EMRE DOĞULU OKUYUP AKLIMDA KALANLAR
Keyifli bir Pazar günü yapacak daha iyi bir işi olmayan herkesin yapacağı gibi ben de DeliKasap.org’un başına geçtim ve daha önceden boş bir zihin ve yeterli vakit ile okumak için not aldığım Emre Doğulu mahlaslı değerli fikir insanı dostumuzun yazılarına kendimi kaptırdım ve abartmadan söylüyorum: Saatlerce başından kalkamadım! Böyle bir kişisel gelişim hizmetini kamuya açık ve ücretsiz şekilde sunan DeliKasap dergisine ve kıymetli editörü Murat Arda üstadımıza da teşekkürü bir borç bilirim.

Benim söyleyeceklerim, kozmosun fikri-düşünsel tarihi içerisinde yazar kadar bilgiye sahip olmamamdan kaynaklı olarak yalnızca “feedback” olarak değerlendirilmelidir.

Yazıları okuma işine giriştiğinizde üzerinize kürek kürek kavram atıldığını göreceksiniz. “Korkmayın!” diyemeyeceğim, korkun valla. Özellikle illa ki rock-metal dinleyicisi tayfa, daha sonra bu rock-metal işini biraz daha boyutlandırmak isteyen yurdun aydınlık yüzleri olan ekip ve sonra da bunların hiçbiri bu kitleyi kesmeyen, felsefe, sosyoloji, antropoloji kasan arkadaşlar; sözüm hepinizedir: Büyülü bir yolculuktasınız, tadını çıkartın. Kâh Deleuze ile ufkunuza kat çıkacak, kâh Madonna’nın erkek arkadaşı olamadığınıza hayıflanacaksınız.

Şu fani rock-metal aleminde kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyin diye bizleri her yazı bitişinde uyaran yazarımız haksız sayılmaz. Ortalama bir DeliKasap okuru, bu kifayetsiz muhterisler ile aynı masaya otursa ezip geçer emin olun. Rock müziğimize ilk günden beri atfedilegelen “Asilik” başlığında toplanabilecek her argüman, son tahlilde hakikatli bir asiliğin önüne geçmek için araçsallaştırılmaktadır. Amaçsız, yönelimsiz bir asilik ne kadar koftidir bunu yazıları okudukça göreceksiniz. Zibilyon tane düşünce akımının hem tarihsel hem güncel temsilcilerinin mürekkeplerinden özenle damıtılmış en rafine fikirleri, adeta hızlandırılmış bir felsefe kulübünün en acar öğrencisi gibi sürekli bir yerlere not etmeye kalkışacaksınız. Edin!
Örneğin; Adorno’yu hep caz ile ilgili atıp tutarken yakalamışsınızdır. Şimdi bir de rock mecrasında görün bakalım. Ya da hep bir yerlerden kulağınıza çalınan, ama oturup da etraflıca irdeleme imkanını bulamadığınız şu meşhur Frankfurt Okulu’nun en genel, kabataslak görüşleri nelerdir, kimdir, necidir bu herifçioğulları, ne bokuna bu kadar tozu dumana katmışlar acaba? İşte bu ve buna benzer bazı sorular da kafanızda yer edecek. Hem de bunları rock-metal işleriyle ilişkilendireceksiniz. Hadi iyisiniz valla, ortamlarda iyi iş yapar bunlar.

Efendim, nihayetinde rock-metal camiasında son derece niş üretimler yapan ve yapmaya da devam eden medarı iftarımız DeliKasap mecmuasına da böyle bir yazar ve onun aynı oranda niş düşünceleri yaraşır elbet. Ben de naçizane kendimden şöyle bir katkı ile sonlandırmak isterim. Multidisipliner olmak su gibi ekmek gibidir, hatta ekmeği tuza banıp yemek gibidir. Uzmanlaşmak da elbet iyidir, fakat Emre üstadımızı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız ki; otoriter eğilimler buralara pusu atıyor ve sonucunda üç kuruş kıymeti olmayan şeylere ve kişilere ilah muamelesi yapmaya kadar varıyor. O yüzden, en genel ifade ile “beğendiğimiz” görüşleri, fikirleri başka disiplinler ile hemen etkileşime sokup sağlamasını yapmakta yarar var diye düşünüyorum. Yarar yoksa da zararı da yok ya! Değil mi?

Son söz olarak, -vallahi billahi son!- şunları eklemezsem ölürüm:
- Wind Of Change’in sözlerini CIA’nın yazdığından anam babam gibi eminim, kanıta gerek yok.
- Orwell denen hıyarın yediği haltlar daha fazla anlatılmalıydı!
- Seminer istiyoruz!








