#kesmeşeker Tag

Türkçe Rock Müziğin İstanbul’u Kesmeşeker Tam 30 Yaşında

Cenk Taner’in kaptanlığında 90’lı yılların başında Kadıköy’de, Belen Ünal, Tayfun Çağlar ve Melih Rona tarafından kurulan Keşmeşeker 30 yıldır Türkçe Rock Müziğin İstanbul’u olmaya devam ediyor. Kesmeşeker günümüzde Cenk Taner, Demirhan Baylan, Gökhan Özcan ve Onur Sanverdi ile yoluna devam ediyor. Grubun üyeleri zaman içersinde değişse de Kesmeşeker; aşkın, barışın, sevginin, umudun sözleri ve melodisi olma niteliğini hala korumakta… 30 senede neler duyduk peki Kesmeşeker şarkılarında? Hiç bilmediğimiz şehirlerin sokaklarında yürürken aşkın kokusunu duyuran, burunlarımızdan ciğerlerimize aksettiren; damarlarımızda aşk gezdiren bir nesil olmanın rahatsız edici huzurunu kavradık Kesmeşeker şarkılarıyla… Çoğu zaman bıktığımız yarışları, nihayetsiz çabalarımızı, yalanlarımızı, yorgunluklarımızı düşünüp yıldığımızda şeyler arasında bir şeyden ötesi olmadığımızı bize hatırladık Kesmeşeker şarkılarıyla… Fotoğraf: Zeynep Nur Tiryaki Üstümüz başımız şehir tozuna bulanmış deniz kumundan yerleri arzularken tıkılıp kaldığımız evlerimizden çarşılara süzüldükten sonra Taksim’den Kadıköy’e dönmek için Karaköy’de vapur beklerken, hâlâ tek kişi olabilmenin karla karışık sağanağını içimizde hissettik Kesmeşeker şarkılarıyla… Yeri geldi Kadıköy’de gün batımını izlerken çok güzel solduk Kesmeşeker şarkılarıyla… İçine nereden düştüğümüzü bilemediğimiz bu kusursuz cinayetler çağında savaş ve kan isteyenlerle mücadele etmeyi, sessiz kalırsak gözyaşları dökebileceğimizi öğrendik Kesmeşeker şarkılarıyla… Fotoğraf: Zeynep Nur Tiryaki En güzeli İstanbul’u, İstanbul’un eşsiz ruhunu öğrendik Kesmeşeker şarkılarıyla… Kesmeşeker, bize 30 senelik müzik yaşamları içerisinde birçok şeyi öğretti. Dinleyicilerini çok sevdi, onları uçsuz bucaksız bir azınlık olarak nitelendirdi. Kaç olduklarına değil kim olduklarına baktı. Biz de onların 30. yaş günlerini en içten dileklerimizle kutluyor, bundan sonra nice 30 seneler boyunca kulaklarda en çok da aşkın, umudun ve barışın sesi olarak kalmalarını temenni ediyoruz… https://www.youtube.com/watch?v=PNcnY5lVgvM DeliKasap 19. Yıl Özel Sayısı’nı ön sipariş vermek için: https://www.delikasap.org/urun/delikasap-19-yil-ozel-sayisi/ ...

