Kirk Hammett mevzusu! MÜZİĞİ KİM BULDU? MATEMATİK FORMDAN (PYTHAGORAS) EZGİNİN ŞİİRSEL RUHUNA (AUGUSTİNUS)
Metallica’nın gitaristi Kirk Hammett’ın Atina konserinde “Müzik teorisini Pythagoras icat etti” sözleri Rock camiasında yeni bir tartışma başlattı. Verili tarihte diğer alanlarda ele alınmasından çok daha önce felsefeye konu olan müziğin bilgisinde, küresel ve formal kabule göre antik Yunan düşünürü Pythagoras modern müzik teorisinin matematiksel temelini atan en önemli isimlerden biri kabul edilse de, tek başına müziğin teorisini bulduğu yönünde bir iddia kesinlikle kabul görmüyor. Bu alanda yazılmış Rock tarihi kitaplarında müziğin teknik bilgisinin, modern armoni, tonal sistemin doruk noktası olarak Johann Sebastian Bach işaret ediliyor. Tartışma aynı zamanda Platon, Aristoteles ve “müziğin şiirini yazan” Augustinus gibi müzik üzerine geniş incelemeler ortaya koyan filozofların yaklaşımlarını da yeniden gündeme taşıyor.

BABİL’E KADAR UZANIYOR
Rock dünyasının yıldızlarından Kirk Hammett’ın açıklamasında ismi geçen antik Yunan düşünürü Pythagoras ya da Türkiye’de kabul gören ismiyle “Sisamlı Pisagor” ses aralıklarını matematiksel oranlarla açıklayan ilk büyük düşünürlerden biri olarak kabul ediliyor. Pythagoras, düşünce sistemini de matematiğin ve sayıların formları üzerine inşa etmiş olsa da düşünce tarihinde “müzik teorisini icat eden” kişi olarak kabul edilmiyor. Pythagoras, MÖ 6. yüzyılda deneyler ile oktav, beşli ve dörtlü aralıkların matematiksel oranlarını ortaya koyan isim olarak biliniyor. Ancak müzik tarihçileri modern gam ve armoni sisteminin yalnızca Antik Yunan’a indirgenemeyeceğini vurguluyor. “Cambridge History of Western Music Theory” adlı bilimsel araştırmada MÖ 1800’lere ait Babil kil tabletlerinde de erken dönem gam dizilimleri ve akort sistemleri bulunuyor.

