2020’ye Bir İlaç da Moğollar’dan: “Anatolian Sun”

You are currently viewing 2020’ye Bir İlaç da Moğollar’dan: “Anatolian Sun”

Herkese selam! Öncelikle uzun zaman sonra ilk defa bir albüm yazısı yazdığım için de bu yazıyı yıllardır saygıyla takip ettiğim DeliKasap bünyesinde yazdığım için de çok mutlu olduğumu belirterek başlayayım. Yazıya vesile olan konu, 53 yıllık köklü değerimiz olan Moğollar’ın yeni albümü Anatolian Sun.

  Moğollar’ı uzun uzadıya anlatacak halimiz yok ancak belirtmek gerekir ki 53 yıllık bir grup, bu süre zarfında her zaman aynı grup olarak kalmıyor. Zaman değişiyor, grup üyelerinin hayatları ve tecrübeleri şekillendikçe değişiyor, grup üyeleri değişiyor, grup ara veriyor ve geri dönüyor derken zorluklarla, güzelliklerle, yaşanmışlıklarla dolu 53 yıl geride kalıyor. Benim ve birçoğumuzun görüşüne göre de memleketin kültür ve sanat belleğine gururla işlenen bir 53 yıldan söz ediyoruz. Bu nedenle Moğollar, en iyi şarkılarından oluşan bir derleme albümü sunmuş gibi görünse de olaya benim baktığım pencereden bakan insanlar için bu albüm heyecan verici. Üstelik yakın zaman önce BaBa ZuLa da bildiğimiz şarkılarını bambaşka bir kafayla icra ederek yeni bir albüm yayınlamıştı ve orada da bu duyguları hissetmiştim.

  Albüm var olan ve yıllardır ezberlediğimiz şarkılardan oluştuğu için şarkıların anlattıklarına, derin öykülerine, sözlerinin alt metinlerine falan tabii ki girmemizin anlamı yok. Düzenlemeler ve yeniden yorumlama üzerinde durmakta yarar var. Zaten Saygıdeğer Cahit Berkay’ın da (Cahit Abi demek isterdim) konserlerde belirttiği gibi bu şarkılar ilk yayınlandığı zaman, şimdiki hükümetler yoktu. Yanlış anlaşılmasın yani.

  Albüm, bir klasik olan ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ ile başlıyor. Cahit Berkay’ın film müziği olarak bestelediği bu müzik, Moğollar ile de özdeşleşip grubun da klasikleri arasına girmiş bir parça ve oldukça önemli. Bu şarkıyı Cahit Berkay’ın uzun zamandır eline almadığı curasını akort ederken bestelemiş olması, hem eğlenceli bir anı hem de müziğin ne kadar acayip bir şey olduğunun kanıtı gibi. Ne acayiptir ki bu efsanevi müzik, ortaya birden bire çıkmış. Gerçi Cahit Berkay gibi bir müzik aklının anlık bir ilhamla olsa dahi böyle üretimler yapması gayet doğal sayılabilir. İkinci parça yine Moğollar’ın albümlerinde farklı düzenlemeleriyle yer alan ve filmlerden de bildiğimiz ‘7/8 9/8’ de farklı düzenlemeler geçirmiş ancak nispeten standart bir performans olarak albümde yerini almış. Gerçi bu kadar klasikleşmiş şarkıların üzerinde ne kadar deneysel olunabilir o da muamma.

   Tam bu soruyu düşünürken albümün sıradaki parçası ‘Gel Gel’ sayesinde farklı şekilde düşünmeye başlayabiliyoruz. Açık konuşmak gerekirse Moğollar’ın kendi şarkılarını yeniden kaydedeceği bir projede en heyecan verici isim, gerek müzik bilgisi ve yeteneğiyle gerekse de gruptaki rolüyle Serhat Ersöz. Onun kıymeti de bu parçada ortaya çıkıyor. Yıllardır Cem Karaca versiyonunu dinleyerek yıllarımı verdiğim bir parçanın yeniden kaydedilmiş versiyonunu dinlerken resmen bambaşka hislere kapılmamı sağladı. Bu şarkının melodisi, düzenlemesi vs. ne eski versiyonunda ne de şu anki yeni versiyonunda Moğollar’ın diğer şarkılarından çok daha farklı bir yapıda. İlk versiyonundaki hafiften tasavvuf hissiyatı, bu versiyonda da yerini hafiften arabesk hissiyatına bırakmış. Gel Gel’in müziği ile şarkının sözleri ile birleşince gerçekten eğlenceli ve duygusal bir kimlik ortaya çıkmış bir kez daha. Moğollar’ın ve Cem Karaca’nın memleket müzik tarihine bıraktığı en orijinal parçalardan biridir bence.