“Rock’n’Roll Tarihi”nde Ters Giden Neydi 5- Riot Girrrl’dan 90’lara ve günümüze

"Tut beni, bi'şeyler oluyor Yardım et bana, biri yardım etsin Tut beni, kahretsin açım Yardım et bana, tam buradayım, sen kimsin?” Nirvana – Help Me, I’m Hungry  90’lara gelindiğinde yaklaşık on yıllık bir biriktirme döneminin ardından internetin yaygınlaşmasıyla bilginin kolay aktarımı ve farklı siyasi görüşlerin de popüleritesinin artmasıyla bu dönem bir alternatif müzik patlaması yaşandı. Fakat bu dönem kullanılan alternatif kavramı artık sadece 60’lar ve 70’lerdeki gibi piyasaya karşı yeni bir kültürden çok farklı bir müzikal arayışı da ifade ediyordu. Fakat ben burada bir nevi 80’lere tepki olarak doğan iki farklı akımdan bahsetmek istiyorum: Grunge ve  Riot Grrrl. Pearl Jam'in toy halleri. Eddie Vedder, 90'ların başında verdiği röportajda, Pearl Jam'in tarzına dair konuşmasında "klasik heavy metalcileri" çileden çıkaracak ilk cümlelerini sarf edecektir: "Biz hem heavy metal'iz, hem punk'ız, hem pop'uz, hepsiyiz; hem de hiç birisiyiz!" Seattle’lı yerel grupların oluşturduğu Grunge etkileniş olarak aslında heavy metalin ilk yıllarını örnek alsa da sonrasında 80’lerin gösterişli sahne sektörünü ve o dönemki konsept tarzını reddediyordu. Bunun aksine konserlerinde ve giyim kuşamlarında basitliği ve sadeliği benimsiyorlardı. Akımın  felsefesine bakıldığında ise kendilerini neoliberalizmin getirdiği bireyselleşme ve yabancılaşmaya karşı duruşla tanımlıyorlardı. Bu yönüyle punk kültürüne benzese de bunu punk gibi aktif bir mücadele ve radikal şarkı sözleriyle ifade etmiyorlardı. Şarkı sözlerinde özgürlük arzusu, sisteme karşı bir öfke olsa da mücadeleden uzak, çaresiz, depresif, kendi içine kapanık ve umutsuz bir karakter yapısı çiziyorlardı. Grunge aslında beklenenin çok üstünde bir çıkış yaşadı ve piyasada kısa sürede yüksekleri gördü. O dönem heavy metalin yaşadığı düşüşün en büyük sebebi de Grunge’taki  inanılmaz yükselişti. Fakat yükselişi kadar düşüşü de hızlı olan bu hareket 2000'li yıllara kadar nerdeyse bitme noktasına geldi. “Haddini aşma, Sıran gelmeden konuşma, Adamın dediğini dinlemelisin tabi, Artık adamın midesini yakma zamanı, yak, yak, yak, yak” Bikini Kill – Double Dare Ya (1991)   Diğer bir hareket de kadın grupların başlattığı Riot Grrrl’dü. Yukarıdaki fotoda bu akımın bayraktarı olan gruplardan Bikini Kill elemanlarının 1992'deki "isyankar" hallerini görüyoruz. Bir manifestoları olan, fanzinler ve internet aracılığı ile dünyanın birçok yerinde örgütlenen ve toplumdaki kadın-erkek eşitsizliğine karşı her alanda mücadeleyi savunan siyasi ve müzikal bir feminist-punk hareketidir. Yıllarca popüler kültür içinde kadının artık sadece şov aracı bir hale getirilmesine, rock müziğin giderek daha maskülen bir hal almasına, yeraltı kültüründe bile kadının ikinci planda kalmasına doğrudan karşı çıkmasıyla baştan beri gelen hareketlerden çok daha farklılardı. Hareketi oluşturan gruplar 20-25 Ağustos 1991 yılında beş günlük Uluslararası Yeraltı Pop Sözleşmesi adı altında bir festival düzenlediler. Bugün kadınların rock müzikte bu kadar etkin olmasında kendilerinin büyük etkisinin olduğu kesinlikle tartışılmaz bir gerçek. Hareket savunduğu ilkelerle dönemin grunge gruplarından ve dinleyicilerinden de büyük destek görmüştür. “Kralın peşinden gittiklerini biliyorsun. Vietnam ile konuştuğunda Gücü sahip olmayanlara çevirdi Ve sonra atış geldi” Rage Against The Machine – Wake Up (1992) Ayrıca bu dönem için değinmeden geçemeyeceğimiz bir grup ise RATM (Rage Against the Machine) grubu. Alternatif metal tarzları, doğrudan sistem karşıtı keskin sözleri, güncel siyasi gelişmelere dair yaptıkları açıklamalar, Meksika’daki EZLN harketiyle bağları, gerilla konserleri, konserlerindeki radikal protesto biçimleriyle ve eylemlerde en önde ellerinde megafonla görebileceğiniz grup üyeleriyle kısa sürede çok büyük bir etki yarattılar. Grup birkaç üye değişikliği ve yenilikle Prophets of Rage olarak yoluna devam ediyor. “Ayaklarım