PLATON VS. ARİSTOTELES
Antik Yunan düşüncesinde ise müzik yalnızca estetik değil aynı zamanda etik ve siyasal bir mesele olarak değerlendiriliyordu. Klasik dönemin üç büyük düşünürü arasında bulunan Platon ve Aristoteles de müzik hakkında kapsamlı düşünceler ortaya koydular. Platon, başyapıtı kabul edilen “Devlet” (Politeia) ve “Yasalar” eserlerinde müziği, ruhu doğrudan etkileyen güçlü bir araç olarak tanımladı ve eğitim sisteminde çocukluk yaşlarında verilmesi gerektiği kanaatini ileri sürdü. Ancak, yanlış müzik modları ve aşırı duygusal sanat biçimleri Platon’un “ideal devlet” düzeni açısından aklı ve karakteri zayıflattığı gerekçesiyle tehlikeli kabul edildi. Devlet eserinde tragedya şairlerini ve sanatçıları eleştiren Platon, “mimesis” yani taklit kavramını merkeze aldı. Ona göre sanat gerçekliğin (akledilir, değişmez, asıl bilgilerin bulunduğu idealar alemi / Episteme düzeyi) değil, gerçekliğin gölgesinin (duyumsanır, sürekli değişken nesnelerin görünürler dünyası / Sanı-Doxa düzeyi) taklidiydi. Bu nedenle sanatçıların ideal devlette sınırlanması hatta çoğunun kovulması gerektiğini savundu. Platon’un öğrencisi Aristoteles de “Politika” ve “Poetika” eserlerinde müziği ele aldı. Aristoteles’e göre sanat yalnızca taklit değildi; aynı zamanda insanın duygusal ve düşünsel gelişimine katkı sunan alanlardan biriydi. Klasik dönem düşüncesinin zirvesi kabul edilen Aristoteles eserlerinde müziğin eğitim, karakter oluşumu ve ruhsal arınma/dönüştürücü ruhsal değişim (katharsis) üzerindeki etkisini vurguladı. Düşünür müziği ve sanatın belli alanlarını “felsefeye yakın” olarak da nitelendirdi. Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Aristoteles’in Fragmanları: Kayıp Eserlerinin Yeniden Yapılandırılması” araştırma projesi kapsamında düşünürün yaşamının bir döneminde müziğe “varlık olmak bakımından müzik” yaklaşımı sergilediği de ortaya çıktı. Projeyi yürüten ve dünyanın en saygın Aristotelesçi geleneğine sahip olan Padua Üniversitesi uzmanları fragmanların devamında müziğe ilişkin bugüne değin yapılmış en kapsamlı düşünsel tanımın çıkabileceği düşüncesindeler. Deli Kasap dergimizde daha önce düşünürün mantık ve metafiziğine bağlı kalarak varlık olarak müziğin nasıl bir çerçeve kazanabileceğini tasavvur etmiştik. (https://www.delikasap.org/
NOTANIN RUHUNA ŞİİR YAZAN İSİM: AUGUSTİNUS
Müzik teorisinin matematiksel, düşünsel ve toplumsal kökleri Antik Yunan’a dayansa da birçok felsefe tarihçisi müzik felsefesinin sistematik biçimde patristik düşüncenin zirvesi kabul edilen Augustinus ile bütüncül bir anlama kavuştuğunu kabul ediyor. Özellikle “De Musica” adlı eseri bu alanda temel metinlerden biri sayılıyor. Augustinus, müziği yalnızca seslerin düzeni olarak değil; zaman, ritim, hafıza ve insan ruhuyla ilişkili metafizik alan olarak değerlendirdi. Düşünür, müziğe ilişkin pasaj ve fragmanlarını ise şiirsel bir dil ile dokuyarak çok ayrı bir noktaya yerleşmiş durumda. Stanford Üniversitesi’nin konu hakkında yayımladığı kapsamlı kitaptaki vurgu ile Augustinus’un yaklaşımı, “müziğin merkezini matematiksel düzenden çekerek insan bilinci ve içsel deneyim alanına taşıdı.” Bu nedenle bildiğimiz anlamdaki müzik estetiği ve müzik felsefesinin asırlar içindeki dönüşümünde büyük kırılma çoğu zaman Augustinus’a dayandırılıyor. Augustinus’un ardından Boethius’un “De Institutione Musica” eseri de Orta Çağ boyunca Avrupa’daki müzik anlayışını belirleyen temel kaynaklardan biri haline geldi.

TONAL SİSTEMİN ZİRVESİ BACH
Rock müzik tarihi ve genel müzik tarihi kitaplarında ise sistematik tonal bütünlüğün özellikle Johann Sebastian Bach ile tam anlamıyla olgunluğa eriştiği görüşü öne çıkıyor. Bach’ın 1722’de yayımladığı “Das Wohltemperierte Klavier” (İyi Düzenlenmiş Klavye) adlı eseri, majör-minör tonal sistemin, söz konusu dönem içinde pratik ve teorik zirvesi olarak kabul ediliyor. Müzik tarihçileri Bach’ın eserleriyle birlikte Batı müziğinde armonik merkez fikrinin sistematik hale geldiğinin altını çiziyorlar.
Yalnızca dayatılan kültürün dahil olduğu değil, hiçbir sözde “egemen” üretim ilişkisini “doğal nitelikli” ve “kendiliğinden” kabul etmeyin! Uyanık, farkında, tabusuz, ahlak normlarını yıkmış özgür bireyler ve zihinler olarak kalın!
EMRE DOĞULU







