Yine Paris, Yine Headbang

Delikasap Fransa fethine ara vermiyor! Zenith la Villette’ten bir türlü çıkamayan muhabirimiz yine keyifli bir konser macerasıyla sizlerle…

Sayın okurlar, sayın takipçiler. Yine Paris’ten bildiriyorum. Bu yazıda da hikayesini anlatacağım sayısız mükemmel rock efsanesi var. Gitarist dendiğinde akla gelen sayısız isim vardır. Eminim ki dünya nüfusunun yarısından fazlası favori 10 gitaristine şu iki dehşet ismi alır: Slash ve Eddie Van Halen. Anlaşılan yıldızlar mıldızlar güzel hizalanmış bir yerlerde ki, Slash, Myles Kennedy ve Conspirators yollarını Mamooth WVH ile kesiştirmiş ve karşımıza Eddie’nin (ışıklar içinde uyusun) oğlu Wolfgang Van Halen’ı ve sonra Slash’i aynı sahnede izleme gibi bir şans çıkmış.

Gitarın mucitlerine mi teşekkür etsek, rock ve metalin tanrılarına mı bilmem ama, Zenith la Villette eminim her konserde olduğu gibi bu konser de insanları birbirinden güzel duygu sellerine sokmaya hazırlanırken saat 18:30’da kapılarını açtı. Uzunca bir sıra, önümüzdeki konserlerden haberler getiren, soğuk bira satan (içeride biraz pahalı olabiliyor) ve bilet arayıp aramadığımızı bize soran çeşitli satıcılarla doluydu. Salonun içinde de butikler, yeme içme yerleri ve buralarda sıra bekleyen bir sürü rock’n’roll ruhlu insan vardı. Lafa gitarist diye başladım biliyorum. Ama Mammooth WVH çıktığında Garret Whitlock’un  kicklerinin sesine kafa sallamamak mümkün değildi. Ritim gitarda Jon Jourdan, bas gitarda Ronnie Ficarro ve lead gitarda sahneden bir daha inmeyecek olan Frank Sidoris vardı. Setlist sırasıyla şu şekildeydi: Another Celebration at the End of the World, You’re to Blame, I’m Alright, Like a Pastime, ardından Take a Bow şarkısında Myles Kennedy’i misafir ettiler finali Don’t Back Down ile yaptılar. Soundları gerçekten inanılmaz olan bu grubu dinleyebilmiş olmak inanılmaz bir keyifti.

Ardından verilen uzun bir ara sonrası herkes soluklanıp Slash’i, Myles Kennedy’i ve The Conspirators’u beklemeye başladı. Işıklar sönüp nefesler tutuldu ve karşımıza meşhur şapkasıyla hoplaya zıplaya Slash geldi. Myles ve The Conspirators da tüm karizmalarıyla sahnenin tozunu attırdı. Buradan hem Mammoth hem de Slahs’e gitarıyla eşlik eden Frank Sidoris’e saygılarımızı sunalım tekrar. Saçları uçuşa uçuşa bateriyi sallayan Brent Fitz, karizmadan geçilmeyen Todd Kerns ve Rocketman parçasında bateriye geçen davul teknisyeni Imy James de sahnede bulunan diğer isimlerdi.

Setlistimiz sırasıyla The River Is Rising, Driving Rain, Halo, Too Far Gone, Back From Cali, Whatever Gets You By, Actions Speak Louder Than Words, C’est la vie, Always on the Run, Bent to Fly, Avalon, Spirit Love, Guns’n Roses’dan Perfect Crime, Starlight, Wicked Stone, April Fool, Fill My World, Doctor Alibi, You’re a Lie, World on Fire, Elton John’dan Rocket Man şeklindeydi. Sonrasında Wolfgang Van Halen’ı sahneye davet ettiler ve çok keyifli bir Highway to Hell coverı yaptılar. Todd Kerns’in inanılmaz vokali ve seyircileri (çoğunluk oturuyor olmasına rağmen) coşturması gerçekten hayran olunasıydı.

Herkes susmuştu, kalpler konuşuyordu son dakikalarda. Herkesin aklından muhtemelen aynı eser geçiyordu. Tam gösteri bitti mi derken Slash üzerine inen sahne ışıklarının arasında o beklenen introyu yaptı: Anastasia. Çok uzun süren bir gösterinin son eseri olarak dehşet riff’ini çaldı ve hepimizi çok mutlu insanlar yaptı. Ben mi abartıyorum bilemiyorum ama arka sıralarda olmama rağmen Slash’in ellerinden damlayan teri, pırıl pırıl les Paul’unü ve kafasından asla çıkmayan o meşhur şapkayı adeta bir metre yakınımdaymış gibi hissettim. Yaşayan efsane bir kez daha notaların kelimelerden daha güçlü konuşabildiğini, bazı melodilerin kollardan daha iyi kucaklayabildiğini gösterdi.

Her gösteride olduğu gibi, ekibimiz tatlı selamlarını verirken eminim çoğu insan hep o anda kalmayı dileyerek, o gösteri sonu burukluğuyla evlerine, barlarına yola çıktı.

Ne diyelim o halde, teşekkürler Mammoth WVH, teşekkürler Myles, teşekkürler The Conspirators, teşekkürler Slash! A la prochaine!

 

Paylaş

Similar Posts

Bir yanıt yazın