zincir Dört bir yanım duvar Elim cebimde cebim delik Elimde ne var?” Dr.Skull – Elim Cebimde (Hershey Yolunda – 1994) 90’lar Türkiye’sine bakacak olursak elimizde kocaman bir Türkçe Rock hazinesi var. Kesmeşeker, Dr.Skull, Yavuz Çetin, Whisky, Kramp, Acil Servis, Diken, Objektif, GRiZU, Athena, Radical Noise, Rashit gibi say say bitiremeyeceğimiz onlarca grup bu dönem İstanbul ve Ankara’da bir araya gelen ve tam manasıyla bir yeraltı kültürü oluşturan topluluğun içinden çıktı. Tekrar üzerine basarak söylemek istediğim bu dönemdeki grupların bana göre en önemli özelliği bir dertlerinin ve güçlü bir üretim potansiyellerinin olmasıydı. Çünkü bu grupların üretim gücü  grup elemanlarının yetenekleri ve yaratıcılıklarıyla sınırlı değildi, içinde bulundukları ortam, o yeraltı kitlesinin sohbet, fanzin ve atölyelerle yaptıkları üretimlerin hepsi kendini bu grupların müziklerinde gösteriyordu. Yazının başından beri değinmek istediğim nokta her dönem gruplar ve dinleyicileri arasında bir diyalektik ilişkinin olduğu. 90'lı yıllarda Athena, Thrash Metal ile başladıkları müzikal serüvenlerinde Hardcore-Punk'tan günümüzün Pop-Punk'ına kadar geniş bir skalada müzik ürettiler. Dinleyiciler grupları ne kadar beslerse gruplar da dinleyicilerine o denli kaliteli müzik sunabiliyorlar. Grup ve dinleyici arasındaki bu ilişki ne kadar sağlamsa aslında müzik de o kadar uzun ömürlü oluyor. Bugün Kesmeşeker dinleyicisinin hiçbir konseri kaçırmaması, ”en az popüler” şarkısının bile konserlerinde tüm dinleyenler tarafından ezbere söylenmesi veya birkaç ay sonra yapılacak Dr. Skull konserine Türkiye’nin dört bir yanından gelecek insanların olması, bu dönemdeki dinleyici ile gruplar arasında oluşan güçlü bağın bir sonucu. Çünkü ortada ayrı bir grup ve hayranları yok, bir araya gelindiğinde herkes o grubun bir üyesi. Bu durum aslında hem dinleyiciye hem de gruba ayrı bir öz güven kazandırıyor. O yüzdendir ki 91 Büyük Madenci Yürüyüş’üne destek konseri, Halepçe Katliamı’na karşı yapılan konser gibi büyük “star”ların bile sahneye çıkmaya çekindiği  yerde tereddüt etmeden sahneye çıkan rock grubu Kesmeşeker, her daim öncü bir grup olarak kabul edilecektir. “Yarattığınız sistemler, Kullandığımız yöntemler, Yaşamak istemem artık aranızda!” Yavuz Çetin – Yaşamak İstemem (Satılık-2001) Bugün sorulması gereken soru aslında arkamızda böyle bir tarih dururken biz ne yapacağız? Dinlediğimiz grupları piyasanın eline mi bırakacağız yoksa onlara omuz mu vereceğiz? Bu süreçte müziğe katkı sunacak üretimler (Fanzinler, güncele dair söyleşiler vs.) içine girecek miyiz? Veya Delikasap gibi piyasanın değil bizim kültürümüzün temsilcisi Rock'n'Roll Kültürü Mecmualarını çoğaltacak mıyız? Gruplarla bir araya gelip gerçekten dertlerini dinleyip çözüm bulmaya çalışacak mıyız? Veya gruplar tekrar kitlelerin arasına karışıp hayatın gerçeğini mi yansıtacaklar yoksa daha da bireyselleşen popvari, hiç kimseyi rahatsız etmeyen belki ufak, şirin, muhalif ama hiçbir zaman sisteme doğrudan karşı durmayan şarkılarla tekelleşmiş yapım şirketlerinin iki dudağı arasından çıkan bir sözcüğe bakarak güvencesiz bir hayat mı sürecekler? “İyi” müziğe kim karar verecek? Dinleyenler mi yoksa piyasa kaygısıyla müzik değerlendiren şirketler ve onların eleştirmenleri ve DJ'leri mi? Ya konserler? Üretimde ve tüketimde hiçbir şekilde özne olmayan tefeciden farksız organizasyon şirketleri popüler gruplara para yağdırırken alternatif grupları iki bira parasına sahneye çıkarmasına ne kadar seyirci kalacağız? Gerçekten teknolojinin bu kadar ilerlediği, tarihsel deneyimlerin biriktiği (Barışarock, Rock-A vs.), alternatif yöntemlerin bu kadar çeşitlendiği bir dönemde grupla dinleyiciyi bir araya getirmek için bu şirketlere gerek var mı? Her şey bizim elimizde; ya tekrar bir araya gelip “Long Live Rock N Roll!” diye haykıracağız ya da rock müzik, heavy metal, punk ve türevleri de “doymak bilmez maymunlar”ın elinde “Long Live Capitalism!” sesleri içinde yok olup gidecek...

