#mahmutsaral Tag

Komşu Ukrayna’da kanlı canlı KISS keyfi

Kiss: End of the Road - Kiev'de öpücüklere boğulmak! Geçen sene bu zamanlar, Berlin'de, güllerin kokusuyla sarhoş bir şekilde silahlardan kaçıyordum. Birkaç kez vuruldum da. Guns N' Roses, Not in This Lifetime 2018 Tour kapsamında, Avrupa'daki ilk konserini vermişti ve tek kelimeyle müthişti. Konserin ardından Slash'le otelinde görüşebilmiş, bu harika deneyim için teşekkür etmiştim. Ve bu sene, bu zamanlar...

Bir yanımda Alpay Şalt, bir yanımda Matt Sorum

Kısa süre önce sevgili Alpay Şalt ile buluştuk. Uzun süredir fırsat kolluyordum aslında, hem kendisini tekrar görebilmek hem de bahsettiği Matt Sorum posterini alabilmek için. Ben aslında vakti varsa oturur, bir şeyler de yeriz diye düşünmüştüm. O ise biraz daha "yol sohbeti" havasındaydı. Direksiyonda o, yanında da ben. İlk konumuz Buckethead'ten açıldı, zira üstümde tişörtü vardı ve görünce şaşırdı. Yurt dışından sipariş verdiğim bir tişörttü, çünkü ülkemizde rock tişörtleri çok da çeşitli değil (Ya da benim gözlemim öyle). Bu arada, özel basım Whisky tişörtümle bu yaz arz-ı endam edeceğim. Bir sonraki konu olarak sinemaya atladım. Alpay ağabeyin Alien serisinde favori filmi Aliens imiş. Yani James Cameron'ın yönettiği, daha fazla aksiyona sahip, birçok kişiye göre de serinin en iyisi. Benim için de en iyisi. Derken Türk Sineması'na, Eşkıya'ya geçiş yaptık. Başrolde Şener Şen ve Uğur Yücel'in yer aldığı, Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği film. Belki dikkatinizi çekmiştir, filmde kısa süreliğine Alpay ağabey de görünüyor. Bilmeyenler için, filmin 48. dakikasına gidin ve barda müzik yapan bir grup göreceksiniz. Bakın davulda kim var? Peki ama nereden çıkmıştı bu fikir? Şöyle anlatıyor: "Liseden sınıf arkadaşım Selim Demirdelen, aynı zamanda lise grubumuz Seth'in kurucularından, besteci ve klavyecisiydi. Bu filmde Yavuz Turgul'un yönetmen yardımcısıydı. Biraz eskiye gidecek olursak Selim, Manajans'ta ses stüdyosunda çalışırken Yavuz Turgul da reklam yönetmeni olarak çalışıyordu ve hatta ajans bünyesinde bir müzik grubu kurulmuştu. Turgul, bu grupta bas çalıyordu. Tekrar filme gelelim. Selim bana geldi ve Kadıköy'de yapılacak bir çekim için bir gruba ihtiyacı olduğunu söyledi. Davula ben, klavyeye Selim, bas'a da Çağatay Ateş geçti. Sonra Selim, Akmar Pasajı'na giderek enteresan görünümlü karakterler seçti ve playback deneme yaptık. Yer aldığımız sahnenin müziğini Selim Demirdelen, Uğur Yücel ve Yavuz Turgul birlikte yaptılar diye biliyorum. Bizim de içinde yer aldığımız bar sahnesi 2.5 dakika boyunca kesintisiz olarak, tek seferde çekildi." Derken, kısa süreli buluşmamızın sonuna geldik. Arabanın bagajından devasa bir çerçeve çıkardı, özenle paketlemiş. Ucundan açıp baktım, Guns N' Roses'ın eski davulcularından Matt Sorum da bana bakıyor. Bayağı şanslı hissettim kendimi; bir yanımda Alpay Şalt, bir yanımda da Matt Sorum (En azından fotoğraf olarak) var. İki büyük davulcuyla kaç kere takılma şansınız olur ki? Tekrar görüşmek üzere vedalaştık ve kocaman çerçeveli Matt posterimle yeni evime doğru yol aldım. Yeni evimin ilk hediyesi! Tabii ki fotoğrafını Facebook sayfamda da paylaştım ve kısa süre sonra iki arkadaşımın daha bu posterle fotoğrafları olduğunu öğrendim. Biri Haluk Sözeri, diğeri de Sinan Doyan. Öğrendim ki bu poster, meğerse yıllar evvel Alpay ağabeyin işlettiği mağazanın duvarını süslüyormuş. Binlerce müzik severle hatıraları olmuş. Dolayısıyla benim için daha da değerli hale geldi ve daha sonra birkaç soru yönelttim Alpay ağabeye...