     Buraya kadar albümdeki şarkıları, sırasıyla değerlendirecekmişim gibi görünmüş olabilir ancak özel olarak bahsetmek istediğim şarkılara ilk üçte yer alanlar da dahil olduğu için böyle bir öngörüye yol açmış olabilirim. Birkaç şarkı özelinde söylemek istediklerimi söyleyip genel bir toparlamayla yazının sonuna kadar gitme niyetindeyim. Bu yolda bir dikkat çekici şarkı da “Dinleyiverin Gari” oldu. Açıkçası bu kadar klasikleşmiş bir şarkıda radikal deneysellikler beklemiyordum. Böyle şarkılara radikal yeniliklerden çok ufak detaylar halinde güzellikler eklenince daha hoş oluyor. Dinleyiverin Gari, herkesin çok sevdiği bir şarkı. Yeni versiyonunda bağlamanın biraz daha “distortion” aromalı olduğu, zurnanın olmadığı ve klavye tınılarının da yoğunlaştığı bir parça dinlemek benim hoşuma gitti. Zira zurnayla bir derdim yok ama dediğim gibi Serhat Ersöz, çok büyük sanatçı. Onun dokunuşları çok etkileyici. Zurna demişken, Moğollar’ın Cem Karaca ile 70’lerde kaydettiği ‘Obur Dünya’ parçasında Binali Selman’ın meyi ve zurnası ile şarkıya giriliyordu. Mey ve zurnayla başlayan bir parçanın nakaratında Taner Öngür’ün tarifiyle adeta bir hard rock havası esip gürlüyor. Acayip bir kayıt. O versiyonu da aşırı sevdiğimi söylemeden edemeyip Binali Selman ustayı da saygıyla anarak albüme geri dönüyorum.

     Yine sıradan gitmiş gibi olacak ancak sıradaki ‘Çığrık’ da özel bir parantezi hak ediyor. Normalde Taner Öngür’ün vokaliyle aşina olduğumuz bu şarkıda bu sefer Emrah Karaca ön plana çıkmış. Emrah Karaca’nın, Moğollar’da vokal yapan diğer isimlere göre daha kirli bir sesi var ama buna rağmen halk müziği uyarlamaları olarak aşina olduğumuz şarkılarda iyi bir denge ortaya çıkmış. Ayrıca şarkının ortasındaki darbuka ve bas gitarlı solo da, albümün şahane sürprizlerinden biri olmuş. ‘Çığrık’, yeni versiyonuyla fazlasıyla lezzetli bir iş olmuş. Babaları tebrik etmek benim haddime değil ancak naçizane teşekkürlerimi iletmek istiyorum bu güzel emekleri için. ‘Haliç’te Günün Batışı’ ve ‘Iklığ’ parçaları ise albüm yayınlanmadan önce kısa aralıklarla paylaşılmıştı ve heyecan yaratmıştı. O videolarda BaBa ZuLa üyelerini de görüp ekstra heyecanlanmıştım ancak albümü dinlerken BaBa ZuLa’nın hangi parçalarda tam olarak yer alıp almadığını kestirmem mümkün olmadı. Sanıyorum ki perküsyonlarda öyle bir misafirlik durumu olmuş olabilir ancak detaylı yorum yapmak, albümün kartonetini incelemeden zor gibi. Enstrümantal açıdan zengin bir albüm olduğu kesin. Konuk olarak yer alan tüm sanatçıların da emeğine sağlık olsun.

   Toparlama evresine doğru gelirken özellikle bahsetmek istediğim son iki şarkı: ‘Alageyik Destanı’ ve tabii ki ‘Bi Şey Yapmalı’ parçaları. ‘Alageyik Destanı’ her yeni versiyonda daha yavaş bir yorum olarak sunuluyor ve bu albümdeki versiyonu da bir hayli etkileyici olmuş. Emrah Karaca ve Taner Öngür’ün düeti şeklinde ilerleyen şarkıda vokal melodisini izleyen Cahit Berkay’ın yaylı tamburu, Serhat Ersöz’ün klavyesi ve Kemal Küçükbakkal’ın ağır ve vurucu biçimde ilerleyen harika ritimleri şarkıyı tamamlamış. Bence albümün en etkileyici performansı açık ara ‘Alageyik Destanı’ olmuş diyebilirim. Cahit Berkay’ın solosu da ayrı bir mesele, onu zaten anlatmak kolay değil. ‘Bi Şey Yapmalı’ ise zaten bildiğimiz bir kalite ancak şahsi olarak fazlasıyla dikkatimi çeken bir şeye rastladım. 2016 yılında Moğollar’ı canlı dinlediğim anlardan birinde bu şarkı çalınırken meşhur klavye melodisinin albümlerdekinden daha “yayvan” bir şekilde çalındığını fark etmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Serhat Ersöz, bu tarzı yeni albümde de ortaya koymuş.

      Moğollar, bu albümde genel olarak yaşanmışlıklarla birlikte gelen değişim ile gruba kuruluş yıllarından çok daha uzun yıllar sonra dahil olmuş genç müzisyenlerin de katkısını harmanlayarak ortaya klasiklerden oluşan yeni nesil bir eser koymuş. Usta müzisyenler söz konusu olduklarında birçok müzikseverin sorduğu “Acaba bu şarkıları bugün yeniden yapsalar nasıl olur?” sorusuna gerçekten de güzel cevap vermişler. Ayrıca son derece arızalı geçen 2020 yılını güzel anmak için bize büyük bir imkan yarattıkları için de kendilerine derin sevgilerimizi, saygılarımızı, selamlarımızı göndermek boynumuzun borcu. Albümde emeği geçen herkese teşekkür ederken herkese de sağlıklı ve müzik dolu günler dileyerek yazının sonuna gelmiş bulunuyoruz. Saygılar, selamlar…

DELİKASAP DERGİ SON SAYI ÖN SİPARİŞE HAZIR:

Bir cevap yazın