“Rock’n’Roll Tarihi”nde Ters Giden Neydi (Yazı Dizisi) 1-Beyaz Adam, Siyahlardan Rock’n’Roll’u Nasıl Çaldı

''Rock'n'roll'un tehlikede Olduğu bir zamana yetiştin. Savaş sona erdi. Onlar kazandı.'' Söz konusu “yenilgi” Almost Famous'ta böyle yüzümüze çarpıyordu. 1950'lerde kapitalizmin tam kalbinde, ırkçılığın hala sürdüğü dönemde Amerika’nın kenar mahallelerinde siyahilerin elinde doğan ve kısa zamanda toplumdaki tüm çelişkileri içine toplayan Rock‘n’ Roll'dan söz ediyoruz. Vietnam savaşı, soğuk savaş dönemi ve sonrasında tek kutuplu dünyanın vahşi canavarı neoliberalizmin karşısında; Çiçek Çocuklar'da, 68 Kuşağı'nda, Anti-Faşist mücadelede, işgal evlerinde, Riot Grrrl’de hayat bulan, zaman içinde kendini ifade etmek isteyenlerin onlarca alt kültürünü  yarattığı ve belki de ilk defa dinleyicilerin kendini içinde özne hissettiği bir harekete, yaşam tarzına dönüşen kocaman bir ortak müzik kümesinden kısaca söz edeceğim bu yazı dizimizin ilk bölümünde...

Kadıköy Soundu’nun mucidi Kesmeşeker 10. albümünü yayımladı

Müzik literatürüne Kadıköy Sound'u sokan, yılların eskitemediği grup Kesmeşeker’in 10. Albümü “Kadıköy”, Ada Müzik Etiketiyle 22 Aralık’ta yayımlandı. Kesmeşeker 1990 yılında kuruldu. 27 yılı aşkın müzik yaşamına Dipten ve Derinden (1991), Aşk ve Para (1993), Tut Beni Düşmeden (1995), İnsülin (1998), İçinde İçindekiler Vardır (1999), İzin Vermedi Yalnızlık (2000), Kum (2004), Doğdum Ben Memlekette (2011) gibi albümlerin yanı sıra şimdi de onuncu stüdyo albümünü sığdıran Cenk Taner ve arkadaşları, son albümleri 'Kadıköy'de de yine kendine has soundunu sadık dinleyicisine sunuyor. Şarkı sözlerinde yine her zaman olduğu gibi Cenk Taner'in imzasını görüyoruz. Cenk Taner’e bas gitarda Canay Cengen, vurmalı çalgılarda ise Gökhan Özcan eşlik ediyor.  Ayrıca, Cansun Küçüktürk, Özgür Ulusoy ve İlkay Özboyar da albüme katkıda bulundular. Tüm düzenlemeleri  Kesmeşeker’e ait olan bu albümün Kayıt ve Mix’i Canay Cengen- 2017, Mastering Levent Büyük, Çağdaş Şenel - Stüdyo 18, Kapak çalışması ise Engin Güneysu imzası taşıyor. Kesmeşeker “Kadıköy” 22 Aralık’ta tüm müzik marketlerdeki yerini alırken 29 Aralık’tan itibaren ise tüm dijital mecralarda yayına girecek. “Kesmeşeker dinleyicisidir ki 'uçsuz bucaksız azınlık'tır; onlar 'kaç' değil 'kim'dir…” Cenk Taner'in 'Yoldan Çıkmış Şarkılar' adlı solo albümü de 2013'te Ada Müzik etiketiyle yayınlanmıştı....