Sebastian Bach’dan sonra efsane Bruce Campell da patladı: “Çoğunuz kıçımı öpebilirsiniz ama…”

4 yıl önce bu sayfalarda Sebastian Bach'ın internet ve sosyal medya kullanımı üzerine yaptığı eleştirilerden söz etmiştik. Bach, o sıralar Give 'Em Hell isimli yeni solo albümün çıkarmıştı ve Amerika'da ilk haftada yalnızca 4 bin adet satılınca küplere binerek Facebook'taki bir milyona yakın hayranına şöyle seslenmişti: "Facebook sayfamda 800 binden fazla hayranım var. Birçok şey yazıyor ve paylaşıyorum. 800 bin hayran ve bunların 75-80 bini sürekli sayfayla ilgili konuşan kişiler. Ama yeni albümüm Give 'Em Hell çıktığında ise, ilk haftada Amerika'da yalnızca 4 bin adet satıldı ve Bilboard Top 200'e 72. sıradan giriş yaptı. Buradan o yaklaşık 5 bin kişilik hayran grubuna teşekkür ediyor ve geriye kalan 795 bin kişiye soruyorum: 'Neden sayfamdasınız? Neden beğendiniz ve ne yapıyorsunuz? Fotoğraflarımı beğenmeye mi geldiniz yoksa?' Hadi 800 bin kişinin 70 bini sayfada konuşuyor. Ama ne konuşuyorsunuz? 'Onu seviyoruz, yeni bir albüm çıkardı, ama almayacağız' mı diyorsunuz? Rock albümleri bugünlerde pek satmıyor gibi. Country müzik yapılıyor ve fanlar albümlerini alıyor. Rap müzik sevenler gidip CD alıyor, Justin Bieber hayranları da gidip CD alıyor. Benim Facebook sayfamda 800 bin hayranım var, ama 795 bini almıyor. Teşekkürler ya! Rock müzik ölüyor ve bunun katili sizlersiniz." Tabii her isim gibi Bach'ın dili "korsan" sebebiyle de fazlasıyla yanmıştı. Bu tip örnekler hâlâ var aslında. Bu yazının devamı için aşağıya tıklayınız: [embed]http://www.delikasap.org/2018/04/23/sebastian-bach-fakebook-fuckbook-diye-cemkirdi/[/embed] Şimdi gelelim günümüze...

Sebastian Bach, “Fakebook-Fuckbook” diye çemkirdi

Sebastian Bach, Facebook hayranlarına tepkili, ama durmaya niyetli değil Sebastian Bach denilince aklınıza ilk ne geliyor? Tamam, belki de dünyaca ünlü Alman besteci Johann Sebastian Bach geliyordur, olabilir. Ama konumuz o değil. Şimdi başa saralım. (Yukarıdaki kapak Delikasap'ın efsane sayılarından...

Bir Doom Metal var bir de Doom Kitabı

Heavy metal hayranı nerd arkadaşım Mahmut Saral Doom Kitabı yazacağım diye ensemde öylesine boza pişirmişti ki sonunda dayanamayıp “tamam ule,” demiştim, “kitabın çıksın, ilk ben edineceğim!” Her ne kadar “Doom Metal” bana kasvetli ve fazla ağır abi işi gibi gelse de neticede aynı zamanda üretken bir Delikasap yazarı da olan arkadaşımıza destek olmak elbette ki boynumuzun borcuydu. Kitap çıktı, ben de edindim. Hatta Mahmut ile kendi kitaplarımızı değiş tokuş bile ettik. Lakin bir sorun daha vardı. Doom Metal ayrı, doom kitabı ayrı dünyaların konseptleriydi. Bunu da öğrenince Mahmut Saral ile röportaj yapmak şart oldu. Şaka bir yana, self-publishing olayında ısrarcı olacağını söyleyen ve ikinci nerd kitabının çalışmalarını tam gaz sürdüren Saral’a kulak vermekte faide vardı...

Guns N’ Roses’ın en sevimli, ama en talihsiz ismi Steven Adler ile GN’R birleşmesi üzerine…

Terminator 2 olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. İyi ki böyle bir film yapıldı ve George Thorogood'un "Bad to the Bone" şarkısına yer verildi. Fenomen bir şarkı ve bir zamanlar bu şarkıya ulaşmak için çok uğraştım. O uğraşlar esnasında da Guns N' Roses'a ısındım. Gerçi GN'R da filmde "You Could Be Mine" ile yer alıyordu ya, ilk başlarda dikkatimi çekememiş demek. Her neyse. "Hard Rock Şampiyonları" unvanlı Guns N' Roses, hayatımın grubu desem yeridir. İstanbul'da izleyebildim. 2012 konseri sonrasında Axl Rose dışındaki tüm üyelerle sohbet edip tanışma fırsatına eriştim. O sırada Axl, helikopterle Bulgaristan'a geçmeye hazırlanıyordu. 1 sene sonra Slash geldi ve onunla da tanışıp, imza aldım. O esnada bana "Bu adamı hatırladım" demişti, ama dahasını konuşmaya fırsat olmamıştı. Steven Adler'la da grubu Adler'ın albümü "Back from the Dead" için röportaj yapmıştım. Ve şimdi önüme bakacak olursam, 20 Haziran'da Polonya'ya gidiyorum. Bir süre önce reunion gerçekleştiren Axl Rose, Slash ve Duff McKagan'ı izlemeye. Bu benim ilk "Guns N' Roses - Stadyum Konserim" olacak. Peki ama kadroda niye Izzy Stradlin ve Steven Adler yok? Bu konuda sorular ve cevaplar çok, ama an itibarıyla net cevaplar bulabilmek kolay değil. Guns N' Roses'ın "Appetite For Destruction" albümünde harikalar yaratan davulcusu Steven Adler, aynı zamanda grubun en talihsiz ismi (bence). Yıllar evvel "madde bağımlılığı" sebebiyle gruptan atılan Adler, 27 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ gruptan atılmasının "gerçek sebebini" bilmiyor. Eh, biz de bilmiyoruz. Bir gün geri döner mi, neden olmasın. İşte Steven Adler'ın Guns N' Roses reunion turnesi ve son dönemde yaşananlar hakkında medyayla paylaştıklarından bir özet. Aslında ilk reunion konserinde olacaktı, ama...

Right Menu Icon