya böyle bir yere oturmuş olanlar ve elbette ki cumhuriyeti bir beğeni olarak değil çağın bir zarureti olarak tarif edenler ve tüm bunları cansiperane savunanlar… Peki, biz bu düşüncelere nasıl eriştik? Bu mertebeye nasıl geldik? Nerelerden evrildik? Kaç tabu kaç kutsal yıktık? Kaç kalp kırdık, kaç gönül kazandık? Ezcümle, çok yendik, çok yenildik… Bu da o yenilgilerden biri. Yalnızca biri.

Böyle giderse, Soen ve eseri meselenin dışına çıkacak. O yüzden, bu ihtimali bertaraf etmek ve mevzuyu bağlamak adına son kertede söyleyeceklerimi toplamak isterim. Soen, İsveç menşeili lakin icra ettikleri müzik ve yaptıkları fiili turneler ile namı yedi kıtaya yayılmış metal gruplarından bir tanesidir. Yazdıkları liriklerde dert edindikleri şeyler, gördüğünüz gibi belli coğrafya sınırlarını aşan mahiyette. Yani, bu bir çağ yangını arkadaşlar! Cehaletin, bağnazlığın ve aynı anlamlara gelmek üzere yalnızca herhangi bir fikir ya da ideale körü körüne, bilgisizce saplanmanın ilacı ne yazık ki yine bizdedir. Şairin dediği gibi, evet, kabahatin çoğu sende, ama bir başka şairin de dediği gibi bir umudum da yine sendedir, bilesin.

gobel soen

Paylaş

Similar Posts

Bir yanıt yazın