Yerli “Alternatif” müziğin yeniden dirilişi mi: Gaye Su Akyol’dan Büyük Ev Abluka’ya “3. Yeniler” hareketi

Dünyada ve Türkiye'de "alternatif müzik" kavramı grunge kasırgası sonraki dönemlerde ilk etapta "ana akıma alternatif duruş" temsili algısı yaratan "düşük bütçeli" gruplara karşılık geliyordu. Doksanlar, iki binler, iki bin onlar derken artık ana akımının ta kendisine dönüşen bir kavramdan bahsedebiliriz. Türkiye'de de artık doksanlardan iki binlere hatta bugüne taşınan "eski yeni" gruplar; Kesmeşeker, Bulutsuzluk Özlemi, Pentagram gibi "Babalar"ın alternatifi internetin delirtici kolaylaştırıcılığının da etkisiyle yerlerini "Yeni Nesil Enteresan İsimli Türk Rock ve Alternatif Müzik Grupları"na bıraktılar.  Bununla birlikte günümüze doğru dört nala koşan müzikal algıdaki bu değişim kendini şu göstergelerle belli ediyordu: Kadın Vokallerin 2010 Sonrası Yükselişi, Elektronik Altyapılı Türk Gruplar, Dünya müzik piyasasında ikircikli durum, Değişen old-school kavramı, Evrensel müzik trendlerinin Türkiye’deki on yıllık gecikmeli yansımaları, Gezi sonrası değişen mizah anlayışı ve bunun müziğe yansıması ve Orta sınıfların eğlence anlayışı ve müziğin burda kapladığı yer vb gibi...

Sar Doksana doksana taktı, doksanlar sound hortladı

Sar Doksana belgesel lansmanı muhteşem bir katılım ile gerçekleştirildi. Dorock XL adlı mekanda gerçekleşen Sar Doksana'nın lansmanında doksanlı yıllara damgasını vurmuş birçok yerli rock grubu ve müzisyen sahne aldı ve belgeselden bazı bölümler izleyiciye aktarıldı. Güven Erkin Erkal'ın sunduğu gecede Bulutsuzluk Özlemi'nden Grizu'ya, Kargo'dan Kesmeşeker'e, Kronik'ten Kramp'a, Whisky'den Peyk'e, Objektif'ten Mavi Sakal'a tüm doksanlar yerli rock müziğe emek vermiş saygıdeğer müzisyenler performanslarını sergilediler. Sar Doksana, aynı zamanda etkileşimli bir belgesel olarak benzerlerinden çok farklı bir nitelikte, sahici ve alternatif bir "rock partisi" niteliğiyle katılımcılara keyifli bir gece yaşattı. Umuyoruz ki Ankara, İzmir, Eskişehir, Diyarbakır, Sur, Beyrut, Şam, Mekke, Bilecik gibi gözde Osmanlı kentlerinde yaşayan müzikseverler de sadece belgeseli izlemekle yetinmez ve yakın müzik tarihimizin mihenk taşı bu grupları sahnede de izleyebilirler. Geceden Bağzı Notlar: Belgeselin izleyiciyle buluşması sürecinde bir "ön sevişme" niteliği taşıyan etkinlikte Delikasap üyelerinin (Öncü Sancak ve bendeniz Ercüment Menemen hariç) kafalarının t.şşak gibi olduğu gözlerden kaçmadı. Özellikle Altuğ Kanbakan'ın sarhoş sarhoş sahneye çıkıp konuşma yapma çabaları sağduyuyla önlendi (Kesmeşeker'in vokalisti Cenk Taner'i öpecem diye tutturması Sar Doksana ekibi tarafından endişe ile karşılandı). Altuğ'un yerine sahneye sürüklenen Atlantis'ten Gelen Adam ise "The Man Who Wasn't There" filminden bir sahneyi canlandırarak Oscar'ı en az Leonardo Capri San kadar haketti! Caapriii, capriii saan, capri capri capri saan...

Right Menu Icon